10 Mart 2021 Çarşamba

KUSURSUZ BİR MESAFE

 


KUSURSUZ BİR MESAFE

Utku Yıldırım

2021

Dedalus Kitap

163 sayfa

 

Modern ilişki çıkmazları ile ilgili bir roman.

Gerçi bana göre çıkmaz değil ama… Daha doğrusu ilişkileri çıkmaza sokmak bana anlamlı gelmediği için kitaptaki yakarışlarla da empati kuramadım.

*

Kitabın baş karakteri Ufuk, Derin ile evlenecek. Ama bu evlenmenin iyi bir fikir olmadığının farkında. Çünkü Derin’i eskisi kadar sevmiyor. Derin de aynı şekilde bu evliliğin iyi bir fikir olmadığının farkında, çünkü o da sevmiyor. O zaman derdiniz ne değil mi?

Ufuk bu duruma tepki olarak başkalarıyla birlikte oluyor.

Derin de.

Burada da aynısınız.

Benim eş olma haliyle ilgili şöyle bir gözlemim var; insanlar denklerini buluyor. İlişki kurduğun insan aslında bir ayna. Aynadaki görüntünden memnunsan ilişkiyi sürdürüyorsun, bu normal olan. Ama bazen aynadaki görüntünden memnun değilsin fakat düzeltesin de yok. İşte bu anormal olan. Normal insan memnun olmadığı görüntüyü değiştirir, yani ilişkiyi sonlandırır. Ama burada ikisi de adeta kabız gibi davranıyor. İkisinin de hem birlikte olmaya, hem ayrılmaya gönlü yok. Ufuk bu gönülsüzlüğü satırlara dökmüş. Eyleme dökmek bana daha rantabl bir çözüm geldiği için okuması zor bir kitap oldu. Yazarı arkadaşım olmasa okumazdım da ne yalan söyleyeyim. Çünkü benim düz, basit, yüzeysel işleyen aklım böyle şeyleri almıyor. Meseleler, huzursuzluklar benim için çözülmesi gereken şeyler. Çözüm için de harekete geçmek gerekir. Bazen hareketsizlik de çözüm olabilir, o zaman da sessizce, şikayet etmeden beklemeyi daha mantıklı buluyorum. Yani hareket/hareketsizlik/eylem/eylemsizlik… her ne ise, alınan kararın sonuçlarına katlanmaktır yetişkinlik.

*

Ufuk, beraber olduğu insanları değiştirebileceğini düşünüyormuş. “İletişim kurduğum insanları bir şekilde dönüştürebileceğimi düşünüyordum, yeterince önemsediğimi gösterebilirsem elbet değişebilirlerdi.” Sf.17

Derin de öyle düşünüyormuş. Sık sık Ufuk’un üstünü başını düzeltiyormuş, babası gibi olamadığını söylüyormuş…

Yine çiftlerin birbirini bulduğu tezimi kanıtlayan bir örnek işte. İkisi de birbirini değiştirmek istemiş, sonra da işte nötrlemişler.

Ayrıca bir insanı değiştirme fikri çok cüretkar değil mi? Karşında yetişkin bir insan var. Değiştirmeye çalışmak ne cüret!

*

Bir de bu ikisi birbirlerine eski sevgililerini anlatmış. Derin, Ufuk’a eski sevgilisi “Haluk’la yaşadığı cinselliğin zirve noktasında olduğunu” anlatmış defalarca. Bu hiç iyi bir fikir mi Allaşkına? Ufuk da tabii kendisi ile kıyaslamış sonra. Aklından çıkaramamış kızın eski sevgililerini.

Arkadaşlar, sevgiliye eski sevgili anlatılmaz. Hatta muhabbet arasında yeri gelirse “bir arkadaş” diye geçiştirilir. Bunun dürüst olup olmamakla ilgisi yok. Al, dürüst oldunuz da ne oldu? Dürüstlük bu değil. Bu patavatsızlık.  

*

Ufuk “annem gibi biriyle evlenmem” diye düşünürken bu defa babası gibi biriyle evlendiğini fark etmiş. Annem gibi biriyle evlenmem, babam gibi biriyle evlenmem yerine neden “Evlenmem” bir seçenek olarak düşünülmez acaba?

Kendi anne babasının evliliğindeki sorunları, hatta çevresindeki insanların evliliklerindeki sorunları görüp hala evlenme ve kendi evliliğinin onlar gibi olmayacağı düşünü kurmak çok sefil bir umut.

