21 Eylül 2018 Cuma

İNCE MEMED 3



İNCE MEMED 3

Yaşar Kemal

1984

Yapı Kredi Yayınları

511 sayfa


2.ciltte İnce Memed, Ali Safa Bey ve Kel Hamza’yı öldürmüştü.

Hamza ölmeden önce çok yalvarmış, çok alçalmıştı.

Bu cilt İnce Memed’in işte bu sorgulamasıyla başlıyor:

“İnsan canı bu kadar alçalmaya değer miydi? Ne pahasına olursa olsun insan yaşamını sürdürmeli miydi? Sıtmalar, hastalıklar, zulümler, buyruklar, açlıklar, yoksulluklar insan soyunun yaşama direncini kıramamış, insanoğlu kıyımlardan, aşağılamalardan, sakatlıklardan, kırımlardan sonra bile yaşamını sürdürmüştü. Bu korkunç güç, bu sonsuz direnç, bu yaşamak için katlanılan en aşağılık durumlar neydi, ne içindi? (…) Bu kadar alçalmaya değer miydi bir can? Can bu kadar, her şeyden değerli miydi?” sf15

Bence değil. Ben açıkçası ölmeye sıcak bakıyorum.

*

İnce Memed, bu ciltte yaklaşık ilk 200-250 sayfa boyunca ortada yok. Ama efsanesi ortada dolanıyor.

Sıradaki ölümü bekleyen zalim ağa Murtaza.

Murtaza Ağa, Memed’in gelip kendisini öldüreceğinden çok korkuyor. Topal Ali’den yardım istiyor. Topal Ali, görünüşte İnce Memed’in düşmanı ama aslında Topal Ali ve İnce Memed birbirlerini seviyorlar, kolluyorlar.

Murtaza Ağa, Topal Ali’nin gönlünü hoş tutmak için ona paralar, pahalı giysiler, neler neler alıyor. 

Çok iyi ve sıcak davranıyor ona.

Sonra bir gün İnce Memed’in öldürüldüğü haberi ulaşıyor.

Yüzbaşı Faruk ve adamları bir eşkıya çetesini öldürüyorlar. Aralarında İnce Memed’in de olduğunu sanıyorlar. Yüzbaşı ve adamları İnce Memed’i hiç görmedikleri için tanımıyorlar. Ama İnce Memed’i tanıyan köylü kadınlar ölenler arasında İnce Memed’i teşhis edip ağıt yakmaya başlıyorlar.

Yüzbaşı da Tazı Tahsin lakaplı hızlı koşmasıyla ünlü adamdan en hızlı şekilde kasabaya gidip İnce Memed’in öldürüldüğü haberini vermesini istiyor.

Tazı Tahsin, kasabada Murtaza Ağa’yı bulup müjdeyi ona veriyor. Murtaza Ağa da Tazı Tahsin’e bu müjdeli haber karşılığında bolca para veriyor.

Ve Murtaza Ağa’nın çirkin şerefsiz yüzü ortaya çıkıyor.

Topal Ali’yi yerlere göklere koyamazken birden onunla işi bittiği için Topal Ali’ye aldığı her şeyi geri istiyor. Adamı çırılçıplak bırakıp, hakaretler ederek gönderiyor.

Topal Ali bu durumdan daha çok İnce Memed’in öldürülmüş olmasına üzülüyor. Ama Tazı Tahsin ile konuşunca öldürülen eşkıyanın İnce Memed olmadığını anlıyor.

Kasabalılar Yüzbaşı’nı büyük gösterişle karşılıyorlar. Kasabada düğün bayram oluyor.

Memed’in sevgilisi Seyran da bu haber üzerine kasabaya gelip ölülere bakıyor ki İnce Memed yok aralarında.

Güle oynaya dönüyor evine.

*

Ölen eşkıyaların cesetlerini almak üzere yakınları geliyor. İnce Memed’in sanılan ceset için gelen yakınları bu kişinin kendi kardeşleri olduğunu, İnce Memed olmadığını söylüyorlar.

Orada Yüzbaşı, kaymakam, savcı, Murtaza ve diğerleri ilk kuşkuya kapılıyor.

Bu noktadan sonra Aziz Nesin hikayesi gibi olaylar yaşanıyor.

Ölenin yakınları “Bu Bizim kardeşimiz.” diyor, yüzbaşı “  Hayır bu İnce Memed”, “Hayır değil” “Hayır o”

Derken ikna oluyorlar İnce Memed olmadığına.

Ama bunu nasıl itiraf etsinler, büyük rezillik.

Sonra İnce Memed’i cinlerin, perilerin kaçırdığı, canlandırdığı gibi hurafeler yayılıyor.

*

Bu arada Talip Ağa namlı biri öldürülüyor. Ağanın çocukları katili gördüklerini söylüyorlar, ama Yüzbaşı ve diğerleri katil İnce Memed diye diretiyorlar. Hop bir Aziz Nesinlik hikaye daha.

*

İnce Memed’in ölmediğini anlayan Murtaza Ağa, tekrar Topal Ali’den yardım istiyor utanmadan. “Ben sana şaka yapmıştım.” diyor bir de koca adam. Yalvarıyor, yakarıyor ama Topal Ali kabul etmiyor.

*

İnce Memed bu esnada ağır yaralı olarak bir köyde bakılıyor.

Hürü Ana, Memed’i arayıp buluyor ve ona köylülerce kutsal sayılan bir yerden şifalı ilaçlar getirtip iyileştiriyor. Bu kutsal yerin sahibi Anacık Sultan, Memed’e bir de kutsal yüzük veriyor, onu korusun diye.

*

Memed iyileşince Seyran’ın yanına gidip onunla evleniyor.

Ama onun geldiğini duyan jandarmalar köyü basıyor.

Jandarmalar köydeyken Memed, hapishanedeki Ferhat Hoca ve Yobazoğlu’nu kaçırıyor.

Yobazoğlu kendi yoluna gidiyor.

Memed ve Ferhat Hoca dağlara çıkıyor.

*

Memed artık eşkıyalık yapmak istemiyor. Ama başka türlü bir hayata uygun şartları da sağlayamıyor.

*

Memed’i öldürmek üzere bu defa Mahmut adlı bir eşkıya dağa çıkıyor. Bu adamı kimse sevmiyor. Çünkü en zalimleri bu. Köylüleri yerinden yurdundan eden, insanları atına ezdiren...vb

Mahmut Ağa, Memed’i ve Ferhat’ı yakalıyor.

Mahmut’un Memed’i yakaladığı haberi geliyor kasabaya. Ama bu haberden Yüzbaşı ve diğerleri memnun kalmıyor, çünkü Mahmut’un böyle bir şerefe nail olması hepsinin çıkarlarına aykırı. Bu defa başlıyorlar Memed aslında kötü bir adam değil, hatta çocuk o, hem Ali Safa Bey’i onun öldürdüğü ne malum, kimse görmedi ki onu öldürürken, kasabaya gelirse Memed beraat eder, canımız Mehmet.

Ay çok şerefsiz bunlar.

*

Köylüler Mehmed ve Ferhat’ın kaçmasını sağlıyorlar.

Memed, Murtaza Ağa’nın evine gidip oradaki Mahmut Ağa'yı öldürüyor. Murtaza'ya dokunmuyor. 

Ve yine kayıplara karışıyor.

*

Üç cilt de hep aynı şekilde bitiyor. Memed, kötü adamı öldürüyor hep en sonunda.

*

2.ciltte Memed “Abdi gitti, Hamza geldi” deyip kötü insanların öldür öldür bitmediğini düşünüp yakınıyordu.

Ben de ona diyordum ki; kötü ağanın biri gidiyor yerine yenisi geliyorsa, İnce Memed’in de biri giderse yerine yenisi gelecek.

Ben tabii sesimi duyuramadım kendisine.

Ama bir büyüğü de (yaralıyken Memed’e bakan Battal Ağa) ona aynı şeyi söylüyor:

“Bir İnce Memed giderse bin, on bin, yüz bin İnce Memed gelir. Ağalar biter de İnce Memedler bitmez. Ağalar az, fıkaralar çok.”

Bu sözler Memed’e iyi geliyor.

Ben de dedim aynısını ama sakalım yok ki sözüm dinlensin.

18 Eylül 2018 Salı

İNCE MEMED 2



İNCE MEMED 2

Yaşar Kemal

1969

Yapı Kredi Yayınları

339 sayfa


1.ciltte İnce Memed kötü adamı (Abdi Ağa) öldürdü.

Peki böylece her şey yoluna girdi mi?

Hayır!

Ve işte bu çok sinir bozucu.

*

Abdi Ağa gitti, yerine ondan daha da kötüsü olan Kel Hamza geldi.

Kel Hamza, Abdi Ağa’nın kardeşi. Abdi Ağa ile araları iyi değilmiş Hamza’nın, uzakta bir yerde ırgatlık yapıyormuş. Abdi Ağa’nın öldüğünü söylediklerinde bu da Abdi Ağa’nın yerine geçiyor. Ve köylüye etmedik zulüm bırakmıyor.

İşin bu sinir bozucu kısmı bir yana, öte yandan da kör ölür badem gözlü olur misali Abdi Ağa’nın aslında ne kadar iyi, ne kadar evliya bir insan olduğu dilden dile anlatılıyor.

*

İnce Memed o yüzden depresyona giriyor.

“Dağlara düştüm, herkesi perişan koydum. Benden önce herkes kendi halinde yaşayıp gidiyordu. Ben olmaz olayım. Ben batayım.” diyor.

Bir de kötü adamı öldürmenin iyi bir fikir olup olmadığını sorguluyor:

"
Abdi gidecek, Hamza gelecek, Hamze gidecek, Süleyman gelecek, Ali gidecek, Veli…

Koca Süleyman:

Hep öyle oldu, dedi. Ali gitti, Veli geldi. Deden gitti, baban geldi. Baban gitti, sen geldin. Sen gideceksin, oğlun gelecek…

Öyleyse niye uğraşıyoruz, canımızı dişimize takmışız, sen, ben, Ali, Yel Musa?

