19 Temmuz 2018 Perşembe

YALNIZ EĞİTİLMİŞLER ÖZGÜRDÜR



YALNIZ EĞİTİLMİŞLER ÖZGÜRDÜR

Türkiye’nin Kölelik veya Özgürlük Yolu

Prof. Dr. Hasan Şimşek

2018

Kırmızı Kedi Yayınevi

1. Basım – Temmuz 2018

158 sayfa


Türkiye’de eğitim alanında iyi bir yerde değiliz. Uluslararası eğitim testleri de bunu ortaya koyuyor.
Kitap da bundan bahsediyor. Sorunlar, nedenler ve çözüm önerilerine yer veriyor.

*

Kitaba adını veren “Yalnız eğitilmişler özgürdür.” Sözü Antik Yunan felsefecisi Epiktetos’a ait.
Epiktetos’a göre insan aklını ve iradesini kullanarak kendini özgürleştirebilir. Özgürlük bir tercihtir. Kölelik de bir tercihtir. İnsan seçenekler arasında tercih yapabilme yeteneğine sahiptir.

*

Günümüz Türkiye’sinde eğitimin çok da matah bir şey sayılmadığını söyleyebilirim.

Bunun aksini göstermek amacıyla sanki, pıtrak gibi üniversiteler açılıyor ama üniversite yalnızca bina demek değildir. Nitelikli eğitimden ve dolayısıyla nitelikli insandan yoksun olan üniversite sadece ve sadece bir bina olmaktan öteye geçemez. Buralardan verilen diplomalar da anlam ifade etmez.

Başta bahsettiğim o eğitim testlerinin sonuçları bizler için çok üzücü.

Kendi dilinde okuduğunu anlamada bile çok gerilerdeyiz. Bunun ötesini tartışmak yersiz gözüküyor bana.

Tüm bunlar zincirleme sorunlara yol açıyor. Kendi dilinde okuduğunu anlamamak ile yüz yüze konuşurken de birbirini anlamamak arasında bağlantı var. Birbirini anlamamak, iletişim kuramamaya, iletişim kuramamak kavgalara neden olmuyor mu?

*

Sosyal medya sayesinde ne kadar değişik düşüncelerde insanlar olduğunu gözlemleme imkanımız oluyor. Sade vatandaştan ünlü kişilere kadar geniş bir gözlem sahası sunuyor bize sosyal medya. Bu ortamlarda da cehaletin adeta övüldüğünü gözlemlemek mümkün.

Örneğin herhangi bir alanda uzmanlık yapmış bir insana, uzmanlık konusuyla alakalı “Ne bilirsin sen?” tarzında sataşmalar olabiliyor, konuyla ilgili bilgisi olmayan kişilerce.

Gerçi herhangi bir alanda uzmanlık yapmış olmanın da içi boş olabilir. Örneğin Burhan Kuzu gibi bir örneğimiz var. Kendisi Anayasa Hukuku Profesörü. Ancak onun da sosyal medyada paylaştığı yorumlara bakıldığında… Ya da neyse bakmamak daha iyi.

*
Epiktetos'un “Yalnız eğitilmişler özgürdür.” lafına karşılık "Cehalet mutluluktur." denebilir ki gayet doğru.

Tercih sizin. 

17 Temmuz 2018 Salı

İTHAM EDİYORUM



İTHAM EDİYORUM

Ahmet Şık

2018

Kırmızı Kedi Yayınevi

1. Basım – Haziran 2018

160 sayfa


Ahmet Şık’ın yargılandığı davalardaki savunmalarını içeriyor kitap. Pardon savunma demişim, ithamlarını.

“Söylediklerim savunma veya ifade değil. Aksine ithamdır.

Çünkü; bu siyasi operasyonun kanuni kılıfını hazırlayan metnin başında ‘iddianame’ yazması, çöp muamelesi yapılması gereken bu utanç vesikasını hukuki kılmıyor. Tıpkı, öncesi ve sonrasıyla bu siyasi operasyonda görev ve rol üstlenen kimi kişilerin adlarının önünde hakim-savcı yazmasının kendilerini hukukçu kılmadığı gibi.” Sf.36

*

Timur Soykan, kitabın önsözünde tarihte AKP döneminin Türkiye’nin en büyük gazeteci hapishanesine dönüştüğü bir dönem olarak anılacağını söylüyor.

