Milan Kundera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milan Kundera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2021 Pazartesi

AYRILIK VALSİ

 


AYRILIK VALSİ

(Valeik Na Rozloucenou)

Milan Kundera

1972

Türkçesi: Aydın Emeç

Can Yayınları

4. Basım – 1990

Çocuk sahibi olmak isteyen ama bir türlü olamayanların şifa aradığı bir kaplıca var. Bu kaplıcada çalışan bir kadın hamile kalıyor ama baba adayı bu çocuğu istemiyor. Bu istemeyişini direkt söylemiyor kadını sinirlendirmemek için, allem edip kallem edip söylüyor ve kadını kürtaja ikna ediyor. Bu arada bu şifalı kaplıcaya gelip çocuk sahibi olmak isteyen kadınların bu istekleri gerçek oluyor. Neredeyse hepsinin çocuğu oluyor ve olan çocuklar her nasılsa kaplıcadaki doktora benziyor, allaalla!

*

Detaylara geleyim; 

Ruzena çocuk sahibi olmak isteyen kadınların geldiği şifalı kaplıcada hastabakıcı olarak çalışıyor. Hamile olduğunu öğrenen Ruzena, çocuğun babasının  trompetçi Klima olduğuna karar veriyor. Aynı zamanda Ruzena’ya aşık bir genç var, Frantisek. O da baba olabilirdi ama Ruzena Klima’nın daha uygun olduğunu düşünüyor.

Klima evli bir adam. Karısı Kamila'yı seviyor. Daha doğrusu sevdiğini söylüyor ama onu aldatmaktan da geri kalıyor. Başka kadınlarla birlikte oldukça karısına sevgisi artıyormuş:

“Bir şey beni her an başka bir kadına doğru itiyor, ama onu elde eder etmez güçlü bir yayla o kadından çekilip alınmışım gibi Kamila’nın yanına itiliyorum.”

Çok manipülatif adam bu Klima, çok.

Klima, Ruzena’dan aldığı haberden memnun olmuyor. Kadını çocuğu aldırması konusunda ikna etmeye çalışıyor.

Klima, çocuğu aldırmak için öfkeli bir konuşma yapmıyor Ruzena ile. Aksine, ben sana aşığım, çocuk aşkımızı öldürür diyor:

“Benim istediğim bir aile değil, aşk. Sen benim gözümde aşkın ta kendisisin; bir çocukla aşk yerini aileye bırakır, can sıkıntısına bırakır. Kaygılara bırakır. Keyifsizliğe bırakır. Ve sevilen kadın yerini anaya bırakır. Sen benim gözümde bir ana değil, bir sevgilisin ve seni kimseyle paylaşmak istemiyorum. Bir çocukla bile.”

Vay vay vay manipülasyona bak.

Ruzena bu sözlere inanıyor ve çocuğu aldırmaya karar veriyor. Arkadaşlarına bu kararını söylediğinde ise arkadaşları adamın onu kandırdığını, çocuğu asla aldırmaması gerektiğini söylüyor.

Kaplıcaya gelen kadınlara  hamile kalmasını sağlayan (kendi spermini enjekte ediyor kadınlara ama bunu söylemiyor tabii onlara) mucize doktor Skreta’ya bu durumu danışıyorlar.  

Doktor, kürtaj aleyhine şeyler söyledikten sonra nihai kararı sağlık kurulunun vereceğini söylüyor. Bu arada Ruzena da son olarak kürtaja karar veriyor.

Ruzena bir gün yanlış bir hap alıyor.

Doktor Skreta’nın arkadaşı Jakub’un yanında bulunan ölümcül bir hap var. Jakub’un ölümcül hapıyla Ruzena’nın rutin hapı birbirine benziyor. Ruzena yanlışlıkla Jakub’un hapını alıyor. Jakub Ruzena’nın yanlışlıkla kendi zehirli hapını aldığını fark ediyor ama bir şekilde peşinden gidip onu engelleyemiyor. Kendisini neyin tuttuğunu, neden peşinden gidip onu durdurmadığını kendisi de bilemiyor. Basireti bağlanmış. Bu yaptığı ile kendisini Suç ve Ceza’nın Raskolnikov’una benzetiyor ama orada tasarlanmış bir hareket vardı, Jakub’unki tasarlanmış bir hareket değil ki. Ha ama sonunda yaptığı ihmal.

