Matt Haig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Matt Haig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2023 Pazartesi

İNSANLAR


 

İNSANLAR 

(The Humans) 

Matt Haig 

2013 

Çeviri: Elif Ersavcı 

Domingo Yayınları 

6.Baskı - Ocak 2023

283 sayfa

Konusu ilginç. Bir uzaylının gözünden dünya, dünyalılar yani insanlar anlatılıyor. Dışarıdan bakılınca biraz acayip gözüküyormuşuz.

*

Profesör Andrew Martin kırk üç yaşında, evli, bir oğlu var. Çok zor bir matematik problemini çözmüş. Bunu öğrenen uzaylılar onu yok ediyor, çünkü uzaylılar insan gelişimini engellemek istiyorlar. Riemann hipotezi denilen bu problemi ispatlamak sayesinde uzaylıların hayatı değişmiş, evrende yolculuk etmek, başka gezegenlere yerleşmek, başka bedenlere dönüşmek, istedikleri kadar uzun yaşamak, birbirlerinin zihinlerini okumak… vb İnsanların da bunları yapabilecek hale gelmesini istemiyorlar. Bunun için bu problemi ispat eden Andrew’u ve ispatını yok ediyorlar. Ve bir kişiyi bu ispatı bilen hatta ispatlanabilirliğini dahi bileni yok etmekle görevlendirerek Dünya’ya gönderiyorlar.

Dünya’ya gönderilen uzaylı, Profesör Andrew Martin’in kılığına giriyor.

Buradaki gözlemleri şunlar oluyor:

Binalar statik ve yere yapışık.

Arabalar kendi kendilerine dolmuyor ve beyinleri yok.

İnsanlar bir şey satın alıyor, sonra kendilerini kötü hissedip başka şeyler satın alıyor.

Dergilerden anlaşılan o ki en önemli şey orgazm.

*

Dünya’ya çıplak olarak geliyor. Tabii bu hali dikkat çekiyor ve akıl hastanesine götürülüyor.

Akıl hastanesinde Zoe diye bir kızla tanışıyor.

Ortama biraz alıştıktan sonra artık düzeldiğini, geçici biz kriz yaşadığını söylüyor. Salıyorlar.

Evine gidiyor.

Karısı İsobel ve oğlu Gulliver ile tanışıyor. Araları pek iyi değil ama. 

*

Andrew, arkadaşı Daniel’a ve oğluna söylemiş çözdüğü büyük matematik problemini. Oğlu ilgilenmiyor bu olayla. O yüzden ona dokunmuyor uzaylı. Ama Daniel’ı, evine gidip mailleri silip kendisinin aslında Andrew olmadığını anlatarak öldürüyor.

Durumdan başka kimlerin haberdar olduğunu öğrenmesi ve gerekirse yok etmesi gerekiyor.  Ama zamanla kendisini insanlara yakın hissedir hale geliyor ve insan olmak istiyor. Görevinden azlini istiyor. Tüm yeteneklerinin elinden alınmasına, yaşlanmaya, hastalanmaya razı. Zaten de yerini doldururuz deyip görevle ilişiğini kesiyorlar.

Yakın arkadaşı Ari’ye söylüyor gerçeği. Ama Ari inanmıyor tabii. İlaçlarını ihmal etme diyor.

Gerçekten biri başka bir gezegenden geldiğini söylese inanır mısınız? 

* 

Andrew bir öğrencisiyle ilişki içindeymiş. Uzaylı Andrew da kızla bir kez yatıyor ama bunun yanlış olduğunu hissediyor sonra. Karısına da açıkça anlatıyor. Karısının neden kızıp boşanmak istediğini anlamıyor.

Üzgün üzgün dışarıda içerken Ari’nin öldüğü haberini alıyor.

Sonra da karşısına Andrew formunda uzaylı hemşerisi çıkıyor. Görev tamamlansın diye yedeğini göndermişler.

Yeni Andrew, Gulliver’i öldürmeye çalışırken Gulliver onu öldürüyor. İlk Andrew ve Gulliver, yeni Andrew’u gömüyorlar. O sırada Andrew her şeyi anlatıyor Gulliver’e. Onları anne Isobel görüyor, mecburen ona da anlatıyor.

Kafalar karışıyor. İsobel, Andrew’u görmek istemiyor.

Andrew, başka bir şehirde yaşamaya ve üniversitede ders vermeye başlıyor. Bir süre yalnız kalıyor.

Sonra bir gün Gulliver ve köpeği Newton’u görüyor. Oğlundan annesinin onu çok özlediğini öğreniyor. Andrew da özledi. Evine karısına ve çocuğuna dönmeye karar veriyor.

*

Edebi anlamda bir özelliği yok, dümdüz bir anlatım. Sadece konu ilginç.

28 Aralık 2022 Çarşamba

GECE YARISI KÜTÜPHANESİ


 

GECE YARISI KÜTÜPHANESİ

(The Midnight Library)

Matt Haig

2020

Çeviri: Kıvanç Güney

Domingo Yayıncılık

10.Baskı - Şubat 2022

282 sayfa


Pişman olmak ile ilgili ne düşünürsünüz? Ben düşünmem, genel. Pişmanlığı yersiz bir his olarak görüyorum. Çünkü yaptığınız ya da yapmadığınız için pişman hissettiğiniz davranışın aksinin ne sonuçlar yaratacağını bilmiyorsunuz ki. Onu yapmasaydınız daha mı iyi olacaktı? Ne belli? Ya da tam tersi, yapsaydınız daha mı iyi olacaktı? Nereden bilebilirsiniz? Bilemezsiniz. O zaman pişmanlık niye?

Kitapta da yapılan ya da yapılmayan şeylerden kaynaklanan pişmanlıklar sorgulanıyor. Neticede bu pişmanlıklara kapılmanın anlamlı olmadığı sonucuna varıyor. 

Kitabın daha ilk satırında “Ölmeye karar verişinden on dokuz yol önce” diye intihar edeceğini anlıyoruz Nora Seed’in. Spoiler veriyor yazar. Versin.

Nora, sosyal medyada başkalarının hayatlarını izliyor pek çoğumuzun yaptığı gibi. Bunu yaparken de

“Başkalarının mutlu hayatlarını parmağıyla kaydıra kaydıra bir şeyler olmasını bekliyordu.” Sf.5

Geldi mi üst üste gelen kötülüklere maruz kalıyor Nora.

Kedisi ölüyor.

İşinden kovuluyor.

Nikahına iki gün kala evlenmekten vazgeçiyor.

Annesi ölüyor.

Yüzmede çok iyiymiş, Babası çocukken çok baskıladığı için yüzmeyi bırakmış.

Abisi ile müzik grubu varmış, onları bırakmış.

...

Fırsatlarını değerlendiremediğinin farkında.

İntihar mektubu yazıyor. İlaçlar yutuyor. 

Gözünü kütüphanede açıyor.

Ölmemiş ama ölümle yaşam arasında bir yerde. Bu yer bana şu kitapları anımsattı:

Bkz: Ruhların Yolculuğu

Bkz: Ruhların Kaderi

Ayrıca şu filmde de benzer konu ele alınıyor:

Bkz: Wristcutters: A Love Story

Nora'nın gözünü açtığı kütüphanedeki kitaplar Nora'nın şu an yaşıyor olabileceği hayatlara açılan bir kapı. Her bir pişmanlığı için bir kitap var. Aklını kemiren pişmanlıklara ilişkin kitapları alıp o hayatlara ışınlanıyor bir çeşit. Pişman olduğu davranışı yapmasaydı ne olurdu, görüyor. 

(Kitapların canlanmasıyla ilgili bir film geliyor aklıma. Bkz: Inkheart )

*

Pişmanlıklarından ilki erkek arkadaşı Dan’den ayrılmak Ondan ayrılmadığı ve onunla evlendiği hayata gidiyor. Anlıyor ki o kadar da pişman olmasına gerek yokmuş. Tipik durum. Kadının hayalleri vardır (Müzik grubunda olmak) Erkek ket vurur. (Girmeyin o işe, paranızı alırlar, dolandırırlar.) Erkeğin hayali vardır. (Pub açmak) Kadın, kendisininkinden vazgeçip erkeğin hayalini benimser. Üstelik bir de aşağılanması, takdir edilmemesi ve aldatılması var. Sonuçta Dan’den ayrılmasına pişman olmayı gerektirecek bir durum olmadığını görüyor.

*

Kedisinin yaşadığı bir hayata gitmek istiyor. Kedisini dışarı salarak onun ölmesine sebep olduğunu, bir kediye bile bakamadığını düşünüyordu. Görüyor ki kedisi zaten hasta ve zaten ölecekti. O güne kadar Nora ile yaşadığı hayat, kedinin hayatının en güzel dönemi olmuş. Böylece Nora bir kediye bile bakamayan biri olmadığını anlıyor.

*

Arkadaşı Izzy ile Avustralya’ya gitmediği için pişmanmış. O hayata gidiyor. Izzy ile Avustralya'ya gitmiş. Izzy trafik kazası geçirip ölmüş. Nora orada tek başına sefil bir şekilde kalmış.

*

Yüzmeyi bıraktığına pişman. Babasını hayal kırıklığına uğrattığını düşünüyor. Yüzmeyi bırakmadığı hayata gidiyor. Gerçekten başarılı olmuş. Olimpiyatlar, ödüller, madalyalar, Ted konuşmaları. Babası kızının başarılarından mutlu ama ailesini mutsuz etmiş. Başka bir kadına aşık olmuş, annesini terk etmiş, annesi bu yüzden hasta olmuş, tek başına ölmüş.

*

Çocukken çok istediği buzul bilimcisi olduğu hayata gidiyor. Kutuplarda soğukta yaşıyor. Ayı saldırısına uğramak üzereyken ölmek istemediğini fark ediyor. Bir ilginç şey daha oluyor. Ondaki farklılığı fark eden iş arkadaşı Hugo, kendisinin de hayatlar arası gezdiğini söylüyor. Yüzlerce hayat gezmiş. İçlerinde Nora ile evli oldukları da var ve bu yüzden burada kalmış, Nora için. Ama Nora etkilenmiyor bu durumdan, oradan da dönüyor.

*

Müzik yaşamına devam ettiği bir hayata gidiyor. Ünlü, başarılı ama şöhretin bedeli ağır ve ağabeyi ölmüş.

*

Hayvan barınağında çalışmaya devam ettiği hayata gidiyor. O da tatmin ediyor.

*

Üniversiteden sonra bir yıl tatil yapmadığına pişman. Yaptığı hayata gidiyor. Evlenmiş, şarap bağları var, ama mutluluk yine yok.

*

Pek çok başka hayat daha deniyor.

*

Cerrah Ash’in kahve teklifini kabul ettiği bir hayata gidiyor. Onunla evli, kızı var, üniversitede felsefe eğitimi veriyor. Bu hayatı seviyor, bu hayatta kalmak istiyor. Ama yine kütüphanede buluyor kendisini.

İntihar etmeye kalkıştığı kök hayatına dönüyor. Şimdi her şeye bambaşka bakıyor.

*

Kitabın başı gibi sonunda da kütüphaneci Bayan Elm ile satranç oynuyor.

*

Kitabın verdiği mesajı ve bu mesajı verme şeklini sevdim. Başta söylediğim gibi pişmanlıkların anlamsız olduğuna dair onlarca örnek vermiş. Pişmanlıklar anlamsız, çünkü diğer seçeneği bilmiyoruz.  

 “Öğrenmenin tek yolu yaşamaktır.”

diyor kitap. 

“Hayatı anlamak zorunda değilsin. Yaşaman yeterli.” Sf.276

*

Yazarın bir başka kitabı için;

Bkz: Zamanı Durdurmanın Yolları


23 Ağustos 2020 Pazar

ZAMANI DURDURMANIN YOLLARI

 


ZAMANI DURDURMANIN YOLLARI

(How to Stop Time)

Matt Haig

2017

Çeviri: Kıvanç Güney

Domingo Yayınları

1.Baskı – Ekim 2018

318 sayfa

 

Hiç yaşlanmamak, hep genç kalmak.

Kulağa gayet hoş geliyor.

Ama işin aslının o kadar da hoş olmadığını anlatıyor kitap.

Mesela seksen yaşındasın ama on yedi gibi gözüküyorsun.

Hala kulağa hoş geliyor, evet.

Ama çocuğunuzun sizden daha yaşlı gözükmesine ne diyeceksiniz?

*

Tom Hazard 439 yaşında.

Oha!

Ama yaşını göstermiyor. Kaldı ki bu yaşı göstermek nasıl olurdu acaba?

1600’lü yıllarda doğmuş ve on üç yaşına kadar normal büyüdükten sonra büyümesi yavaşlamış. Bu yüzden annesi cadılıkla suçlanıp öldürülmüş.

Babasını savaşta kaybeden Tom, annesinin de ölümünün ardından şehri terk ediyor. Gittiği yerde bir kıza aşık oluyor. Rose.

Rose’a her şeyi anlatıyor.

Evleniyorlar.

Ancak yıllar geçtikçe Rose yaşlanıyor, Tom ise hala genç. Toplumda yadırganıyorlar. Bir de çocukları oluyor, Marion.

Marion’un da bu hastalıktan muzdarip olup olmadığından emin değiller. Ama Tom hem karısına hem kızına varlığıyla tehlike yarattığını düşündüğü için ayrılıyor onlardan.

*

Tom bu hastalık konusunda yalnız olmadığını öğreniyor. Onun gibi olanlardan oluşan bir cemiyet var ve görevleri kendileri gibi olanları bulup bu rahatsızlığın bir sır olarak saklanmasını sağlamak.

Çünkü cemiyetin başı Hendrich (ki kendisi bin yaşında) bu rahatsızlığı olan insanların ortaya çıkması halinde bilim adamları tarafından deney faresi olarak kullanılacağını ya da deli olarak tımarhaneye atılacağını söylüyor.

Gerçekten de Tom bir gün bir doktora gerçeği söyleyip bir çare bulmasını istediğinde doktor Tom’u tımarhaneye yönlendiriyor.

Düşününce biri çıkıp bana da “Ben 400 yaşındayım.” dese ben de inanmam.

*

Yüzlerce yıllık hayatında pek çok şey görüyor tabii Tom. Shakespeare ile de tanışmış, veba salgınını da görmüş. Şimdi günümüzde tarih öğretmenliği yapıyor. İsabetli bir seçim.

Hiçbir yerde uzun süre kalamıyor, sık sık şehir/ülke  değiştiriyor. Çünkü hiç yaşlanmadığı, hep aynı kaldığı anlaşılırsa olacaklardan korkuyor.

Rose’u kaybettikten sonra hayatına ciddi bir ilişki de almak istemiyor. Fakat gönül ferman dinlemez tabii, ihi. Okuldaki Fransızca öğretmeninden hoşlanıyor.

*

Tom’un hayattaki tek arzusu kızını bulmak. Hendrich bu konuda Tom’a yardımcı olacağını söylüyor. Ama aslında Tom’u oyalamış hep. Hendrich, Marion’u çoktan bulmuş, ona babasını kötülemiş.

Tom ve Marion karşılaştıklarında Marion babasını öldürecekti az kalsın. Gerçeği anlayınca bir olup Hendrich’i öldürüyorlar.

Cemiyetle memiyetle işlerini bitiriyorlar.

Hayatı bu şekilde ellerinden geldiğince yaşamaya karar veriyorlar.

*

Uzun yaşamak benim korkulu rüyam. Allah benim ömrümden alsın, isteyene versin, hiç problem değil benim için.

Yaşlılık iğrenç bir şey. İğğğğrenç.

Yaşlanmak zorunda mıyız? Bence değiliz. Yaşlanmak zorunda olduğumuzu düşünmüyorum. Ben hep genç kalacağım.

*

Ha, ille de yaşayacağım yüz yaşına, bin yaşına kadar diyenler için bkz: IKIGAI Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrıhttp://birazkitap.blogspot.com/2018/10/ikigai.html