Tarık Buğra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarık Buğra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2018 Pazar

YALNIZLAR



YALNIZLAR

Tarık Buğra

1981

Ötüken Neşriyat

9. Basım - Ekim 2012

238 sayfa



Güzel roman. Beğendim.

*

Romantik, bohem, yani bence işe yaramaz bir adam olan Murat Kervancı ve herkesi aşağılayan, küçümseyen, ukala doktor Rıza Candaş.

İkisi arasında kalmış normal bir kız Hürrem.

*

Annesi Hürrem için akrabası Murat'ı uygun görmüştü. İkisi evlenebilirdi. Murat üniversite okuyor, gelecek vadediyordu.

Fakat üniversite eğitimini tamamlamadı. O çok beklenen diplomayı alamadı. Müziğe atıldı. 

Hürrem'in annesi de Murat'ı damat adayı olmaktan çıkardı.

Murat hala Hürrem'i seviyor fakat açılamıyor. Çünkü yukarıda da dediğim gibi işe yaramazın teki.

O esnada doktor Rıza Candaş, Hürrem'e talip oldu. Olgun, akıllı bir adam doktor. Kadınları etkilemesini de biliyor. Hürrem'i de etkiledi. Evlendiler.

Ancak bu evlilik nedeniyle Hürrem annesi dahil pek çok yakınıyla görüşemez oldu.

*

Doktor, Hürrem ile Murat arasında bir şeyler olduğundan kuşkulanıyor.

*

Doktor, Hürrem'i de alıp akrabayı ziyaret olsun diye Murat'ın annesi Nigar Hanım'ın kasabasına gidiyor.

Nigar Hanım'ın çiftlik işlerine yardımcı oluyor, hatta işleri bizzat ele alıyor doktor. 

Nigar Hanım'ın yeğeni Şükriye ile Murat beşik kertmesi. Şükriye yıllardır Murat'ı bekleyen dünya iyisi bir kızcağız.

Murat şehirde annesinin gönderdiği parayı yiyor. 

Şükriye'nin babası Hüseyin, karısı öldükten sonra dünya işlerinden elini eteğini çekmiş, köşesine çekilmiş.

Doktor, Hüseyin Bey ile sık sık münakaşa etse de birbirleriyle sohbet etmekten hoşlanıyorlar.

Doktor, Nigar Hanım'ı ikna edip Murat'a para göndermesini engelliyor ve Murat'ın çiftliğe gelmesini sağlıyor.

Şükriye çok heyecanlanıyor.

Ama heyecanının karşılığını bulamıyor. Murat pek umduğu gibi çıkmıyor. Üstelik Hürrem ile Murat arasında bir şeyler olduğunu seziyor.

Sonra da doktorun ilaçlarından birini alıp intihara kalkışıyor.

Doktor Şükriye'nin bunu yapacağını önceden anladığı için onu kurtarıyor.

Bu yolla istiyor ki herkes bir düşünsün. Şükriye hak ettiği ilgiye kavuşsun. Murat dingili elindeki imkanların güzelliğini görsün. Hürrem karar versin. 

Doktor bu nedenle çiftlikten gidiyor, Hürrem'i bırakıyor geride.

*

Doktor iyi güzel adam. Akıllı. Ama sert mizaçlı. İçinde sevgi besliyor ama gösteremiyor. Hürrem'i seviyor. Seviyorsan sar sıkı sıkı kadını. Biliyor böyle yapsa iyi olacağını ama yapmıyor. 

16 Temmuz 2011 Cumartesi

OSMANCIK


OSMANCIK

Yazarı: Tarık Buğra


Yayınevi: Ötüken Neşriyat


Basım Yılı: 1. Basım 1982 - 24. Basım 2008


Sayfa Sayısı: 350



Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Bey'in tarih kitaplarında bulunamayacak insan yönünü anlatan roman.

Ertuğrul Bey'in oğlu olan Osman, gençlik yıllarında başında kavak yelleri esen, gücü kuvveti yerinde fakat aklı bir karış havada, Osmancık adıyla anılan biridir.

Şeyh Edebalı ile tanışıp ondan öğütler aldıkça hayata bakışı ve karakteri değişir. Asıl yiğidin, öfkesini yenebilen kişi olduğunu öğrenmeye başlar.


Bir de şeyhin kızı Malhun Hatun vardır tabi. Zümrüdü ankam diyerek sevdiği kadın. Onunla evlenebilmek için de yapması gerekenler vardır.

Zamanla Osmancık, Osman Bey olur. Gazalar, zaferler, şehit dostlar görür.


Osman Bey'in Osmancık'tan, Osman Gazi Han'a dönüşü ve bu süreçte Osmanlı İmparatorluğu'nun meyvelerinin nasıl atıldığını okuruz roman boyu.

Şeyh Edebalı'nın öğütleri de kitapta altı çizilmeden geçilemeyecek noktalardan:

''Dünya'yı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür.Hırsımız, sabırsızlığımız, bencilliğimizdir. Önce bunların yüzünden küçülüyor, sonra da Dünya'yı çok büyük görüyoruz.


Bak, gökyüzüne bak.


Çok büyük dediğin Dünya, şu gördüklerinin en küçüğünün yanında tırnak ucu kadar bile kalmazmış.


Doğru, Dünya büyüktür. Çok çok büyüktür. Fakat bir ömür için, br tek insan içindir bu büyüklük. Bir soy için değil; bir soyun benimseyeceği, bir soya benimsetilecek bir amaç, bir inanç, bir ülkü için değil.''

16 Ağustos 2010 Pazartesi

KÜÇÜK AĞA


KÜÇÜK AĞA


Yazarı: Tarık Buğra


Yayınevi: İletişim Yayınları


Basım Yılı: 1.Baskı 1962 Yağmur Yayınevi, İletişim Yayınları'nda 1.Baskı 2003


Sayfa Sayısı:479



Bir dönemin sağ/sol tartışmaları gibi, o dönemin Kuvvacı/Millici tartışmaları etrafında Kurtuluş Savaşı yıllarının insanlar üzerindeki etkisini anlatan, sade diliyle keyifle okunan bir dönem romanı.


Kitabın yarısına kadar ''Nerede bu Küçük Ağa?'' diyip durdum. Zira kitabın adı Küçük Ağa ama ortada bir Küçük Ağa yok. Neyse ki kitabın ortalarına doğru kitaba adını veren bu karakter ortaya çıkıyor. Hem de hiç beklenmedik bir şekilde.


Kitap, savaştan bir kolu eksik ve yüzünün yarısı yaralı olan Salih'in memleketine dönmesiyle başlıyor. Savaşa gitmeden önce mangalda kül bırakmayan, yiğit, mert, güçlü kuvvetli olarak bilinen Salih, savaştan sonra kimsenin yüzüne bakmadığı, hakaret ettiği bir serseriye dönüşüyor.


Aslında bu hale dönüşünü bugünden bakıp anlamak kolay değil. Ben kitabı okurken ''Ne olmuş yani bir kolu yoksa. Öbür kolu var. Tek kolla da işlerini görebilir.'' diye düşündüm durdum. Ama tabi uzaktan söylemesi kolay. Salih, giden sağ kolu için çok üzülür. Eski arkadaşı Niko ile takılır. Bir zamanlar Niko'nun ve onun gibi gayrimüslimlerin , normal şehir ahalisinden bir farkı yoktu ama savaşla birlikte ''bizler/onlar''ayrımı olmuştur. Dolayısıyla insanlar Salih'in Niko ile dolaşmasından, ondan yardım almasından rahatsızlık duyarlar. E mübarekler, siz yardım edin o zaman Salih'e. O da yok. Köylülerin Salih'e olan davranışlarını hiç anlamıyor ve tasvip etmiyorum.


Salih'ten sonra köye İstanbul'dan çok akıllı, efendi, mümtaz bir şahsiyet gelir. İstanbullu Hoca. Dost düşman herkesin sevgisini, saygısını kazanır bu hoca efendi.


Bu dönem romanlarında sıkça geçtiğinin aksine, kendisi bir hoca olmasına rağmen yobaz, geri kafalı falan değildir. Aksine son derece bilgili, zeki bir insandır. Ancak bu bilgisini, zekasını, kitleleri etkileme gücünü Padişah ve Halife lehine kullanması, Kuvvacıların canını sıkar. Başka biri olsa gözünün yaşına bakmadan ortadan kaldırabilirler ama İstanbullu Hoca, kaybedilmesi çok acı olacak bir kişidir.


Kader, Salih için de , İstanbullu Hoca için de çok acayip gelişmeler hazırlamıştır. Okuyup görün. Yalnız, İstanbullu Hocacığın, eşi yönünden yaşadığı dram, akıllara zarar. Dağlara taşlara.


Romanın 1983 yılında dizisi çekilmiş.İstanbullu Hoca rolünde Çetin Tekindor, Salih rolünde Fikret Hakan. Kitaptan sonra bir de dizisini izleyeyim dedim ama çok ağır işlediği için dayanamadım. Belki başka zaman izlerim. Ama ilk bölümden anladığım kadarıyla dönemin koşullarını gayet iyi yansıtmışlar. İzlemek isteyenler için şöyle bir link var: