17 Ağustos 2017 Perşembe

KARAMAZOV KARDEŞLER


KARAMAZOV KARDEŞLER

(Bratya Karamazovi)

Fyodor Dostoyevski

1880

Ötüken Yayınları

Çeviri: Ender Gürol

1.  Baskı – Şubat 2014

912 sayfa


Müthiş.

Çok sevdim.

Çok bayıldım.

2 cilt ama 1 cilt daha olsa yeridir, onu da severek okumaya devam ederdim.

*

Karamazov Kardeşler üç kardeş.

1.       Dimitri
2.       İvan
3.       Alyoşa

Baba Fiyodor Pavloviç Karamazov hayırsızın teki. Hem baba olarak hem koca olarak evlerden ırak biri.

İki kez evleniyor.

İlk karısından Dimitri, o ölünce evlendiği ikinci karısından İvan ve Alyoşa doğuyor.

İkinci karısı da ölüyor.

Annesiz kalan çocuklar baba ilgisinden ve sevgisinden yoksun olarak onun bunun yanında büyüyorlar.

*

Dimitri bir kadınla nişanlanıyor. (Katya)

Daha sonra başka bir kadın için nişanı bozuyor. (Gruşenka)

Gruşenka’yı baba Karamazov da seviyor. Olacak şey mi?

*

Eski nişanlı Katya ile de İvan arasında bir şeyler var.

*

İvan ailenin cool çocuğu bence.

Alyoşa dindar.

İvan ile Alyoşa’nın Tanrı hakkında tartışmaları oluyor zaman zaman.

*

İlk ciltte bu kardeşlerin huyunu suyunu, gelmişini geçmişini okuyoruz.

İkinci ciltte heyecan başlıyor. Çünkü bir cinayet işleniyor.

*

Baba Karamazov öldürülüyor. Sanık olarak Dimitri gösteriliyor. Çünkü tüm oklar Dimitri’yi işaret ediyor. Aynı kadına aşıklar, Dimitri babasının kendi parasını iç ettiğini düşünüyor, ortamlarda babasını öldüreceğini söylüyor. "Ben öldürmedim" diyor ama başka şüpheli de gözükmüyor.

*

Halbuki katil kimmiş?

Söylüyorum.

Bak, kitabı okuyacağım, sonunu söyleyip piç etme, diyorsanız tam şimdi gidin, uzaklaşın, kurtarın kendinizi.
.
.
.
.
.
.
.
Giden gitti mi?

Söylüyorum o halde.

Katil uşak.

Uşak Smerdiyakov.

Smerdiyakov’un da aslında Fiyodor Pavloviç’in gayrimeşru çocuğu olduğu söyleniyor.

*

Fakat bu gerçek ortaya çıkmıyor.

Smerdiyakov intihar ediyor.

Dimitri ceza alıyor.

*

İkinci cildin sonlarında mahkeme sahnesi var. Meslek itibariyle de o kısımlar daha çok ilgimi çekiyor tabii. Avukatın şöhreti, savcıyla atışması, sayın jüri üyeleri...vb 

Yalnız gerçek ortaya çıkmıyor, yazık oluyor. 



15 Ağustos 2017 Salı

TATSIZ BİR OLAY


TATSIZ BİR OLAY

(Skerniy Anektod)

Fyodor Dostoyevski

1862

Can Sanat Yayınları

Rusça aslından çeviren: Nihal Yalaza Taluy

4. Basım – Mart 2017

75 sayfa


İvan İlyiç yüksek rütbeli memurlarla aşağı rütbeli memurların iyi ilişkiler kurabileceğini, illa emir-komuta içinde olunmaması gerektiğini savunuyor.

Bu düşüncesiyle tutarlılık göstersin diye – kafası da biraz güzelken- kendinden aşağıdaki bir memurun düğününe katılıyor.

Davet edilmediği halde.

Sürpriz bir şekilde.

Damat, kendi bütçesine göre düzenlediği mütevazı düğün töreninde bu üst rütbeden misafiri ağırlayabilmek için büyük zorluklara katlanıyor.

İvan İlyiç, yanlış yaptığını fark ediyor ama gidemiyor da.


Sonuçta ortamı mahvediyor. 

YABAN


YABAN

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

1932

İletişim Yayınları

78. Baskı – 2017

214 sayfa


Ahmet Celal, savaşta kolunu kaybetmiş, bir köyde inzivaya çekilmiş.

İnzivaya çekildiği köy son derece sevimsiz.

İnsanlar cahil, çıkarcı, hep güçlüden yana- güçlü haksız olsa bile-

*

Ahmet Celal, köylülerle kaynaşmak istiyor ama ne mümkün.

Yaveri Mehmet Ali, Ahmet Celal’e köylülerle kaynaşması için şu tavsiyelerde bulunuyor:

“-Beyin her gün tıraş olmayıver.

-Beyim, bu dağın başında sabah aşkam dişlerini fırçalamak neyine gerek.

-Beyim, bizde saçlarını kadınlar tarar.

-Beyim, geceleri, sabahlara dek mırıl mırıl ne okuyup duruyorsun? Seni büyü yapar sanırlar.”

Sf.21

O yüzden de köylüler Ahmet Celal'e "yaban" diyorlar.

Ahmet Celal de bu köylüler için ”yontulmamış taş devrindeki insanlar gibi yaşıyorlar” diyor. Sf.72

*

“Köylüde mülkiyet duygusu her şeyin üstündedir.” diyor. Sf.72

Mesela Mehmet Ali askere çağırılıyor. Anası oğlunun askere gitmesine pek üzülmüyor da arazi ile ilgili bir sorun çıkınca gözyaşı döküyor. Oğlu için üzülmemişti o kadar.

*

Köyün üstünden düşman uçakları geçiyor. Ahmet Celal üzülüyor bu duruma. Köylü ise seviniyor.

“Bunların bize faydası oldu. Görmüyon mu, hiçbir yanda kargalardan iz kalmadı. Harman yerinde, tahılı hep yirlerdi.” Sf.150

*

Ahmet Celal, düşüncelere dalıyor tabii sonra. Bu savaş kimin için veriliyor diye. Hangi millet için?

Özellikle köylüyle arasında şu diyalog geçince:
-      
- İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz?

- Biz Türk değiliz ki, beyim.

- Ya nesiniz?

- Biz İslamız, elhamdülillah.

*

“Eğer, bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede?” sf.153

*

Sonunda köyü düşman basıyor ve tüm köyü ateşe veriyor. Ahmet Celal, sevdiği –ama başkasıyla evlenen- Emine ile kaçmaya çalışıyor. Emine yaralandığı için devam edemiyor. Ahmet Celal kaçıyor.

*


Yakup Kadri Karaosmanoğlu'na bu kitapla ilgili epey eleştiri gelmiş, köylüleri aşağılıyor diye.

Kitapta bu eleştirilere cevap niteliğinde satırlar da var. Köylünün bu durumundan aydınlar sorumlu diyor. 

"Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın?(...) Onu cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın."

HANDAN


HANDAN

Halide Edip Adıvar

1912

Can Sanat Yayınları

20. Basım – Ocak 2017

245 sayfa


---Baştan sona anlatıyorum---SPOILER---


Nazım Bey, Handan’ın eğitimiyle yakından ilgileniyor.

Sonra da Handan’a evlenme teklif ediyor.

Handan, Nazım’ın teklifini çok duygusuz ve soğuk bulduğu için reddediyor.

Ama sonra duygusuz ve soğuğun Allah’ı Hüsnü Paşa ile evleniyor.

Hüsnü Paşa, Handan’ı sürekli aldatıyor.

*

Handan’ın kız kardeşi gibi olan Neriman, Handan’ı çok seviyor. Sık sık onu övüyor.

Neriman’ın kocası Refik Cemal de daha sonra tanışıyor Handan ile.

*

Handan kocasının rezillikleri yüzünden hasta oluyor, yataklara düşüyor.

Refik Cemal, iyi niyetli bir şekilde ona yardım ediyor hastalığı sırasına.

Derken ikisi birbirine aşık olmaya başlıyor.

Nitekim olacağı da buydu. Daha en başta Neriman, kocası Refik Cemal’e o kadar çok övüyor ki Handan’ı, sonun nereye varacağı belli oluyor.

