14 Nisan 2018 Cumartesi

İHTİYAR BALIKÇI



İHTİYAR BALIKÇI

(The Old Man and the Sea)

Ernest Hemingway

1952

Türkçesi: M. Murat Sezer

Bahar Yayınevi

Basım Yılı: 2004

58 sayfa


Hüzünçlü bir hikaye.

*

Yaşlı bir balıkçının zorlu bir balık avı macerasını anlatıyor.

Balıkçı artık zar zor balık yakalayabiliyor, talihi pek yaver gitmiyor.

Yalnız bu defa çok büyük bir balığa denk geliyor. Sandal balıktan daha küçük, balıkçı da yalnız. Bu dev balığı yakalamakta zorlanıyor. Balık uzun bir süre (günlerce) sandalı ve balıkçıyı peşinden sürüklüyor. Nihayet ölüyor balık. Balıkçı, balığı sandalın yanında sürükleyerek kıyıya götürmeye çalışıyor. Ama bu arada ölü balığın kokusunu alan köpek balıkları sık sık saldırıya geçiyor. Balıkçı, köpek balıklarını da başta öldürebilse de artık saldırılara karşı koyamıyor ve yakaladığı dev balığın sadece iskeletini getirebiliyor kıyıya.

Kıyıda diğer balıkçılar, balığın iskeletinden anlayabiliyorlar ne kadar büyük bir balık olduğunu, daha önce hiç bu kadar büyüğünü görmediklerini söylüyorlar.

İhtiyar balıkçı ise yorgunluktan bitap düşmüş uyuyor, rüyasında Afrika’da geçirdiği maceraları, aslanları görüyor. Hikaye de burada bitiyor.

Yanında yetişen genç balıkçı destek oluyor ihtiyar balıkçıya.

İhtiyar balıkçı kendi kendine düşünüyor; denizde o kadar açılmasa, dev balığı bulamazdı, ölümüne 
sebep olmazdı… gibi

*

Hikaye boyunca insanı merak salıyor, önce balıkçı bir balık bulabilecek mi diye, sonra bulduğu balığı yakalayabilecek mi diye, sonra yakaladığı balığı karaya getirebilecek mi diye, tüm bu süreçte çok aç ve yorgun düştüğü, çeşitli yaralar aldığı için de ölmeden dönebilecek mi diye heyecanı dorukta tutan bir hikaye.

KÖRLEŞME



KÖRLEŞME

(Die Blendung)

Elias Canetti

1935

Çeviren: Ahmet Cemal

Payel Yayınları

4. Basım – 2005

574 sayfa


Başını büyük keyifle okurken ortalarında kitaptan biraz koptum, sonlarda toparlayarak bitirdim.

*

Müthiş zengin bir kitaplığa sahip Profesör Peter Kien, evine bir hizmetli alır. Hizmetlide aradığı koşul kitaplarına iyi bakmasıdır.

Therese bu evde hizmete başlar. Kitaplara gözü gibi bakar, düzenli temizler.

Bir gün Peter, Therese’ye okuması için bir kitap verir. Therese bu kitabı, kitaba zarar gelmesin diye eldivenle okur. Bunu gören Peter hayran olur ve Therese ile evlenir.

Sekiz yıldır yanında çalıştığı adamla evlenmek Therese için amacına ulaşmaktır.

Bu evliliğin ardından Therese kitaplara boş vermiş, gerçek yüzünü açığa çıkarmış, Peter için kabus dolu günler başlamıştır.

Peter, Therese’i ve onun eve aldığı gereksiz eşyaları görmemek için gözlerini kapatır, gözleri kapalı bile hareket edebilir, kitaplarını bulabilir hale gelir.

Therese, eve mobilya bakmak için gittiği mobilya mağazasındaki adamdan hoşlanır. Çünkü Therese için kocası erkek bile değildir.

Therese, mağazacı aşığına para vermek ister, böylece büyük bir mağaza açabilsin diye.

Bu paraya sahip olabilmek için de Peter’in vasiyet yapmasını ister.

Peter bir vasiyet hazırlamaz.

Therese öfkelenir.

Kavgalar, gürültüler, kıyametler.

Peter’in tanıştığı sevimsiz bir cüce bir gün Peter’in doktor olan kardeşine Peter’in ağzından bir mektup yazar, “Keçileri kaçırdım” yazar mektupta.

Akıl hastanesinde çalışan bir doktor olan kardeş de hemen gelir Peter’in yanına.

Onu lanet karısından ve karısının yeni aşığı kapıcıdan kurtarır.

Peter artık huzura kavuşmuş gibidir. Ancak kafası iyi değildir. Yakar evini.

*

Yazarın bu kitabı 26 yaşında yazmış olması çok hayranlık uyandırıcı.

11 Nisan 2018 Çarşamba

SANA GÜL BAHÇESİ VADETMEDİM



SANA GÜL BAHÇESİ VADETMEDİM

(I Never Promised You a Rose Garden)

Joanne Greenberg

1964

İngilizceden Çeviren: Nesrin Kasap

Metis Edebiyat

278 sayfa


Yazık ay!

