Franz Kafka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Franz Kafka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2016 Pazartesi

ŞATO


ŞATO

(Das Schloss)

Franz Kafka

Almanca Aslından Çeviren: Regaip Minareci

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

3. Basım - Ocak 2016

351 sayfa


Kadastrocu K, bir köye çağrılır. Köy Şato'ya bağlı.

Pek misafirperver olmayan bu köyde K, işini yapamaz. Şato'ya ve amiri konumundaki Klamm'a ulaşması gerekir ama bu o kadar kolay değildir.

Barda tanıştığı Klamm'ın metresi Frieda'ya aşık olur.

Kadastroculuk yapamadığı için bir okulda hademelik yapar.

Sonrası yok bende.

Açıkçası sevmedim.

Filmi varmış. Ama bence ben filmini de sevmem.



Şato hakkında şurada güzel bir yazı var: https://eksisozluk.com/entry/12755178
Şato aslında cenneti ya da devleti temsil ediyormuş.
Zaten bu kitap hakkında başka her yerdeki yazı, benim yazdığımdan daha güzeldir.

Kafka'nın Dönüşüm, Dava ve mektupları (Felice'ye Mektuplar , Milena'ya Mektuplar, Babaya Mektup) dışındaki hiçbir kitabını sevmedim.

"Ceza Kolonisinde"




ve

"Bir Kavganın Tasviri"



kitaplarını da.

Bunları da okumaya çalıştım ama hiçbir şekilde anlamadım. Anlamaya çalışırken de hafakanlar bastı.

İzninizle çevirmene bok atmak istiyorum. Bence çeviri kaynaklı bir sorun bunlardaki. "Tevfik Turan" Yazdım bu ismi.

*

Kafka defterini kapatıyorum.

Tatlı canımı daha fazla sıkamayacağım.

Şişirdi beni.





27 Kasım 2016 Pazar

FELİCE'YE MEKTUPLAR




FELICE'YE MEKTUPLAR

(Briefe an Felice)

Franz Kafka

Çevirenler: Çağlar Tanyeri, Murat Sözen, Turgay Kurultay

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

1. Basım - Nisan 2016

706 sayfa


Kafka ve Felice Bauer arasındaki mektuplaşmalar 1912'de başlayıp 1917'ye kadar sürüyor. 

İki kez nişanlanıyorlar. Sonra kesin ayrılık. Felice başkasıyla evleniyor.

Felice'nin Kafka'ya yazdığı mektuplar yok. Muhtemelen Kafka onları imha etmiş.

Aslında mektupları okumak biraz mahrem. Ayıp oluyor Kafka'ya karşı. Mektuplarını okumamızı istemezdi.

*

1912-1917 arası dedim ya mektuplaşmalar. 5 yıl. Mektup ilişkisi gibi bir şey. Kafka sürekli yazıyor ve zaman zaman Felice'nin kendisi gibi uzun ve detaylı yazmamasına bozuluyor.

Bazen de kızın yazdığı mektupları beğenmiyor. 

"Öyle bir havada yazmışsın ki, halin bu idiyse sadece kart yazsaydın keşke bana." sf.450

Kızın mektuplarını beğenmediği gibi okumasını da beğenmiyor:

"Mektuplarımı sadece üstünkörü okuduğun sonucuna varıyorum."sf.455

Bence tahammül edilebilir gibi değil. Zannediyorum Felice de sonunda tahammül edemedi. Sürekli mektuplaşıp herhangi bir adım atamamak...

Çevirmenlerin girişteki yazısında belirttiği gibi "Felice Bauer'in bu ilişkide ne kadar yıpranmış olabileceğini düşünmeden, yer yer Kafka'ya kızmadan edemedik." 

Kafka: "Canım, söylesene neden böyle mutsuz, hiç şüphesiz uzun vadede mutsuzluğu bulaşıcı olan bir oğlanı seviyorsun ki?" diye soruyor. sf.283.

Gerçekten Felice, neden?

"Bu mektuplar benle ilgili hayallerinin dağılmasına neden olmuyor mu ister istemez?" sf.302

Olmalı. Olmuş da nihayetinde. İyi bile dayanmış Felice.

Yazmayı hayattaki her şeyden daha çok seviyormuş Kafka. 

"Benim hayat tarzım sadece yazmaya ayarlı." diyor zaten. sf.27

Bir gün Felice sürpriz yapıp gelecek diye aklı çıkmış Kafka'nın:

"Bir anlığına telgrafta şöyle yazdığını düşündüm: 'İstasyona koş. On beş dakika içinde orada olacağım.' İtiraf ediyorum, böyle bir telgraf feci korkuturdu beni." sf.310

Ne güzel işte o kadar sevdiğin kız geliyor. Ama beyimiz feci korkuyor onun çıkagelmesinden. Çünkü anca yazmak.

Sevgili olmalık bir adam değil. Mektupları okurken de sürekli Felice Allah aşkına bırak şunu, dedim. Çekilecek çile değil. 

"En azından sezinliyor olmalısın, benim kesintisiz bir mektuplaşma talebimin esas nedeninin aşktan gelmediğini, tersine benim mutsuz ruh halimden geldiğini." sf.360

Şiştim, yemin ediyorum şiştim okurken.

Neyse ki akıllı kız Felice. Demiş ki (Ortak arkadaşları Max'e demiş. Max de Kafka'ya yetiştirmiş.)

"Bu nasıl oluyor bilmiyorum, bana çok fazla yazıyor, ama mektuplar anlamlı bir noktaya götürmüyor, konunun ne olduğunu anlamıyorum, biz birbirimize yakınlaşmış değiliz ve bunun olacağının da işareti yok, şimdilik." sf.383

Kız haklı.

*

"Doğa kendi yolunda ilerliyor, yapacak bir şey yok, ben seni daha yakından tanıdıkça seni daha fazla sevdim, sen beni daha yakından tanıdıkça sen bana karşı daha az tahammüllü oldun." sf.392 diyor Kafka.

Ya ne olacağıdı? Biraz da iğneyi kendisine batırsın, diyeceğim ama zaten yapıyor bunu. Gayet iyi tanıyor kendisini. 

"Bana baktığında miden kalkmıyor mu hala?" sf.432

Ya off!

Evlenme teklif ediyor Felice'ye, sonra kabul etmesinden korkuyormuş gibi davranıyor:

"Evlenmekle, birisine bağlanmakla beni ben yapan o hiçliğin ortadan kalkmasıyla mahvolacağıma, hem de tek başıma değil karımla beraber mahvolacağıma, ve bunun da ne kadar çok seversem o kadar çabuk ve korkunç olacağına dair kesin kanaatim var." sf.434

Felice Allah'ının aşkına bırak bu adamı, hiçliğinde boğulsun, lütfen.

"Sahip olduğum en sevdiğim insanı kendime reva görmüyorum, bırakıyorum, varoluşumdan gelen genel bir insani isteksizlikle ona elimi uzatmakta tereddüt ediyorum." sf.436

Ağır konuşacağım ama.

Kafka bugün yaşasaydı kesinlikle sanal aşklara tutulur, bir adım atamazdı.

*

Mektuplaşmak da aslında şimdiki mesajlaşmanın daha yavaş şekli.

"Sizden bir mektup gelip gelmeyeceği ve ne zaman geleceği muamması..." derken mesaj beklemekle aynı his.

Sık sık posta kutusunu kontrol ediyor.

Bazen mektuplar yanlış adreslere gidiyor.

En kötüsü mektupları annelerinin okuması. Bu gençlerin bir özeli olmasın mı?

Mektuplaşmalar ve ilişki ilerledikçe aileler de dahil oluyor ve anneler de birbirlerine ve gençlere mektup yazıyorlar.

Annen bana şunu dedi, annene şunu dedim, babana da yazayım mı... diyorlar birbirlerine.

*

Kafka seviyor Felice'yi.

"Ağzım tamamen sana ait, başka hiç kimseyi öpmüyorum, ne annemi babamı, ne de kardeşlerimi." sf.186

"Eğer fotoğrafçının oralardan geçersen çektiği resimlerden hiçbirinin bunun kadar çok öpülmediğini söyle ona." sf.189

"Eğer birisi bir başkasını düşündüğünde ötekinin rahatını kaçırabilseydi, gecenin bir yarısında sıçrayarak uyanabilirdiniz." sf.32.

Kötü alışkanlığı da yok:

"Sigara içmiyorum, alkol kullanmıyorum, kahve yok, çay yok, çikolata yemediğimi de söylemeliyim." sf.43

Ama işte kendine güveni yok, üzgünüm ama ezik, Üstelik cinsel anlamda çekici de değil. (30 yaşında ama söylediğine göre 20'li yaşlarda gözüküyormuş ve 55 kiloymuş.)

Babası uzun boylu, güçlü kuvvetli bir adam. "Ailenin ahengi bir tek benim sayemde bozuluyor." diyor Kafka. sf.199

Arada birbirlerine fotoğraf gönderiyorlar. Bazı fotoğrafların geri gönderilmesini istiyorlar, ödünç alınmış olduğu ya da başka bir örneği olmadığı için. (Bu tıpkı sevgilisine müstehcen bir fotoğraf gönderip "baktıktan sonra sil aşkım" demek gibi değil mi?)

Kafka bu fotoğrafları çılgınlar gibi inceliyor. Toplu bir fotoğrafsa fotoğraftaki diğer herkese de dikkatle bakıyor.

Şunun üzerindeki kıyafet yakışmış, ona yakışmamış, yüzü biraz durgun, gözleri şöyle, burnu böyle...

"Birkaç kız bir araya geldi mi hemen grup resimleri çekilir ya, olmazsa olmaz bir şeydir bu." sf.114

Bu konuda bugün de değişen bir şey yok.

Bugünlerde yaşıyor olsaydı Instagram'da çılgına dönerdi herhalde Kafka. Benim takipçim olsa engellerdim. Böyle incelenmek çok rahatsız edici.


*

Mutsuzluk, huzursuzluk hayat biçimi olmuş onun, nefes alma kaynağı adeta.

"Söz konusu ben olduğumda nereye gittiğim hiç fark etmiyor, nerede olursa olsun kendimi rahat hissetmeyeceğim nasıl olsa." sf.299

"Benim esas korkum o ki -bundan daha kötüsü söylenemez ve işitilemez- sen hiçbir zaman benim olamayacaksın." sf.349

Bu korkusunda haklı çıkıyor. Baba olamama, evlenememe gibi korkularında da. 

*

Kafka vejetaryen. Et yememeye dair kararı hayvan sevgisi ya da canlıların yaşam hakkı gibi bir şeyden kaynaklanmıyor. Yemek yemekle pek arası yok, ondan. Bundan Felice'ye bahsediyor. Ama Felice'den umduğu gibi bir tepki alamıyor:

"Gelecekteki vejetaryen mutfağımız hakkında bir şey söylemiyorsun. Bense sevinç çığlıkları atarsın demiştim." sf.448

İroni olarak mı söylüyor acaba "sevinç çığlıkları" derken? Yani bunun nesi öyle coşkuyla karşılanabilecek bir şey ki?


*

Buraya kadar son derece sıkıcı ilerleyen mektup okumaları şu dipnotla hareketleniyor.

Bizim mektup yazmaktan başka yakınlaşma şekli bilmeyen Kafka'nın evlilik dışı bir çocuğu varmış desem:







Peki başkasına aşık olmuş desem:

"Sanatoryumda bir kıza aşık oldum, bir çocuk, 18 yaşlarında, İsviçreli fakat İtalya'da, Cenova yakınlarında yaşıyor, yani soy olarak olabildiğince yabancı, tamamıyla toy, fakat halleri bir hoş, hastalıklı haline rağmen çok kıymetli ve deyim yerindeyse derin mi derin." sf.493


Bunu da anlatıyor Felice'ye.

Felice son derece akıllı davranarak ayrılmış Kafka'dan.

Her ne kadar geride bu mektupları bırakarak Kafka'yı daha yakından tanımamızı sağlamış olsa da açıkçası Felice'nin 5 yılının ziyan olduğunu düşünüyorum. 

23 Ekim 2016 Pazar

MILENA'YA MEKTUPLAR

MILENA'YA MEKTUPLAR

(Briefe an Milena)

Franz Kafka

Almanca aslından çeviren: Esen Tezel

Can Yayınları

23. Basım - Mayıs 2016

395 sayfa


Milena (Jasenska) Pollak, Kafka'nın kitaplarının çevirmeni.

1920'de başlayan mektuplaşmaları 1923'e kadar sürmüş.

Mektuplarına önceleri "Sevgili Bayan Milena" diye başlayıp "En içten selamlarımla Kafka", "İçtenlikle Kafka" diye bitirirken sonra sonra sadece Milena ya da hitapsız direkt konuya giriş ve "Senin Kafkan", "Senin Franz" "Senin K" "Senin F" diye bitiriyor.

Kafka, kitaplarının çevirileri ve yeni öyküleri hakkında yazdığı gibi günbegün başından geçenleri, düşündüklerini, geçmişini, Milena'ya olan sevgisini yazıyor.

(Milena'nın mektupları ise yok.)

*

Milena 24 yaşında evli bir kadın.

Kafka 38 yaşında iki kez nişanlanmış, sonra evliliğin eşiğinden dönmüş.

Mektuplaşmaları ile düpedüz Milena'nın kocasını aldatıyorlar. Ama Kafka, Adem ile Havva'nın elma yeme hikayesinden yola çıkıp "Belirleyici olan, elmanın ısırılmasıdır; onunla oynamak belki serbest sayılmaz, ama yasak da değildir." diyor. sf.214

Hadi oradan.

Aldatmışsınız işte ama bence kötü olmamış.

Çünkü Milena'nın kocası da Milena'yı aldatıyormuş.

İnşallah Kafka ile Milena sevişmiştir de. Bir ara Viyana'da dört gün geçirmişler beraber. Belki o sırada bir şeyler olmuştur. "Viyana'da Dört Gün" Çok güzel film ismi olur bundan, yapsalar ya bunun filmini. 

( Gerçi Kafka'nın yazarken aldığı zevki sevişirken aldığını zannetmiyorum.) (Zaten de bundan bana ne.)

Biliyor hiçbir zaman birlikte olamayacaklarını. "Kesin olan az şey var, asla birlikte yaşayamayacak olmamız da bunlardan biri, aynı evde, beden bedene, aynı masada, asla, aynı şehirde bile olamayacağız." sf.269

Bazen mektuplaşmaya son verme kararı alıyorlar ama sonra yine mektuplaşmaya devam ediyorlar. 

Kafka bir yandan delicesine mektup istiyor:

"İnsan şöyle bir arkasına yaslanıp mektupları kana kana içmek istiyor ve içmeye devam etmekten başka bir şey düşünmüyor." sf.37

Bir yandan da daha fazla mektuplaşmamaları gerektiğini söylüyor:

"Hayatımın bütün mutsuzluğu -bunu söylerken niyetim yakınmak değil, genel bilgi mahiyetinde bir saptama yapmak-, mektuplardan ya da mektup yazma imkanından ileri gelmiştir diyebilirim." sf.293

Burada aslında bir çeşit "stalk"tan yakınıyor sanki. Ondan haber almak istemiyor, gelgelelim mektuplarını gözlemeye (mesaj gibi) Milena'nın gazete yazılarını (twitter gibi) okumaya devam ediyor.

"İkimiz de suçluyuz, ikimiz de suçsusuz." diyor. sf.254

Çok hassas, çok narin, çok kırılgan bir adam. Onunla mektuplaşmak çok yorucu olmalı bu yüzden. Yanlış anlayıp çok başka anlamlar çıkarabilir, kırılabilir, incinebilir.

"Dünyayı omuzlarımda taşıyamam, paltomu bile taşıyamıyorum." sf.286

*

Aşağıda Milena'nın yazdığı bir mektup var. Kafka'nın arkadaşı Max'e yazmış. 

Kafka'nın ne na kadar çekilmesi zor bir insan olduğunu gösteriyor:







"Nasıl oluyor da benden hâlâ korkmuyor, tiksinmiyor ya da buna benzer bir duyguya kapılmıyorsun Milena?" sf.274

Gerçekten Milena, nasıl?


BABAYA MEKTUP

BABAYA MEKTUP

(Brief an den Vater)

Franz Kafka

Almanca aslından çeviren: Cemal Ener

Can Yayınları

16. Basım - Temmuz 2016

106 sayfa


Kafka'nın 1919'da babasına yazdığı ama babasına ulaşmayan mektubu.

İyi ki de ulaşmamış. Çünkü zaten anladığım kadarıyla babası Kafka'yı pek yetişkin biri olarak görmüyor, pek ciddiye almıyormuş. Üzerine bu mektup iyice gözünden düşmesine sebep olabilirdi. Ben öyle algıladım.

Kafka'nın babası Hermann Kafka, fakirlikten kendi çabasıyla çıkmış, çalışmış, para kazanmış, işlerini büyütmüş, güçlü bir adam. Fizik olarak da yapılı.

Babasının karşısında Kafka kendisini hep yetersiz ve zayıf hissetmiş. Kafka'nın 55 kilo bir adam olduğunu da düşünürsek fizik olarak da zayıf.

Yani kendisinin deyimiyle gelişimini tamamlamış bir erkek ile yavaş yavaş gelişmekte olan bir erkek karşı karşıya.

İki kez nişanlandığı Felice'den sonra hayatına giren Julie ile evliliğine babası müsaade etmemiş. Fakir bir kız olmasının yanı sıra bir de "kuşkulu bir ünü" varmış galiba.

Buna rağmen Kafka evlenecekmiş ama bir takım aksilikler olmuş, evlilik iptal edilmiş. (Kiralamayı planladıkları daire başkasına kiralandı diye. "Bu dönüm noktasıydı, daha sonra durdurmak mümkün olmadı.")

Bu evliliğin iptal olmasının ardından yazmış mektubu babasına. 

Çocukluğunu, babasının gözüne nasıl gözüktüğünü, neler hissettiğini anlatmış hep.

Sert mizaçlı bir babası varmış. Dayak atmazmış ama atacağı tehdidinde bulunur ve korkuturmuş.

"Zaten dayak yemeyeceğimizden giderek neredeyse emin olmuştuk. Daima kaçışı, çoğunlukla da içsel bir kaçışı düşünen, somurtkan, dikkatsiz, itaatsiz çocuklar olduk. Sen böyle acı çektin, biz böyle çektik." sf.30

Babanın sert tutumu torunu olunca biraz yumuşamış. Kardeşinin çocuğu Felix'ten de bahsediyor Kafka. Felix de büyükbabasından etkileniyor olabilir ama en nihayetinde büyükbaba olduğu için baba-oğul ilişkisi gibi bir etkilenme olamaz.

*

Evliliği de babasından kaçmak için istemiş aslında. 

Evliliğe çok önem vermiş Kafka:

"Evlenmek, bir aile kurmak, gelecek tüm çocukları kabullenmek, onları bu güvensiz dünyada yaşatmak ve hatta biraz da yol göstermek, benim inancıma göre bir insanın başarabileceği en yüce şeydir. Görünüşte bu kadar çok insanın bunu kolayca başarması, bir karşı kanıt değil; çünkü birincisi, gerçekte o kadar da çok insan başaramıyor bunu ve ikincisi, pek de fazla olmayan bu insanların 'yaptıkları' bir şey değil bu, yalnızca içinde yer aldıkları olaylar öyle gelişiyor; gerçi bu en yüce şey değil, yine de çok büyük ve çok saygın bir şey." sf.56

Kendisini ise bunu yapabilecek kudrette görmüyor. Korkuyor. 

"Evlilik en yoğun kurtuluşun ve bağımsızlığın güvencesi kesinlikle. Bir ailem olurdu; görüşüme göre insanın ulaşabileceği en yüce nokta, dolayısıyla senin de ulaştığın en yüce nokta; sana denk olurdum, eski ve daima taze tüm utanç ve zorbalıklar artık, yalnızca tarih olurdu. Masal kadar güzel olurdu tabii, ancak sorunlu nokta tam da burada. Bu kadarı çok fazla, bu kadar çok şeye ulaşılamaz." sf.63

Yani kendisini böyle güzelliklere layık bile görmüyor.

Kitabın sonunda bazı açıklayıcı notlar var. Orada annesinin bir mektubu var, diyor ki: "Onun yerinde başka bir insan olsaydı, ölümlülerin en mutlusu olurdu, çünkü hiçbir arzusu ebeveyni tarafından geri çevrilmedi. Üniversitede neye hevesi varsa onu okudu."

Ama olmayınca olmuyor işte anacığım.

Mutluluk gerçekten içimizde.

Evlilik konusuna geri dönelim.

Kafka'nın evlenememesi evliliğe yüklediği bu büyük (ve bence doğru) anlam dışında bir de babasıyla kurduğu ilişkide:

"Bağımsızlaşmak istiyorsam, mümkün olduğu kadar, seninle hiçbir ilişkisi olmayan bir şey yapmalıyım; evlilik en büyük şey gerçi ve en onurlu bağımsızlığı sağlıyor; ama aynı zamanda seninle çok yakın bir ilişkisi var." sf.63

Baba-oğul karşılıklı bir güvensizlik sarmalı içine girmişler gibi gördüm.

Baba, oğluna güvenmiyor. Çünkü gerçekten de pek güven veren, güçlü, kararlı bir adam değil Kafka.

Ama tam da babası oğluna güvenmediği için "böyle dilsiz, donuk, kuru, süfli" bir insan oluyor
.
Böyle tarif ediyor kendisini ve "böyle bir oğlun benim için katlanılmaz olacağını söylemek zorundayım." diyor. Yani kendisi de evlat olsa sevilmez diye düşünüyor kendisi için.


AMERİKA


AMERİKA

(Der Verschollene)

Franz Kafka

1927

Can Yayınları

8.Basım - Mart 2016

Almanca aslından çeviren: Ayça Sabuncuoğlu

298 sayfa


"Bir hizmetçi kız, onu baştan çıkardığı ve ondan çocuk sahibi olduğu için fakir anne babası tarafından Amerika'ya gönderilen on altı yaşındaki Karl Rossmann, artık yavaşlamakta olan gemide New York Limanı'na girerken çoktandır gözlediği Özgürlük Heykeli'ni birdenbire sanki güçlenen güneş ışığında gördü."

*

Karl, gemide ateşçi ile tanışıyor.

Haksızlığa uğradığını düşündüğü ateşçinin hakkını kaptanın karşısından savunurken dayısı ile karşılaşıyor. Senatörmüş dayısı, iyi bir geliri varmış.

Dayı bey, Karl'ı yanına alıyor. 

Ama Karl bir gün sözünü dinlemedi diye onu reddediyor.

Söz dinlememe olayı da dayının bir arkadaşı, Karl'ı evine davet ediyor. Dayı ile Karl arasında gidersin, gidemezsin tartışması çıkıyor, Karl gidiyor. Dayı da itaatsizlik ettiği için Karl'a kapısını kapatıyor.

Karl tek başına ayakta kalmaya çalışıyor.

Bu sırada Delamarche ve Robinson adında iki tane kımıl zararlısı arkadaş ediniyor. Bu arkadaşlardan kurtulup bir otelde çalışmaya başlıyor. Ama yine bu arkadaşlara bulaşıyor ve oteldeki işinden kovuluyor. 

Oteldeki işi asansörcülüktü ve ölümüne çalıştırılıyordu ama hiç yoktan iyidir gözüyle bakıyordu.

Şimdi bir kadına dayanarak yolunu bulmuş eski arkadaşlarının yanında kölelik ediyor.

"Herkes gücünden yararlanıp daha aşağıdakilere hakaret ediyordu. İnsan bir kere alışınca, saatin düzenli vuruşlarından farklı gelmiyordu kulağa." sf.298

*

Kitabın adı aslında "KAYIP"mış, Kafka 1912'de yazmaya başlamış. Kitap o öldükten sonra arkadaşı Max Brod tarafından 1927'de Amerika adıyla yayımlanmış.

DAVA


DAVA

(Der Process)

Franz Kafka

1925

Can Yayınları

28. Basım - Mayıs 2016

Almanca aslından çeviren: Ahmet Cemal

244 sayfa


"Biri Josef K'ya iftira etmiş olmalıydı, çünkü kötü bir şey yapmamış olmasına karşın bir sabah tutuklandı."

Tutuklanıyor ama bir yandan işe gitmeye de devam ediyor. 

Ama bir suçlama altında olduğu için kendisini savunma gereği duyuyor. Fakat neye/kime karşı kendisini savunacağını da bilemiyor.

Bilebilmek için yaptığı araştırmalar da boş çıkıyor, beyhude bir çaba oluyor.

Öyle ki;

"Burada bir tuvale yan yana bütün yargıçların resmini yapsam ve siz de kendinizi bu tuvalin önünde savunsanız, gerçek bir mahkeme önündekine oranla daha çok şansınız olur." diyorlar.
sf.163

Kurtuluş için üç olasılık var: gerçek anlamda aklanma, görünüşte aklanma ve sürüncemede bırakma.

Ama aklanma hiç mümkün olmadığından en iyi ihtimal sürüncemede bırakmak olarak gözüküyor.

Delirtici bir süreç.

Okurken de delirtiyor.

Sonunda K, öldürülüyor.

*
Arka kapakta kitaba dair güzel bir tanım var:

"İnsan insanın korkusu olarak kaldığı sürece, bu eser güncelliğini hiç yitirmeyecektir."

16 Ekim 2016 Pazar

DÖNÜŞÜM



DÖNÜŞÜM

(Die Verwandlung)

Franz Kafka

1915 

Can Yayınları

52. Basım - Nisan 2016

Almanca aslından çeviren: Ahmet Cemal

102 sayfa


"Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu." 

Efsana giriş.

Yalnız o "dev" değil, "devcileyin" diye yer etmişti akıllarda. Çeviren o kısmı değiştirmeseymiş keşke.

*

Hikayeyi biliyorsunuz.

Böcek olarak uyanan Gregor Samsa, ailesi tarafından dışlanır.

Annesi görmeye dayanamaz, babası pek oralı olmaz, kız kardeşi biraz ilgilenir, ama sonra hepsi bu böceğin evdeki yaşamı çekilmez hale getirdiğine kanaat getirir.

Halbuki Gregor çalışıp eve para getirirken, ailenin geçimini sağlarken iyiydi.

Ne zaman ki işini yapamaz oluyor, herkesin gözünden düşüyor.

Onca yıl, onca emek boş. Kendisi için de bir harcama yapmamıştı ki hiç.

Buradan ailenin bir yük olduğu sonucuna ulaşıyorum ben. Kendi hayatını kurmalı herkes. Kendisi için yaşamalı.

Çevirmen, sonsözde güzel anlatıyor bu durumu: "Çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliğini isteyen son aile yapıları yeryüzünden silinene değin, Kafka'nın Dönüşüm'ü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır." 

Sonunda ölüyor da kurtuluyor herkes.

Kendisi de kurtuluyor. Yaşadığı hayata hayat denemezdi çünkü.

*

Kitabın sonunda Kafka'nın Dönüşüm'ü basacak yayınevine yazdığı bir notu koymuş Can Yayınları. Kafka yayınevine kitap kapağında böcek resmi olmasın diyor.

"Sakın yapmasın böyle bir şey, lütfen! Böceğin resmi yapılamaz. Dahası, uzaktan bile gösterilemez."

Gelgelelim, bir yandan Kafka'nın bu notuna yer veren Can Yayınları, diğer yandan kitap kapağına nal gibi böceği koymuş. AYIP!

Kafka kitap kapağı için şöyle bir öneride bulunmuş:

"Resimleme için benim önerilerde bulunmama izin verilseydi eğer, o zaman anneyi, babayı ve Müdür Bey'i kapalı kapının önünde gösteren, veya daha da iyisi, anneyi, babayı ve kız kardeşi aydınlık odada, yandaki karanlık odada açılan kapıyı da açık dururken gösteren sahneleri seçerdim." 




Tam olarak bunu yapan Ayrıntı Yayınlarına alkış.


11 Haziran 2014 Çarşamba

AMERİKA





AMERİKA

(Der Verschollene)


Yazarı: Franz Kafka

Çeviren: Şükrü Çorlu

Yayınevi: İthaki Yayınları

Basım Yılı: 2. Baskı – Aralık 2008

Sayfa Sayısı: 288



Karl Rossman, evdeki hizmetçi kadının kışkırtmalarına karşı koyamayıp onu hamile bırakmış,  ailesi de bu skandal yüzünden Karl’ı Amerika’ya göndermiş. (Karl'ı hizmetçi kadının kışkırttığı tamamen Karl'ın ifadesi. Ortada bir tecavüz de olabilir. Bilemiyorum)

Karl, Amerika’ya giderken gemide dayısı ile karşılaşır. Dayısı zengin biri. Amerika’da onun yanında kalır. Dil öğrenir.

Ama dayısının yanında da uzun süre kalamaz.

Amerika’da bir başına, oldukça zor ve sefil bir hayat yaşar. Belalı, evlerden ırak arkadaşlar edinir. Saçma sapan işlere girer.

***



Kafka, yazdığı kitapların öldükten sonra yakılmasını vasiyet etmiş. Allah rahmet eylesin de , rahmetli deli mi ne? İnsan ölümünden sonra yayınlanmak üzere kitap yazar, rahmetli ölümünden sonra yakılmak üzere kitap yazmış.

Şükür ki arkadaşı Max Brod, Kafka’nın bu vasiyetine uymamış.

 Öbür dünyada inşallah bu yüzden başı ağrımaz Max abimizin.

Biz insanlık olarak Max Brod’a hakkımızı helal ettik. İyi ki bu vasiyete uymamış. Sen de helal et Kafka Reyiz. Bitsin bu iş. (Küsler itinayla barıştırılır)


3 Nisan 2011 Pazar

DAVA


DAVA
( Der Proceß )

Yazarı: Franz Kafka


Yayınevi: Ulak Yayıncılık


Çeviri: K.Türel

Basım Yılı: 1. Baskı- 2010


Sayfa Sayısı: 294 sayfa



Josef K, bir sabah uyanır ve tutuklanır. Niye tutuklanır, suçu nedir, davası ne zaman başlayacak, ne zaman bitecek... hiçbir şey belli değil.

''İsa'nın Güncesi'' kitabını andırdı bana bu. Okurken insan tırnaklarını yiyor sinirden stresten. Manyak ediyor insanı.

K, aslında tutukludur ama normal yaşantısına da devam edebilmektedir. İlginç bir şekilde de etrafındaki herkes bu davadan haberdardır. Gerçi etrafındaki herkes de ayrı bir tuhaf ya neyse.


Önceleri bu dava olayını şaka sanan K, işin ciddi olduğunu anlayınca bu durumu bir saplantı haline getirir. Gider sorgu yargıcına,mübaşire, memura, kaleme, avukata, ona buna. Ulan hacı bir sor ''Mevzu ne aga?'' diye. ''Neyin peşindesiniz?'' diye.


Ben okurken kafayı sıyırayazdım. Sinir stres yaratan bir kitap.


Kafka'nın şaşırtıcı yapıtları arasında çok önemli bir yeri olan Dava, yazarın ölümünden iki yıl sonra 1925'te yayımlanmış. 1962'de filme uyarlanmış. Bildiğim kadarıyla tiyatroya uyarlanmış şekli de var.