*

Handan hastalığına yenilip ölüyor.


Fena bir son sayılmaz. Zira mutlu bir sonu olamayacak kadar hüzün dolmuştu ortalık.

LATİFE VE FİKRİYE


LATİFE VE FİKRİYE

İki Aşk Arasında Atatürk

Atatürk’ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor…

İsmet Bozdağ

Truva Yayınları

3.Baskı – Haziran 2005

187 sayfa



Salih Bozok, Atatürk'ün yaveri, aynı zamanda hayranı. "Önümdeki uçuruma atla dese hiç düşünmez atlardım" diyecek kadar.

*


Atatürk'ün hayatına yakınen tanıklık ettiği için anıları önemli.


*


Salih Bozok'un anlattığı Latife, ortamlarda patavatsızca konuşan, eşi Mustafa Kemal'i rencide eden, huysuz bir kadın.


*


Fikriye ise uysal mizaçlı ama uzaktan akraba ve başka şeyler.


*


Atatürk'ün evlenme sebebi toplumda kadına yönelik gelişmeleri düzenlerken kendi karısının buna örnek olması. Bu açıdan Latife Hanım iyi bir örnek teşkil ediyor.


*


Ancak Salih Bozok'un Latife Hanım'ı topuklarını yere vura vura gürültü çıkartarak alt kattaki Atatürk ve arkadaşlarını rahatsız eden kadın olarak göstermesi biraz abartı olabillir mi?

BÜYÜK KARDEŞİM ATATÜRK


BÜYÜK KARDEŞİM ATATÜRK

Makbule Atadan

Ka Kitap

1. Baskı – Ekim 2016


214 sayfa


Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan’la 1951-1953 yılları arasında yapılan ve Yeni İstanbul gazetesinde yayımlanan söyleşinin kitap hali.

*


Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım, onunla geçirdiği çocukluk döneminin anılarını anlatıyor.


*


Ondan önceyse anneleri Zübeyde Hanım'ın anlattıklarından bahsediyor. O dönem kadının hayatının ne kadar zor olduğu dikkat çekiyor. Kızlar 13-14 yaşında, seçme haklarının olmadığı bir şekilde evlendiriliyor, kocaları onları herhangi bir sebepten kolaylıkla boşayabiliyor ve o kadın çocuklarıyla bir başına kalıyor.


*


Makbule Hanım sık sık kadının hayatının bu zorluklarına vurgu yapmış.


*


Çocuk Atatürk'ün okuduğu okullar, olaylar karşısındaki olgun tavrı, meşhur "Benim adım Mustafa, senin adın da Mustafa, bundan sonra senin adın Kemal olsun" hikayesi... vb.


*


Ben bilmiyordum, Mustafa Kemal'den önce Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Bey'in Fatma, Ahmet ve Ömer adında üç çocukları olmuş. Ama küçük yaşta ölmüşler.

Bir de Makbule Hanım'dan sonra Naciye adında bir kardeşleri daha olmuş ama kitapta Makbule Hanım Naciye'den neredeyse hiç bahsetmiyor.

UYGULAMALI ÇEKİM YASASI


UYGULAMALI ÇEKİM YASASI

Sıkça Sorulan Sorular

Nil Gün

2008

Kuraldışı Yayıncılık

6. Baskı – Nisan 2015

251 sayfa


"Her şey enerjidir"

Motto bu.


Enerjin yüksekse hayatına giren insanlar da, yaşadığın olaylar da buna uygun oluyor.


Enerjin düşükse de buna uygun insanlar ve olaylarla karşılaşıyorsun.


*


Nil Gün’ün birkaç kitabını daha okumuştum. Her şeyi ve herkesi hayatımıza kendimizin çektiğini anlatıyordu.

O kitapların ardından pek çok soru gelmiş. Bu kitapta o soruları derleyip yanıtlamış.

*

Enerjini yüksek tutmanın da düşük tutmanın da senin elinde olduğunu söylüyor. 

Kurban psikolojisinden çıkmanı, olumlu bakmanı tavsiye ediyor.


*

Hayatımızı bizzat bizim kendimizin şekillendirdiğimizi düşünüyorum ben de.

O halde neden iyi şekilde şekillendir(e)miyoruz?


