21 Temmuz 2017 Cuma

KUR'AN, İNCİL VE TEVRAT'IN SUMER'DEKİ KÖKENİ



KUR'AN, İNCİL VE TEVRAT'IN SUMER'DEKİ KÖKENİ

Muazzez İlmiye Çığ

1995

Kaynak Yayınları

43. Basım - Mart 2017

136 sayfa


Muazzez İlmiye Çığ, Sumer metinleriyle kutsal kitapları karşılaştırmış ve hepsinde ortak hikayeler bulmuş.

Nuh tufanı,

Eyüp peygamber sabrı,

Lut kavmi,

Miraç,

Şeytan taşlama...

gibi konular Milattan Önce 4000-2000 yılları arasında, yani henüz kutsal kitaplar yokken yaşamış Sumerlilerin efsanelerinde de aşırı benzer şekilde yer alıyor.

*

Kıyaslamalarında Kur'an'la ilgili:

"Kur'an'a gelince, bütün konularda olduğu gibi, bu da çok yüzeysel."

"Tevrat'taki hikaye Kur'an'a yarım yamalak alınmış."

diyor. 

Kur'an'ın kitaplaşması sırasında bazı karışıklıklar olmuş olabileceğini söylüyor. Sonuçta Hz. Muhammed öldükten yıllar sonra Kur'an'ın kitaplaştırılma süreci başlıyor. Bu süreçte ayetleri ezberleyenlerden yardım alınıyor. "Bu ezberleyiciler kendiliklerinden bir şeyler söyleyemezler mi?" Gayet yerinde bir soru.

*

Ben bu kitabı özellikle inananların okumasını isterim. Sizce de çok enteresan değil mi? Çok tanrılı Sumerlilerin insan suretinde ve karakterinde olduğuna inandıkları tanrılarına dair yazdıkları hikayelerin, kutsal kitaplarda -sadece isim değişiklikleriyle- neredeyse aynen yer almasını nasıl açıklarsınız?

DOĞMUŞ OLMANIN SAKINCASI ÜSTÜNE



DOĞMUŞ OLMANIN SAKINCASI ÜSTÜNE

(De I'inconvenient d'etre ne)

E.M.Cioran

1973

Çeviren: Kenan Sarıalioğlu

Metis Yayınları

2.Basım - Mart 2017

194 sayfa


Özetle diyor ki; BOK VAR DOĞDUK!

*

Ben de devamla diyorum ki bok var gibi doğurmaya devam ediyorsunuz.

*

Aforizmalardan oluşuyor kitap. (Tivit gibi. Twitter'da bir miktar ekmeğini yedim bunların zaten. Helal eder yazar inşallah.)

*

Birkaç tane alıntı yapayım mesela:

*

"Doğmuş olmamak, sadece bunu düşünmek... ne büyük mutluluk, ne büyük özgürlük, ne büyük uzay!"

*

"Doğmak hakaretini hâlâ hazmedememiş olmak!"

*

"X'in kesin inançları varken, hangi sapkınlıkla, boku yemiş bir dünyaya çocuk üstüne çocuk fırlatmaya çalıştı?"

*

"Montaigne bir bilgeydi, çoluk çocuğu yoktu."

*

"Gelecekle ilgili görüşüm o kadar kesin ki, çocuklarım olsa hemen boğardım."

*

Böyle şeyler. 

Keşke artık doğurmayı kesseniz de insan ırkını bitirsek. Çok iyi olmaz mı? Bence çok iyi olur.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

GÖLGESİZLER


GÖLGESİZLER

Hasan Ali Toptaş

1995

Everest Yayınları

6. Basım - Nisan 2017

256 sayfa


Arka kapakta kitap hakkında yazıyor ki:

"Gölgesizler, bir kayboluşlar anlatısı; aniden kaybolmaların, beklenmedik dönüşlerin, ölümlü büyülerin, devlet nezdine düşen gölgelerimizin aynası. Tekrarların tekrarını okumamızı sağlayan karakalem bir güvercin; bir garip cinayet ve doğum hikayesi."

*

Tam da bu yüzden sevmedim.

Ben bu "aniden"likleri, "beklenmedik"leri, "tekrarların tekrarını" sevmiyorum.

*

Siz okumadıysanız okuyun ama. Muhtemelen seversiniz, çünkü herkes sevmiş, seviyor. 

Böyle herkesin sevdiği bir şeyi sevmediğimde kendime sinirleniyorum bir miktar. Anlamadığım bir güzellik var demek ki. Herkesin anladığı bu güzelliği anlamadığım için problemli görüyorum kendimi.

*

Şöyle bir hikaye benim okuduğum:

(spoiler içerir)

Köyün Cıngıl Nuri adlı berberi bir gün kayıplara karışıyor. "Ruhum daralıyor" diyor ve gidiyor. Gidiş o gidiş. 

Muhtar, görevi gereği gerekli yerlere haber salıyor ama yine de Nuri'den haber alınamıyor.

Aradan çok uzun zaman geçiyor. O kadar ki sanki Nuri diye biri hiç olmamış gibi.

Sonra bir gün Nuri çıkageliyor. 

Ardından köyün en güzel kızı Güvercin de kayboluyor.

Güvercin'i Cennet'in oğlunun kaçırdığını düşünüyorlar. Cennet'in oğlu inkar ediyor ama inandıramıyor. Sonra çocuk deliriyor. "Kar neden yağar kar?" diye sorup duran bir avareye dönüşüyor.

Muhtar, Güvercin için de elinden geleni yapıyor. Ama faydasız kalıyor. 

Sonra Muhtar, Nuri aslında var mıydı, Güvercin alsında yok muydu, bu köy acaba var mı yok mu, belki ben de yokum... diye diye kendini asıyor.

Güvercin daha sonra bulunuyor. Hamile kalmış, ama kimden hamile kaldığını söylemiyor.

Tüm bu hikayeyi anlatan anlatıcı bir gün gazetede bir haber okuyor "Bir kızı ayı kaçırmış!"

Kitap burada bitiyor. 

Yani Güvercin, ayıdan hamile.

Okuduğumuz da aslında hayalmiş.

*

Ben böyle anladım. 

O yüzden de sevmedim.

Belki yıllar sonra, büyüyünce bir daha okursam severim, şu an göremediğim güzelliği görürüm.

*

Filmi de var.
İzlemedim ama bir ara izleyeceğim.


FOUCAULT SARKACI


FOUCAULT SARKACI

(Il Pendolo di Foucault)

Umberto Eco

1988

Can Yayınları

21. Basım - Ağustos 2016

İtalyanca aslından çeviren: Şadan Karadeniz

912 sayfa



Umberto Eco'nun tüm kitaplarını okumaya karar vermiştim. 

Çok zorlukla okumaya çalıştığım Gülün Adı'ndan sonra bu kitabı da sonuna kadar okuyamadım.

O kadar ilgimi çekmedi ki tapınak şövalyeleri, gül-haç biraderleri, cizvitler, masonlar... Hof, hepsinin canı cehenneme.

*

Kitapta bu konularla ilgili tez yazmak üzere araştırmalar yapan biri var. Bu araştırmaları kapsamında çeşitli insanlarla tanışıyor. Biz de o araştırmalar üzerine bu konular hakkında bilgiler okuyoruz. Ama dediğim gibi hiç ilgimi çekmedi, hiç.



GÜLÜN ADI


GÜLÜN ADI

(Il Nome Della Rosa)

Umberto Eco

1980

Can Yayınları

29. Basım - Ekim 2014

İtalyanca aslından çeviren: Şadan Karadeniz

732 sayfa


Ruhumu teslim ettim okurken. Vefat ettim.

*

Bir manastırda esrarengiz ölümler meydana geliyor. 

Bu ölümleri araştırmak üzere biri görevlendiriliyor.

Bu araştırma çerçevesinde manastırdaki rahiplerin çarpık ilişkileri ve düşünceleri ortaya çıkıyor.

*

Kitabı katilin kim olduğunu öğrenene kadar okudum, sonra bıraktım, daha fazla devam edemedim.

*

Üzgünüm.

*


Gülün Adı bana biraz Benim Adım Kırmızı'yı anımsattı. Orada da manastır gibi içine herkesin giremediği bir minyatürhane var. Orada da esrarengiz bir cinayet meydana geliyor. Orada da o döneme ait bilgiler veriliyor. Anımsattı bana. Yalnız Benim Adım Kırmızı'yı zevkle okumuştum, Gülün Adı'nda vefat ettim.


Filmi de var.
İzlemedim, bir ara izlesem ne güzel olur. 


5 Haziran 2017 Pazartesi

SAVAŞ SANATI


SAVAŞ SANATI

( Sunzi Bingfa Sun - tzu ping - fa)

Sun Tzu

Anahtar Kitaplar Yayınevi

2005

Çevirenler: Sibel Özbudun, Zeynep Ataman

200 sayfa


2000 yıl önce yazılmış.

Savaş taktikleri içeriyor ama esas önemlisi savaşın meydanda değil, masada kazanılacağını söylemesi. Savaşmak son çaredir diyor. Asıl başarı, savaş yapmadan düşmanı bitirmektir, savaş meydanına çıkan komutan savaşı yense de gerçek anlamda bir yenmek değildir bu, onu herkes yapar, önemli olan hiç o savaşa gerek bırakmadan kazanmaktır.

*

"Girdiği her savaşı kazananlar aslında usta değildirler. Başka orduları savaşmadan çaresiz bırakanlar, işte onlar en iyisidir."

*

Hile yap diyor ama nasıl hile?

"Güçlüyken zayıf, cesurken korkak, düzenliyken dağınık, zekiyken aptal, hızlıyken yavaş, bir yerdeyken başka bir yerde görün."

*

Hep böyle çakal çukal tavsiyeler.

Arazi şartları, askerin dağlara nehirlere göre konumlanışı, kuşların bile düşman hattı ile ilgili bilgi verebileceği gibi.

*

Savaş ve sanat kelimelerini yan yana görünce yadırgamıştım ama okuduktan sonra gerçekten sanatsal bir şeyler gördüm.

*
Ama tabii elbette savaşa hayır.✌️

GİZZIT


GİZZIT

İLİŞKİLER YASASI

Deneyimsel Tasarım öğretisi

2015

Dönüşüm Konağı Yayınları

1. Baskı - Ekim 2015

150 sayfa

Bir yazar ismi yok kitapta. 

Arkadaşım verdi bana.

İlişkiler Yasası diye anlattığı şey klişe olarak bildiğimiz "Kaçan kovalanır", "Ağır ol molla desinler" gibi sözlerin gerçekliğini anlatmak.

Çeşitli örnekler vermiş bunlarla ilgili. Ayşe ile Ali başta çok iyilerken sonra Ayşe çok ilgili oluyor, adeta kendi hayatını Ali'ye adıyor, sonra Ali uzaklaşıyor, Ayşe yaptığı fedakarlıklardan bahsedip yakınıyor, Ali ayrılıyor, Ayşe anlam veremiyor. Bunun gibi örnekler.

Taktikler yani. Ağır olmak, çok istememek, hazzı ertelemek, temkinli olmak vb şeyler. Hoşuma gitmiyor bunlar ama sanırım bir miktar doğru da aynı zamanda.