Benim de Okuyacaklarım Var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Benim de Okuyacaklarım Var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2013 Pazar

Benim de Okuyacaklarım Var


Benim de Okuyacaklarım Var

Ağustos 2013


Selamlar, sevgiler.

11 ayın sultanı Ramazan'ın son günlerinde 11 ayın bir diğer sultanı adli tatil de geldi.

Ağustos demek duruşma olmaması demek. Avukat arkadaşların birer ikişer tatile çıkması demek.

Ancak ben tatilimi Eylül ayında kullanacağım.

21 Eylül'de evleneceğim Allah'ın izniyle. O yüzden izin hakkımı evlilik sonrası için saklıyorum.

Müstakbel eşimle birlikte yaşayacağımız eve taşınmak biraz zahmetli olacak benim için. Çeyiz namına sadece kitapları olan bir gelinim.

Kitaplarımı yavaş yavaş toplamaya başladım.






















O kadar yavaşım ki

bu satırları yazdığım günün sabahı bir şevkle başladım,

 iki kocaman poşet dolusu yaptım,

kenara koydum.

 "Bugünlük bu kadar yeter" dedim.




Bunlar poşede koymalıklar.

Bir de poşedin taşıyamayacağı ağırlıkta olanlar var. Hukuk kitaplarım mesela. Koca koca ciltler. Onları kutulara koyacağım.

O kutuları taşımak da ayrı bir dert olacak.

Amaaannn sonra onları yeni evceğizimin kitaplıkcağızına yerleştirmek bütün yorgunluğumu alır. Tozlarını ala ala, sayfalarını koklaya koklaya yerleştiririm yavrularımı.

Oyyy kuzucuklarım benim.







Taşınma telaşesi yüzünden bu aralar fazla kitap almıyorum.

Geçen ay aldıklarım da henüz bitmiş sayılmaz zaten.

Geçen ay aldıklarım şunlardı:




Bunlardan;






SICAK YAZ - Uwe Timm

Yine klasik bir adliyede duruşma beklerkenki okumam.













ACIMAK - Reşat Nuri Güntekin

Klasik dışı bir okuma oldu.

Nişanlımın bir iş görüşmesi vardı. Teee Çekmeköy'de. Ben de onunla gittim. O içerde görüşmedeyken ben onu dışarda bekleyecektim. Çıktığında İkea'da ev için bir şeyler bakacaktık.

Yalnız atladığımız bir husus vardı. Oruç.

Malumunuz birini beklemek için girdiğiniz mekanda illa ki birşey yiyip içmeniz beklenir. O masada oturmanın bir karşılığı vardır yani.

O civarda Burger King vardı. Girdim ben buraya. Bomboş. Bir iki masa dolu sadece. Orada kenara ilişsem kimse de bir şey demez aslında. Ama öyle rahat edemezdim. Sanki haksız yere işgal ediyormuşum gibi.

O yüzden bir milkshake aldım. Önüme koydum.

Önüme koydum ama dokunamıyorum.

Ben de vurdum kendimi kitaba. Nasıl okuyorum, nasıl okuyorum. Zaten de ince bir kitap. Konu da akıyor gidiyor yağ gibi.

Kendimi kaptırdım, milkshake falan görmedi gözüm. Hiç içmeden, hatta hiç dokunmadan kalktım oradan.

Çalışanlar garipsemiş midir acaba sonra? Arkamdan "Salak, yemin ediyorum gerizekalı bu" demişler midir?

Derseniz deyin oğlum, çok da tın. Zenginim belki ne belli? Müsrif bir zenginim. Alıyorum alıyorum içmiyorum. Ne olacak?

Hastayım belki de. Garip fantezilerim var. Böyle yiyecek, içeçek ısmarlıyorum hiç dokunmadan kalkıyorum, psikolojik bir vakayım belki, ne biliyorsunuz?

İnsanların arkasından konuşmayın ayrıca da, çok ayıp bir davranış.

Bence o gün tuttuğum oruç için bonus sevap yazılmalı haneme. Önemli bir nefis mücadelesiydi. Boş geçmeyelim rica edeceğim bunu Allah'ım.

Dinimiz Amin.


Oruçlu olunca hele bir de yaz mevsimine denk gelen oruçsa,  insanın dışarı çıkası pek gelmiyor.

O yüzden haftasonları pek dışarı çıkmadım. Vurdum kendim kitaba.

Bunlar haftasonu okumalarım:




Birini alıyorum, birini bırakıyorum. Her çiçekten bal alıyorum.



Ağustos ayı için bu çiçekleri aldım:





Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita - Ece Temelkuran

Ağrı'nın Derinliği - Ece Temelkuran

İstanbullular - Buket Uzuner

Sevdalinka - Ayşe Kulin

Veda - Ayşe Kulin




Ankara Havaalanı'ndaki D&R'lardan almıştım bunları.

Bir ilk girişte D&R var.

Bir de bilet kontrolünden geçtikten sonra.

İkisine de girdim. İkisinden de elim boş çıkmadım.  Birinde olan diğerinde yok muydu, neydiyse artık.


Tam yaz kitapları.

Plajda kuma batsın, ıslansın, bir şey olmaz. Ayrıca da okuması kolaydır. Fazla kafa yormaz. Bunlara "plaj kitabı" denir.

"İstanbullular" dışındakiler cep boy. Cep boy kitapları aslında pek sevmiyorum ama fiyatları iyi oluyor.



Bu ayın bir de şöyle mahsulleri var:

Geçen Mephisto'dayım.

Girer girmez gözün gördüğü ilk yere gezi mecmualarını koymuşlar. Arşivlik olsun dedim, aldım hepsinden.
Bunlar, Gezi direnişini konu edinen dergiler:




Bu dergilerden Redaksiyon, şahane de bir poster hazırlamış Direnişin sokaklardaki yansımalarını derlemiş. Çerçeveletip yeni evimin çalışma odasına asacağım.



Her Yer Taksim, Her Yer Direniş

Bir de İyi Bayramlar


8 Temmuz 2013 Pazartesi

Benim de Okuyacaklarım Var



Benim de Okuyacaklarım Var

Selam,



Öyle böyle bir ay daha bitti. Ömür geçiyor be azizim.



Ömrümün 2013 Haziran ayını hangi kitaplarla geçirmişim bir bakalım,






 Bunlar ağır toplar:








Bunlar da çerezler:







 Bunların bir kısmını okuyamadım.


Okuyamadım. Çünkü… durumumuz yoktu kardeş :...(







  


Belediye İhale Dalavereleri


Kitap, adından zaten derdini anlatıyor.


Okumaya başladım ama devam ettiremedim.

Çok sayısal veriler var. Bu inandırıcılık açısından güzel bir şey tabi ama akıcılık açısından değil. İleri bir tarihte elimde kalem ve not defteri, daha ciddiyetle duracağım üzerinde.







AKP’li belediyelerin yolsuzluklarının incelendiği bu kitap için Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu şikayette bulunmuş. Şikayet üzerine Kocaeli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararıyla kitap toplatılmış. Ankara, İstanbul, Bursa, Kocaeli, Konya, Samsun gibi AKP’li belediyelerin ihalelerinin incelendiği kitabın kapağında, bu belediyelerin başkanlarının fotoğrafları var. Mahkeme, kitabın sonraki baskılarında Karaosmanoğlu’nun fotoğrafının yer almamasına, basılıp dağıtılmış kitaplardan ise fotoğrafın çıkartılmasına karar vermiş. Kapak fotoğrafı dışında, kitabın içeriğine dair hiçbir şikayet olmadığı halde kitap toplatılmış.










Tertip


Gazeteci Ergün Poyraz’ın avukatının Ergenekon- Balyoz- Kafes- Poyrazköy- Amirallere Suikast- İnternet Andıcı ile ilgili yazılarından oluşuyor kitap. Kendi ifadesine göre bilgi kirliliğine karşı yazmış bu kitabı. Yalnız anladığım kadarıyla içinde sadece dilekçeleri var ve bu dilekçelerdeki konu akışı pek düzgün sayılmaz.
Biz avukatlarda zaten hakimlerin dilekçelerimizi okumadığı sanrısı vardır. Kitabın yazarı olan avukatın dilekçeleri buysa eğer benim bile okuyasım gelmedi. Ama bir şans daha vereceğim bir gün kendisine.