Uğraşıyoruz, dedi güvenli. Uğraşmak haktır.

İşte bu git-geller İnce Memed’i hareketsiz bırakıyor.

Köylüler onu saklıyor, ona iyi bakıyor.

Bakanlardan biri de Seyran adında çok güzel ama talihsiz bir kadın.

Memed’e aşık oluyor, Memed ona. Ama Memed başta ona pek bakmıyor. Daha doğrusu bakamıyor. Seyran da üzülüyor bu duruma ama sonra mercimeği fırına veriyorlar.

*

Köylülere zulüm etmede Kel Hamza tek başına değil.

Bir de Ali Safa Bey ve Arif Saim Bey var.

*

Ali Safa Bey, köylülerin topraklarını çeşitli yollarla alıyor ellerinden. Ancak Yobazoğlu, toğrağını vermek karşılığında Ali Safa Bey’den at istiyor. Ali Safa Bey’in en sevdiği, en güzel at.

Yobazoğlu bu atla bir süre havasını atıyor ama Ali Safa Bey, onu köyden uzaklaştıracak işkenceler ediyor ona.

*

İnce Memed’in saklandığı yeri Koca Osman, Koca Osman’ın karısı, imam Ferhat ve Seyran biliyor.

Memed uzun bir süre dışarı çıkmıyor. Ama efsanesi dilden dile anlatılıyor.

Onun efsanesinin büyüklüğü karşısında ağalar beyler çok öfkeleniyor. Jandarmalar seferber ediliyor, köylüler dayaktan geçiriliyor, ama kimse yerini söylemiyor.

En son Ali Safa Bey, köyün sularını çekiyor. Bir yanda susuz kalan köylüler, diğer yanda suyun çok akması nedeniyle köyü sel içinde kalanlar kasabaya yürümeye başlıyor.

Kasabalılar, köylüler ayaklandı zannedip telaşlanıyor.

(Bu kısım Yaşar Kemal’in Teneke adlı romanını hatırlattı bana.)

*

Ali Safa Bey, Yobazoğlu ve imam Ferhat’ı cinayetten hapse attırıyor. Ama elbette cinayeti bu kişiler işlemedi, iftira sonucu idam ile yargılanıyorlar.

*

“Abdi gitti, Hamza geldi” diye diye ne yapacağını bilemeyen Memed, en sonunda Hamza’yı da Ali Safa Bey’i de öldürüyor.

Ali Safa Bey’in konağına gidiyor. Nasıl olsa İnce Memed’i tanımıyorlar, dağlardan haber getiren bir adam diye tanıtıyor kendini ve evin içine girip Ali Safa Bey’i oracıkta öldürüyor.

Hamza’yı ise köyde kıstırıyor. Hiçbir köylü engel olmuyor. Hamza Azrail görmüş gibi kaçıyor, yalvarıyor, insana yakışmayacak bir küçülme içine giriyor ölüm korkusundan. Ama Memed onu da öldürüyor.

*

Öldüreceksin tabii ya.

Kötü ağanın biri gidiyor yerine yenisi geliyorsa, İnce Memed’in de biri giderse yerine yenisi gelecek.

En güzeli düzgün işleyen bir devlet mekanizması, insanların adalete erişimi, adil yargılanma, kamu görevlilerinin görevlerini layıkıyla, dürüstçe yapması ve denetim mekanizmasının kusursuz olması ama madem böyle olmuyor iyi eşkıyalar kötü ağalara karşı savaşacak, ta ki ağalık ortadan kalkana, kimse buna cüret edemeyene kadar.

9 Eylül 2018 Pazar

İNCE MEMED 1



İNCE MEMED 1

Yaşar Kemal

1955

Yapı Kredi Yayınları

310 sayfa


Çok üzülüyorum.

Köy romanlarımızda sık sık bahsi geçen fakirliğe, sefalete, ağalık düzenine, zorbalığa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, korkaklığa… çok üzülüyorum.

*

İnce Memed ağa zulmü nedeniyle eşkıya oluyor.

Daha doğrusu eşkıya olmak zorunda kalıyor.

Hayat onu öyle sürüklüyor.

Çok planlı programlı hareket etmiyor aslında. Talihi yaver gidiyor. Kalbinin temizliği yolunu açıyor belki de.

*

Memed’in babası ölmüş. Annesi ile yaşıyor.

Köyün ağası köylülerin ektiklerinin biçtiklerinin çoğunu alıyor.

Memed de Abdi Ağa adındaki ağaya ırgatlık ediyor ve sık sık dayak yiyor ağadan.

Artık bu dayaklardan bunalıyor ve kaçıyor.

Başka bir köyde bir yardımsever amcaya denk geliyor, bir süre onunla kalıyor.

Ama Abdi Ağa sonra Memed’i buluyor ve yine dayak, yine zulüm.

*

Memed’in sevgilisi var, Hatçe. Gençler birbirini seviyorlar ama Hatçe’yi Abdi Ağa’nın yeğeni Veli ile nişanlıyorlar.

Memed buna kayıtsız kalamıyor ve Hatçe’yi kaçırıyor.

*

Topal Ali var, iz sürmekle meşhur.

Abdi Ağa, Topal Ali’den Memed ile Hatçe’nin izini bulmasını istiyor.

Topal Ali kötü bir adam değil. Köydeki herkes gibi o da Memed ile Hatçe’nin kaçmasına memnun oldu. Abdi Ağa’yı seven kimse yok zaten.

Ama Topal Ali, iz sürmeye karşı koyamıyor. Biri ondan iz sürmesini isteyince asla karşı koyamıyor. 

Ve istemeye istemeye  Memed ile Hatçe’yi buluyor.

Memed, ateş ediyor ve Veli’yi öldürüyor.

Hatçe’ye onlarla gitmesini, artık ona kimsenin bir şey yapamayacağını söylüyor.

*

Abdi Ağa, hem kaçtığı, hem kız kaçırdığı, hem yeğenini öldürdüğü için Memed’e çok öfkeli.

Hatçe’ye de tabii.

Yalancı şahitler ayarlayarak Veli’yi Hatçe’nin öldürdüğünü söyletiyor. Bu nedenle Hatçe hapse giriyor.

*

Memed, çocukken kaçtığı köydeki amcanın yanına gidiyor. Amca onu Deli namlı bir eşkıyanın yanına götürüyor. Memed’in eşkıyalık hayatı da böylece başlıyor.

Deli eşkıya, gerçekten deli manyak biri.

İnsanları donlarına kadar soyuyor. İnsanları donsuz bırakmak onun imzası.

*

Memed burada sevilen sayılan bir insan oluyor.

Ama bir gün Deli ile bir anlaşmazlığa düşüyorlar.
Deli, Memed’e  çok yardımı dokunan zengin bir ağayı soymaya kalkıyor. Memed buna izin vermiyor ve Deli’yi vuruyor.

Deli ölmüyor.

Deli daha sonra başkaları tarafından öldürülüyor. Zaten herkesin beklediği son buydu onun için, kimse şaşırmıyor.

Memed bu olay nedeniyle Deli’nin çetesinden ayrılıyor.

Artık kendi çetesi var. Yanında Recep Çavuş ve Cabbar ile.

*

Recep Çavuş esrarengiz bir adam. Çeşitli çetelerde yer alıyor, keyfine göre. Geçmişini, derdini kimseye anlatmıyor.

*

Memed’in amacı Abdi Ağa’yı öldürmek.

Abdi Ağa da bunu tahmin ettiği için kendi evinde kalmıyor, nüfuzlu bir tanıdığının evinde kalıyor. 

Bir akşam Memed, yanında Cabbar ve Recep Çavuş ile Abdi Ağa’nın kaldığı evi basıyor. Evi yakıyor ama rüzgar nedeniyle yangın diğer evlere de sıçrıyor, tüm köy yanıyor.

Bütün köyü yakmış olmak Memed’in ününe ün katıyor.

Abdi Ağa’nın yanan bu evde ölmüş olması lazım.

Ama emin olamıyorlar. Sonradan öğreniyorlar ki ölmemiş. Yanan evden eşya çıkarmaya giren bir teyze yorganlara sarıp Abdi Ağa’yı çıkarmış evden, kimse fark etmeden.

*

Aslında herkes Memed’in tarafını tutuyor ama ikili oynuyorlar. Abdi Ağa’nın yüzüne ağam paşam, arkasından ölse geberse.

*

Recep Çavuş, aldığı yaralar nedeniyle ölüyor. Köyü yakmış olmak nedense onu çok sevindirmişti, kimse anlamıyor nedenini.

*

Memed, hapisteki Hatçe’yi görmeye karar veriyor. Küçük bir çocuk gibi giyinip gidiyor tüm tehlikeleri göze alıp.

İkisi de şaşkınlıktan konuşamıyorlar karşı karşıya gelince.

*

Her ne kadar onları en başta yakalatan Topal Ali olsa da Memed daha sonra Topal Ali’yi öldürmüyor ve ondan yararlanıyor.

Hatçe’yi görmeye bu defa Topal Ali’yi gönderip öğreniyor ki Hatçe ve koğuş arkadaşı Iraz Teyze başka bir hapishaneye nakledilecek.

Nakil günü Memed, Hatçe’yi ve Iraz Teyze’yi jandarnaların elinden kaçırıyor ve dağlara çıkıyorlar.

*

Iraz Teyze’nin oğlunu öldürmüşler toprak meseleleri yüzünden. O da öfkelenip önüne geleni öldürmeye, yakmaya, yıkmaya kalkmış. O yüzden hapiste.

*

Cabbar, Memed’in Hatçe’yi kaçırma işinde olmak istemediği için Memed ile yolları ayırıyor.

*

Memed, Hatçe ve Iraz Teyze dağda bir mağarada yaşamaya başlıyorlar.

Artık Memed’in ardında bir jandarma ordusu var.

Abdi Ağa, korkudan ne yapacağını şaşırmış durumda. Kendisi gibi namussuz bir Ali Safa Bey’den yardım istiyor.

Memed epeyce bir zaman jandarmalardan kurtulmayı başarıyor.

Bir çatışma sırasında Hatçe mağarada doğuruyor. Bunun üzerine Memed teslim olmaya karar veriyor. Ama Memed’in yeni doğan bebeğini gören Asım Çavuş, Memed’i teslim almıyor ve Memed’i yakalayamadığını söylüyor herkese.

*

Başka bir gün bir çatışmada Hatçe ölüyor.

Iraz Teyze, Memed’den bebeği istiyor. Çünkü bu dağda bu koşullarda bebek ölür. Iraz Teyze bebeği alıp bir köye yerleşmeyi teklif ediyor. Memed de kabul edip bebeğini Iraz Teyze'ye veriyor. 

*

Hükümet af çıkarıyor ve dağdaki eşkıyalar köylerine dönüyor.

Memed de dönüyor.

Herkes artık Memed’in eşkıyalığı bırakıp köyde yaşayacağını düşünürken o gidip Abdi Ağa’yı yatağında öldürüyor ve yeniden dağlara çıkıyor.

*

SON

*

Gel de sinirlenme.

Onca insan bir olup ağa denen zırtapozu nasıl alt edemez? Siz daha kalabalıksınız, bir olsanız, birlik olsanız ağa mağa kalmaz.

*

4 ciltlik bir seri İnce Memed, devamında neler oluyor acaba? 

Aman neler olacak, bin yıllardır bitmiyor kötülükler, zulümler, haksızlıklar, adaletsizlikler, korkaklıklar, sefaletler...

30 Ağustos 2018 Perşembe

BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE



BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE

Grigory Petrov

1923

Türkçesi: Prof. Dr. Ali Haydar Bey

Hayat Yayınları

?. Baskı – 1998

106 sayfa

Çok ilham verici, vatan millet aşkı konusunda acayip gaza getirici bir kitap.

Öyle ki kitap 1928’de Türkçeye çevrildiğinde de çok heyecan yaratmış. Önsözde bu kitabı öven yorumlarda bulunan önemli isimler var. Çeşitli şehirlerin valileri, öğretmenler, yazarlar…vb

*

Kitabın Bulgarca basısının önsözünü de okudum. Orada da Finlandiya övüle övüle bitirilemiyor. Yüksek  sesle konuşan olmazmış, her yer temizmiş, tramvaylarda biletçi veya kontrolör yokmuş. Çünkü:

“Eğer halka güvenmeyip kontrolcü kullanmak isterseniz, kontrolcüleri de kontrol etmek gerekir. Biz kontrolcüye değil, halkımıza inanırız.” Sf.17

Etkileyici.

*

Kitabın ismi İncil’de geçen bir ifadeden geliyor. Cennet bahçelerindeki beyaz zambaklar gibi lekesiz, saf ve masum bir hayatı simgeliyor.

*

Finlandiya'nın Fince adı "Suomi" imiş. “Suom” da Fin demekmiş. 
Suomi'nin anlamı “Bataklı arazi”ymiş.

Finler bataklık arazi durumundaki ülkelerini müreffeh bir seviyeye çıkarmışlar. Bu durum kitabın çevrildiği ülkelerde de bir ilham kaynağı olmalı. Çeşitli doğa nimetleri, yer altı yer üstü zenginlikleri olan ülkeler eğer iyi durumda değillserse bataklık araziden yükselen bir örneği görünce şapkalarını önlerine koyup düşünmeli.

*

Yazar Grigory Petrov, 1800’lerin sonlarında Finlandiya halkının kalkınma serüvenine tanık olmuş ve bundan çok etkilenmiş. Gözlemlerini bu kitapta kaleme almış.

*

Finlandiya önce Rus, sonra İsveç kontrolünde olmuş. Bu iki hükümranlık döneminde de Rusların ve İsveçlilerin kötü muamelelerine maruz kalmışlar. Bundan kurtulmanın yolunun millet olarak uygarlaşmakta olduğunu fark etmişler ve bireysel atılımlar zamanla topluma yayılmış.

*

Yazar önce şunu sorguluyor. İlla bir kahraman mı gerekir?

Cevabını her şeyin kaynağının halk olduğunu söyleyerek veriyor:

“Bir millet nasılsa, devlet adamları da onlar gibidir. İşte bu nedenledir ki eskiden beri ‘Her millet, layık olduğu idareye ve devlet adamlarına sahip olur.’ denilmiştir.” Sf.25

“Eğer bir millet büyüklük ve kahramanlık özelliklerini taşıyorsa ondan yıldırımlar doğar, kahramanlar çıkar. Eğer halk kitlesi nemli bir buhar yığınından ibaretse hiçbir güç ondan yıldırım çıkartamaz.” Sf.27

Yani kahraman uzaydan gelmez.

“Kahraman halkı heyecanlandırır ve alevlendirir. Ancak onu milletinden aldığı ateş ve heyecanla yakar.” Sf.27

Burada sevgili Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü anabiliriz. Türk milletinin kahramanı olmuş, “Hasta Adam” diye anılıp yok olmaya yüz tutmuş bir milleti heyecanlandırmış, bu heyecanı “karakteri yüksek, çalışkan, zeki” dediği Türk milletinden almıştır.

“Milletlerin büyük adamları da tıpkı bir mercek gibidir. O kendi kişiliğinde milletin gücünü ve özelliklerini toplar, bununla milyonlarca insanın ruhunu tutuşturur.” Sf.27

 *

Fin tarihi için önemli isimlerden biri Johan Wilhelm Snelman olmuş. (1806-1881) Bilim adamı, filozof ve siyasetçi olan Snelman “Fin kültürünü yaratan halk öğretmeni” olarak tanınıyor.

İnsanlarda milli şuur yaratmak için çeşitli yazılar kaleme almış, ülkeyi karış karış gezmiş, insanlara etkileyici konuşmalar yapmış, kendisi gibi aydınların yetişmesini sağlamış.

“Eğitim almış olanların tümü milli düşünceyi geliştirmeye, milli ruhu uyandırmaya, milli iradeyi güçlendirmeye mecburdurlar.” Sf.33 mottosuyla hareket etmiş.

Her insanın değerli olduğunu, her mesleğin en iyi şekilde yapılması gerektiğini aşılamış.

Örneğin Finlandiya İsveç hakimiyeti altındayken İsveçli memurlar varmış ve halkın taleplerini yerine getirmedikleri gibi halka da kötü davranırlarmış.

Bugünse halk, bu eğitimler neticesinde kamu memurlarının varlığıyla gurur duyar ve onları hayranlıkla izler noktaya gelmiş.

Kışlalarda da durum vahimmiş. Yüksek rütbeli subaylar sefahat içinde, halktan kopuk yaşarlar, halkı aşağı görürler, kışlada küfür ve kavgalar eksik olmazmış.

Finlandiya halkı kışla kelimesinden nefret edermiş ve bir yerde terbiyesizlik, kavga oldu mu herkes:

-Efendiler, burası kışla mı?

diyormuş.

Yeni dönemdeyse kışlanın bir halk okuluna dönüştürülmesine karar verilmiş. “Öyle ki her bir asker, kışlada yaşadığı günleri yaşamı boyunca sevgi ve övgüyle ansın; kışladan öğrendiklerini hayatında başarıyla uygulayarak gurur duysun.” Sf.44

*

Avrupa’da Napolyon fırtınası eserken daha sonra İngiltere’nin Fransa’yı yenmesiyle İngiliz modası dünyayı sarmış. En çok da futbol.

Snelman futbola karşı mesafeli. Gençlerin düşünsel ilgi ve üretimleri yokken, bomboş bir kafayla en ciddi uğraşın futbol olmasına karşı olmuş.

“Finlandiya’nın yalnız top tepmesini bilen insanlara ihtiyacı yoktur. Bize Fin milletini ekonomik, sosyal, ahlaki ve fikri yönden yükseltecek insanlar lazımdır.” Sf.106

“Sizin vazifeniz şutla topu yükseklere fırlatmak değil, Fin milletinin haysiyet ve şerefini yükseltmektir.” Sf.56

Ben de futboldan hazzetmiyorum ama dışlamayı da doğru bulmuyorum. Biz de bu endüstrinin içinde olalım, ama hem oyun tekniğindeki başarılarla hem de futbolcuların insani kaliteleriyle ön plana çıkalım.

*

“Topluma musallat olan manevi mikroplar” dediği bu tarz şeylerle mücadelede yardımcı olacak yazarlara, kitaplara sahip olmadıkları için üzülüyor Snelman.

*

Anne babalara çocuklarıyla yürekten ilgilenmelerini öğütlüyor. Çocuklara “Yalan söyleme” derken bu kurallara anne babaların da uymasını, çocuklara yalnızca sözleriyle değil, davranışlarıyla da örnek olmalarını söylüyor.

*

Kitap okumaya önem veriliyor. Her evde kütüphane oluşmasına özen gösteriliyor.

Ülkenin zenginleri de halk için faaliyet gösteren bu tür insanlara ve kuruluşlara yardım ediyor, hatta mülklerini kütüphaneye çevirenler oluyor.

*

Ülkenin zenginleri de kazançlarıyla halka yardım ediyor.

“Reçel kralı” olarak bilinen Jarvinen, gençken ve zor geçinirken ülkeyi karış karış dolaşan eğitimcilerden birinin konferansına katılmış. Orada duydukları onda heyecan ve ilham yaratmış. İşini ilerletme azmi bulmuş. Bu azmi arkadaşlarıyla da paylaşmış. Bir arkadaşı yumurta kralı, bir arkadaşı ayakkabı kralı olmuş.

Bir arkadaşı da (adı Karokep) hırsız, katil olmuş. Yıllar sonra onunla karşılaştığında o arkadaşının artık yeni bir hayat kurduğunu, gençken yaptıklarından pişman olduğunu, şimdi çocuklarını çok güzel yetiştirdiğini öğrenmiş. Jarvinen o arkadaşının da kendisi gibi bir konuşmacıya denk gelseydi hayatının başka şekilde seyredeceğini düşündüğünden kendisine o konuşmacıyı gönderen halka borçlu olduğunu düşünmüş.


*
Eğitime çok önem verilmiş.

“Ülke insanının çoğunluğunun eğitimden yoksun bırakılması bir cinayettir. Devletin kendi kendini yok etmesi, intihar etmesi demektir.” Sf.91

*

Kitaptan müthiş bir kalkınma atağı okunuyor.

Bizim 1923'te Cunhuriyet ilanından sonraki sürece anımsattı bana. Bizim tarihimizde de o dönemde müthiş bir atak olmuştu herek eğitim, gerek sanayi anlamında. 

Görüyoruz ki önemli olan bu atakları devamlı ve kalıcı kılmak.

Atatürk'ün bu kitabı tavsiye etmesi hatta emretmesi boşa değil.

25 Ağustos 2018 Cumartesi

EŞEKLERİN BİLGELİĞİ



EŞEKLERİN BİLGELİĞİ

(The Wisdom of Donkeys)

Andy Marrifield

2008

Çeviri: Akın Terzi

Aylak Kitap

1. Basım – Şubat 2014

239 sayfa


Şehrin keşmekeşinden sıkılan bir akademisyen, yanına bir eşek alarak Fransız patikalarında yolculuğa çıkar.

Kiraladığı bu eşeğin adı Gribouille’dir.

Eşekle bu yolculuğa çıkmadan önce eşekler hakkında birtakım bilgiler edinmiştir. Mesela İngiliz bir eşek davranış uzmanından. (Eşek davranış uzmanı?..)

Bu yolculuk esnasında hem kendi hayatını, hem genel olarak hayatı irdeler. Bunu yaparken yanındaki eşekten de feyzalır. Onun sakinliğinden, uysallığından, bilgeliğinden.

“Eşeklerin sabrını, mütevazılığını, istismar edilişini, kırbacı yerkenki çilekeşliklerini, huzurlarını düşünüyorum. Eşekleri daha iyi anlayacağım zamanları dört gözle bekliyorum, keza belki şu dünyayı ve kendimi anlayacağım zamanları da.” Sf.15

“Eşeklerin doğasında inatçı olmak ya da zora koşmak yoktur, sadece öğrenmek ve hayatta kalmak vardır.” Sf.35

Eşekler kendilerini koruma içgüdüleri nedeniyle tehlikeli, netameli yollara girmezmiş. Eşeğin malum inatçılığı da bundan kaynaklanırmış.

Eşekler mutluyken kulaklarını dikermiş. Kulakları sarkıksa bir dertleri var demekmiş.

Eşeğe ceza yanlış davranış tespit edildikten hemen sonra aşağı yukarı üç saniye içinde verilmezse, eşek yaptığı hareket ile ceza arasında bir ilişki kuramazmış.

“Ceza başarılı da olsa, ancak kısa vadeli bir çözüm olabilir. Eşek hiçbir şey öğrenmeyecektir, keza insan da öyle. Hem, eşek en başta cezaya yol açan davranışı muhakkak tekrarlayacaktır. Aslına bakılırsa, ceza sadece yeni cezalara yol açacaktır büyük ihtimalle. Şimdi atılan bir fiske, sonraki sert bir şaplağın habercisidir. Eşeğin sahibinde ya da eğitmeninde öfke ya da hüsranın artışı, eşeğe karşı daha da saldırgan davranışlarla atbaşı gider. Bu arada da eşek sinirlenir, kararlar almaya korkar, inatçı hale gelir, hatta bizzat saldırganlaşır.” Sf.40

“Eğer bir sorun varsa ve eşek ilerlemeye hiç yanaşmıyorsa, mutlaka bir sebebi vardır: Çoğu zaman soruna çözüm bulacak olan da eşeğin ta kendisidir. Kendini hazır hissedene kadar kılını bile kıpırdatmayacaktır.” Sf.58

Atlarla eşekleri de kıyaslıyor zaman zaman.

Örneğin “Atlara bir şey söylersin. Ama eşeğe sorman gerekir.” Sf.34

At demişken faytonlara binmiyoruz değil mi? Geçen gün Adalar’a gittim, yine dünya kadar insan gördüm faytona binen. Olanlardan habersiz misiniz? Yoksa acımasız, umursamaz, vicdansız, saf kötüler misiniz?

Asla anlayamıyorum fayton sahiplerinin atlarına böyle kötü davranmasını? Tamam atlara karşı herhangi bir sevgi beslemiyorsun, belli, anladık onu. Ama o at aynı zamanda senin ekmek teknen değil mi? Onun hayatta ve sağlıklı olması, senin işini yapıp para kazanmanı sağlamıyor mu? O zaman niye öldüresiye davranıyorsunuz bu hayvanlara?

Kitapta da eşeklere yapılan benzer bir muameleden bahsediyor yazar. Yaptığı bir Mısır gezisinde insanların eşeklerine yaptığı zulmü anlatıyor. Bir eşek veterineri ile tanışıyor yazar, veteriner belli aralıklarla halkın eşeklerine ücretsiz tedavi uyguluyor. Veteriner insanların eşeklerin duygusu olabileceğini düşünmediğini, onlara makine gibi davrandıklarını söylüyor.

*

Kitapta dünya edebiyatındaki ve sinemasındaki eşeklere de değiniliyor.

Örneğin;

Robert Bresson’un 1966 tarihli Au Hasard Balthazar filmi. Filmin kahramanı Balthazar adlı bir eşekmiş. Bu filmden çok bahsediliyor kitapta. O kadar ki filmi izlemedim ama izlemiş kadar oldum.

Dostoyevski’nin Budala adlı yapıtındaki başkahraman Prens Mişkin’in bir eşek anırmasıyla kendisine geldiği kısımdan bahsediyor.

Don Kişot’un yaveri Sanço Panza’nın karakaçanını da anıyor.

Ben de buraya bizim edebiyatımızdan eşekli bir örnek vereyim:


Kitapta yurt dışında bir hayvanat bahçesinde eşeğe tecavüz eden bir Türk'ün, Türklerde eşekle cinsel ilişkiye girmek bir gelenektir denerek nasıl beraat ettiği anlatılıyor.

*

Ben kitabı okuduğum sırada da şöyle bir haber dolanıyordu: "Eşeğe tecavüz ederken yakalandı..."


:( 

Bir de başka bir eşekli eser olarak: Eşekli Kütüphaneci - Fakir Baykurt.



Ben okumadım bu kitabı ama hikaye şu: Ürgüp'te bir kütüphaneci, kimse kütüphaneye gelmiyor diye eşeğin sırtına yüklediği kitaplarla yola çıkar ve kitapları insanların ayağına getirir.

http://blog.milliyet.com.tr/esekli-kutuphaneci-mustafa-amca/Blog/?BlogNo=404155


20 Ağustos 2018 Pazartesi




Azra Kohen

2015

Destek Yayınları

1. Baskı – Temmuz 2015

503 sayfa


Fi ile başlayıp Çi ile devam eden üçlemenin son kitabı.

Başından beri pek beğenmedim ama sonunun nasıl bağlanacağını merak ettiğim için okudum. Zaten de çok yoran ve zaman alan kitaplar değil.

*

Can Manay, en son Londra’da, Duru’nun oynadığı bir oyunun afişini görmüştü.

Bu durum onun Duru’ya yeniden kafasını takmasına sebep oluyor. Aslında zaten onu hiç unutmuş değildi ama asistanı ve sonradan karısı olan Bilge’nin yanında bir nebze huzur buluyordu. Hatta Bilge’yi “Huzurum” diye seviyordu.

Can, Avrupa’nın en büyük gösteri merkezini kuruyor. Amacı Duru’yu buraya çağırmak.

*

Bilge tabii anlamaz olur mu, zeki kız.

Bilge, Can’ın odasında Duru’nun oynadığı oyunların biletlerini bulunca anlıyor olanları.

Duru’yu uyarıyor, Can’ın davetini kabul etmemesi için.

Duru Can’ın davetini kabul etmeyeceğini söylüyor ama yine de geliyor.

Sahnede yine devleşiyor Duru.

Can ile birlikte oluyorlar yine.

Ama kavga da eksik olmuyor. Bu kavgada Duru bileğini incitiyor. Muhtemelen dans hayatı bitiyor, kendisinden bir daha bahsedilmiyor çünkü kitapta.

*

Bilge bu arada hamile.

Önce Can’a söylememeye karar veriyor, fakat sonra söylüyor.

Ama çocuğunu Can’dan korumasını gerektiğini düşünüyor ve Can’a bir tuzak kuruyor.

Bu tuzağı kurarken bir zamanlar Can’ın kovdurduğu ve hiçbir yerde iş bulamayan ama artık milletvekili olmuş Özge’nin de yardımını alıyor.

Özge çok güçleniyor. Çok zorlu yollardan geçiyor, ama başarılı oluyor.

Can’ı akıl hastanesine tıkıyorlar.


*

Bu arada Deniz ile Özge güzel bir çift oluyorlar.

*

Can’ın geçmişindeki gizem de ortaya çıkıyor.

Can’ın asıl adı Umut’muş. Akıl hastanesinde yatıyormuş. Can Manay adındaki adamı çatıdan mı atmış, ne yapmış, onun yerine geçmiş.

Can’ın (Umut’un) doktor annesi Eti kurmuş bu planı.

Eti, babasının tecavüzüne uğramış, bu tecavüzden doğmuş Can (Umut)

*

Neyse işte sıkıldım.

Kitaptaki olaylardan da kitabın didaktik öğelerinden de.

Her konuya parmak basmaya çalışmış kitap.

Gerçek İslam bu değil, tüketim toplumu, ilaç endüstrisi, siyaset dünyasındaki çıkar yarışı, cahil halk, otizm, nükleer santralin zararları, tekamül...

Mahsun Kırmızıgül filmleri gibi, her şeyden olsunculuk.


*

Baydı beni.