Ruzena yanlış hapı yutup ölüyor.

Ruzena hapı yutmadan hemen önce Frantisek ile konuşuyordu. Frantisek çocuğun kendisinden olduğunu düşünüp Ruzena’yı engellemek istiyordu.  O sırada Ruzena hapı yutup ölünce Frantisek kendisini suçlu hissediyor.

Ruzena’nın bu ölümü kayıtlara intihar olarak geçiyor. Ama Ruzena ile bir gece önce birlikte olan Amerikalı iş adamı Bertlef, Ruzena’nın intihar etmeyeceğini iddia ediyor. Olayı araştıran müfettiş intihar olduğundan çok emin ve eğer intihar değilse katil sensin diyor Bertlef’e. Karın var, Ruzena iyi bir metresti, ama sonra sorun çıkardı, sen bu hapı temin edebilecek bağlantılara sahipsin, sen öldürdün. Ama müfettiş kendi söylediği bu ihtimale kendisi de inanmıyor.

Jakub’un arkadaşının kızı Olga, Ruzena’nın hapının soluk mavi renk olduğunu öğrenince Jakub’un da bu renkte hapları olduğunu aklına getiriyor. Bu hapları ona verenin doktor olduğunu düşünüp doktor Skreta’ya soruyor ama doktor ben ona öyle bir hap vermedim diyip reddediyor.

Ay pisi pisine öldü Ruzena. Jakub söylemediği müddetçe de asla sebebi bilinemeyecek bir ölüm olacak.

* 

Bu trajikomikliğin yanı sıra bir komiklik daha var. Doktor Skreta ülkesinden memnun değil, Amerika’ya gitmek istiyor. Bunun yolu olarak da kocaman adamın aklına gelen fikir şu; Amerikalı iş adamı Bertlef’in evlatlığı olmak. Skreta, Bertlef’in de çocuk sahibi olmasını sağlamış, bu yüzden Bertlef onun teklifini kabul ediyor. Kocaman adam Bertlef, diğer kocaman adam Skreta’yı evlat edinip oğlummm diye bağrına basıyor.

*

Bir tane daha komiklik var.

Klima’nın karısı kocasından şüpheleniyor, onun kendisini aldattığını düşünüyor. Sık sık bunu düşünüyor. Hatta bundan başka bir şey düşünmüyor. Düşüncelerinde haklı ama hiç delil bulamıyor. Her şüphesi boşa çıkıyor.

Bu son olayda da kocasının peşinden kaplıcaya gidiyor. Ama yine gerçeği öğrenemiyor, Klima yine sadık gözüken bir koca gibi akça pakça çıkıyor işin içinden.

*

Kitaptaki karakterler bir şekilde birbirleriyle bağlantılı. Bu bağlantı bir yaklaşıyor, bir uzaklaşıyor. Kitabın adı da sanırım buradan geliyor.

 *

Kitaptan bir alıntı ile kapatayım. Rahat adam Amerikalı iş adamı Bertlef diyor bunu:

“Bu ülkede, insanlar sabahlara saygı göstermiyorlar. Uykularını bir balta vuruşuyla kesen bir çalar saatle kendilerini kabaca uyandırtıyorlar ve hemen uğursuz bir aceleciliğe bırakıyorlar kendilerini. Bir şiddet hareketiyle başlayan bir günün daha sonra ne olabileceğini bana söyleyebilir misiniz? Çalar saatlerinin her gün küçük bir elektrik şoku geçirttiği bu insanların başına ne gelebilir? Her gün şiddete alışıyorlar ve her gün zevki unutuyorlar. Bir insanın yaradılışını oluşturan, inanın bana, bu sabahlardır.”


Doğru söylüyorsunuz bayım, beni de evlat edinir misiniz?

30 Temmuz 2016 Cumartesi

VAROLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ



VAROLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

(Nesnesitelna lehkost byti)

Milan Kundera

1984

Can Sanat Yyaınları

Çeviri: Fatih Özgüven

1. Basım - Ağustos 2015

334 sayfa


Bayıldım. Bayıldım.

Şahane bir kitap.

