Buket Uzuner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Buket Uzuner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2025 Çarşamba

UYUMSUZ DEFNE KAMAN'IN MACERALARI SU

 



UYUMSUZ DEFNE KAMAN'IN MACERALARI

SU

Buket Uzuner

2012

Everest Yayınları

14.Basım - Ocak 2020

343 sayfa


O kadar sıkıldım o kadar sıkıldım ki okurken… Atlaya atlaya okudum, olayı da kavrayamadım o yüzden. Her satırını, her sayfasını okuyacak mecal bulamadım kendimde. Yoruluyorum bu tarz romanlardan. Yazarın ders vermek için, bakın ben neler biliyorum diye kendini göstermesi hali yorucu geliyor bana.

*

Defne Kaman yaman bir gazeteci, anladık. Çok karikatürize anlatılmış kitapta. Çok akıllı, başarılı, tuttuğunu koparan, ayrıca melek gibi, çok iyi… Bilen bilmeyen hayran oluyor kendisine.

Ninesi var Umay Bayülgen. O da eskilerin şifacılarından.

Bu kapsamda Kamanlık, Şamanlık, eski Türk inanışları, mitoloji, doğa şu bu… Ders ders ders anlatıyor.

*

Bu Defne Kaman kaybolmuş. Bir gün vapura biniyor, ama inmiyor. Ortadan kayboluyor.

Hikaye Kadıköy’de geçiyor bu arada. Yazar muhtemelen yazarken okuyucunun Kadıköy’de bu romanda geçen yerleri gezeceğini, kitapta karakterler bu sahafta konuşuyorlardı, bu kafede oturuyorlardı… diye okurların mekan mekan dolaşacaklarını hayal ediyordu.

*

İşte bu kayıp vakası Komiser Ümit Kaman’ın önüne geliyor.

Onun hikayesi de Aleviymiş, sevdiği kadın Alevi değilmiş. Aileler izin vermiyormuş…

*

Defne, her nasılsa üstü başı ıslak Kadıköy sokaklarında yalnızca Komiser Ümit’e görünüyor ve ona bazı şifreli mesajlar ulaştırıyor.

Bu mesajları tanıdığı sahaf Semahat’a götürüyor, ona danışıyor.

Kafa kafaya verip buluyorlar ki bu şifreli mesajlar Kutadgu Bilig’den.

*

Koptum ben sonra hikayeden.

Sadece kayıp olayının ardında ne varmış diye okumaya çalıştım. Ama bu kayıp vakası sadece devede kulak. Deve, Kutadgu Bilig ve şamanlık ve otacılık gibi eskiye dair unutulmuş kadim bilgiler. Bu bilgileri verebilmek için bir hikaye uydurmaya çalışmış yazar ve bence yoğun, kaybolmuş, yösüz bir anlatı çıkmış ortaya. 

*

Kitabın SU adı da, Defne’nin SU KİTABI diye bir defteri var. Orada destansı epik hikayeler var. Oraya atıf.

*

Defne kadın cinayetlerine dair bir yazı dizisine başlamış. O sırada kaybolmuş.

Bu yazı dizisinde bahsi geçen kadın katillerinden biri ona düşman olmuş.

Bir yerlerde de bir yunus hikayesi var. Marmara Denizi’ne bir yunus gelmiş. Katil adam, Defne’yi bıçaklayacakken yunus Defne’nin önüne atlamış ve yunus bıçaklanmış… gibi şeyler.

Yakalayamadım o kısımları.

Dehşetli sıkıldım.

Didaktik bir okuma isteyen varsa ilgisini çekebilir. 



28 Ağustos 2020 Cuma

BENİM ADIM MAYIS


 

BENİM ADIM MAYIS

Buket Uzuner

1986

Everest Yayınları

13.Basım - Şubat 2003

181 sayfa


Buket Uzuner’in ilk kitabı. İlk kitap olmanın naifliği hissediliyor. Acemilik, tecrübesizlik demeyeyim aslında da cicilik, duygusallık, gençlik daha çok.

 İşte o öyküler:


ELVAN D

Bir zamanlar yakınken sonra araya mesafelerin girdiği eski yakın arkadaş hikayesi.