Bu gazetecilerden biri de Ahmet Şık.

*

Kitap ilk olarak Ahmet Şık’ın 24 Temmuz 2017 tarihli “Sözlerim Savunma Değil İthamdır” başlıklı beyanlarıyla başlıyor.

Beyanlarında;

AKP ve Gülen cemaati arasında mafyatik iktidar ortaklığı olduğunu,

15 Temmuz 2016’daki darbe kalkışmasının tek failinin Gülen cemaati olmadığını, bu kalkışmanın hükümet tarafından önceden bilindiğine dair ciddi kuşkular olduğunu,

Darbenin engellendiğini ama ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile güçler ayrılığı prensibini oradan kaldıracak düzenlemelerin yolunun açıldığını,

Sansürün arttığını, pek çok medya organının kapatıldığını… 

vb anlatıyor.

Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetini kıyasıya eleştiriyor. Onlar hakkında:

“Gülen Cemaati’nin FETÖ diye anılan bir canavara dönüşmesinde hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davranıyorlar.” diyor. Sf.19

Eskinin bakan ve başka bazı yetkili isimlerinin Fethullah Gülen’i öven söylemlerini hatırlatıyor.

*

İkinci olarak 25 Aralık 2017 tarihli “Hakikati Söylemenin Gücü İktidara Tapınanın Gücünden Uzun Sürer” başlıklı beyanları yer alıyor.

Burada;

Suçlama konusu yapılanın gazetecilik mesleği faaliyetleri olduğunu,

Delil olarak belirtilenlerin hiçbiri hakkında yayımlandığı dönemde adli soruşturma açılmadığını ve yalanlanmadığını,

Hakim ve savcıların aldıkları talimatı yerine getirmek için suç işlediklerini,

Kendisini Fetöcü olmakla suçlayan savcının daha sonra FETÖ sanığı olduğunu,

Savcıların gizlilik kararı verdiği dosyalardaki içeriğin devletin haber ajansına sızdırıldığını…

anlatıyor ilgili mahkeme belgelerini, medyaya yansıyan haberleri ve tivitleri de koyarak.

*

Kitapta son olarak “6 Yıl Sonra Aynı Komplo” başlıklı 25 Nisan 2018 tarihli beyanlar yer alıyor.

Bu kısımda;

Daha önce FETÖ aleyhine yazdığı kitap nedeniyle yargılandığını, çünkü o zamanlar henüz iktidar ve Gülen cemaati arasında kavga olmadığını,

O dönem Ergenekoncu ilan edildiğini, şimdi de Fetöcü ilan edildiğini,

Esasen mesleki faaliyetlerinin suçlama konusu edildiğini,

Komplocuların bir gün yargılanacağını ancak bunun bugünün aksine gerçekten tarafsız ve gerçekten bağımsız mahkemelerde olmasını dilediğini…

anlatıyor.

Son söz niyetine de:

“Enseyi karartmayın. Haklı olanı susturma savaşını tarihte hiçbir diktatörlük kazanamadı. Biz kazanacağız.” diyor.

*

Yorumsuz anlattım size kitabı.



16 Temmuz 2018 Pazartesi

DELİ MİSİN SEN?



DELİ MİSİN SEN?

Yolun Başında Onlar İçin de Aynısını Söylemişlerdi

Ceyhun Kuburlu

2018

Hürriyet Kitap

1. Baskı – Haziran 2018

251 sayfa


Zengin ve ünlü isimlerin nasıl zengin ve ünlü olduklarını anlatan bir kitap.

O isimler:

  1. Nevzat Aydın
  2. Cem Boyner
  3. Vahap Küçük
  4. Acun Ilıcalı
  5. Abdullah Kavukçu
  6. Gamze Cizreli
  7. Mehmet Özkan
  8. Ali Sabancı
  9. Muzaffer Yıldırım
  10. Galip Yorgancıoğlu


Hepsinin başarı serüveninde ortak olan şeyler: kan, ter, gözyaşı.

Ve inanç. Hatta en çok inanç.