16 yaşında bir kız çocuğun akıl hastanesindeki iyileşme çabasını anlatıyor kitap.

Deborah, yaşıtlarından farklı. Bu farklılığı nedeniyle annesi ile babası onu akıl hastanesine götürüyorlar. Bir yandan da içleri içlerini yiyor acaba iyi bir şey mi yapıyoruz diye. Kolay bir karar değil çünkü. Kızlarını da seviyorlar gayet. Ama yapacak başka bir şey bulamıyorlar.

Deborah üç yıl kalıyor hastanede. Şizofren. Başka bir dünya ile (Yr bu dünyanın adı) iletişim kuruyor. Kafasında o dünyadaki insanlarla konuşuyor, onlardan tehditler ya da emirler alıyor. Bazen o dünyada konuştuğu dil ile bu dünyadaki dil karışıyor. Yr’de konuşulan dildeki kelimelerin İngilizce karşılığını bulmakta zorlanıyor, yoruluyor, kendisini ifade edemiyor.

Neyse ki hastanede iyi bir tedavi var. Doktor çok ilgileniyor onunla.

Ailesi de elinden geldiğince yanında olmaya çalışıyor.

Annesi güçlü bir kadın. İçten içe çok üzülüyor tabii ama dışarıya güçlü gözükmeye çalışıyor. Bazen doktorlardan aldığı pek iç açıcı olmayan raporları, kocasına üzülmesin diye daha farklı anlatabiliyor. Kocası çünkü hep şüphe içinde kızlarını akıl hastanesine götürmekle iyi edip etmedikleri konusunda.

Zorlu bir geçmişi var ailenin. Yahudi oldukları için dışlanmışlar, fakirlikten yükselen bir büyükbaba ile feraha çıkmışlar. 

Bu arada kitapta diğer hastalardan da bahsediliyor.

Sonunda;

Deborah dışarıdan lise bitirme sınavlarına giriyor. Sınavlara hastane dışında bir pansiyona yerleşerek hazırlanıyor. Sadece rutin tedavi ve kontrol için hastaneye gidiyor.

Sınavı kazanıyor.

Burada hikaye bitse çok güzel olurdu ama Deborah dışarıda kendisini iyi hissetmiyor. İnsanlarla anlaşmak kolay olmuyor. Bir gün yine hastaneye dönüyor. Hastanede diğer hastaların arasında elinde ders kitapları, okumaya ve dersleri anlamaya çalışırken kitap bitiyor.

Hastanede bir hasta daha vardı. İyileşti denerek dışarı çıkmış ama sonra tekrar dönmüştü. Bu oradaki hastalar için iyi bir örnek olmuyor. İyileşmenin hiçbir zaman mümkün olmayacağı inancına sebep oluyor.

Deborah da bir miktar böyle oldu.

Ümitsiz değil ama Deborah. Doktor ona "Sana gül bahçesi vadetmedim" diyor iyileşmenin kolay olmayacağını anlatmak için.  

Üzücü bir hikaye.


8 Nisan 2018 Pazar

İNSAN OLMAK




İNSAN OLMAK

Engin Geçtan

1983

Remzi Kitabevi

14. Basım – 1994

155 sayfa


Ne kadar güzel bir kitap.

Her tipolojiden insanın bahsi geçiyor kitapta.

Anladığım kadarıyla bugün etrafımızda sorunlu olarak gördüğümüz yetişkinlerin hepsi çocukluğunda gerekli ve yeterli anne baba ilgisi ve sevgisinden yoksun kalmış.

Kitabın “Ana-baba ve Çocuk” bölümü bu anlamda çok düşündürücü. Şöyle özetleyebilirim: Önce kendiniz insan olun, ondan sonra çocuk yapın. Yoksa sorunlu çocuklar yetiştiriyorsunuz.

Biz sorunlu yetişkinler isek, bu sorunlarımız nedeniyle anne babamızı suçlamak da doğru değil. O zaman hayatımızın sorumluluğunu almamış oluyoruz. Oysa yetişkinlik, hayatının sorumluluğunu üstlenmek demek.

Kitabın ana başlıkları şöyle:

Birey ve Toplum

Ana-baba ve Çocuk

İnsanlardan Korkmak

Öfke ve Düşmanlık

Değersizlik Duygusu

Kaygı

Sorumluluktan Kaçış

Yalnızlık

Ortam Yaşam İlişkisi

Nevrotik Kısırdöngü

Yaşam ve Ölüm

Kendini Yaşamak



EVLİLİK



EVLİLİK

(La vida conyugal)

Sergio Pitol

1991

Çeviren: Roza Hakmen

Yapı Kredi Yayınları

1. Baskı – Ocak 2010

84 sayfa


Gerçek evlilik bu değil.

*

Jacqueline Cascorro, kocasını aldatıyor.

Önce kocasının kendisini aldattığını düşünüyor.

Sonra o da kocasını aldatıyor.

