Stefan Zweig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Stefan Zweig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2025 Pazar

BİR KALBİN ÇÖKÜŞÜ

 


BİR KALBİN ÇÖKÜŞÜ

(Untergang Eines Herzens) 

Stefan Zweig 

Almanca aslından çeviren: Yonca Kocadağ 

Kızıl Panda Yayınları 

4.Baskı - Ağustos 2025 

48 sayfa 


Yaprak Dökümü Ali Rıza Bey’in Alman versiyonu var hikayede: Salomonsohn. 

Adam, bir gece kızının gizlice dışarıdan gelip odasına girdiğini görüyor. Hemen kafasında kuruyor ki kızı gece yarısı bir adamın koynuna girdi geldi. Ondan sonra sayfalar dolusu sitem. Vay benim kızım orospu oldu, ben yemedim yedirdim, on dört saat çalıştım, kim için, karım ve kızım, ama onları aslında tanıyor muyum, hayır, ben yorgun argın eve geliyorum, onlar tiyatroya dansa gidiyor, yalnızım ben yalnızım… Yiyip bitiriyor kendisini. Kimseye de bir şey söylemiyor. Küsüyor karısına ve kızına. Hatta tüm dünyaya. Ruh gibi işe gidiyor, geliyor. Sonra da kalp krizi ve ölüm.

Bu arada kızın gerçekte ne yaptığını da öğrenemiyoruz. Adam kafasında kurduğu senaryoyu mezara götürdü. 

16 Temmuz 2025 Çarşamba

KIZIL

 


KIZIL 

(Scharlach) 

Stefan Zweig 

Almanca aslından çeviren: Regaip Minareci 

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 

16.Basım - Ocak 2025 

67 sayfa 


O dönemde adı yok galiba ama kitap anksiyeteyi anlatıyor aslında.

Viyana'ya tıp okumaya gelmiş bir delikanlı, Berger. Kaldığı evde yan oda arkadaşı hukuk öğrencisi Schramek.

Berger, Schramek’e dostluğun ötesinde bir hayranlık besliyor. Schramek ortamın popüler çocuğu diyebiliriz. Berger ise konuşmaktan çekiniyor, kalabalıklardan korkuyor, biri ona yaklaştığı zaman da kaçıyor. Bu huylarının da farkında ve kendinden nefret ediyor. Kendisini çok ezik görüyor. Bu karakterinin yanı sıra bir de hem yaş hem tip olarak çocuk gibi göründüğünden insanlar onu pek ciddiye alamıyor. 

Çok yalnızlık çeken Berger sonunda okula da devam etmez hale geliyor. Handiyse intihar edecek. Evet, anksiyete ve depresyon. 

*

Bir gün ev sahibinin on üç yaşındaki kızının hasta olduğunu görüyor. O esnada tıp okuduğu aklına geliyor ve kıza yardım ediyor. Okula devam etmek için büyük bir motivasyon buluyor kendinde o an. Bu esnada kızla kurduğu yakınlık da onu hayata bağlıyor. Yalnız bu yakınlık pek makbul değil. Bu kısmı okurken yaşanmamasını umduğum bir şey oluyor. Berger, kızı dudağından öpüyor. Kızdan izin alıyor bunun için ama neticede kız reşit değil ve dolayısıyla rızası olamaz, bunu artık biliyoruz, değil mi?

Kız iyileşiyor. Fakat bu defa Berger hastalanıyor. Kızdan kızıl hastalığı bulaşıyor Berger'e. Çocuklar bu hastalığı nispeten kolay atlatabilirlerken yetişkinlerin atlatamadığı biliniyor. Nitekim Berger de tam hayata devam etmek için güç bulmuşken hayata veda ediyor.

*

İşte bu son sarstı. Aman mutlu sonla bitmesin Zweig, sakın. 

*

Stefan Zweig'in diğer kitapları için bkz:

- Ay Işığı Sokağı

- Geçmişe Yolculuk

- Gömülü Şamdan

- Yakan Sır & Alacakaranlık Öyküsü

- Kitapçı Mendel

- Amok & Usta İşi

- Bir Kalbin Ölümü & Mürebbiye 

- Korku

- Sabırsız Yürek

- Mecburiyet

- Amok Koşucusu

- Olağanüstü Bir Gece

- Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat

- Satranç

25 Ekim 2023 Çarşamba

AY IŞIĞI SOKAĞI

 

AY IŞIĞI SOKAĞI

(Die Mondscheingasse)

Stefan Zweig

Almanca Aslından Çeviren: Regaip Minareci

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

18.Basım - Aralık 2020

74 sayfa


Hepsi birbirinden dokunaklı hikayeler.

1- Ay Işığı Sokağı

2- Leporella

3- Nişan

4- Leman Gölü Kıyısında Olay

5- Avare

Hepsinin sonu ölümle bitiyor. Çok yazık.

 

1) AY IŞIĞI SOKAĞI

Adam, treni rötar yapınca kendisine yabancı bir ülke olan Fransa’da bir gece geçirmek zorunda kalıyor.

Bir gün Almanca bir şarkı duyuyor. Şarkının çalındığı meyhaneye gidiyor.

Meyhanede bir kadın, kendisini sevdiği belli olan ama utangaç bir adama adeta eziyet ediyor. Bu  manzarayı gören yabancı, rahatsız olup meyhaneden çıkıyor. Adam da peşinden geliyor ve ona içerideki durumun aslını anlatıyor.

İçerideki kadın onun karısıymış.

Adam eskiden zenginmiş. Ama karısı para istediğinde onu yalvartırmış. Karısının yalvarmasından zevk alırmış. Bir gün kadın, hasta annesi için para istemiş. Adam yine yalvartınca kadın artık dayanamamış ve evi terk etmiş. Kötü yola düşmüş. Adam karısını bulmuş, kendisini affettirmiş. Ancak dışarıda yemekteyken garson eksik para verince adam bu paranın peşine düşmüş ve kadın yine sinirlenmiş. Adamı yine terk etmiş.

Adam, yabancı yolcudan karısıyla konuşmasını ve karısını dönmeye ikna etmesini rica ediyor.  Yoksa kadını öldüreceğini söylüyor.

Yabancı yolcu, trenini kaçırmamak için bu maceraya atılmıyor. Adama son kez baktığında onu elinde metal bir şeyle görüyor. Adamın elindeki para mı bıçak mı anlayamıyor.


2) LEPORELLA

Crescenz, anasız babasız bir kız çocuğu. Hizmetçilik yaparak büyümüş. Hiç kimseden sevgi saygı görmemiş, katılaşmış, alıklaşmış.

Hizmetçilik yaptığı son evde evin sahibi karı-koca iyi geçinemiyor. Adam hovarda, çapkın, kadın düzenli. Kadın, kocasının bu haline dayanamadığı için hep kavga çıkıyor.

Bir gün nüfus sayımı sırasında adam, Crescenz’in doğup büyüdüğü memleketle ilgili anılarını anlatıyor ve Crescenz bundan çok mutlu olup adama karşı birtakım hisler beslemeye başlıyor.

Adamın karısı, doktor tavsiyesiyle senatoryuma gönderiliyor. Adam, karısının yokluğunu fırsat bilip eve başka kızlar alıyor. Crescenz de ona yardım ediyor. Hatta adamın bir şey söylemesine gerek kalmadan Crescenz evin her işini yapıyor, adama büyük bir mutlulukla yardımcı oluyor.

Ama karısı artık dönecek. Adam üzülüyor bu habere. Patronunun üzüldüğünü gören Crescenz gerekeni yapacağını söylüyor. Adam üzerinde durmuyor. Ava gidiyor. Avdayken haber geliyor, karısı intihar etmiş, gazla öldürmüş kendini. Tanık da Crescenz imiş.

Adam, karısını Crescenz’in öldürdüğünü düşünüyor ama ispatı da yok. Hizmetçiden korkmaya başlıyor. Onu kovuyor.

Kovulduğuna çok üzülen Crescenz o güne kadar biriktirdiği tüm para ve adamın ona verdiği küçük hediyelerin olduğu kutuyu adamın masasına bırakıyor, ortadan kayboluyor.

 Köprüden Tuna nehrine atlayıp öldüğü haberi geliyor.

*
Adamın kadın arkadaşlarından biri Crescenz’in bir opera karakteri olan Leporella adını takıyor. Hikayenin adı buradan geliyor.
*

Yalnız bu hikayeden çok iyi gerilim filmi olur.


3) NİŞAN

Fransız albay, savaşta bayılıyor. Düşman topraklarında açıyor gözlerini. Yanından geçen bir İspanyol’u öldürüyor. Kendi üniformasını çıkarıp İspanyol’un giysilerini giyiyor. Ama Napolyon’un verdiği nişanı bırakmaya gönlü el vermiyor, onu da cebine atıyor.

Albay aç, dilencilik yapıyor, sonra yine ormana dönüyor.

Ormanda Fransız askerleri görüyor. Kurtulduğunu zannederken askerler onu düşman sanıp ateş ederek öldürüyor.

Cesedin yanına giden askerler, onun cebinde Napolyon nişanını görünce iyice öfkeleniyorlar. İspanyol, Fransız bir askerden bu nişanı çalmış diye düşündüklerinden dipçikleriyle delik deşik ediyorlar cesedi.



4) LEMAN GÖLÜ KIYISINDA OLAY

İsviçre’de bir balıkçı, gölde çıplak bir adam buluyor. Adam yabancı. Dilini bilen biri çıkıyor, Rusmuş. Askere alınmış, kaçmış, şimdi evine, karısına ve çocuklarına dönmek istiyor. Ama savaş devam ettiği için dönemeyeceğini söylüyorlar. Anlamıyor. Sınırı neden geçemeyeceğini, hatta sınırın ne demek olduğunu, neden eve dönemeyeceğini anlayamıyor. Köyünde kendi halinde bir köylüymüş. Savaş için askere çağırmışlar. Ailesinden ve yurdundan uzak düşmüş. Evine dönebilmek istiyor.

Bir gün aynı balıkçı gölde yine bir adam buluyor. Aynı adam. Ancak cesedini. Gitmeye çalışmış yine.



5) AVARE

21 yaşında lise öğrencisi. Sınıfta kalmış hep. Aslında çalışkan ama ilk kez sınıfta kalmasının ardından çalışma şevki azalmış. Her kalışında daha da azalmış. Sınıfta bırakılmasını haksız bulmaya başlamış.

Bir gün öğretmeni ile atışıyor. Öğretmen, onun dinleyip dinlemediğini sınamak için “En son ne dedim?” diye soruyor. “Gevezelik ettiniz” diyor çocuk. Küstahsın, sen küstahsın, hayır sen derken öğretmeni itekliyor. Sonra da sınıftan çıkıyor. Köprüye gidiyor. Atlıyor.

 


23 Ekim 2023 Pazartesi

GEÇMİŞE YOLCULUK

 

GEÇMİŞE YOLCULUK

(Die Reise In Die Vergangenheit)

Stefan Zweig

1976

Almanca Aslından Çeviren: Regaip Minareci

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

14.Basım - Mart 2023

52 sayfa

Bir yasak aşk hikayesi.

Evli kadın – bekar erkek.

Sonra kadının kocası ölüyor.

Ama o arada bekar erkek evlenmiş oluyor.

Bu defa

Bekar kadın – evli erkek.

*

Ludwig, kimyacı bir genç adam. Yoksulluktan gelmiş. Kendisini iyi yetiştirmiş. İyi bir müdürü var. Müdürünün özel asistanı oluyor ve müdürün karısına aşık oluyor.

Geçmişte insanların kendisine hor davrandığını, küçümsediğini düşünen Ludwig, bu özel asistanlık teklifini başta reddediyor. Yine birilerinin karşısında boyun eğmek istemiyor. Ama müdür de karısı da ona korktuğu gibi davranmıyor. Tam da bundan etkileniyor aslında Ludwig.

Müdürün karısına aşık oluyor ama bu aşkı içinde yaşıyor. Dışarıya yansıttığı herhangi bir durum yok.

Ama bir gün müdür, iş için Meksika’ya yolluyor Ludwig’i. İki yıllığına Meksika’ya gitmesi lazım. İşte o zaman Ludwig, müdürün karısından da ayrılacağı için üzülüyor ve gitmeden önce kadına bir hamle yapıyor. Kadın da karşılık veriyor ama sonra durduruyor. Şimdi olmaz, döndüğünde, diyor.

Ludwig, Meksika’ya gidiyor. Kadınla mektuplaşıyorlar. Ama iki yılın dolmasına az zaman kala savaş çıkıyor ve dönemiyor. Mektuplar da kesiliyor. Ludwig kadını unutuyor. Orada evlenip iki çocuk yapıyor.

Beş yıl sonra savaş bitince Ludwig’in aklına bu kadın geliyor. Ona tüm beş yılını anlatan bir mektup yazıyor. Kadın da ona cevap yazıyor. Kocası savaşta ölmüş. Ludwig’e de evliliğinde mutluluklar diliyor.

Yeniden mektuplaşmaya başlıyorlar.

Adamın bir gün Almanya’ya işi düşüyor. Gitmişken kadının evine de gidiyor. Kadının yıllar önce verdiği sözü hatırlatıyor. Döndüğünde, demişti kadın.

Kadın hatırlıyor verdiği sözü ama kendisini yaşlı buluyor artık. Pek istekli davranmıyor o yüzden.

Ludwig çıkıyor evden ama aklında kadın. Sonra geri dönüyor kadına ve başka bir şehre gitmeyi teklif ediyor. Beraber trenle gidiyorlar.

İndikleri şehirde nereye gideceklerini bilmiyorlar. Rastgele bir otele giriyorlar. Ama odayı sevmiyorlar, oraya uygun olmadıklarını düşünüp dışarı çıkıyorlar.

Dışarıda yürüyüş yaparlarken Ludwig, gölgelerini görüyor ve anlıyor ki ne kendisi eski Ludwig, ne de kadın o zamanlardaki kadın. Anılara tutunup yabancılaşmışlar.

Ludwig bunları fark ediyor, kadının, neyin var, sorusuna hiç diyor ve son.

*

Çok arabesk buluyorum böyle aşk hikayelerini.

Bir de tarafları çok salak buluyorum. Başka birine aşıkken evlenmek, hadi evlendin çocuk yapmak… Müthiş akılsızca bir hareket.

Bunun yapıldığı bir başka hikaye için

Bkz: ÖlmüşBir Kadının Evrak-ı Metrukesi

Aynı halt bu kitapta da var. İnsanlar hayatı kendilerine zorlaştırmak için her şeyi yapıyor. Sadece kendi hayatlarını zorlaştırsalar, bir de başkalarına kıyıyorlar. Hadi yetişkinler arasında kalsa bu kıyım, yine mesele değil, ama bir de çocuk yapmaları yok mu?.. Aptallar.

*

Bu hikayeyi yazar 1920’lerde yazmış ama ölümünden (1942) çok sonra ortaya çıkmış. Taa 1970’lerde.

8 Ağustos 2023 Salı

GÖMÜLÜ ŞAMDAN

 

GÖMÜLÜ ŞAMDAN

(Der Begrabene Leuchter)

Stefan Zweig

1937

Almanca Aslından Çeviren: Regaip Minareci

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

18.Basım - Aralık 2022

110 sayfa

Yahudiler için kutsal olan bir şamdanın oradan oraya diyar diyar savruluşu anlatılıyor kitapta. Şamdan aslında kayıpmış ama yazar ona alternatif bir son yazmış.

*

Vandallar Roma’yı basıyor. Şehir yağmalanıyor. Vandallar, Yahudilerin Menora dediği, Musa’nın gördüğü, Harun’un kutsadığı, Süleyman’ın evindeki, kutsal şamdanı da alıyorlar.

Yaşlı Yahudiler şamdanın peşinden gitmeye karar veriyorlar. Yanlarına bir de genç bir erkek alıyorlar ki olaylara tanıklık etsin, yaşlılar ölünce geride kalıp olanları nesilden nesile aktarsın.

Şamdanın Vandallar tarafından yere düşürülmesine üzülen çocuk, şamdanı taşıyan adama saldırıyor, çocuğun kolu kırılıyor.

Şamdan gidiyor, yaşlılar ve çocuk geride kalıyor.

Bu çocuk Benjamin Marnefesch büyüyor, yaşlanıyor ve bu kutsal şamdanı gören son kişi olarak dini açıdan kıymet verilen bir insan oluyor.

*

Bizans komutanı Belisarios şamdanı Vandallardan alıp Bizans’a götürüyor.

Benjamin çocukken başaramadığını şimdi ihtiyarken başaracağını umarak Bizans’a gitmeye karar veriyor şamdanı almak için. O da yanına genç birini almak istiyor, kura çekiliyor. Jojakim çıkıyor.

Yahudiler para toplayıp Bizans kralından şamdanı satın almaya karar veriyorlar.

Benjamin krala hediyeler sunarak bu şamdanın başkaları için lanetli olduğunu, ancak yerinde Kudüs’te olursa tanrının gazabından korunacağını, burada durursa imparatorluğu yok edeceğini anlatıyor. Kral şamdanı Kudüs’e göndermeye karar veriyor ama kilisede durmasını istiyor.

Benjamin ve Yahudi cemaati bu karara üzülüyorlar ve Benjamin’in de eski saygınlığı kalmıyor.

Sarayın kuyumcusu Yahudi Zekeriya. Değerli her ganimetin bir kopyası yaptırılırmış Zekeriya’ya. Şamdanı da getirmişler ona. Şamdanın birebir aynısını yapmış. Sarayın haznedarı iki şamdan arasında fark görmeyerek kopya olanı seçip diğerini bırakmış.

Sahte olan şamdan,  Kudüs kilisesine götürülmüş. Daha sonra Persler onu alıp parçalamış.

Aslında burada artık şamdanın hikayesi bitmiş. Ancak yazar devam ediyor.

Zekeriya, Benjamin’i çağırıp gerçek şamdanı veriyor. Benjamin şamdanı tabuta koyup gömüyor. Çünkü Yahudilerin bir yeri yurdu yok, şamdanı hiçbir yerde güvende tutamazlar, en iyisi toprağın altında olsun. Gömüyor ve yerini kimse bilmeden gömüldüğü yerde durmaya devam ediyor.

*

Yani Kudüs’ten Roma’ya, Roma’da Vandallar tarafından alınıp Kartaca’ya, Belisarios Kartaca’yı fethedince Bizans’a götürülen şamdanın Kudüs’te son bulan hikayesi.


23 Aralık 2017 Cumartesi

YAKAN SIR & ALACAKARANLIK ÖYKÜSÜ


YAKAN SIR

(Brennendes Geheimnis )

1913

&

ALACAKARANLIK ÖYKÜSÜ

(Geschichte in der Dämmerung)

1911

Stefan Zweig

Türkçesi: Ali Avni Öneş

Yordam Kitap

Basım - Nisan 2013

176 sayfa



YAKAN SIR

Bir baron yalnız başına tatile çıkar. Kaldığı otelde bir anne ve çocuğunu görür. Anneye yakınlaşabilmek için çocuğa ilgi gösterir. On iki yaşındaki çocukla arkadaşlık eder. Çocuk da bir yetişkin kendisiyle arkadaşlık ettiği için mutludur.

Bu şekilde anneye yaklaşan Baron artık çocukla ilgilenmez. Kadın ve Baron yalnız kalabilmek için çocuğa yalanlar söyleyip onu atlatırlar.

Çocuk bunu fark eder. 

Bir akşam annesi ve Baron koridorda cilveleşirken annesinin Baron'a "Bırak beni" demesini yanlış anlayıp annesini kurtarmak için Baron'a saldırır. Annesi çok kızar. Yine yalanlar söyler kadın çocuğuna. Çocuk da öfkelenip annesine tokat atar.

Yaptığından çok utanan ve üzülen çocuk kaçarak uzaklaşır oradan. Trenle büyükannesinin evine gider.

Daha sonra anne ve babası gelir çocuğun yanına. 

Çocuk babasına her şeyi anlatmasın diye anne çocuğuna kaş göz işaretleri yapar. Çocuk da annesinin sırrını söylemez. 

*

Filmi de yapılmış.




ALACAKARANLIK ÖYKÜSÜ

Daha önce "Kitapçı Mendel" kitabının içinde bu öyküyü okumuştum.

*

Genç adam bahçede bir kadın görüyor. Karanlık olduğu için kadının yüzünü göremiyor. Tutkuyla birlikte oluyorlar.

Adam bu kadının kim olduğunu merak ediyor. Evde üç tane kız kuzeni var, onlardan biri olabileceğini düşünüyor. 

Bir gün bahçedeki kadının bilekliğine bir madeni para iliştiriyor.

Ertesi gün kuzeni Margot'un bilekliğinde görüyor o parayı ve bahçedeki kadının o olduğunu düşünüyor.

Fakat Margot onu hep tersliyor.

Meğer bahçedeki kadın diğer kuzeni Elisabeth imiş. Elisabeth kendisi itiraf ediyor bunu. O bilekliklerden ve paradan amcası alıp vermiş hep kuzenlere.

Fakat adam bu arada Margot'a aşık oluyor.

Margot da Elisabeth de başkalarıyla evleniyor. Ama adam hala Margot'u düşünüyor.



İKİZLER

Soylu bir adam fakir bir kadına aşık olur, evlenirler.

Adam krala isyan edince öldürülür. Karısı ikiz kız çocuğu ile yalnız kalır, fakirleşir.

Kızlar büyür. İki kız da güzel, akıllı, kibirlidir. Birbirleriyle yarış içindedirler hep.

Kızlardan Helene fahişelik yapmaya başlar. Bu yolla çok zengin olur, ünü şehri aşar. 

Diğer kız kardeş Sophie de aşağı kalmak istemez. O da rahibe olur. Ahlakı ile ün yapar ve ünü şehri aşar.

Kardeşlerden biri ahlaksızlıkta diğeri de ahlakta gözde iki isim olmuştur.

Helene, bir gün kardeşine bir oyun oynar. Kadınların yakışıklı erkek karşısında iradelerinin zayıf olduğunu söyleyen Helene'e karşı Sophie her kadının böyle olmadığını savunur. Bunu ispatlamak için Helene gibi giyinir. Gelecek olan adama teslim olmayacağını iddia eder.

Ancak Helene onun yiyeceklerine ve içeceklerine iradesini zayıflatacak şeyler kattığı için Sophie gelen adama karşı koymaz.

Helene kazanmıştır ama Sophie pişman değildir. Artık ikisi de fahişelik etmeye başlar. Çok zengin olurlar.

Fakat zamanla yaşlandıkları için artık kimse gelmez evlerine. İki kız kardeş de bu defa kendilerini dine, muhtaçlara yardıma verir. 

21 Aralık 2017 Perşembe

KİTAPÇI MENDEL


KİTAPÇI MENDEL

(Buchmendel)

Stefan Zweig

1929

Almancadan çevirenler: Burhan Arpad - Ahmet Arpad

Yordam Kitap

2. Basım - Ağustos 2010

223 sayfa


Kitapta pek çok hikaye var. Bunlar:

Geçmişe Yolculuk

Kitapçı Mendel

Karlarda

Unutulmayacak Bir İnsan

Yürüyüş

Acaba O Muydu?

Alacakaranlıkta Bir Öykü

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bir Yaz Öyküsü

Yalnız İki İnsan


GEÇMİŞE YOLCULUK

İki sevgilinin yıllar sonraki buluşması anlatılıyor.

Ludwig fakir bir genç. Çalışkanlığı sayesinde patronunun dikkatini çekiyor. Patronu ona önemli işler veriyor. Bu arada Ludwig ve patronun karısı yakınlaşıyor. 

Patron, bir gün Ludwig'e yurt dışında bir görev veriyor, Meksika'ya gitmesini istiyor. İki yıl sonra dönecek ancak.

Ludwig gidiyor. İki yıl boyunca hep kadını düşünüyor, mektuplaşıyorlar. Döneceği gün savaş çıkıyor ve dönmesi mümkün olmuyor. Böylece uzun yıllar geçiyor aradan. O arada Ludwig evleniyor, çocuğu oluyor.

Bir gün iş için Almanya'ya gitmesi gerekiyor. O zaman hatırlıyor patronun karısını. 

Almanya'da onunla görüşüyor. Yıllar evvel öpüşmüşler, devamı olmamıştı. Devamını yapmak üzere bir otele gidiyorlar. (Bu arada patron ölmüş artık.)

Yalnız yolda Ludwig, kadının yaşlandığını fark ediyor. Kaldıkları otel odası da pek şık değil. Düşündürüyor bu durum onu. Düşünürken bitiyor zaten hikaye. 


KİTAPÇI MENDEL

Mendel tüm kitapları, yazarları, yayınevlerini aklında tutabilen, kitap arayanlara yardımcı olan bir kitap tutkunu. Para için yapmıyor bunu. Sadece kitapları çok seviyor ve bütün hayatı kitaplar üzerine. Dünya umrunda değil. Öyle ki ülkesi bir savaşın içinde, fakat bundan haberi bile yok. 

Bir gün düşman ülkelerden kitapçılarla yaptığı mektuplaşmalar polisin eline geçince onu tutukluyorlar. Sonra gerçek anlaşılınca serbest kalıyor. 

Mendel, Viyana'da Cafe Gluck'ta oturarak kitaplarını okumuş otuz yıl boyunca. Cafe sahibi de ondan para almamış, yiyecek ve içecek ikram etmiş.

Fakat cafe el değiştirince yeni patron Mendel'i kovmuş.

Mendel bunun üzerine bir daha cafeye gelmemiş.

Epey sonra perişan bir şekilde geldiğinde onu sadece tuvaletçi kadın görmüş. Patron onu kovmasın diye uyarmış. Bu esnada Mendel düşmüş ve ölüyor.

Otuz yıl boyunca şehrin kalabalık mekanlarından birinde oturmuş, insanların kitap arayışlarına hep yardım etmiş bu adamı sonra hatırlayan olmamış.


KARLARDA

Soykırımdan kaçan Yahudilerin karlarda donarak ölmesini anlatan bir kısa hikaye. 


UNUTULMAYACAK BİR İNSAN

Anton, bir mesleği olmayan, ama çağrılan her işi yapan bir insan. Çocuk bakılacaksa Anton bakar, çit onarılacaksa Anton onarır, işe gidemeyen pazarcı kadının yerine Anton gider. Karşılığında ise yalnızca o gününe yetecek para alır, daha fazlası değil. 


YÜRÜYÜŞ

Kurtarıcı Mesih'i görmek üzere Kudüs'e doğru yürümeye başlayan adam, ulaşmasına az kalmışken konakladığı bir evdeki kadınla birlikte olur. Bu onu bir gün geciktirir.

Kadın valinin eşidir. Kadın adama valinin ertesi gün üç kişiyi çarmıha gerdireceğini söylemiştir.

Çarmıha gerilenler arasında kurtarıcı da vardır. Adam bunu bilmemekte, kurtarıcıyı görmek ümidiyle yürümeye devam etmektedir.


ACABA O MUYDU?

Sevinçlerini çok taşkın yaşayan bir adam var. Abartıyor ama huyu bu.

Bir gün bir köpek sahipleniyorlar. Adam bu köpeğe de çok aşırı sevgi gösteriyor. Köpek bu sevgi nedeniyle şımarıyor, yaramazlaşıyor.

Adam karısının hamile olduğunu öğrenince köpeğe olan sevgisi geçiyor ve bu defa karısına aşırı ilgi ve sevgi göstermeye başlıyor.

Köpek kendisine gösterilen ilginin azaldığını görünce öfkeleniyor. Doğan bebeğe saldırmaya kalkıyor. Zor kurtarıyorlar bebeği. Köpeği de başka birine veriyorlar.

Bir gün karı koca ve bebekleri çimlerde otururken bebek arabası nehire düşüyor ve içindeki bebek ölüyor.

Bebek arabasının nasıl nehire düştüğü bir giz olarak kalıyor.

Ancak adamın komşusu ve hizmetçisi köpekten şüpheleniyorlar. Çünkü zaman zaman köpeğin gizlice eski evin bahçesine gelip içeriyi gözetlediğini görmüşlerdi. Ama bunu endişelenmesin diye adama söylememişlerdi. Şimdi de bu cinayeti köpeğin işlediğini düşünüyorlar ama kimseye söyleyemiyorlar.


ALACAKARANLIKTA BİR ÖYKÜ

Genç adam bahçede bir kadın görüyor. Karanlık olduğu için kadının yüzünü göremiyor. Tutkuyla birlikte oluyorlar.

Adam bu kadının kim olduğunu merak ediyor. Evde üç tane kız kuzeni var, onlardan biri olabileceğini düşünüyor. 

Bir gün bahçedeki kadının bilekliğine bir madeni para iliştiriyor.

Ertesi gün kuzeni Margot'un bilekliğinde görüyor o parayı ve bahçedeki kadının o olduğunu düşünüyor.

Fakat Margot onu hep tersliyor.

Meğer bahçedeki kadın diğer kuzeni Elisabeth imiş. Elisabeth kendisi itiraf ediyor bunu. O bilekliklerden ve paradan amcası alıp vermiş hep kuzenlere.

Fakat adam bu arada Margot'a aşık oluyor.

Margot da Elisabeth de başkalarıyla evleniyor. Ama adam hala Margot'u düşünüyor.


BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU

Ünlü bir yazardan çocuk doğurmuş kadın, çocuğu ölünce yazara bir mektup yazmış. Yazar kadını hatırlamıyor, çocuğundan da haberi yok.

Bu kadın daha on üç yaşındayken komşusu olan bu yazara aşık olmuş. Adam onu fark etmiyormuş. Kız ailesiyle birlikte oradan taşınmış. Yıllar boyu yazara aşık olmayı sürdürmüş. On sekiz yaşında yazarın karşısına çıkmış. Üç gün boyunca birlikte olmuşlar. Yazar daha sonra bir seyahate çıkmış, döndüğünde kızı aramamış, unutmuş.

Kızın çocuğu olmuş. Yazara söylememiş bunu. Onu zor durumda bırakmak istememiş. Geçimini "kendisini satarak" sağlıyormuş.

Yıllar sonra tekrar yazarın karşısına çıkmış. Yazar onu tanımamış, başka bir kadın gibi yine birlikte olmuşlar. Yazar gitmeden önce kadına para verince kadın çok üzülmüş.

Ardından bu mektubu yazıp yollamış. Bu arada kadının kendisi de ölmüş.


BİR YAZ ÖYKÜSÜ

Yaşlı adam oteldeki genç bir kıza başka birinin ağzından aşk mektubu yazmış. 

Sonra kızcağız, kendisine aşk mektubu yazdığını sanan bir genç adamla karşılaşmış.

Öykünün devamı yok. Çünkü genç kız ve ailesi oteli terk etmiş. 


YALNIZ İKİ İNSAN

Çirkinliği yüzünden herkesin kötü davrandığı Julia, iş çıkışı bir köşede ağlarken aynı iş yerinden bir adam görüyor onu. İkisi de acılı, dertli. Birbirlerine sıkıntılarını anlatıyorlar, kaynaşıyorlar.

20 Aralık 2017 Çarşamba

AMOK & USTA İŞİ



AMOK

(Der Amoklaufer)

1922

&

USTA İŞİ

&

GÖRÜNMEZ KOLEKSİYON

(Die unsichtbare Sammlung)

1925

Stefan Zweig

Yordam Kitap

2. Basım – Ağustos 2014

158 sayfa




AMOK

AMOK kitabını daha önce “Amok Koşucusu” adıyla okumuştum. 

Buraya tekrar yazayım.

*

Hindistan'da doktorluk yapmakta olan adam, muayenehanesine gelen Avrupalı bir beyaz kadını görünce sapıtır.

Bu sapıtma haline "amok" deniyormuş:

"Amok şöyle bir şey: Bir Malezyalı, son derece sade, son derece iyiliksever bir insan, içkisini içiyor... orada öylece oturuyor, duygusuz, umursamaz, donuk... ve birden ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor ve sokağa koşuyor... dosdoğru koşuyor, hep dosdoğru... nereye olduğunu bilmeden. Yolda karşısına ne çıkarsa çıksın, insan, hayvan, hançeriyle vurup yere seriyor ve kan sarhoşluğu onu daha da öfkelendiriyor..." 

Doktor da kendisini, gizli bir şekilde kürtaj yaptırmak için gelen bu kadını gördükten sonra Amok koşucusuna benzetiyor.

Bu kendinden emin, kendine güvenen, güçlü, sağlam, kibirli kadın karşısında tek istediği onunla yatmak oluyor.

Kendi tabiriyle:

"Şehvet değildi, azgınlık değildi, cinsellik değildi... sadece bir kibrin efendisi olma hırsıydı... Bir erkek olarak efendi." 

Bu isteğini kadına da söylüyor. 

Kadın kabul etmiyor ve gidiyor.

Kadın, kimsenin bilmesini istemediği kürtajını merdiven altı bir yerde yaptırmaya çalışıyor.

Bunu öğrenen doktor, kadını oradan çıkartıyor ama çok geç. Kadın ölüyor.

Doktor da pişman oluyor. Kendisinden utanıyor. 

Kadının bu sırrını sonsuza dek saklamaya and içiyor kendi kendine.

*

Tüm bunları gemide karşılaştığı bir adama anlatıyor doktor. 

Aynı gemide kadının tabutu ve kocası var. 

Gemide daha sonra tuhaf bir kaza meydana geliyor. Tabut ve ölen kadının kocası gemiden inerken güverteden bir şey mi düşmüş, biri mi atlamış bilinmez, tabut denize düşmüş ve ağırlığı yüzünden batmış ve bir daha bulunamamış. Ardından da bir adamın kıyıya vurmuş cesedi bulunmuş. 



USTA İŞİ

Adamın biri yoldan gelip geçenleri seyrediyor. Bir adam dikkatini çekiyor. Onun yankesici olduğunu anlıyor.

Uzaktan bu yankesiciyi izlemeye başlıyor. İçinden onunla konuşuyor.

Yankesici fakir görünümlü bir kadının cüzdanını çalmaya yeltenince artık seyirci rolünden çıkıyor ve engellemeye çalışıyor, fakat geç kalıyor.

Yankesici yoluna devam ediyor. Adam da onu takip etmeye başlıyor belli etmeden.

Bir müzayede salonuna giriyor yankesici. Adam da bu defa kim kurban olacak diye beklerken bir bakıyor ki kurban ta kendisi olmuş. Yankesici elini adamın cebine sokmaya çalışıyor. Bizimki fark ediyor. Yankesici yalvaran gözlerle ona bakınca adam salıyor onu.

Bu defa da üzülüyor kendi kendine. Yankesiciyi ekmeğinden etti diye. Para vermek üzere peşinden gidiyor ama yankesici bunu anlayamayıp kaçıyor tabii.


GÖRÜNMEZ KOLEKSİYON

Kitabın kapağında yer vermemişler bu hikayeye.

*

Değerli eserler alıp satan Berlinli bir adam savaş yılları nedeniyle zorluğa düşünce kendisinden değerli parçalar almış olan insanları aramaya başlıyor, belki kendisine bir yardımları olur diye.

Bu insanlardan birine ulaşıyor. Kör olmuş artık, elindeki resimleri göremiyor fakat yine de onlara her gün bakıyor, dokunuyor.

Kör adamın karısı Berlinliyi hemen eve almıyor. Önce onu kızıyla tanıştırıyor.

Kız, Berlinliye babasının özel durumunu anlatıyor. Maddi açıdan çok zor durumda kalmışlar. Babası üzülmesin diye ona kendi durumlarını ve ülkenin savaştaki durumunu anlatmıyorlarmış. Babasının değerli resimlerini satmayacağını da biliyorlarmış ama yapacak bir şey kalmamış. Adamdan habersiz resimleri yok pahasına satmışlar, yerine de nasıl olsa görmüyor diye kopyalarını ya da boş kağıtları koymuşlar.


Berlinli de bu oyunu bozmuyor. Kör adamın değerli resim olduğunu düşünerek saatlerce anlattığı boş kağıtlara bakıyor, üzülüyor. Ama kör adam mutlu.