Reşat Nuri Güntekin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Reşat Nuri Güntekin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2025 Perşembe

GİZLİ EL

 

GİZLİ EL

Reşat Nuri Güntekin

1924

İnkilap Kitabevi

2019

155 sayfa


Reşat Nuri Güntekin'in ilk romanı. 

Önce gazetede tefrika edilmiş. Ardından kitap olmuş. Devlet adamlarına sataşıldığı iddiasıyla sansüre uğramış. Devlet adamlarımız da bu kadar alıngan olmasın canım.

*

Bugün Kuzguncuk'ta eskiden hamam olan şimdi kütüphane/kafe hizmeti göre Kuzguncuk Nevmekan'a gittim. Oradaki kitaplara bakarken bunu bir oturuşta bitiririm diye gözüme kestirdim ve gerçekten de bitirdim.

*

Şeref Bey. Gemlik’de memuriyete atanıyor. Çok sıkılıyor. Çünkü o memleket için büyük işler başarma arzusunda.

Bir doktor ile ahbaplık ediyor ve bu tanıdık aracılığıyla çiftlik sahibi Aziz Paşa ile tanışıyor. Aziz Paşa’nın oğlu Adnan ve kızı Seniha’ya ders veriyor. Seniha ile yakınlaşıyorlar. Ama Şeref çekiniyor, çünkü Seniha paşa kızı, kendisine bakmaz diye düşünüyor. Kız için uygun bir kısmet çıktığını öğrenince çok üzülüyor ve  tayinim çıktı benim, gideceğim diye yalan söylüyor. O arada hasta olup yataklara düşüyor. Cebinden Seniha’nın resimleri çıkınca Aziz Paşa durumu anlıyor ve evlenmelerine izin veriyor. Zaten seviyor Aziz Paşa Şeref’i. Seniha da boş değil Şeref'e karşı. Evleniyorlar.

Şeref iş adamlığına soyunuyor. İstanbul’a taşınıyorlar. Ticaret yapıyor. Bu arada zengin başka iş adamlarıyla eğlencelere katılmak zorunda kalıyor. Akşam eve geldiğinde de pijama terlik ve olsaydı televizyon takılıyor. 

Evliliklerinin ilk zamanlarında Şeref Seniha'dan sevgi sözcükleri duymak istiyor ama Seniha kaçınıyor. Yıllar sonra bir gün Şeref'in "Beni seviyor musun?" sorusuna artık Seniha "Seviyorum seni tabii" diyor. Ama Şeref bundan memnun olmuyor, çünkü büyüsü kaçmışmış.

“Ondaki bütün esrarlı kudret ‘Seviyorum!’ kelimesindeymiş gibi onun ağzıyla tekrar edince büyü birdenbire bozuluyordu. O, artık her kadın gibi bir kadın, bir iyi hayat arkadaşıydı.” Sf.127

*

Seniha, Gemlik’e gidiyor, çiftliğe babasını görmeye.

Şeref İstanbul’da çalışıyor. Çalışırken de zorla eğleniyor. Eğlenmek işinin bir parçasıymış.

“Çünkü benim muhitimin işi gibi işler eğlencesiz, eğlence kadınsız olmazdı. (…) Ben de herkes gibi onlarla şakalaşıyordum. Lazım geldikçe ellerini, bellerini tutuyordum; başımı yanlarına yaklaştırıyordum. Sarhoş aşık, elinden uçanla kaçan kurtulamayan yüzsüz hovarda taklidi yapıyordum. Fakat yemin ederim ki, hepsi taklit.” Sf.137

Evet evet taklit tabii tabii!

Bu ortamların birinde bir kadınla tanışıyor. Müteahhit eşi olan bu kadının çekingenliği Şeref'in ilgisini çekiyor. Kadın Şeref'i evine davet ediyor. Şeref gidiyor. Evde yalnızlar, kadın Şeref’e yaklaşıyor ve Şeref’in dudaklarına yapışıyor, Şeref itiyor kadını ve evden çıkıyor. Çok utanıyor. Bir takım iç muhasebelere girişiyor. Yakışmadı bana gibisine.

Ertesi gün polis Şeref'i karakola götürüyor. Yaptığı ticaretlerle ilgili bir sıkıntı olmuş. Hapse giriyor.  Aziz Paşa ve Seniha para cezasını ödeyip çıkartıyorlar onu hapisten. 