Kocasını aldattığı adamla, kocasını öldürme planı yapıyor. Böylece kocasının mirası kendisine kalacak, aşığıyla beraber mutlu mesut yaşayacak.

Ancak planda aksaklıklar oluyor ve öldüremiyorlar.

*

Jacqueline biraz duruluyor fakat sonra yine bir adama aşık oluyor ve yine kocasını öldürme planı yapıyorlar.

Yine aksaklık çıkıyor ve plan bozuluyor.

*

Daha sonra kocasının zenginliğinin yasa dışı olduğu iddia ediliyor ve adam yurt dışına kaçıyor.

Jacqueline fakir bir hayata düşüyor.

On yıllar sonra karı koca tekrar bir araya geliyorlar.

Jacqueline’nin artık uslandığını düşünebiliriz. Ama hayır. Yine aşığıyla kocasını öldürme planı yapmış.

Onu da şuradan anlıyoruz.

Jacqueline her planın ardından bir yerini sakatlıyor ya da yaralıyor.

Kitabın sonunda Jacqueline bir tekerlekli sandalyede. Öncesini yazmamış yazar ama anlıyoruz ki yine bir plan suya düşmüş.

Kocası ise tüm bunlardan habersiz karısıyla bir hayat yaşamaya çalışıyor.

*

Jacqueline’nin bu saplantısı bir noktadan sonra komik gelmeye başladı bana. Travmatik ama komik. 


31 Mart 2018 Cumartesi

KALP AĞRISI



KALP AĞRISI

Halide Edip Adıvar

1924

Can Sanat Yayınları

E-Kitap 1.sürüm Ocak 2014

213 sayfa


Bitiremedim.

Daral geldi.

Çünkü içinde aldatmaç var. Sevmiyorum böyle şeyleri. Aslında yine de sonuna kadar okurdum ama artık hiç kaldıramıyorum.

*

Zeyno ile Saffet nişanlılar. Aynı zamanda iyi dostlar.

Fakat Zeyno, akrabası Azize’nin yeğeni Hasan’a aşık oluyor. Hasan da ona. Ne var ki Azize de Hasan’ı seviyor ve herkes Azize ile Hasan’ın evleneceğini sanıyor.

Azize, Hasan’ın kendisini sevmediğini, hayatında başka bir kadın olduğunu düşünüp intihara kalkışıyor.

Zeyno da bu nedenle Hasan’a rest çekiyor ve Hasan, Azize ile evleniyor.

Yurt dışına gidiyor Azize ve Hasan, Azize’nin sağlığı için. Ancak Hasan orada da başka bir kadınla Azize’yi aldatıyor. Azize anlayınca da bir de üste çıkmaya çalışıyor salak salak.

Üff geri zekalı.

İşte ondan sonra okuyamadım.



21 Mart 2018 Çarşamba

ALIKLAR BİRLİĞİ



ALIKLAR BİRLİĞİ

(A Confederacy Dunces)

John Kennedy Toole

1980

Çeviren: Püren Özgören

Kırmızı Kedi Yayınları 

1.Basım – Şubat 2014

350 Sayfa


Öncelikle şu bilgiyi vereyim;


Yazarın bu kitabı yayınevleri tarafından reddedilmiş. Yazar 32 yaşında intihar etmiş. Onun ölümünün ardından annesi bu kitabı yayınevine bastırmayı başarmış. Ve kitap 1981 Pulitzer Roman Ödülü’nü kazanmış. Yazar ise görememiş tabii.

Böyle şeyler beni üzer.

*

Kitapta Ignatius J Reilly’nin onca eğitimine rağmen düzgün bir işinin olmaması, ilerleyen yaşına rağmen annesiyle yaşıyor olması ve bunları pek de dert etmemesi anlatılıyor.

Ben annesine üzüldüm. Ignatius’a da üzüldüm. Ama Ignatius kendi dünyasında acınacak bir halde görmüyor kendisini. Paraya ihtiyaçları olduğu halde iş beğenmez bir tutumu, kendisini epey yüksekte gören bir hali var. İnsanın kendisine böyle bir değer biçmesi güzel tabii ama dışarıdan biçilen değer bu olmayınca tatsızlıklar olabiliyor. Nitekim Ignatius’un hayatında da tatsızlık eksik olmuyor.

Hatta bazen başkalarının da başını yakıyor.

Çalıştığı bir pantolon firmasında, firma patronun ağzından bir mektup yazıyor ve patron zor durumda kalıyor örneğin.

Bu patronun karısı da ayrı manyak. Freud özentisi. Şirkette çalışan ve tek isteği emekli edilmek olan yaşlı kadını, kadın kendisini değersiz hissetmesin diye emekli ettirmiyor. 

*

Yalanlar söylüyor Ignatius ama yalan gibi de değil, çünkü kötü bir niyeti de yok.

*
Sonunda kendisi gibi manyak kız arkadaşı Myrna Minkoff ile gidiyorlar da mutlu olacaklarını umuyorum.