Kitapta bunu anlatmaya çalışmış. Bilinçaltındaki kayıtlar, geçmişten gelen bilgilerle vs birtakım kodlar oluşuyormuş kafamızda. Onlara ulaşıp değiştirmek gerekliliğinden bahsediyor. 

Evet, her şey kafada bitiyor yani.

10 Ağustos 2017 Perşembe

İNSANCIKLAR


İNSANCIKLAR

(Bedniye Iyudi)

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

1846

Rusça aslından çeviren: Sabri Gürses

Can Sanat Yayınları

10. Basım – Mart 2017

175 sayfa


Makar Alekseyeviç, yaşı epey ileri bir devlet memuru.

Gönlünü kaptırdığı kız Varvara Alekseyevna ile olan mektuplaşmalarından oluşuyor kitap.

İkisi de çok yoksullar.

Makar Alekseyeviç, kirasını ödeyemiyor, üstüne başına bir şey alamıyor, iş yerinde de sıkıntılar yaşıyor, borç batağına saplanıyor. Varvara’ya para göndermeye çalışıyor ama elinde avucunda yok. 

Bazen Varvara ona gönderiyor.

Sefil bir durum.

Varvara’ya sevimsiz bir adam talip oluyor sonra. Varvara’nın istememek gibi bir lüksü olamıyor. Alekseyeviç’in de karşı çıkmak gibi.

*

Dostoyevski’nin ilk kitabı bu.

Beğenileceğinden şüphe etmiş ama yayıncı ve eleştirmenler çok övmüşler onu.

*

Kitabın adının birebir çevirisi “Zavallı, Yoksul İnsanlar” imiş aslında. Ama 1954’te Nihala Yalaza Taluy, “İnsancıklar” diye çevirmiş ve öyle kullanılagelmiş. “Yoksulluk vurgusunu hafifletse de seçkin bir buluş” deniyor önsözde bunun için. 
Çok doğru.

21 Temmuz 2017 Cuma

KUR'AN, İNCİL VE TEVRAT'IN SUMER'DEKİ KÖKENİ



KUR'AN, İNCİL VE TEVRAT'IN SUMER'DEKİ KÖKENİ

Muazzez İlmiye Çığ

1995

Kaynak Yayınları

43. Basım - Mart 2017

136 sayfa


Muazzez İlmiye Çığ, Sumer metinleriyle kutsal kitapları karşılaştırmış ve hepsinde ortak hikayeler bulmuş.

Nuh tufanı,

Eyüp peygamber sabrı,

Lut kavmi,

Miraç,

Şeytan taşlama...

gibi konular Milattan Önce 4000-2000 yılları arasında, yani henüz kutsal kitaplar yokken yaşamış Sumerlilerin efsanelerinde de aşırı benzer şekilde yer alıyor.

*

Kıyaslamalarında Kur'an'la ilgili:

"Kur'an'a gelince, bütün konularda olduğu gibi, bu da çok yüzeysel."

"Tevrat'taki hikaye Kur'an'a yarım yamalak alınmış."

diyor. 

Kur'an'ın kitaplaşması sırasında bazı karışıklıklar olmuş olabileceğini söylüyor. Sonuçta Hz. Muhammed öldükten yıllar sonra Kur'an'ın kitaplaştırılma süreci başlıyor. Bu süreçte ayetleri ezberleyenlerden yardım alınıyor. "Bu ezberleyiciler kendiliklerinden bir şeyler söyleyemezler mi?" Gayet yerinde bir soru.

*

Ben bu kitabı özellikle inananların okumasını isterim. Sizce de çok enteresan değil mi? Çok tanrılı Sumerlilerin insan suretinde ve karakterinde olduğuna inandıkları tanrılarına dair yazdıkları hikayelerin, kutsal kitaplarda -sadece isim değişiklikleriyle- neredeyse aynen yer almasını nasıl açıklarsınız?

DOĞMUŞ OLMANIN SAKINCASI ÜSTÜNE



DOĞMUŞ OLMANIN SAKINCASI ÜSTÜNE

(De I'inconvenient d'etre ne)

E.M.Cioran

1973

Çeviren: Kenan Sarıalioğlu

Metis Yayınları

2.Basım - Mart 2017

194 sayfa


Özetle diyor ki; BOK VAR DOĞDUK!

*

Ben de devamla diyorum ki bok var gibi doğurmaya devam ediyorsunuz.

*

Aforizmalardan oluşuyor kitap. (Tivit gibi. Twitter'da bir miktar ekmeğini yedim bunların zaten. Helal eder yazar inşallah.)

*

Birkaç tane alıntı yapayım mesela:

*

"Doğmuş olmamak, sadece bunu düşünmek... ne büyük mutluluk, ne büyük özgürlük, ne büyük uzay!"

*

"Doğmak hakaretini hâlâ hazmedememiş olmak!"

*

"X'in kesin inançları varken, hangi sapkınlıkla, boku yemiş bir dünyaya çocuk üstüne çocuk fırlatmaya çalıştı?"

*

"Montaigne bir bilgeydi, çoluk çocuğu yoktu."

*

"Gelecekle ilgili görüşüm o kadar kesin ki, çocuklarım olsa hemen boğardım."

*

Böyle şeyler. 

Keşke artık doğurmayı kesseniz de insan ırkını bitirsek. Çok iyi olmaz mı? Bence çok iyi olur.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

GÖLGESİZLER


GÖLGESİZLER

Hasan Ali Toptaş

1995

Everest Yayınları

6. Basım - Nisan 2017

256 sayfa


Arka kapakta kitap hakkında yazıyor ki:

"Gölgesizler, bir kayboluşlar anlatısı; aniden kaybolmaların, beklenmedik dönüşlerin, ölümlü büyülerin, devlet nezdine düşen gölgelerimizin aynası. Tekrarların tekrarını okumamızı sağlayan karakalem bir güvercin; bir garip cinayet ve doğum hikayesi."

*

Tam da bu yüzden sevmedim.

Ben bu "aniden"likleri, "beklenmedik"leri, "tekrarların tekrarını" sevmiyorum.

*

Siz okumadıysanız okuyun ama. Muhtemelen seversiniz, çünkü herkes sevmiş, seviyor. 

Böyle herkesin sevdiği bir şeyi sevmediğimde kendime sinirleniyorum bir miktar. Anlamadığım bir güzellik var demek ki. Herkesin anladığı bu güzelliği anlamadığım için problemli görüyorum kendimi.

*

Şöyle bir hikaye benim okuduğum:

(spoiler içerir)

Köyün Cıngıl Nuri adlı berberi bir gün kayıplara karışıyor. "Ruhum daralıyor" diyor ve gidiyor. Gidiş o gidiş. 

Muhtar, görevi gereği gerekli yerlere haber salıyor ama yine de Nuri'den haber alınamıyor.

Aradan çok uzun zaman geçiyor. O kadar ki sanki Nuri diye biri hiç olmamış gibi.

Sonra bir gün Nuri çıkageliyor. 

Ardından köyün en güzel kızı Güvercin de kayboluyor.

Güvercin'i Cennet'in oğlunun kaçırdığını düşünüyorlar. Cennet'in oğlu inkar ediyor ama inandıramıyor. Sonra çocuk deliriyor. "Kar neden yağar kar?" diye sorup duran bir avareye dönüşüyor.

Muhtar, Güvercin için de elinden geleni yapıyor. Ama faydasız kalıyor. 

Sonra Muhtar, Nuri aslında var mıydı, Güvercin alsında yok muydu, bu köy acaba var mı yok mu, belki ben de yokum... diye diye kendini asıyor.

Güvercin daha sonra bulunuyor. Hamile kalmış, ama kimden hamile kaldığını söylemiyor.

Tüm bu hikayeyi anlatan anlatıcı bir gün gazetede bir haber okuyor "Bir kızı ayı kaçırmış!"

Kitap burada bitiyor. 

Yani Güvercin, ayıdan hamile.

Okuduğumuz da aslında hayalmiş.

*

Ben böyle anladım. 

O yüzden de sevmedim.

Belki yıllar sonra, büyüyünce bir daha okursam severim, şu an göremediğim güzelliği görürüm.

*

Filmi de var.
İzlemedim ama bir ara izleyeceğim.