İyi bir fikrin olduğuna ve bu fikrin peşinde doğru bir şey yaptığına duyduğun derin inanç. Bu çok güçlü bir şey.


*

Nevzat Aydın

Yemeksepeti

Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu.

Hikayesi U2’nun 1997’de Yunanistan’da vereceği konsere Türkiye’den 700 kişiyi götürme organizasyonu ile başlıyor. Konser yaklaşırken Yunanistan’da memurlar greve gidince organizasyon iptal olacak gibi oluyor ama Nevzat Aydın Yunanistan büyükelçisi ile görüşüp organizasyonu kurtarıyor.

Buradan kazandığı parayla 1998’de Fransa’daki dünya kupası maçını yerinde izliyor.

Amerika’da okurken paket servis ve interneti birleştiren projeler ilgisini çekiyor. Türkiye’de bunu kurguluyor, yemeksepeti.com’u kuruyor, sene 2000.  Henüz internet yaygın değil. Bazı restoranların da interneti yok. Siteye gelen yemek siparişlerini faksla restoranlara bildiriyormuş.

İlk gün Yemeksepeti 3 sipariş almış.

Sonra teknoloji ilerliyor, işler büyüyor, bu arada yemeksepeti’ni satın almak isteyenler çıkıyor.

2015’te yemeksepeti.com, 589 milyon dolara satılıyor.

Nevzat Aydın, bu paradan 27 milyon doları 114 çalışanına paylaştırıyor.

Şimdilerde genç girişimcilere “Risk alın” diyor.


*

Cem Boyner

Hopi

Önce Advantage Card’ı çıkartıyor. Müşterilerin çok harcayıp azar azar ödemeleri imkanını sunuyor. Taksit seçenekleri sunulması müşteriyi cezbediyor.

Banka sektörü dışındaki en büyük kart organizasyonu olan Advantage Card, 2002 yılında 75 milyon dolara HSBC Bank’a satılıyor.

2014’te alışverişte Hopi devrini başlatıyor. Hopi’den kazanılan paracıklar, üye markalarda yapılacak alışverişlerde 2-10 kata kadar değerlerde çarpılarak kullanılıyor.

2017 itibariyle 7 milyar TL’lik işlem hacmine ulaşıyor.


*
  
Gamze Cizreli

BigChefs 

ODTÜ mezunu. Savunma sanayinde çalışıyor ilkin ama gönlündeki iş yemek işi.

Ankara’da part-time eleman arayan bir restoranda çalışıyor. Paraya ihtiyacı yok, işi öğrenmek için.

Çeşitli adlarda restoranlar kuruyor.

2005’te eşinden ayrılıyor.

İki yıl boyunca planlar yapıyor ve 2007’de BigChefs’i kuruyor. Bunun için bankadan kredi çekiyor. Bu krediyi çekmesi kolay olmuyor. Bankalar önce kredi vermiyor, sonra bir tanıdık bulunca kredi alabiliyor.

2016 itibariyle yurt içinde ve dışında toplam 36 şubeye ulaşıyor.

*

Acun Ilıcalı

TV8

Tanımayan yok sanırım.

Önce Televole adlı programda 15 dakikalık “Acun Firarda” bölümünü sunuyor. O yıllar internet gelişmiş değil, dünyaya dair görüntüler ancak dergilerde görülebiliyor, Acun’un gezdiği yerler ve sunumu beğeniliyor. Sonra programın neredeyse tamamı ona ayrılıyor.

Ardından Şansal Büyüka ona iş teklif ediyor. Güzel bir maaşla çalışıyor.

Ardından kendi programını yapmaya karar veriyor. Acun Firarda’ya birçok dev marka sponsor oluyor.

“Sonunda gezecek bir yer kalmadığını düşünerek, gittiği ülkelerde izlediği TV formatlarını Türkiye’ye” getiriyor.

Fear Factor, Var mısın Yok musun?, Yetenek Sizsiniz Türkiye, Yok Böyle Dans, O Ses Türkiye, Survivor.

(Var mısın Yok musun ilk zamanlarda reytinglerde iyi gitmeyince programı kaldırmak gündeme geliyor. Acun gece gündüz dünyadaki örneklerini izliyor. Sonra yarışmacıların hayat hikayelerini de programa yedirmek reytingleri yükseltiyor.)

(Türkiye’de “O Ses Türkiye” adıyla yayınlanan The Voice’un haklarını hemen alamıyor Acun. Başkasına satmak üzere anlaşmış yetkili firma. Acun firma yetkililerine “Önünüzde duran telefon ile +90’ı çeverin. Arkasından hangi numarayı çevirirseniz çevirin ve beni sorun. Tanımayan biri çıkarsa bana programın haklarını vermeyin.” demiş.)

Nihayet bu defa kendi kanalını kurmaya karar veriyor. Yeni kanal kurmaktansa orta sıralarda yer alan bir TV kanalı olan TV8’i satın alıyor.


*

Abdullah Kavukçu

Simit Sarayı

Simidi metro, otobüs durakları ve deniz hatları gibi lokasyonlara kurduğu konsept mağazalarda satarak yurt içi ve yurt dışında pek çok şube açtı. Hatta dünyanın en pahalı caddelerine bile.

Yaptığı bir konuşmada şunu söylemiş Kavukçu:

“Bugün Oxford’da herkes mağaza açabilir. Diğer markalar ‘Simitçi başardıysa, biz de başarırız.’ diyorlar. Ben de tam olarak bunu istiyorum: Herkes başarabilir.”


*


Vahap Küçük

LC Waikiki

Fransız bir marka olarak kurulan LC Waikiki’nin Türkiye’deki üretim atölyesinin sahibiydi Vahap Küçük. Sene 1998.

İlerleyen yıllarda LC Waikiki Fransa'da tutunamıyor ve satışına karar veriliyor. Satın alan da Vahap Küçük oluyor.

“Tasarımları yaparken ekip önce hedef kitleyi tanımlıyor, ‘Öğrenci Burcu’, ‘Ev hanımı Semra’, ‘Ahmet Bey’ gibi kod isimler veriyor, her biri için hayat hikayeleri yazıyor, kıyafetler ona göre tasarlanıyor.”

“Her 15 günde bir mağazalara 300 yeni parça ürün giriyor.”

2018 itibariyle dünyada 850 mağazaya ulaşıyor.


*

Mehmet Özkan

Altınordu Futbol Kulubü

Türkiye’nin genç nüfusunu değerlendirmek gerektiğini düşünüyor. Futbol endüstrisi kurabilmek için futbolcu yetiştirmek gerektiğini fark ediyor ve bu işe soyunuyor. 

Mottosu “İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu”


*

Ali Sabancı

Pegasus

Sabiha Gökçen Havalimanı’nın neredeyse hiç kullanılmadığı bir dönemde Pegasus Havayolları’nı kuruyor. “Otobüs bileti fiyatına, insanları memleketine taşımaya” karar veriyor. Sene 2005

“Su bile parayla” eleştirilerine şöyle cevap veriyor:

“Çünkü biz misafirimizin önceliğinin ekonomik fiyatla uçmak olduğunu düşünüyoruz. Bunun için uçakta suyu bile parayla veriyoruz. Uçmaktan fazlasını isteyen ayrıca parasını kendisi ödesin, bunun bedelini o hizmeti kullanmayanlara ödetmeyelim.”


*

Muzaffer Yıldırım

Mars Sinema

Mars Sinema, önemli bir rakip olan AFM’yi alarak sektörde tek lider oluyor.

İş Bankası ile anlaşarak ülkenin en büyük sinema markası olan Cinemaximum’u yaratıyorlar.

*

Galip Yorgancıoğlu

Mey İçki

Türk rakısının imajını değiştiriyor.

290 milyon dolara özelleştirilen Mey İçki, 7 yıl sonra 2.1 milyar dolar ediyor.


*

Güzel hikayeler. Başarı hikayelerini hep sevmişimdir.

Yalnız bu hikayelerde tatsız bulduğum bazı kısımlar var.

Örneğin Yemeksepeti. Evde yemek yapmayan, yemeği dışarıdan söyleyenler tarafından kullanılıyor. Bu sayede büyüyor. Halbuki evde yemek yapmak gayet değerli bir şey. Dışarıdan yemek söylemeyi bir alışkanlık haline getirmek kişinin kendisine zarar.

Benzer şekilde BigChefs de öyle. Evde yemek yapma alışkanlığı geliştirmek çok daha değerli.

Hopi uygulamasında da işin biz tüketiciler açısından tatsız kısmı, daha fazla alışveriş yapmamızın istenmesi, bunun için de daha çok para harcıyor oluşumuz. 

İşin girişimci ayağı "İnsanlara nasıl daha fazla dışarıdan yemek söyletirim, nasıl daha fazla dışarıda yemek yediririm, nasıl daha fazla alışveriş yaptırırım, nasıl daha fazla para harcatırım?" diye düşünüyor. Bu düşünce işin tüketici/müşteri ayağı olan bizler için kulağa pek de hoş gelmiyor. 



5 Temmuz 2018 Perşembe

UNUTULMA HAKKI



UNUTULMA HAKKI

İnternetteki Arama Sonuçlarından Kişisel Verilerin Kaldırılması

Av. Can Yavuz

Seçkin Yayıncılık  

1. Baskı – Ekim 2016

202 sayfa



Unutulma hakkının ne olduğunu kabaca şöyle açıklamak mümkün.

İnternette isminizi aratıyorsunuz diyelim. İsminiz istemediğiniz bir olay, haber veya kişiyle birlikte çıkıyor arama sonuçlarında. Bu durum sizi rahatsız ediyor ve bu şekilde anılmak istemiyorsunuz. İşte unutulma hakkı burada devreye giriyor.

Kitaptaki tanımıyla:

“Unutulma hakkı, veri öznelerinin internette yer alan kişisel verilerinin arama sonuçlarında kendi adlarıyla bağlantılı olmamasını isteme hakkıdır.” Sf.43

Kitapta bu hakkın kapsamı, nasıl kullanılacağı, hangi şartlarda kabul edilebileceği gibi konulara yer veriliyor.

Hukuki bir kitap ama hukukçu olmayanların da rahatlıkla okuyup anlayabileceği bir kitap ve kesinlikle son derece ufuk açıcı.

*
İnternetteki verilerimiz ve internetteki arama sonuçlarında nasıl yer aldığımız neden önemli?

Çünkü örneğin bir işe gireceğimiz ya da işe bir eleman alacağımız zaman internetten bu kişiyi araştırıyoruz. Aşk ilişkisi içine girdiğimiz kişileri araştırıyoruz. Genel olarak internetten kişiler hakkında araştırmalar yapıyoruz. Bu nedenle internet arama motorlarında ismimizin nerelerde yer aldığı önemli.

*
Finlandiya’da bir kanun var: “İş Yaşamında Gizliliğin Korunması Kanunu” Bu kanuna göre işverenlerin, işyerlerinde çalışanlar ve başvuran adaylar hakkında ilgili kişilerin bilgisi ve rızası olmadan internetten bilgi edinmeleri yasakmış.

*
İnternette kişisel verilerimizi kendimiz paylaştığımız gibi bazen de zorunlu olarak paylaşmaya mecbur ediliyoruz. Örneğin devlet veya şirketlerden bir hizmet almak istediğimizde kişisel verilerimiz isteniyor, vermezsek hizmeti alamıyoruz.

*
Sosyal medyaya pek bulaşmayarak kişisel verilerimizi bir nebze koruduğumuzu sanabiliriz. Ama bu da çözüm değil. Çünkü sosyal medya alanında siz kendi adınıza bir hesap açmazsanız bir başkası sizin adınızı kullanarak yanlış bilgilerle hesap açabilir. Yani internette yer almamak sahte sosyal medya hesaplarına yol açabilir.

İnternet kullanarak pek çok görüşe ulaştığımız gibi kendimiz de görüşlerimizi paylaşabiliyoruz. İnternet kullanmaktan kaçındığınızda insanlar sizin fikirlerinizden faydalanamayacaktır.

Ayrıca internetin aktif kullanımı o ülkenin demokrasi kalitesi ile de yakından ilgili. Yurttaşlar ülke yönetimi hakkında görüşlerini paylaşır ve tartışma ortamı oluşur. Bunu özgürce yapabilmeleri o ülkedeki ifade özgürlüğünün göstergesidir.

*
Avrupa Adalet Divanı unutulma hakkına dair arama motorlarının şu hallerde yükümlü olacağını belirtmiş:

-          Kişisel veriler makul, belirli, açık ve hukuki sebeplerle toplanmış, daha sonra bu amaçlara uygun olarak işlenmemişse,

-          Kişisel veriler artık toplanılma veya işlenme amaçlarıyla yeterli, uygun ölçüde bağdaşmıyorsa,

-          Kişisel veriler ancak gerekli ve güncel olduklarında doğruysa,

-          Kişisel verilerin toplanılma veya güncellenme amaçları göz önünde bulundurulduğunda, kişilerin teşhis edilmesine gerek kalmamışsa.

Ama bunlar sabit uygulanan kurallar değil, her olayda o olayın özelliklerine göre değerlendiriliyor.

Örneğin kamuya mal olmuş, ünlü kişilerin unutulma hakkından faydalanması pek mümkün olmuyor.

*

İnternette yer alan veriler tamamen engellenmiyor, yapılan işlem arama sonuçlarından kısmen bağlantı kaldırma oluyor.

Bu talep için önce arama motoruna, buradan kabul yanıtı alamazsanız Ulusal Veri Koruma Ajansı veya mahkemeye başvuruluyor.

Google 2014’ten beri unutulma hakkına yönelik talepleri alıyor. İnternetten doldurulacak bir form ile talepte bulunuluyor.

Ancak talebiniz kabul edildiğinde yalnızca Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yapılan aramalarda bağlantıya erişim engelleniyor, evrensel bir etkisi olmuyor.

Çünkü nasıl olsun? Bunun olması demek “Avrupa hukukunun tüm dünyadaki arama sonuçlarını kontrol etmesine ve Avrupa Birliği değerlerinin tüm dünyaya empoze edilmesine sebep olabilir. Bu yaklaşım özellikle unutulma hakkına sıcak bakmayan ülkelerde ciddi sorunlara neden olabilir.” Sf.171

*

Kitapta unutulma hakkının içeriği, farklı ülkelerdeki uygulanışı, Google'a gelen bazı talepler ve bunlara verilen yanıtlar, unutulma hakkına getirilen eleştiriler, cevaplar ve tavsiyeler de yer alıyor. Bu açıdan başta da dediğim gibi son derece ufuk açıcı bulduğum bir kitap.

14 Haziran 2018 Perşembe

İNSANI TANIMA SANATI



İNSANI TANIMA SANATI

(Menschenkenntnis)

Alfred Adler

1927

Almanca Aslından Çeviren: Kamuran Şipal

Say Yayınları

12.Baskı - 2010

237 sayfa


Her şeyin başı çocukluk.

Çocukken anneniz, babanız ya da sizi yetiştiren her kim idiyse ondan gördüğünüz, öğrendiğiniz her şey karakteriniz oluyor. Sonra da hayatınız oluyor.

Kitaptaki bir örnek çok çarpıcı mesela:

Anne, çocuğu kucağında Pazar geziyor. Sonra kucağındaki çocuğu bırakıp diğer çocuğunu kucağına alıyor. Bırakılan çocuk şöyle düşünüyor: Annem beni bıraktı, terk etti, ben değersiz bir insanım.
Sonra da ömür boyu değersizlik hissi yaşıyor.

Yani çocukken travmatik bir olay yaşamaya gerek yok. Böyle basit şeyler bile çocukta nelere yol açıyor?

Kitap bunun gibi örneklerle dolu.

Her insan karakteri için böyle bir çocukluk analizi yapmak mümkün.

13 Haziran 2018 Çarşamba

BİR DİLEK TUT



BİR DİLEK TUT

Hayatın Değişsin

“KABALA’NIN GİZEMİ”

(A Wish Can Change Your Life)

Gahl Sasson – Steve Weinstein

2003

İngilizce Orijinalinden Çeviren: Defne Korur

Butik Yayıncılık

296 sayfa


Tuttuğun dileği gerçeğe dönüştürmek için bazı ritüeller, meditasyonlar ve ödevler tavsiye ediyor kitap.

Bunları 10 hafta boyunca uygulayacakmışsın, sonra dileğin gerçek oluyormuş.