Bir de klasik evlilik masrafı tartışmaları. Kepazelik bu kısımlar.

Türkiye’de bir Türk kızı/Türk erkeği ile evleniyorsanız onun anne babasıyla da, özellikle annesiyle de evleniyorsunuz. Bunu kabul ediyorsanız “Evet!” deyin. Bundan bir nebze kaçınmanın yolu bütün masrafları müstakbel karı-koca olarak sizin üstlenmeniz. Anne babalardan evlilik konusunda para alırsanız onlara söz söyleme hakkı da vermiş olursunuz. İnsanlar bir yere para verince o paranın harcandığı yerle ilgili söz söyleme hakkına sahip olurlar. Anne babanız evliliğinizin masraflarına katkı sağlıyorsa evliliğinize de karışırlar. Karışmalarını istemiyorsanız paralarını almayacaksınız.

En temizi bize yabancı yengeler/enişteler getirin.

*

Başta dediğim gibi, ilişkiler benim için karmaşık şeyler değil. Bunu bu şekilde karmaşıklaştırmak da anlayabildiğim bir şey değil. Mottom sev ya da terk et. İkisini de beceremiyorsan sus.

Ama Ufuk “ortada bir acı var, ben çekmezsem yazık olacak” diye düşünüyor. Sf 29. O yüzden de bence karmaşık olmayan bir olaydan acı devşirmiş. Sanatçı ruhlu insan neticede. Mutsuzluk sanatçıların besin kaynağı sanırım. Her şeyin yolunda olduğu bir hayatta eser çıkaramıyorlar galiba. Hatta Ufuk’un lise yıllığına da yazmış bir arkadaşı”acıyı olabildiğince büyütüyor” diye. Derin de Ufuk’un sanatçı ruhunun bu olaydan faydalanacağını düşünerek “Sana bir roman çıktı işte” diyor. 

Gerçi Derin de sanatçı. Şiirle ilgileniyor. Edebiyatçı ikisi de. Ama Ufuk’un yansıttığına göre Derin’de öyle bir derinlik yokmuş. Bilemenko. İlişkileri taraflardan birinin ağzından dinleyince tek taraflı bir çıkarım yapılabiliyor ancak. Tolstoy’un “KreutzerSonat” kitabını okurken de bir de karşı tarafı dinlemek lazım diye düşünmüştüm. Kitapta karısından ve evliliğinden yakınan bir adam vardı. Adamın ağzından okuyunca ne biçim kadın, ne biçim evlilik diye düşünüyoruz. Ben bir de kadını dinlemek isterdim.

Ayrılık sonrası insanlar genelde kendilerini haklı çıkartacak argümanlara sığınırlar. Kötü niyetli yapmazlar bunu, doğal olarak böyle anlatıverirler. Sadece bu kısmı görebildikleri için. 

Ufuk da “hatanın bende olmadığından emin olmalıydım” diye ilişkiyi sürdürmüş. Sanki başarı ilişkinin sürmesiymiş gibi. Halbuki bu hikayede başarı ilişkinin bitmesi idi.

Aslında bunu hata ya da başarı diye adlandırmamak lazım. Bu adlandırma nedeniyle kafalar bulanıyor anlaşılan. Hata değil, başarı değil, olağan bir şey. İlişki başlar, biter. Burada bir hata, suç ya da suçlu aramamak lazım. “Pay” acaba biraz daha doğru bir adlandırma olabilir mi? İlişkinin başlamasında/bitmesinde benim payım ne? Bu belki biraz daha sağlıklı olabilir.

*

Ufuk ve Derin evlendikleri halde başkalarıyla birlikte oluyorlar. Ufuk’un buna gerekçesi karısının zaten kendisiyle ilgilenmemesi. Yani “Önce o başlattı!” diyor. Şık mı?

Yani aslında gayet birbirlerini birbirlerine denk bulmuşlar ki ilişki başlamış, sonra bir terslik olduğunu sezmişler ama bu seziyi hayata yansıtmakta zorlanmışlar. Debelene debelene tersliğin içinden çıkmışlar. Fiziksel olarak çıkmış gözüküyorlar ama ruhsal ve zihinsel olarak nerelerdeler bilemeyeceğim.

*

Yazarın bir başka kitabı için bkz: Asker Daha Fazla Elliott Smith Dinlemek İstemiyor

 

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder