Ayşe Kulin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayşe Kulin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2014 Pazar

HÜZÜN

HÜZÜN

1964-1983

Dürbünümde Kırk Sene

Yazarı: Ayşe Kulin

Yayınevi: Can Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım – 1977
38. Basım- Mart 2006

Sayfa Sayısı: 271

Mahrem birşey okuyormuş gibi çekindim bu kitabı okurken. Ayşe Kulin'in günlüğü adeta.

Serinin bu son kitabında sancılı boşanma sürecini, davalarla boğuşmasını, iftiralara maruz kalmasını, hayat gailesini... anlatıyor.

Bir avukattan bahsediyor. Eski eşinin avukatı. Boşanma davasını çirkinleştiren esas kişi. Çirkef mi çirkef biri. Herkes tanıyor. Hakimlere savcılara hediyeler yağdıran, kazanmak için yalandan, iftiradan kaçınmayan bir avukat. İsim vermiyor ama aklıma biri geliyor. Boşanma deyince özellikle ünlülerin aklına gelen ilk isim. Zira ancak çok zenginlerin başedebileceği paralara çalışıyor. İşte merak ettim, acaba aklıma gelen avukat mı? 

Daha sonra 2. evliliğini yapıyor, eski bir arkadaşıyla. Ama onunla da boşanıyorlar, zira adam aldatıyor.

İki evliliğinden de ikişer tane oğlu oluyor.

Evlilik yönünden pek şanslı olmasa da evlat yönünden şanslı. Çocukları hem karakter olarak iyi evlatlar, hem de birbirleriyle iyi geçiniyorlar.

Kendi anne babası yönünden de şanslı olmuş Ayşe Kulin. Bütün yedi ceddini zaten bu seri sayesinde tanımış bulunduk. Gerçekten güzel bir sülale, hem anne tarafı, hem baba tarafı.

Böyle güzel insanların arasında yetişmenin zorluğu da, herkesin öyle olduğunu sanmak. 

Değil işte.


Kitabın sonunda yine fotoğraflar var. Güzel kadınmış gençliğinde. 

10 Nisan 2014 Perşembe

HAYAT




HAYAT

Dürbünümde Kırk Sene

(1941 – 1964)

Yazarı: Ayşe Kulin

Yayınevi: Everest Yayınları

Basım Yılı: 1-5. Basım: Ocak – Ekim 2012
Cep Boy 3. Basım: Aralık 2012

Sayfa Sayısı: 426


Serinin bir önceki kitabı “Umut”ta en son Ayşe doğmuştu. Ayşe doğmuş, kitap öyle bitmişti.

O Ayşe, Ayşe Kulin olan Ayşe’ymiş ya. Böyle de Amerika’yı yeniden keşfetmişim gibi oldu ama nasıl kaptırdıysam kendimi, yazardan bağımsız okumuşum hep. Halbuki Ayşe Kulin’in yedi ceddi bu seri.

Bu kitapta artık yazarın bizzat kendisi var. Çocukluğu, gençliği, sonrası.

İlk iki kitabın tadı yok. Konak hayatı, bıcır bıcır kadınlar, Osmanlı esintileri, Cumhuriyetin ilk yıllarının heyecanlı ve hızlı geçişleri… olmayınca ilk iki kitabın ritmini yakalayamıyor bu kitap.

Hüzünlü de bir atmosferi var. Ayşe Kulin’in mutsuz evliliği bunda birinci etken. Kocasının kendisini aldattığı şüphesiyle ve daha başka etkenlerle boşanıyor, iki çocuğunu da alıp baba evine dönüyor.

Baba evine dönüşünden sonraki yıllar da devam kitabı “Hüzün”de.

Kitabın sonunda aile fotoğrafları var. Bayılırım. Kitap okurken zihinde canlanan karakterler, fotoğraflarla ete kemiğe bürünüyor.  

21 Mart 2014 Cuma

UMUT



UMUT

(1928 - 1941)

Hayat Akan Bir Sudur 

Yazarı: Ayşe Kulin

Yayınevi: Everest Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım - Aralık 2008

Cep Boyu 14.Basım - Temmuz 2013

Sayfa Sayısı: 492


Serinin ilk kitabı "Veda"

Onun devamı bu.

Bu defa yeni neslin, torunların hayatı ön planda.

Anne, baba, dede ve nineler hala Osmanlı etkisini hissetmekle beraber, sonraki nesilde artık değişim rüzgarları esiyor. Kızlı erkekli takılmalar, danslar, kız çocuklarının eğtimlerini sonuna kadar sürdürme kararlılıkları...

Sevdim ben bu konağı. Kalabalık, curcuna aslında sevmediğim şeyler ama kitapta güzel.

Zaten artık konak ufak ufak boşalıyor. 

Kitabın başında aile şecereleri var. Bu iyi olmuş. Kim kimin nesi oluyordu sorusunu cevaplamak için faydalı. 



Öbür yandan ise spoiler veriyor bu aile şeması. Kimin kiminle evleneceğini anlamış oluyorz hemen.

Mesela Sabahat ile Aram'ın evliliğine aileleri karşı çıkıyor. Aram, Ermeni olduğu için. Onlar da beklemeye karar veriyorlar. Kitapta son durumları böyleydi. Şecereye bakınca anlıyoruz ki ohh ohh kavuşmuşlar da çocukları bile olmuş. Herhalde kavuşma hikayeleri sonraki kitapta anlatılıyordur.

Önceki kitap, Sitare'nin doğumu ile bitmişti. 

Sitare artık büyüdü de evlendi bile. Kendisine deli gibi aşık mühendis kocası Muhittin ile mutlu bir evliliği ve bir de çocukları var, Ayşe.

Bu kitap da Ayşe'nin doğumu ile bitiyor.

10 Ağustos 2013 Cumartesi

SEVDALİNKA


SEVDALİNKA

Yazarı: Ayşe Kulin

Yayınevi: Everest Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım - 1999 (Remzi Kit.) , Cep Boyu 8. Basım - Haziran 2013

Sayfa Sayısı: 430


Sevdalinka, Boşnakça sevda türküleri demekmiş.

Kitap, Boşnak halkının 1992'de yaşadıklarına ışık tutuyor.

Yugoslavya'nın parçalanma dönemi.

Yugoslavya, Hırvatlardan, Sırplardan, Boşnaklardan oluşan kozmopolit bir ülke. Dinleri, dilleri farklı olsa da yıllarca içiçe yaşamayı bilmişler.

Ta ki 1992 yılına kadar.

Kendi ülkelerini kurmak isteyen Sırplar, Boşnaklara akıl almaz işkenceler uygulamışlar. 

Tüm bunlar Avrupa'nın gözü önünde olduğu halde insan hakları havarisi olan Avrupa, bu olanlara sessiz kalmış.

Böyle -mış, -muş'lu anlatıyorum masalmış gibi ama değil. 

Bu tarihsel gerçeklikleri Ayşe Kulin, roman içinde eritmiş. 

Romanda Nimeta Bosna'da yaşayan bir gazeteci. Kocası mühendis. Biri kız, biri erkek iki çocuğu var.

Nimeta, başka bir adama aşık oluyor. Aşık olduğu adam Stefan adında Hırvat bir gazeteci. 

Stefan, Nimeta'yı bir seçim yapmaya zorluyor. Ya kocası ya Stefan.

Nimeta, kocasını ve ailesini seçiyor.

Ancak kocası Burhan, karısının kendisini aldattığını öğreniyor.

Karısından kaçıp vuruyor kendini dağlara. Dağlarda Sırplara ve Hırvatlara karşı savaşan Boşnaklara katılıyor.

Sonra Nimeta'nın oğlu Fiko da babasının yanına gidiyor.

Fiko, savaşta bacağından yaralanıyor. Bunu öğrenen Nimeta, tek çare olarak Stefan'dan yardım istiyor. Onun imkanlarını kullanarak oğlunu hastaneye ulaştırmaya çalışıyor.

Bu hikayenin aslında bir yem olduğunu düşünüyorum. Ayşe Kulin, böyle bir hikaye anlatmış ki, Yugoslavya parçalanışını, Bosna savaşını, yapılan işkenceleri, insanlık dışı muameleleri, Avrupa'nın çıkarcılığını da okuyabilelim. 

Didaktik bir dil kullansa çok kişiye ulaşamaz, ama bunu edebiyatı kullarak yaparsa pek çok kişi okumuş olur. 

Böylece ilgisiz okuyucu bile Nimeta kocasını mı seçecek, aşkının peşinden mi gidecek diye merak ederken,  aynı zamanda bir tarihsel gerçeklikten de haberdar olmuş olur.


VEDA


VEDA

Esir Şehirde Bir Konak

Yazarı: Ayşe Kulin

Yayınevi: Everest Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım - Ekim 2007, Cep Boyu 46. Basım - Aralık 2012

Sayfa Sayısı: 485

"Osmanlı'dan Günümüze İstanbullu Bir Ailenin Hikayesi" adlı dörtlemenin ilk kitabı.

Bu dörtleme şu kitaplardan oluşuyor:

1- Veda
2- Umut
3- Hayat
4- Hüzün

Veda, 1918-1924 yılları arasındaki dönemde maliyeci Ahmet Reşat ve ailesini anlatıyor.

Ahmet Reşat, annesi, karısı, iki kızı ve yeğeni Kemal ile bir konakta yaşıyor. 

Padişah Vahdettin.

İstanbul'un dört bir yanı işgal altnda.

Kemal, Sarıkamış'tan yeni gelmiş. Hasta. Vahdettin yönetimine ateş
püskürüyor. 

Ahmet Reşat, her ne kadar ülkenin içinde bulunduğu durumdan memnun olmasa da en nihayetinde devlet kademesinde çalışan bir memur olduğu ve nesillerdir saraya hizmet eden bir soydan geldiği için padişaha karşı çıkamıyor. Ona yürekten inanıyor.

Bu noktada Kemal ve dayısı Ahmet Reşat'ın çatışmaları oluyor. Kemal mücadele etmek, halkı bilinçlendirmek, işgal kuvvetlerine karşı gelmek gerektiğini düşünürken Ahmet Reşat daha ılımlı bir yol izlenmesi gerektiği kanısında. Ama zamanla o da Kemal gibi düşünmeye
başlayacak.

Kemal'e evde Mehpare bakıyor. Mehpare uzak bir akraba. 

Kemal ve Mehpare birbirine aşık oluyorlar.

Bu dönemi anlatan kitaplarda hizmetçi kadınların "odalık" veya "cariye" diye adlandırılan bir durumları oluyor. Ki bu iğrenç bir şey. İğrenç iğrenç ötesi hatta.

Mehpare'nin de öyle olacağını zannettim ben. Neyse ki Kemal, delikanlı
çıktı. Mehpare ile evlendi.

Ama bu evliliklerinin tadını çıkaramıyorlar. 

Kemal, iyileşir iyileşmez mücadeleye başlıyor.

Ahmet Reşat, engel olmuyor yeğenine. Çünkü artık, sesli bir şekilde dile getirmese de o da artık harekete geçmek gerektiğini düşünüyor.

Kitabın sonunu söylüyorum burada, dikkat:

Kemal ölüyor. Yurdun dört bir yanına, haberleşme imkanı sağlayacak telgrafla donatma görevini yaparken yakalanıp şehit düşüyor.

Vahdettin yurdu terkediyor.

Yeni yönetim, Osmanlı nazırlarını bir bir cezalandırıyor.

Ahmet Reşat da bu nedenle yurtdışına kaçmak zorunda kalıyor.

Ailesiyle mektuplaşarak iletişim kuruyor.

Ahmet Reşat, yeni doğan kızı Sabahat'in büyüdüğünü göremiyor.

Torunu Sitare'yi de.

Kemal de karısı Mehpare'nin doğumunu ve oğlu Halim'i göremiyor.

Bu isimleri özellikle yazdım ki muhtemelen devam kitaplarda bunlardan bahsediliyor. Torunların ve çocukların hikayesi.

O kitapları da bir an önce okumak istiyorum. 

Seviyorum bu dönem romanlarını.

Bu roman, televizyonda dizi de oldu aslında ama tutmadı. Böyle kitaptan uyarlanan dizileri ilkin merak etmiyorum. Ama sonra kitabı okuyunca dizisinin nasıl olduğunu merak ediyorum. Şimdi de mesela merak ediyorum nasıl bir diziydi acaba? Keşke devam etseydi de izleseydim. Ah ben başımı nerelere vurayım. Ahey ahey. Havar komşular.

Dizisini bilmiyorum ama kitap güzel. 





17 Kasım 2012 Cumartesi

BORA'NIN KİTABI



BORA'NIN KİTABI

Yazarı: Ayşe Kulin

Yayınevi: Everest Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım - Eylül 2012

Sayfa Sayısı: 249


Ayşe Kulin'in , Gizli Anların Yolcusu kitabının içinden çıkan başka bir öykü.

O kitap yayınevi sahibi, evli mutlu çocuklu - en azından dışarıdan görünüşü öyle- olan İlhami'nin dünyasından anlatılıyordu. 

Şimdi Bora'nın gözünden olaylar anlatılıyor. 

Gizli Anların Yolcusu'nu okumadan da anlaşılabilecek bir kitap ama böyle bir durumda havada kalan kısımlar olacaktır. 

Bora'nın zorlu hayatının derinlikli bir anlatımından ziyada onun son dönemlerini, geriye dönüp hatırladığı anılarla anlatan, bir çırpıda okunuveren ve çok da lazım olmayan bir roman. Çok da lazım değil, çünkü Gizli Anların Yolcusu'nda Bora'nın iç dünyasının tahlili zaten yeteri miktarda yapılmış, onun nasıl biri olduğunu anlamıştık. Bu kitap daha fazlasını söylemiyor.

Zorlarsanız altında doğuda yaşamın, özellikle kadınların yaşamının ne kadar zorlu olduğu, böyle bir çevrede bir eşcinselin ne derece büyük zorluklarla karşılacağı gibi bir takım toplumsal mesajlar bulunabilir, ancak öyle bir zorlamayı gerektirmeyecek bir piyasa kitabı. Yaz olaydı iyiydi. Sahillerde güneşlenirken bol bol okuyanını görürdük. 

21 Ocak 2012 Cumartesi

GİZLİ ANLARIN YOLCUSU


GİZLİ ANLARIN YOLCUSU


Yazarı: Ayşe Kulin

Yayınevi: Everest Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım- Kasım 2011

Sayfa Sayısı: 427


Gizli Anların Yolcusu.Başharfleri biraraya getirince ne çıkıyor GAY. Kitabın konusu adında gizli. Bu ad için çok düşünmüş mü Ayşe Kulin, merak ediyorum.

Kitabın başkarakteri İlhami, yayınevi sahibi, evli, çocuklu, zengin, kaliteli, güzel bir yaşamı olan Beyaz Türk diye tanımlanabilecek bir insan.

Bu İlhami'nin gayet heteroseksüel bir hayatı varken, bir anda homoseksüel bir ilişki içine giriyor. Bu noktaya kadar kitap gayet akıcı ve inandırıcı bir şekilde giderken, bu noktada akıcılığı devam etmekle birlikte inandırıcılığını kaybediyor.

Kitabı henüz okumamış ve okumak isteyenler varsa bundan sonra yazacaklarım heveslerini kaçıracağı için okumasınlar derim.

Karısını seven ama bazı bazı iş arkadaşı Handan ile karısını aldatan İlhami'nin hayatı Bora ile birlikte değişiyor. Bora bir eşcinsel. Zaten onun bu süreci de yine inandırıcılıktan uzak ve hatta gülünç. Bora, küçükken dini bilgiler almak için gittiği kurs mu tarikat mı artık adı neyse, orada tecavüze uğruyor. Bu tür erkek erkeğe ortamlardaki cinsel bastırılmışlığa bol bol vurgu yapılıyor burada. Bunu kimseye anlatamayan Bora, tecavüze uğraya uğraya artık bu yolun yolcusu olduğunu kabulleniyor. ''Ben bu yolun yolcusu olmuşum'' tabiri de Bora'nın bizzat kendisine ait zaten. İşte bu şekilde eçcinsel oluyor Bora.

Adını, kimliğini değiştirip kendisini kimsenin tanımadığı İstanbul'a geliyor ve burada bambaşka bir hayat kuruyor kendisine. Eşcinsel bir yaşam sürmeye de devam ediyor kimseye çaktırmadan.

Bora, çalıştığı yayınevindeki patronu olan İlhami'ye aşık oluyor ve aşkını belli edip yapışıyor birgün dudaklarına. O noktaya kadar, yukarıda da söylediğim gibi son derece heteroseksüel bir yaşamı olan İlhami, ne bir iğrenme, ne bir tiksinme, hiçbiri olmadan, hayatının aşkının Bora olduğunu farkediyor. Bir sayfada. Bir sayfa önce karısıydı, Handan'dı derken sadece bir sayfa sonra Bora biricik aşkı oluyor İlhami'nin. Daha önce böyle bir heyecan, böyle bir zevk duymadığını anlıyor. Bizim de anlamamızı bekliyor. Ama olmuyor ey yazar. Hiç inandırıcı ve sağlam bir geçiş olmuyor bu.

Çok hızlı, çok keskin bir viraj İlhami'nin girdiği. O nedenle inandırıcılıktan yoksun. Fakat sonuna kadar akıcı. Konunun nasıl sonlanacağını okurken bir an bile sıkılmıyor insan. Mutlu son olmayacağı çok açık. Böyle bir hikayenin mutlu sonu olamaz ki.

Edebi bir kaygı taşımadığını düşündüğüm bu romanda Ayşe Kulin'e yayınevi ''Hadi bitir artık kitabı da yayınlayalım'' mı demiş acaba? Oluyordur herhalde yayınevlerinin yazarlara bu tür baskıları? Bu baskı nedeniyle kitabın seyrinin şaşırtıcı bir hızda değiştiğini düşünüyorum. O yüzden İlhami, cinsel tercihinin değişimi noktasında bizi ikna etmeye çabalarken büyük gayret sarfediyor. Defalarca kez bunun daha önce yaşamadığı kadar büyük mutluluk, büyük bir huzur verdiğini söylüyor. Kendini yırtıyor bunun çok güzel bir duygu olduğu hakkında. Halbuki bu çabayı o geçiş sürecinde gösterseydi, o duygu dönüşümü noktasında bizi ikna edebilseydi sonraki duygularını anlatırken bu kadar kıvranmazdı.

20 Mart 2011 Pazar

KÖPRÜ


KÖPRÜ

Yazarı: Ayşe Kulin


Yayınevi: Remzi Kitabevi


Basım Yılı: 1.Basım Nisan 2001- 21.Basım Ağustos 2001


Sayfa Sayısı:255



Memleketin ücra bir köşesine yapılması gereken ama yapımı yılan hikayesine dönen bir köprü ve bu köprünün yapılması için canını dişine takan bir vali anlatılıyor kitapta.

Buradaki gibi valiler, kaymakamlar, Bayram'lardan bol bol olsa keşke .


Hikaye, Bayram adlı saf, temiz, dürüst,çalışkan bir köylünün, kucağında daha yeni doğmuş mini mini bir bebekle valinin karşısına çıkmasıyla başlar.

Bayram, doğum yapmak üzere olan hamile karısını hastaneye götürmek için nehrin karşı kıyısına geçmelidir ama kendilerini karşı kıyıya taşıyacak salın kaptanı ortada yoktur. Bayram kendi çabasıyla bunu yapmak ister ama beceremez ve karısı ölür. Geride yeni doğmuş bebesini bırakarak.


Karısının ölümünü ve oğlunun öksüz kalmasını, köprünün olmamasına bağlayan Bayram, bunun hesabını validen sorar.
Böylece Vali, bu köprüyle ilgilenmeye başlar. Ama nasıl ilgilenmek. Bütün mesaisini buna harcar.

Bu arada Bayram'ın öksüz yavrusu için bulunan süt anne ve onun kocasının hayatı, ailesi, PKK saldırıları, bürokratik çarklar gibi yan konularla kitabın içeriği zenginleştirilmiş, bambaşka konuşara da değinilmiş.


Bu kitabın dizisi de yapılmıştı. Erdal Beşikçioğlu oynamıştı Vali'yi.O zamanlar ilgimi çekmemişti. Keşke izleseymişim.


''Acaba köprüyü yapabilecekler mi?'' diye heyecanla okudum, sonunu deli gibi merak ederek.

FÜREYA


FÜREYA

Yazarı: Ayşe Kulin


Yayınevi: Remzi Kitabevi


Basım Yılı: 1.Basım Ocak 2000, 25.bASIM şUBAT 2000


Sayfa Sayısı:348


Hani bir tezahürat vardı ya, ''Nouma bizi diskoya götür'' diye. İşte aynen bu ses tonuyla Ayşe Kulin'e seslenmek istiyorum ''Kulin benim biyografimi yaz.''

Türkiye'nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral'ın hayatının anlatıldığı bu kitabı okuduktan sonra Ayşe Kulin tarafından bir biyografimin yazılmasını çok arzuladım. Bundan önce ''Adı Aylin''i okumuştum. O da sürükleyici bir dille yazılmıştı. Gerçi ben henüz ''Biyografisi yazılacak insan'' düzeyine erişmiş olduğumu sanmıyorum ama o günler de gelir diye umut ediyorum. İşte o zaman Ayşe Kulin yazsın benim bşyografimi. Kesin güzelliği dillere destan bir kadın olarak yansıtır. Aylin'i ve Füreya'yı öyle yazmıştı. Ben de isterim.


Kitaba ve Füreya Koral'ın hayatına gelirsek; bir kere Füreya doğuştan şanslılardan. Zaten zengin ve sanatçı bir ailenin içine doğmuş. Hele ki dayısının Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir olması çok enteresan.


Padişahlığın son dönemleri ve Cumhuriyeti görmüş bir nesilden gelen Füreya, deli dolu hayalleri olan bir genç kızken, çok yanlış bir evlilik yapıyor. Bu sancılı evlilik sona erince Kılıç Ali ile evleniyor. Bu dönemde Atatürk ve yakın çevresiyle münasebeti oluyor. Yemek ziyafetleri, sohbetler falan.


Sonra Kılıç Ali'den de boşanıyor. Bu arada hayatının nerdeyse tümünde kendisine aşık olan birileri çıkıyor. Hasta yatağında bile.
Verem nedeniyle uzun yıllar tedavi görüyor. Bu süreçte ablası ona plastik hamur gibi birşey veriyor ve seramiğe ilgisinin ilk kıvılcımı böylece başlamış oluyor. 40 yalında başladığı seramik sanatında 40.yılını dolduracak kadar ilerliyor. Önemliödüller alıyor, pekçok öğrenci yetiştiriyor.

Velhasıl dolu dolu bir ömür geçirmiş oluyor.