*

Tomas, Teraza ile tanışıncaya kadar pek çok kadınla sadece "erotik dostluk" kurmuş, hiçbiriyle ciddi bir ilişkiye girmemiş.

Karısından boşandıktan sonra özgürlüğü tatmış. Karısının her seferinde oğluyla görüşmesini engellemesi üzerine oğluyla bağını koparmış.

"Yeterli önlemleri almayı unuttuğu bir tek geceyle bağlı olduğu bu çocuğa neden öteki çocuklardan daha derin duygular besleyecekti ki?" sf.19

Bu nedenle kendi anne babası tarafından da dışlanmış.

Bu dışlanmışlık ve yalnızlıktan rahatsız değil.

Bir takım rastlantılar sonucu Tereza ile tanışıyor.

"Bir olay kendisini hazırlayan rastlantıların sayısı oranında önemli, anlamlı ve dikkate değer değil midir?" sf.59

Tereza da bir takım işaretler sonucu Tomas'ın hayatı için önemli bir adam olduğunu düşünüp bavulunu alarak onun yanına gidiyor.

Evlenip ömürlerinin sonuna kadar bir arada olacakları bir yaşam başlıyor onlar için.

Ancak bu sancılı bir süreç oluyor.

Tomas başka kadınlarla yatmaya devam ediyor. Tereza'yı seviyor ve esas kadın o. Ancak diğer kadınlardan da kopamıyor. Tereza'ya sevişmekle sevmenin farklı olduğunu, diğer kadınlarla arasında bir gönül bağı olmadığını anlatmaya çalışıyor.

"Bir kadınla sevişmek ve bir kadınla uyumak iki ayrı tutkudur, sadece farklı değil aynı zamanda da zıt tutkular. Aşk çiftleşme arzusunda (sonsuz sayıda kadına kadar uzanabilecek bir tutku) duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur (tek bir kadınla sınırlı olan bir arzu)." sf.23

"Platon'un Şölen'indeki ünlü efsane aklına geldi ansızın: Tanrı onları ortadan ikiye ayırıncaya kadar bütün insanlar hermafroditti, o zamandan beri bu yarılar birbirlerini arayarak dünyanın dört bir bucağında gezinip duruyorlar. Aşk kaybettiğimiz yarıyı özleyişimizdi işte." sf.257

ama Tereza bu duruma  anlam veremiyor. (DOĞAL OLARAK.)

Aşağı yukarı iki yüz kadınla yatan Tomas, kadınların çıplak ve sevişirkenki hallerini merak ediyor. 

Çıplak hallerini, cerrah olduğu için az çok kestirebiliyor. Ama yatakta hepsinin farklı olduğunu gözlemliyor. Onların o halini düşlemekse yanıltıcı ona göre.

"Düşleyebildiklerimiz herkesin başkaları gibi yaptığı şeyler, insanların ortak yanlarıdır ancak." sf.215

Tomas'ın saçında başka kadınlara ait apışarası kokusu duymak hoş değil elbette.

Tereza da daha sonra başka bir adamla yatmaya karar veriyor. Bu kolay bir karar olmuyor onun için. Ama Tomas gibi bunu sıradan göremiyor. Ruhunun kirlendiğini düşünüyor.

*

Tomas, her ne kadar pek çok kadınla birlikte olsa da kopamadığı kadın Sabina.

Tereza, fotoğrafçılık yaptığı dönemde Sabina ile de tanışıyor. Onun Tomas'ın metresi olduğunu bilerek üstelik.

*

Ülkelerindeki karışıklıklar sonucu köye yerleşen Tomas ve Tereza, burada nispeten sade ve sıradan bir hayat sürüyorlar.

Köpekleri Karenin'in ölümüyle roman son buluyor.

Karenin'in adı Tereza'nın Tomas'a giderken yanında taşıdığı Anne Karenin kitabından geliyor.

Tomas, arkadaşlık etsin diye Tereza'ya getiriyor bu köpeği.

Köpek ve Tereza birbirlerini çok seviyorlar. Kitabın son bölümü köpeğe ve köpeğin etrafında Tomas 
ile Tereza'nın ilişkisine ayrılmış.

"İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı (iyice derinlere gömülmüş, gözlerden uzak sınavı) onun, merhametine bırakılmışlara davranışında gizlidir: Hayvanlara. sf.308

*

Sabina da yeni sevgilisi Franz ile yaşamaya başlıyor.

Franz da evli. Karısına aşık olsa da karısı aynı duyguları paylaşmıyor onunla. Karısı ve kızı, Franz'ı pek umursamıyor.

Sabina ile ilişkisini bir süre saklayan Franz, daha sonra itiraf ediyor. Ama karısı buna pek de üzülmüyor.

Hatta Franz öldüğünde cenaze işleriyle meşgul olurken "Bir kocanın cenazesi karısının gerçek düğünüdür!" diye düşünüyor. sf.294

*

Bu karakterlerin geçmişlerine, içine doğdukları ailelere de değiniliyor romanda. Bizi biz yapan özelliklerde bu durum çok etkili.

İnsan ilişkileri, bunda rastlantıların ve işaretlerin önemi, karar alma süreçlerimiz gibi konuları da tartışıyor yazar roman içinde.

"Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz."sf.16

"Olaylar nasıl gelişirse öyle yaşıyoruz,önceden uyarılmaksızın, rolünü ezberlemeden sahneye çıkan bir tiyatro oyuncusu gibi." sf.16

*

Arka planda Sovyetler, Çekoslovakya'yı işgal ediyor. Bu ortam hakkında da çeşitli değerlendirmeler yer alıyor.

Cerrah olan Tomas, siyasi görüşleri nedeniyle işini yapamaz hale geliyor ve camcılık yaparak para kazanmaya çalışıyor.

Doktorluk değil de camcılık yapıyor olmak onu rahatsız etmiyor. Tereza, doktorluğun Tomas'ın misyonu olduğunu sanırken Tomas ona:

"Misyon dediğin sersemce bir şey Tereza. Misyonum yok benim. Kimsenin yok. Özgür olduğunu, bütün misyonlardan arınmış olduğunu fark etmen o kadar büyük bir ferahlama ki!" sf.333 diyor.

"Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan günler"de olmalarına rağmen;

"Her birine anayurtlarının adı söylendiğinde akıllarına ne geldiği sorulsa, verecekleri cevaplar o kadar farklı olurdu ki birlik diye bir şey söz konusu bile olamazdı." sf.108

Ülkeyi o hale getirenlerin "kandırıldık" diyerek kendilerini savunmaya kalkmalarına şöyle tepki veriyor Tomas:

"Derken herkes komünistlere bağırmaya başladı: Ülkemizin başına gelenlerden (yoksullaşmış, çoraklaşmıştı ülke), onun özgürlüğünü kaybetmesinden (Rusların eline düşmüştür), adalet önünde işlenen suçlardan sizler sorumlusunuz.

Suçlananlar cevap verdi: Bilemedik! Aldatıldık! Bizler gerçekten inananlardık! Yüreklerimizin derinliklerinde bizler masumuz!

Sonunda tartışma gelip tek soruya dayandı: Gerçekten bilememişler miydi, yoksa öyleymiş gibi mi yapıyorlardı yalnızca?

(...)

Tomas, komünistlerin kalbimiz temiz diye bağırarak kendilerini savunduklarını duydukça kendi kendine 'Sizin bilmemeniz sonucu bu ülke özgürlüğünü kaybetti, daha da yüzyıllarca kazanamayacak belki, hala kalkmış kendinizi suçlu bulmadığınızı nasıl söyleyebilirsiniz?' diyordu. 'Yaptıklarınızı görmeye nasıl dayanıyorsunuz? Nasıl oluyor da dehşete kapılmıyorsunuz? Görecek gözünüz yok mu?Gözünüz olsaydı, gözünüzü kör eder, Tebai'den çıkar giderdiniz!"


Ayrıca;

"Terörle yönetilen bir toplumda, hiçbir ifade ciddiye alınamaz. Hepsi güdümlü,zorlamadır ve bunları görmezlikten gelmek her dürüst kişinin görevidir." sf.194

"Ne yaptıklarını bilmeyen insanları cezalandırmak barbarca bir şey." sf.236

Bu değerlendirmeler Temmuz 2016 Türkiye'si için çok tanıdık geliyor.