 

 
 


Başka Dünyalar
Çok zorladım bunu bitirmek için.
Ama şuursuzca okuduğumu farkedince bıraktım. 
 Aldığınız karpuz kelek çıkarsa yemeye devam eder misiniz? İşte bence de aldığınız kitap güzel çıkmazsa kasmaya gerek yok.
Yozgat’ta yanımda taşıdım ben bu kitabı. Olmadı.
 
 
Hava değişimi, farklı bir şehir belki ilişkimizi düzeltir diye düşünüp Kayseri’de de yanımda götürdüm. 
 Fakat heyhat.
I-ıh olmadı.
Olmadı, olamadı.
Yazarı gerçi Nobel Ödüllü ama… 
Belki başka bir gün başka bir yerde.







 Böyle şehir şehir dolaştırdığım kitaplar var. 







 Burada Mersin’deyiz.



Mersin’de adliyede işlerim öğle arasına denk gelince, adliye etrafında gezinip yemek yiyecek bir yer aradım. 

Bir yer buldum. Adını sanını unuttum şimdi. Bir tantuni istedim.


Masaya önce bir sürahi ile bir su bardağı geldi. Oha sınırsız su. Hem de bedava.


Sonra iki tabak salata geldi. Bu ilgimi çekmiyor gerçi. Salata çok manasız bulduğum bir gıda. Ot lan.


Bir de ayran istemiştim.


Bu masanın hesabı ne biliyor musunuz?

Koçum, bak buraya, hesabı getir.


4 lira. 4 liraya hem masam donatılmış, hem karnım doymuş oldu. Üstüne üstlük su istediğim kadar içiyorum, hemi de bedava.


Bedava su çok güzel bir şey yaaa. Hele ki yazın.









Bak burada Adana’dayız. 


Mersin’den İstanbul’a dönmek için Adana’ya geliyor, Adana’dan uçağa biniyorum. 

Adana’da uçağın kalkmasına daha çok vardı, ben de Burger Murger (börgır mörgır diye okuyunuz) bir yere gidip soğuk bir şeyler içerek kitabımı okudum. 

Başka türlü vakit geçmiyor gurbet ellerde.












Bu da aynı günün sabahı.


Tarçın Kokulu Kız’ım ile İstanbul’dan çıktık yola, Mersin senin, Adana benim. Gez gez öldük.



Kitabın kapak resmi ile hissiyatlarımı daha önce yazmıştım. Tekrar etmek istemiyorum ama hacı bu nedir ya? Yollarda, dönercilerde, uçaklarda okuyoruz biz bunu. 
Bu nasıl kapak? 
Olmaz olsun böyle kapak. 
Böyle kapağın içine tükürürüm.







Tamam sakiiiin.






Geçenlerde Konya’dayım. Yanımda da “Yazamadığım Romanın Öyküsü” var. Bir çırpıda bitiverdi. Kaldım kitapsız.





Okuyacağım kitaplarla ilgili bir sıralama yapıyorum kafamda. 
Önce bunu, sonra bunu, ondan sonra bunu… diye. 
Ama bazen bir takım dış mihraklar bu planlarımı bozuyor.











 Mesela 

 Tayyip'in Voleleri


Bunu çok daha önce okumayı planlıyordum. Ama bir gün esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolduğunu fark ettim.



Aradım, taradım.



Babam almış meğersem.



Kitap okuyan bir babam olmasından büyük mutluluk duyuyorum.



Aslında eskiden kitap okuyan biri değildi. Benim sayemde okumaya başladı. Valla.



Üniversite yıllarımda ucuz ucuz kitaplar alıyordum. Genellikle süpermarketlerde ve genellikle dünya klasikleri. Carrefour’un bu konuda çok ekmeğini yedim.



Kitaplığım böyle klasik klasik oldu. Babamın da işyerinde boş vakti çok oluyordu. Yanında götürmeye başladı önce.



Sonraki yıllarda ben siyasi kitaplar almaya başladım. İnceleme-araştırma kitapları.



Babam da kitaplığımın karşısına geçip üzerinde Tayyip Erdoğan olsun, efendime söyleyeyim Deniz Baykal olsun, zamanın politik şahsiyetlerinin resmi olan kitaplar görünce ilgisini çekti.



Emekli de olunca iyice kitap okur oldu.



Okuduğu kitapların arkasına şöyle de bir imza bırakıyor:




                                                               Okudum Baba 

                                                                     Tarih



Sanırım, hem kendisine bir not oluyor bu. “Okudum ben bu kitabı” diye hatırlamak için. 

Hem de bana “Hımm babam da okumuş” dedirtiyor.

 Bu kitabın da bir yasaklanma öyküsü var.




Kitabın yazarı Deniz Yıldırım, Aydınlık Dergisi eski Genel Yayın Yönetmeni. Cezaevindeyken yazmış bu kitabı. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, bu kitap nedeniyle yazara İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde hakaret davası açmış. Yazar bu davadan beraat etmiş. 





Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları

Nişanlıcığım da maşallah kitap okuyan bir insan. Bu kitabı bende görür görmez aldı, hemen okumak istedi.

Tanıştığımızda daha çok okurdu. Beni böyle etkiledi. Sonra azalttı okumayı. Kandırdı beni. Nalçak adam.



Akıllı telefonlar çıktı çünkü sonra. Önceden yolda, boş vakitlerinde kitap okuyan adam, oldu mu sürekli Candy Crush mıdır ne karın ağrısıdır, onu oynayan adam. 

Dış mihrakın oyunu diye komplo teorileri var ya. Al işte asıl dış mihrak oyunu bu. Candy Crush. Herkes bunu oynuyor. Bağımlılık yaratıyor galiba. Türk gençleri kitap okumasın, bu oyunu oynasın, zihinleri körelsin diye hazırlanmış bir komplo bu bence. Bu oyunu bozalım.









Geçtiğimiz ay arkadaşımdan Pucca Günlüğü serisini ödünç almıştım.



Bunları da seve seve okudum valla. Evde takıldığım bir haftasonu içinde bitiverdiler.










 Haftasonu evde dinlenmecelerimde yanımda birkaç kitap oluyor genelde.



 
















Seçip beğenip okuyorum, sonra okuduğumdan sıkılıyorum, başka bir tane okuyorum, hop ondan da mı sıkıldım, hemen diğerini alıyorum. Aman sabahlar olmasın. Sefam olsun.






Ancak bu zevkü sefa buraya kadarmış.



Çok affedersiniz kol gibi bir kredi kartı borcu ödedim.



Üstüne iki ay sonra evleneceğim. Nişanlım insanıyla şöyle bir hesap çıkardık. 






1200 TL - Kira kapora
400 TL - Boya 
500 TL - Perde
...
...
...
Uzuyor bu liste.

Bu hesabı çıkardığımız sayfa da Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları kitabının en arka sayfası. Yanımızda kağıt namına bu vardı sadece.



Bu hesap, üzerine de kol gibi kredi kartı birleşince kemer sıkma politikası başlattım.



Her ay 100 TL kitap bütçesi ayırıyordum. Ama bu ay ayıramayacağım. Ve bundan sonraki ay da, hatta belki sonraki ay da, hatta…. Hayııırrr.



Hem zaten daha okumadığım bir sürü kitap var ki. Onları okumak için almayacağım ki yeni kitap. Yoksa param var ki benim. İstesem alırım ki.

Vakti zamanında almış olduğum kitaplar var:




 Yakından bakalım kendilerine:



İşte temmuz ayında bunları okuyacağım:


Kızıl Darı Tarlaları - Mo Yan

Son Oyun - Ahmet Altan

Kardeşimin Hikayesi - Zülfü Livaneli

Sıcak Yaz - Uwe Timm

Darağacında Üç Fidan - Nihat Behram

Doğudan Uzakta - Amin Maalouf

Nemesis - Jo Nesbo

Huzur Sokağı - Şule Yüksel Şenler

Acımak - Reşat Nuri Güntekin





Mo Yan, 2012 Nobel Edebiyat ödülünü alan Çinli yazar. Kitabının Türkçe çevirisi daha yeni yapıldı. Başka da Türkçeye çevrilmiş kitabı yok henüz.

Ahmet Altan'ın Son Oyun

Zülfü Livaneli'nin Kardeşimin Hikayesi

Amin Maalouf'un Doğu'dan Uzakta

kitapları çok satanlar listesinde uzun bir dönem yer aldı. Bildiğim kadarıyla Kardeşimin Hikayesi'nin çok satanlığı Temmuz 2013 devam ediyor hala.

Sıcak Yaz'ı Konya D&R'da 5 liraya aldım.

Darağacında Üç Fidan'ı yıllar önce okumuştum. Yine okuyacağım.

Acımak'ı da aynı şekilde.

Huzur Sokağı'nı hep merak ediyordum. Dizisi çıkmadan evvel kitabı almıştım. Dizisine hiç bakmadım. 150 milyon bölüm süren ağdalı dizileri izleyemiyorum. 

Nemesis'i ise ne ara aldığımı hiç hatırlamıyorum.


Bol okumalı günler o zaman.


13 Haziran 2013 Perşembe

Benim de Okuyacaklarım Var



Benim de Okuyacaklarım Var 


Selam,

Biraz uzun bir yazı döşeyeceğim. 

Önce geçen ay aldığım ve okuduğum kitapları gözden geçireceğim, 
sonra bu ay aldıklarımı göstereceğim,
sonra çok cici bir okul tanıtacağım size.
Nihayetinde de biraz Taksim’e değineceğim.

Hazır mıyız? Eğleniyor muyuz?


 
 Mayıs ayında aldığım bu kitapları üçerli gruplar halinde okudum

Bir “yolda okumalık” kitap

Bu kategoriye sadece romanlar dahil oluyor. Bu türün haricindeki bir kitaba yolda kafam basmıyor. Bassa da altını çizme isteği hasıl oluyor. Altını çizme isteğimi uyandırmayacak, illa uyandıracaksa da sayfa kenarını büzüp, eve gelince altını çizmek suretiyle giderilebilecek bir hissiyatı sağlayan kitapları tercih ediyorum yolda.






İmkansızın Şarkısı’nı bu kategoride değerlendirdim. Çantamda il il dolaştı desem yalan olmaz.

İlkin Karaköy’deki Sebo Börek’te başladım. Bu arada orada çay ne kadar pahalı ya. 3 liraya çay mı olur? Hadi böreğini, kahveni pahalı satarsın da çayın pahalısına kılım arkadaş. Çay dediğin arka arkaya iki, üç, dört, beş kere içilebilen bir içecek olmalı. Ha bunları söyleyen ben de çayı pek severmişim gibi oldu. Olursa içerim, yanımdakine eşlik etmek için, ama yoksa da aramam.



 
Burada başladığım kitaba Mersin’de devam ettim. Böyle de bir insanım. Sebo Börek’te başladığım bir kitabı Mersin’de bitirmezsem o gece gözüme uyku girmez.

Mersin’de saat 11:00 gibi adliyeden çıktım, sabah kahvaltı da etmemiştim. Adliyenin yakınında gözüme çarpan “Akdeniz Lezzet Köşesi” ne çömdüm. Esasında kahvaltı tabağı isteyesim vardı ama çekindim, mekan çünkü döner, kebap, pide resimleriyle dolu, kimse orada kahvaltı tabağı istemezmiş gibi geldi. Hasbelkader ben istesem ortamın yabancısı olduğum anlaşılır, ki bundan da hiç hazetmem, ben her yerde o şehrin yerlisi gibi görünmeyi severim, o yüzden kaşarlı tost istedim. Mersin yerlisi çünkü ille kahvaltılık bir şeyler yiyecekse ve kahvaltısını “Akdeniz Lezzet Köşesi”nde yapacaksa kaşarlı tost ister. 
Kaynak: götüm


İkinci kategorim “evde reklam arasında olur, yemeğin pişmesini beklerken olur, bu tip zamanı değerlendirmelik” kitap

Bunlar fazla kafa yormayı gerektirmeyen, devamlılık şartı aramayan, bugün okudum, 10 gün kitabın yüzüne bakmadım, 11.gün kaldığım yerden devam etsem gene anlayacağım türde kitaplar oluyor.



Fazıl Say’ın YalnızlıkKederi de bu sınıfta yer aldı.

Evde başladım, sonra Mersin’e giderken bunu da yanıma aldım. Zaten İmkansızın Şarkısı’nda yarıya gelmişim. Birkaç saat içinde bitecek belli. Sonra ne yapacağım? Hop, Fazıl Say’ın kitabı.

Gerçi bu sırayla okumadım. Sabah İstanbul’dan kalkan uçakla Yalnızlık Kederi’ni elime aldım. Zaten yarısını okumuştum. Adana’ya indiğimizde bitti bitecekti. Adana Havaalanı’ndan Mersin otobüsüne bindim, tam orada bitti.







 Planlı programlı, geleceği gören, kendini tanıyan insanım. Bu iki kitabın da gurbet ellerde biteceğini bildiğim için yanıma bir de Satranç’ı aldıydım. Duruşma sıramı beklerken ona başladım.

Satranç oynamayı az buçuk biliyorum. Ama hiç kendimi geliştirme isteğim olmadı. Aslına bakarsanız satranç dahil, tavla,okey… vb hiçbir taş oyunu; hiçbir kağıt oyunu, hiçbir bilgisayar oyunu ilgimi çekmiyor. Sarmıyor.



Böylece verimli bir iş seyahati gerçekleştirmiş oldum. Bir şehir Üç Kitap




Mersin’den Adana’ya trenle geçiyorum. Bugüne kadar istasyonda bilet alırken bana hep öğrenci bileti kesiyorlardı. Ben de bir mutlu oluyordum, bir mutlu oluyordum.

Sonra gidip iade ediyordum, “Ah ben öğrenci değilim, tam’ım” diyerek…

dememi beklerdiniz değil mi? Benden ve duyarlı vatandaşlardan böyle bir davranış beklenir gerçekten. Ama ben “Zuhaha öğrenci bileti kesmişler, hohoho” diye sevinip trene atlıyordum. Trende bilet kontrolüne geldiklerinde, öğrenci kimliği isterlerse ne yaparım diye de kafamda sahneler canlandırıyordum. “Öğrenci mi? Ben öğrenci değilim ki. Kimse bana sormadı ki öğrenci misin diye. Bana öyle bir bilgi gelmedi. Bana öğrenci misin, denmedi. Ben sadece Adana’ya bir bilet istedim. Direkt bunu verdiler. Sorsalar söylerdim öğrenci değilim diye….” bik bik ötmeyi, en sonunda “ Tamam ya neyse farkı öderim, nedir yani, allaallaaa” diye söylenmeyi göze alıyordum.

Bu şekilde 3-4 defa trene binmişliğim var. Fakat en sonunda gişede “Öğrenci misiniz?” diye sordular. Bence de sorsunlar. Sonra bazı istismarcı vatandaşlar çıkabiliyor, görüyorum yani etrafta, öğrenci olmadığı halde öğrenci biletiyle yolculuk yapıyorlar, çok ayıp çok.


Son bir kategorim daha var.

Yatmadan önce okumalık” kitap.

Bunu daha ziyade kalın kitaplar arasından seçiyorum. Çantada taşıması ağırlık yapacak kitapları evde okumayı tercih ediyorum.

 
















Oblomov bu tercihlerimdendi.
Okuyorum, uyuyorum. Ondan sonra bir dünya acayip acayip rüya.
Bu arada Oblomov abimiz tembellikte çığır açmış. Ben bu konuda kendimi “master degree” adderdim ama ı-ıh, abimsin Oblomov.


Gelelim bu ay aldığım kitaplara.

İşte Haziran kitaplarım:





Yakından bakalım kendilerine:
 



Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları - John Perkins

Tayyip’in Voleleri – Deniz Yıldırım

Cüppeli Adalet – İlhan Taşçı

Postmodern Cihad – İsmail Saymaz

Islak İmza - Zübeyir Kındıra

Tertip- Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu

Toplu Yazılar – Mahir Çayan

Belediye İhale Dalavereleri – Harun Gürek

Öcalan’ın İmralı Günleri – Cengiz Kapmaz



Bu ay aldığım kitaplar araştırma-inceleme kitapları.

Bu kitaplar 2012 yılının yasaklı kitapları

Bu kitaplar toplatılma, yasaklama ve yargılamaya maruz kaldı. Yazarları da çeşitli baskılara uğradı.


Bu kitapları okuyup, bilinçlenip, kendisini “Tayyip sevdalısı” diye nitelendiren arkadaşların karşısına belgelerle çıkacağım. 

“Bu da mı gol değil?” diyeceğim.




Araya birkaç da roman serpiştirdim.



 
 D&R dönem dönem şahane bir uygulama yapıyor ve 5 liraya kitap satıyor. İşte onlardan bir kuple:




 


















Yazamadığım Romanın Öyküsü - Yiğit Okur

Savaş Çağı Umut Çağı - Oya Baydar

Satılık Gerçek - Ingvar Ambjörnsen

Başka Dünyalar - Nadine Gordimer

Tarçın Kokulu Kız - Jorge Amado




Bir de birazcık utanarak söylüyorum, ne okuyacağım biliyor musunuz?

Pucca serisi.


 

Arkadaşımdan ödünç aldım bunları. Merak ettim “twitter fenomeni” olan bu arkadaşımız 
 neler yazmış da üç cilt kitap olmuş.


 

 










 
Kitap almak noktasında bu kadar şanslı olmayanlar için bir internet sitesi var: http://kitapagaci.org/

Burada ihtiyacı olan arkadaşlara, kardeşlerimize kitap gönderebiliriz.

Bu çerçevede Siirt’te bulunan Tepecik İlkokulu’nun öğretmeni okulunun kitap ihtiyacından bahsetmiş. Çam sakızı çoban armağanı şunları gönderdim. 




1 liraya, 1,5 liraya satılan kitaplar bunlar. Gerçi okumadım da içeriğini. Böyle tarihi olayları anlatan çocuk kitapları genelde gerçeklerden uzak hamaset yığını olur ama.


 Okulun internet sitesini inceledim:



Soldaki sekmelere baktım. “Öğrencilerimiz” sekmesi ilgimi çekti. “Bütün öğrencilerin tek tek fotoğrafını mı koymuşlar?” diye şaşakaldım ilkin. Okul deyince aklıma yüzlerce öğrenci geldiği için.

Tıkladım. 

1-A sınıfında 2 öğrenci,
2-A sınıfında 2 öğrenci,
3-A sınıfında 6 öğrenci var.

Toplamda 10 kişilik bir okul. Öğrencilerin soyadları da hep ya Emir ya Deniz.

Sonra “Kadromuz”a baktım. Bir tane öğretmen var. Kendisi aynı zamanda okulun müdürü. Okuluna kitap rica eden de o.

Bu ricaya karşılıksız kalamadım. Siz de kalmayın.

Tepecik İlkokulu
Tütün Köyü
Tepecik Mezrası
Kurtalan/Siirt

adresine bu yavrular için siz de birkaç kitap gönderin.



 Bu kitapları paketleyince ufacık birşey çıktı ortaya.
PTT Kargo ile birkaç günde ulaşıyor.




















Okul müdürü o kadar nazik biri ki kitaplar okuluna ulaştığında kitaplarla öğrencilerin fotoğraflarını çekip bana iletebileceğini, hatta bana hitaben bir de teşekkür mektubu yazdırabileceğini söyledi.

Hepi topu 6 kitap için böyle bir şey istemeye çekindim ben. Ama “Gönderdiğiniz kitabın miktarı önemli değil. Öğrencilerimi düşünüp elinizdeki kitapları yollamanız bizi mutlu etti.” dedi. Asıl ben bu incelik karşısında mutlu oldum.


Bu şirin okul, bu güzel öğretmene sahip olduğu için çok şanslı.



26 Mayıs-1 Haziran tarihleri arasında “İstiklal’e okumaya çıkıyoruz” diye bir sergi oldu.





Bu çerçevede hayatın içinde kitap okuyan insan fotoğrafları sergilendi.




 



 





Traş olurken, ekmek yaparken, döner keserken kitap okuyan insan görüntüsü çok sahte tabi ama olsun, gülümsetiyor.

 




Ve laf Taksim’den açılmışken Gezi Parkı olaylarına değinmezsek olmaz.



Daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış Taksim Gezi Parkı fotoğraflarıyla karşınızdayım. 

Dur doğruyu söyleyeyim, daha önce facebook, twitter, instagram hesaplarımda yayınladım. Bende yalan yok. 


Her şey Gezi Parkı’nın yıkılıp yerine AVM yapılmasına direnilmesiyle başladı. Sadece küçük bir gruptu bu. Gezi Parkı’na çadırlar kurup eylemlerini sürdürüyorlardı. Küçük çapta ve zararsız bir eylemdi bu.

Sonra polisler buraya sabaha karşı bir baskın düzenleyip çadırları yıkmaya, yakmaya başladılar.

Bu durumdan ilkin twitter, facebook… vb kanallarla insanlar haberdar oldu. Zira televizyon ya da gazetelerde bu hususa hiç değinilmedi.





 Polisin bu sert tutumu karşısında insanlar birer ikişer Gezi Parkı’na gelmeye başladı. Işığı gören geldi.

 Üstelik şehrin göbeğinde polis fütursuzca gaz bombaları atıp, eylem yapan yapmayan ayrımı bile gözetmeden, sadece oradan geçmekte olan insanlara bile zarar verince olaylardan bihaber insanlar da polis şiddetinden rahatsız oldu.




 Tüm bunların üstüne Taksim’de günlerdir eylem yapılırken ve polis orantısız güç kullanmanın dibine vurmuşken televizyondaki haber kanallarında salak salak programlar olması ayrıca çıldırtıcı oldu. (Gerçi programlar salak salak değildi de, Taksim’de polis insanları yaralarken, öldürürken haber kanalıyım diye geçinen kanalların bunlardan hiç bahsetmemesi dehşetti)

Bu olaylar başbakanın “başbelası” dediği sosyal medya aracılığıyla yayıldı da yayıldı.








Olay artık sadece Gezi Parkı değil, polis şiddetine karşı, hükümetin anti demokratik uygulamalarına karşı bir başkaldırış oldu. İnsanlar bugüne kadarki suskunluklarının, sessizliklerinin, tepkisizliklerinin acısını çıkardılar.

Polis, Taksim’de bu vahşeti sergilerken Türkiye’nin diğer şehirlerinde de Taksim'e destek için yürüyüşler, eylemler oldu.









Polis bu şehirlerde de zaman zaman orantısız güç kullanmaya devam etti.

Polis şiddeti arttırdıkça, insanların da tepkisi arttı, kalabalıklar çoğaldı.





Türkiye bu haldeyken başbakan, yurtdışı gezisine çıktı. Başbakanın yurtdışına çıkmasıyla medya ufak ufak bu olayların haberlerini yapmaya başladı. Basının 10 gün sonra anca haberi olduysa demek ki.












Polisin olmadığı noktalarda insanlar güven içinde bir araya geldi. Bu kapsamda Taksim Gezi Parkı’nda bambaşka bir yaşam oluştu.


 İşte bu eylemler 15 günü geçti. Polis müdahale etmediği zaman sorunsuz geçen eylemlerde polisin müdahalesi ile olaylar çıkıyor. İnsanlar can güvenlikleri için polisten uzak duruyor. Böyle bir garabet

Siyasetçilerimiz ise tansiyonu daha da yükselten açıklamalarıyla yangına körükle gidiyor.

 Sonumuz hayrolsun bakalım.