*

Böyle şeylere inanmayı çok güzel buluyorum.

İnanırsan olur elbette.

*

Ben sıkıldığım için sonuna kadar okuyamadım.

Bir de ödev sevmiyorum.

Bir de on hafta çok uzun. 

SAKLI SEÇİLMİŞLER



SAKLI SEÇİLMİŞLER

Soner Yalçın

2017

Kırmızı Kedi Yayınevi 

1. Basım – Aralık 2017

484 sayfa


Ne kadar da iç karartıcı bir kitap.

İç karartıcı, çünkü her sayfasında, her satırda, her satır arasında ÖLECEKSİNİZ yazıyor.

Yediğimiz, içtiğimiz gıdalardan ötürü hasta olup ölüyormuşuz ve bu gidişle de hasta olup ölmeye devam edecekmişiz.

*

Pirinç, mısır, buğday, inek, koyun, tavuk, süt, yoğurt… her şeyimiz bozukmuş.

Bozan da meşhur Rockefeller ailesi.

Türkiye’de de iktidarlar on yıllar boyunca bu bozulmaya çanak tutmuş.

*

Marketten aldığımız hiçbir şey zaten sağlıklı değil, bunu az çok biliyoruz.

Organik zannederek aldıklarımız da pek güvenilir değilmiş. Çünkü toprağa atılan gübreler, meyve sebzelerde kullanılan ilaçlar da sağlığa zararlıymış.

Yine köyde gezen tavuk ya da köylünün kendi baktığı inek, koyun da sağlığa zararlı etkiler taşıyormuş, çünkü bu hayvanlara verilen yemler de yine küresel şirketlerin üretimi olan yemlermiş.

Tüm bu bozuk gıdalar nedeniyle pek çok hastalık doğmuş ve bu gidişle de doğmaya devam edecekmiş.

Bu hastalıklar artık kanıksadığımız kolesterol, tansiyon, şeker, diyabet, obezite… yanı sıra artan kanser vakaları imiş.

Daha vahimi bebeklerde ortaya çıkan alerjilermiş.

Bebek konusu hassas. Kitaba göre bu yediklerimizden ötürü zaten kısırlaşacakmışız. Doğan bebekler de anne babalarının beslenme şekillerinden ötürü hasta ve/veya alerjik olarak doğacaklarmış.

*

İşte böyle vahim bir tablo çiziyor kitap.

Yalnız anlamadığım bazı hususlar var. Şu meşhur Rockefeller ailesi, elinde tuttuğu küresel sermaye şirketleri ile tüm insanlığı gıda terörüne maruz bırakıp öldürecekse kendileri bundan ne kazanacak? Koca dünyada ailecek mi yaşamak istiyorlar?

Genel kanı, Rockefeller’in insanları kendilerine köle etme planları. İyi de yediklerimizden ötürü öldük. Kimi köle edecekler kendilerine?

Ey Rockefellergiller! Buradan yetkilinize sesleniyorum, sizin amacınız nedir?

*

Benim geleceğe dair şöyle bir kanaatim var:

Yediklerimiz içtiklerimiz sağlıklı değil, evet. Ama zamanla vücutlarımız, organlarımız buna uyum sağlayacaktır sanıyorum. Yani bu anlamda bir evrim geçirebiliriz.

Plastik yiyen böcekler peyda oldu mesela.

Doğayı çok affedersiniz boka da çevirsek bu boka uygun tasarımlar oluşacaktır sanıyorum.

Bir diğer kanım da zamanla homo sapiens ırkı olarak yok olacağımız.

Bildiğiniz üzere bir zamanlar Neandertaller vardı. Sonra bu nesil yok oldu. (Bu konuda şu kitaba bakabilirsiniz: Hayvanlardan Tanrılara Sapiens)

Homo sapiens olarak bizler de bu gidişle neden yok olmayalım? Yediğimiz içtiğimiz şeylerden ötürü başkalaşım geçireceğiz, beri yandan da yapay zeka ile ilgili teknoloji ilerleyecek ve böylece biyonik bir insan ırkı gelecek. (Bu konuyla ilgili olarak bkz: Homo Deus)

Nasıl öngörü?