Seniha Şeref’in yaptıklarının o kadar önemli bir sorun olmadığını söylüyor ama ekliyor, eğer gerçekten başka bir kadınla aldattıysa… Daha fazla ekleyemiyor çünkü ağlıyor.

Şeref’e inanıyor, “Eskisi gibiyiz artık.” diyor Seniha.

Şeref, bari bu gece söyle beni sevip sevmediğini, diyor.

Seniha, hele bu gece asla, diyor.

Şeref ağlıyor.

---Son---

*

Kitabın başında kitabın yazılış hikayesi var. Reşat Nuri aslında o dönem savaş sayesinde zengin olanlarla, vurguncularla ilgili bir eleştiri mahiyetinde yazacakmış bu romanı. Ama taslağı görenler aman onu öyle deme sakıncalıdır, aman bunu böyle deme yasaktır diye diye bezdirmişler. O da aşk hikayesi içine katarak anca bu kadar sistem eleştirisi yapabilmiş. 

29 Temmuz 2022 Cuma

AKŞAM GÜNEŞİ


AKŞAM GÜNEŞİ

Reşat Nuri Güntekin

1927

İnkılap Yayınları

205 sayfa


Bunun nasıl dizisi yapılmamış, hayret! Türk televizyonlarına layık aşk, entrika, heyecan... Türlü malzeme çıkar, çok bereketli bir hikaye. Romanın özüne uyulması bile tek başına yeterli olabilecekken bizim senarist ve yapımcılar bir de güzelce allar pullar konuyu, beş sezon rahat çıkar. 

*

Ana karakter olan Nazmi, genç, çapkın, hovarda biri. 

Küçükken annesi ölmüş. Babası bir adada çiftlik alıp inziva hayatına çekilmiş. Nazmi’yi Galatasaray Sultanisi’ne göndermiş. Sonra babası da ölmüş. Nazmi'ye amcası ve yengesi bakmış.

Asker olmaya karar vermiş Nazmi. Paris’e gitmiş. Paris’te dünyanın her tarafından gönderilmiş genç zabitler varmış. Bunlardan Balkanlar’dan gelenlerin bir ortak noktası varmış: Türk düşmanlığı. Üzdü. 

Şam, Kudüs, Akka gibi yerlerde görevlendirilmiş. Buralarda çeşitli gönül maceraları olmuş.

*

Bir gün Nazmi'nin amcasının kızı Naciye’nin kocası siyasi bir cinayete kurban gidecekken kurtuluyor. Naciye atlatamıyor şoku. Kızı Jülide ile bile ilgilenemiyor. Naciye, daha fazla dayanamayıp kardeşi Şükran’a itiraf ediyor; Meğer kocasını öldürmeye kalkan kendisi imiş. Naciye, kocasının hayatında başka bir kadın olduğunu öğrenmiş ve kocasını öldürmek istemiş. Son anda vazgeçmiş ama bu durum onda büyük bir buhran yaratmış. Sonunda da ölmüş. 

Nazmi, Naciye'nin kızı Jülide ile ilgilenmiş bir süre. Çocuk da severmiş Nazmi ağabeyini. Nazmi, komşu kızı Nazan'a aşık olunca onunla görüşebilmek için zaman zaman Jülide'yi kullanmış. Jülide sizi görmek istedi, bahanesiyle. Ama Jülide'nin annesi ölünce Jülide'nin babası, kızını da alıp gitmiş. 

Neyse ki Nazan'ın da gönlü var Nazmi'ye. Ama bir gün Nazmi hastalanınca işler değişiyor. 

Nazmi'nin kalbinden rahatsızlığı oluyor. Doktorlar askerliği bırakması gerektiğini söylüyorlar. Heyecandan ve hareketten uzak durmalıymış. Yoksa maazallah uzun yaşamazmış. 

Nazmi, askerliği, o çok beğenilen üniformasını bırakınca Nazan artık ondan hoşlanmaz oluyor. Çünkü Nazan onu genç, yakışıklı, şık bir zabit olduğu için sevmişti. Nazmi de doğrusunun bu olduğunu düşünüyor ve Nazan'a olan sevdasından vazgeçerek babasının bir zamanlar çiftlik aldığı adaya gidiyor. (Bu ada kitapta M Adası diye geçiyor.) 

Nazmi, adada rahat ve huzur içinde sakin bir hayat sürecek. Ama adada yalnız kalmak istemiyor. Amca kızı Şükran’la gitmek istiyor. Çünkü Nazmi'nin amcası, yani Şükran'ın babası da öldü, Şükran da adaya gelirse ikisi de yalnız kalmamış olacak, birbirlerine yoldaş olacaklar. Yalnız Nazmi iki akraba olarak yaşamak yakışık almaz diye düşünüp Şükran'a evlilik teklif ediyor. Şükran da kabul ediyor. Zaten anaç bir kadın. Ayrıca önceden beridir de severmiş Nazmi’yi.

M adasına yerleşiyor Nazmi ve Şükran. İki çocuk evlat ediniyorlar. 

İlk defa çocukken babası ile geldiği ada Nazmi'de hayal kırıklığı yaratmış:

“Sevdiklerimiz vardır ki ayrı bulunduğumuz zamanlarda sık sık düşünürüz; ayrılığın sevgimizi artırdığını duyarız. İlk görüşeceğimiz gün için fevkalade bir şeyler hayal ederiz. Fakat vaktaki kavuşma zamanı gelir. Onlar yabancı bir tavırla, lakayt bir bakışla bizi karşılar. Anlarsınız ki sizi onlara yaklaştıran ayrılık, onları bilakis sizden uzaklaştırmıştır. Beni sisli ve yağmurlu bir günde yabancı bir çehre ile karşılayan M, bende adeta bir hayal inkisarı uyandırıyordu.” 

Öyle veya böyle karı kocanın hayatı mutlu mesut, sakin sakin ilerliyorken bir gün bir haber geliyor. Jülide’nin babası ölmüş. Annesinden sonra babasını da kaybeden Jülide, adaya Şükran Teyzesi ve Nazmi Eniştesinin yanına geliyor. Tabii aradan on yıl geçmiş, herkes değişmiş. Özellikle Nazmi. Nazmi artık eski yakışıklı, şık zabit değil. Adadaki köy hayatına uyum sağlamış, giyimi kuşamı duruşu değişmiş. Jülide ilk gördüğünde tanıyamıyor Nazmi'yi. Tanıdığında da pek sevemiyor. Nazmi de Jülide'yi sevemiyor. Çünkü soğuk yaklaşıyor teyzesi ile eniştesine, üstten bakan bir tavır sergiliyor onlara. 

Jülide hoppa, uçarı bir kız. Örneğin; bahçede kızlarla dans ediyor, evlat edindikleri yetim Ayşe’yi kendisine benzetiyor diye Nazmi Jülide’den rahatsız oluyor. 

Jülide kitap okumak istiyor, kitap soruyor Nazmi'ye. Bundan da rahatsız oluyor Nazmi. Diyor ki:

“Ben, bu adaya geldikten sonra, müthiş bir kitap düşmanı kesilmiştim. İnsanlara bütün zehrin ondan geldiğine kanaat ediyordum. Kitap, bizi hiçbir zaman hakikat olmayacak rüyalar, arzularla zehirleyip çıldırtıyordu. Etrafımızdaki sakin hayata razı olamıyor, ömürlerimizin mütevazı nasibine kanaat etmiyorduk. Benim fikrimce insanlara kitap okutmak, kanatları kesilmiş, ayakları bağlanmış kuşlara geniş ufukları göstermek nev’inden bir zulümdü.”

Kızın yaptığı her şey batıyor adama. Tamam kız köy hayatına pek uyumlu değil, laf söz oluyor, huzur kaçıyor ama kız da annesini ve babasını kaybetmiş genç bir kız, bir zahmet yetişkin bir insan olarak anlayışlı ol biraz. 

Zamanla oluyor gerçekten de. Nazmi fark etmiyor ama okuyucu şunu fark edecek ki Jülide aslında Nazmi'nin gençliği. Hoppalık, uçarılık, bir günü bir gününü tutmaması... Zamanında Nazmi için kullanılan laflardı bunlar. Üstelik Nazmi de annesiz babasız büyümüş. En çok onun anlaması lazım kızın halinden. Nitekim zamanla anlıyor. Zamanla kendisinin büyük olduğunu ve anlayışlı olması gerektiğini idrak ediyor. Bundan sonra ikisi de daha huzurlu oluyor. 

*

Bir gün Nazmi ve Jülide, Nazan ile karşılaşıyorlar. Jülide çok hassaslaşıyor. Eski aşkını gören Nazmi'nin teyzesini aldatacağını düşünüyor. Nazmi Jülide'nin bu endişesi ile dalga geçiyor. Zaten Nazmi sık sık Jülide ile alayla karışık konuşuyor. Kız da o yüzden üzülüyor. Ancak bu defa durum ciddi. Çünkü Jülide bu konuda çok hassas. Nasıl olmasın? Jülide'nin annesi niçin ölmüştü? Babası onu aldatıyor diye. Kadın kahrından ölmüştü. O yüzden Jülide, Nazmi'nin Şükran Teyzesini aldatma ihtimalini düşünüyor ve dehşetli üzülüyor. Böyle bir şey olmuyor şükür. 

*

Jülide'nin evlenmeyi düşündüğü bir bey varmış. Adı Burhan. Pek düzgün bir genç adam. Ama Nazmi, Jülide’nin Burhan’ı sevmediğinden şüpheleniyor. Aralarında bir aşk olmadığını düşünüyor. Bana da öyle gibi geldi. Kız, babasının annesini aldatması konusunda travmaya sahip olduğu için muhtemelen böyle bir şeye hiç yeltenmeyeceğini düşündüğü biri ile olmak istedi. Mantığı ona bunu söyledi. Ama kalbi, mantığı ile aynı frekansta değil. 

*

Nazmi ile Jülide'nin arası düzelince bunların arası fazla mı düzeldi sanki, diye tadımın kaçtığı anlar oldu. Mehtapta baş başa kayık sefası, baş başa atlı gezintilere çıkmalar, aman Şükran'a söylemeyelim, endişelenmesin diye saklamalar... Yoksa... Böyle bir şey de olmadı şükür. Nazmi gerçekten kızı gibi görüyor Jülide'yi. Ara ara bundan şüphe ettim ama sonra şüphe ettiğim için utandım. 

Fakat... Jülide acaba Nazmi'yi babası gibi görmüyor olabilir mi?

Her şey yolunda gözükürken, bir baloda hepsi güzel güzel eğlenirken, Jülide odasına gidiyor. Sonra odasında ölüsünü buluyorlar. İntihar etmiş. Aniden. Öylece. Sebebi neydi ki? Okuyucunun hayal gücüne mi bırakmış? Bırakma. Çünkü o zaman Jülide'nin Nazmi'ye aşık olduğunu, hassas kalbinin bu yasak aşka dayanamayıp intihar ettiğini düşünürüm ki böyle düşünmek istemiyorum. Ah be güzelim! Gençsin, olur böyle hoşlantılar. Zamanla geçerdi. Sarstı. 


25 Şubat 2022 Cuma

MİSKİNLER TEKKESİ

 


MİSKİNLER TEKKESİ

Reşat Nuri Güntekin

1946

İnkılap Kitabevi

208 Sayfa


Dilencilikle ne kadar çok para kazanılabileceği anlatılıyor kitapta. 

Kafamı karıştırma Reşat Nuri.  

*

Uzun uzun dilencilik çeşitlerinden bahsediliyor. Örneğin bir tür varmış, kadınları takip eder, yasak aşk yaşadığını anladığı kadınlardan şantajla para koparırmış.

Eskiden dilencilik için sakat çocuklar kullanılırken şimdi temiz yüzlü sevimli çocuklar revaçtaymış.

Dilenciler önceleri paralarını gömerlerken şimdi bankaya yatırıyorlarmış. 

Memurlara borç veren dilenciler varmış. Zira bir memur kadar hatta daha da fazlasını kazanmak mümkünmüş. Vergi olmaması da cabası.


*

Hikaye özetle şöyle;

Kitabın ana karakteri olan genç adam komşu kızı Mesrure'ye aşık oluyor. Önce Mesrure’nin babasını etkiliyor. Bunun için güzel yazı yeteneğini ve ezberlediği şiirleri kullanıyor. 

Mesrure ile evlilik isteğini dile getiriyor. Olumlu yaklaşılıyor.

Bu arada bu adamın kafası kocamanmış ama sima ile alay olmaz, estauzübillah küfre girer, o yüzden ben bir şey demiyorum bu konuda. 

Memuriyet işine giriyor adam. Meşrutiyet ilan edilince kadrolar değişiyor. 31 Mart vakasına karışan insanlarla sınıf arkadaşı. İttihatçılar ve Ahrar Partisi döneminde Ahrar taraftarı. Hep yanlış yerde yani. 

Sinop’a sürgüne gönderiliyor. Üç yıl sonra ittihatçıların devri bitince İstanbul’a geliyor. Arkadaşı Talat’ın yanında kalıyor. Talat fakir, çok çocuklu, evli bir adam. Ömrünün son demlerinde yani kitabın sonlarında Talat'ın karısı ölüyor, çocuklardan uzaklaşıyor, emekli oluyor ve bu defa o, adamın evinde kalmaya başlıyor.

Talat ona bir okulda öğretmenlik görevi buluyor. Okul özel okul ve sahipleri düzenbaz.

Savaş çıkıyor, asker olarak Mısır’a gidiyor. Askerde yazıcılık yapıyor. Bir katır tepmesi ile yaralanıyor. Gazi olup dönüyor. Yürüye yürüye Mısır’dan Konya’ya geliyor. Nasıl geldiğini kendisi de bilmiyor. Oradan İzmir’e geçiyor.

Yeniden askere gidiyor. Sefalet içinde dönüyor. Dilencilik yapıyor. Dilencilikle biraz para kazanıyor, toparlıyor. İzmir’de izbe bir yer diye Afrika zencilerinin kaldığı Tamaşalık'ta yaşıyor. Tamaşalık ahalisini şöyle tarif ediyor: "Konaklardan çırak çıkarılmış, yahut kaçmış, sürü sürü Gülfüdan bacılar ve onların erkekleri.” 

Daha önce bir konakta çalışmış olan Mesule bacı dadılık ediyor adama. Tıpkı çocukluğundaki gibi yine bir dadısı oluyor.

Bir gün genç ve yalnız bir anneyle karşılaşıyor. Kadının çocuğunun bakımını üstleniyor. Çocuğun adı İsmail. Adamı babası belliyor çocuk. 

İsmail’i yatılı okula veriyor adam. Çünkü çocuk büyüyüp onun dilencilik yaptığını öğrenince acıyor ona, üzülüyor. Kendisine böyle bakılmasından hoşlanmıyor adam. Dilencilik yaparken insanların ona acıyıp para vermesinde sıkıntı yok, ama kendisini baba belleyen çocuk böyle bakınca hoşuna gitmiyor.

İstanbul’a geliyor, burada da dilenciliğe devam ediyor. 

İsmail okulda başarılı oluyor. Babası bildiği adama hürmeti var ama bir yandan da ondan utanıyor. Adam da İsmail’i sevmek istiyor ama onun bazı huylarından rahatsız oluyor.

İsmail Avrupa’ya gidiyor, sonra Ankara’ya gidiyor, evleniyor. Karısını getiriyor tanıştırmaya. Artık utanmıyor adamdan. Bir sürü insanlar görmüş, zengin olup da dürüst olmayan, ağlaşan insanlar. Babası artık kıymetli gözükmüş gözüne. Gururla anlatıyor karısına geçmişini. Adam da sevinip “Sadakaların en muhteşemini senden aldım İsmail” diyor.

*

Kitapta şöyle bir tespit var, hoşuma gitti:

“Deniz kıyısında birtakım süprüntülere rastlanır. Ot mudur, yosun mudur, yani karaya mı aittir, yoksa denize mi kestirilemez. Dalga, onları alır, sonra tekrar dışarı atar; gene alır, geri getirir; fakat en sonunda getirmez, insanların da böyle köklerinden kopmuş bir süprüntü kısmı vardır ki, iki alem arasında uzun müddet bocalar.”

*
Dramatik bir hikayesi var kitabın aslında ama hüzünlenmedim. Dramdan hoşlanmam, okurken de darlanırım ama bu kitapta dramı okuyorum okuyorum, darlanmıyorum. Lokal anestezi gibi bir şey. Acıyı hissetmedim. Herhalde üsluptan kaynaklanıyor. Dümdüz anlatmış yazar, en sevdiğim. Seni bir duyguya zorlamıyor, serbest bırakıyor.


20 Mart 2017 Pazartesi

ÇALIKUŞU


ÇALIKUŞU

Reşat Nuri Güntekin

1922

İnkılap Kitabevi

448 sayfa


Daha önce okumuştum aslında. 

Yine canım çekti, okudum.

***spoiler***

Feride, anne babasını kaybetmiş, akrabasının evinde büyümüş haşarı bir kız.

Kuzeni Kamran'a aşık olur.

Kamran da ona ilgi duyar.

Aile de bu duruma sıcak bakar.

Artık evleneceklerdir.

Ama bir akşam esrarengiz bir kadın Feride'ye Kamran'ın başka bir kadınla olan ilişkisini anlatır.

Bunun üzerine Feride kimseye haber vermeden evi terk eder.

Çeşitli tesadüfler, tanıdıklıklar ve benzeri neticesinde öğretmenlik yapmaya başlar yurdun çeşitli yerlerinde.

Güzelliği her yerde başına bela olur.

Aradan yıllar geçer. Terk ettiği eve geri döner.

Kamran da o yıllarda evlenmiş, çocuğu olmuş ama sonra karısı ölmüş.

Feride de evlenmişti, onun da kocası öldü. 

Kamran ile Feride bunun üzerine kavuşurlar.

***spoiler***


Aydan Şener'in Çalıkuşu rolünde olduğu dizi efsanedir, izlemediyseniz tavsiye ederim:





*

Şöyle bir husus var, daha önceki okumalarımda dikkatimi çekmemiş.

Yazar, Çalıkuşu Feride'nin eline erkek eli değmemesine özellikle vurgu yapmış gibi geldi bana.

O kadar ki Feride evleniyor, ama formalite bir evlilik bu, kocası ile herhangi bir cinsel münasebeti olmuyor. Adam hastayken ölmeden önce bir mektup yazıyor Kamran'a hitaben bu durumu anlatan. 

Kamran her boku yiyebiliyorken ve bu durum asla rahatsızlık uyandırmazken sanki Feride gerçek anlamıyla bir evlilik yaşamış olsa rahatsız edici olacakmış gibi bir hava yaratmış.

Bana öyle geldi.

21 Temmuz 2013 Pazar

ACIMAK


ACIMAK

Yazarı: Reşat Nuri Güntekin

Yayınevi: İnkılap Kitabevi

Sayfa Sayısı: 152


Zehra, başarılı bir öğretmendir. Son derece ahlaklı, namuslu, disiplinli. Bu özellikleriyle herkesin saygısını kazanmıştır.

Yalnızca bir kötü huyu vardır. O da acıma duygusunun olmaması. Kötü ahlaklı ya da ahlakı zayıf çocuklara acımamakta, okuldan göndermektedir. Ya da disiplinsiz davranışlarda bulunanları affetmemektedir. 

Bir gün Zehra'ya bir haber gelir. Babası ölüm döşeğindedir ve Zehra'yı görmek istemektedir.

Zehra ise bir babası olmadığını söyleyerek gitmeyi reddeder.

Ama sonra nedense atlar trene ve gitmeye karar verir.

Zehra bu tren yolculuğunda gemişe dalar. Tabi biz okuyucular da onunla birlikte dalarız ve bakarız Zehra neden babasını reddetmiş? Neden babasını yok sayacak kadar öfkeli.

Okudukça Zehra'ya hak veririz. Öyle baba olmaz olsun, deriz.

Zehra, babasının son nefesine yetişemez. Babası ölmüştür o geldiğinde.

Babasının emanetlerini verirler Zehra'ya. Bu emanetler arasında babasının hatıra defteri de vardır. O hatıra defterinde yazılanlarsa hiç birşeyin göründüğü gibi olmadığını tokat gibi çarpar.

Zehra bu yaşına kadar hep annesini ve anneannesini mağdur olarak görmüştür. Babası zalimdi, annesi ve anneannesi onun zulmünü görüyordu. Onlara yazıktı, onlara günahtı.

Fakat, iş aslında hiç de göründüğü gibi değilmiş meğer.

Babanın hatıra defterinin daha ilk sayfalarında anlaşılıyor madalyonun öbür yüzü. Sayfalar ilerledikçe de herşey netliğe kavuşuyor.

Sonrasında ise dev bir pişmanlık.

Reşat Nuri Güntekin, tam anlamıyla "Hiçbir şey göründüğü gibi değildir"in romanını yazmış.