 

DOSTOYEVSKİ SEVEN BOZKIR KURDU

Oğuz Atay ile Hermann Hesse ile ve Dostoyevskli ile dostluk eden sıradan bir adamın hikayesi

 

KIRK YILLIK DOSTUM SULHİ

Fotoğrafçı Sulhi’yi gözünde büyüten, sonra onun çiğliğini anlayan, ama Sulhi’nin bir inceliğiyle yine ona hayranlık duyan adamın, dostu Sulhi’yi bize tanıtma hikayesi.

 

RESTORAN LATERNA

Çocukken babası intihar eden, elinde iple babasının tuvalete girdiğini gören çocuğun hikayesi.

 

VEHBİ ŞANLI’NIN FAUST TUTKUSU

Dört kez evlenmiş Vehbi Şanlı. Her karısını da psikolojik olarak çökertmiş. Sonuncusu hariç. Son karısı bunun bir oyun olduğunun farkında ve oyunun kurallarını biliyor.

 

BİR KADIN YAZARIN SATIŞ REKORLARI KIRACAK KİTABI

İnsanlar artık sevda hikayeleri değil, geneli ilgilendiren tarihsel konulara ilgi duyuyor diye editörünün tavsiyesi ile savaş romanları yazmaya karar veren yazarı, bireysel hikayelerin karakterleri rahat bırakmıyor. Başlık parası yüzünden evlenemeyen gençler, kızının günlüğünde okuduğu anılar, boşanmış annelerin tek başına çocuk yetiştirmesi… Bunları yazmak varken savaş yazmak zor geliyor.

 

ADI KONMAMIŞ YALNIZLIKLAR

Yurt dışında bir arkeoloji öğrencisinin hikayesi.

 

UZAK KASABALARIN GRİ HÜZNÜ

Kitap okuduğu ve bir işi olmadığı için oğlundan utanan bir baba. Evlenip ait olmadığını hissettiği bir hayata atılan kadın. İntihar. Yalnızlık. Of.

 

BİR KIZ ÇOCUĞU ELİNDE ÇİÇEKLER VE ŞARKI SÖYLÜYOR

Babasının ölümünün ardından onun mezarına çiçekler götüren ve insanların da keşke çiçekler gibi olmasını dileyen kızın hikayesi.

 

STOCKHOLM’DE ÖLÜM

Beş yıl sonra bir araya gelen iki eski dost. Aslında sevgili olasılarmış ama olamamışlar, adam çok yakışıklı kadın çok akıllıymış, birbirlerinden korkmuşlar mı ne olmuş.

 

OBLOMOV BAR’DA BİR ÖĞLE SONRASI

Sevgililer. Ayrılacaklar. Biri bir yere gidecek. Ama temelli gidecekmiş, diğeri bilmiyormuş. Niyeyse söylemiyor. Kendi içinde drama yaratıyor.

 

CIVIL CIVIL, ÇIĞLIK ÇIĞLIK İSTANBUL

Tiyatro aşkıyla başka ülkelere giden, bu sebeple karısını ve oğlunu ihmal eden, İstanbul’a da hasret kalıp deliren bir adamın hikayesi.

 

AYIŞIĞINDA CEHENNEM RENGİ BİR DÜNYA

Genç bir kadınla evlenip bir de çocuk yapan adamın hezeyanları diye başladı hikaye. Kadınla ayrılacaklarmış, sürpriz değil. Ama meğer kadın kansermiş, ölecekmiş, böylesi bir ayrılıkmış. Tamam şimdi ciddiye aldım. Küçük bir kızları var, ona yalan söylüyorlar, annen dedeni görmeye gidecek, gelecek sonra diye ama kız zehir. Anlıyor kendisine yalan söylendiğini. Ama anlayamadığı şu, büyükler çocuklara yalan söylemenin yanlış olduğunu tembihlerken neden kendileri yalan söylüyor?


ÇIĞLIĞIN İÇİNDEKİ ÇIĞLIK

Sevdiği kadını buluşma yerinde beş saat bekleyen adam dramı. Daha çok bekler, çünkü kadın hayalinde.

 

OTUZ YAŞ

Otuz yaşına girmesine üç hafta kalan evli ve bir çocuklu adamın heyecanı. Otuz yaşına girince ne olacak? Memurlar daha mı iyi davranacak, gençlerden saygı, yaşlılardan ilgi mi görecek? Dört yaşında bir oğlu var, oğlu otuz yaşına geldiğinde okusun diye ona bir mektup yazıyor. Ama evde mektubu saklayacağı bir yer yok diye üzülüyor.

 

EMİNÖNÜ VAPURUNDA TUHAF BİR ADAM

Kısa bir vapur yolculuğunda aynı kitabı okuyan kadın ve erkeğin sohbeti. Daha çok erkeğin ben insanları sevmem, herkesi sevmek zorunda değiliz monoloğu.

 

BENİM ADIM MAYIS

Mayıs ayında doğduğu için adı Mayıs (Mayo) konulan Santiagolu çocuk. Norveç’te balık biyolojisi okuyormuş. Çocukluğundan bir anısını anlatıyor. Oyuncak tank istemiş. Dayısı tanklar ateş saçar, savaştır, cinayettir diye anlatıp almamış, onun yerine gitar almış.

 

*

Her öyküde drama yaratan bir tipleme var. Beni bayıyor böyle şeyler.


20 Ağustos 2019 Salı

KUMRAL ADA MAVİ TUNA




KUMRAL ADA MAVİ TUNA

Buket Uzuner

1997

Everest Yayınları

5. Basım – Mart 2019

512 sayfa

Kavuşamama hikayesi. Ve böyle hikayeler tadımı kaçırır. Çünkü anlam veremem böylesi kavuşamamaya.

*

Önce kabaca özetini geçeyim hikayenin:

Tuna ve Ada komşu çocukları.

Tuna orta halli bir ailenin küçük erkek çocuğu. Duygusal, sessiz, hassas.

Ağabeyi Aras ise biraz sert mizaçlı, iddialı, yakışıklı.

Yaşadıkları Kuzguncuk’a ünlü bir oyuncu çift taşınıyor. Pervin Gökay ve Süreyya Mercan. Bu iki starın biricik kızları Ada, güzelliği, neşesi, bazen kibirli ve şımarık bulunan halleri ile göz bebeği oluyor.

Tuna, Ada’ya aşık.

Ada ise Aras’a.

Ada ve Aras çocukluklarından itibaren birbirlerine aşıklar.

Tuna ise bu aşkı dışarıdan seyrediyor. Onun aşkı biraz daha değişik. Zaman zaman baba, zaman zaman kardeş gibi. Ada da Tuna’yı seviyor ama Aras’ı sevdiği gibi değil.

Bir gün çok talihsiz bir olay oluyor.

Aras ve Ada kuytuda sevişiyorlar. (Bu talihsiz bir olay değilJ ) Tuna onları görüyor ama varlığını belli etmiyor. (Bu da talihsiz olay değil.) Daha sonra üçü yolda giderlerken Aras, suya atlayacak cesareti olduğunu kanıtlamaya girişiyor. Tişörtünü ve ayakkabılarını çıkarıp denize atlıyor. Ve ölüyor. Kafasını çarpıp aniden.

*

Bu olayın ardından Ada yıkılıyor. Uzaklaşıyor. Yurt dışına gidiyor. Ama sadece fiziken değil ruhen de uzaklaşıyor.

*

Ada, Aras ve Tuna üçlüsüne eşlik eden bir de Meriç var. Ada’nın kuzeni. Meriç’in anne babası olaylı şekilde ayrılıyor, Meriç’i ortadan bırakıyorlar. Meriç’e Ada’nın anne ve babası sahip çıkıyor.

Meriç Tuna’ya aşık. Ama uzaktan. Sessiz sakin bir kız. Kimse varlığını yokluğunu fark etmiyor.
Ama günün sonunda en kazançlı olan Meriç oluyor.

Meriç, Tuna ile evleniyor.

Aras öldükten sonra Tuna’nın Ada ile evleneceğini düşünüp korkmuştu Meriç ama korktuğu olmadı. Ada ve Tuna bildiğimiz anlamda aşık değiller çünkü. Başka bir şeyler. Ben anlamıyorum.

*

Kitap, ülkede bir iç savaş olduğu bilgisiyle başlıyor. Tuna’yı da göreve çağırıyorlar.

Tuna bu iç savaşın kendi bilinçaltının bir oyunu olduğunu, tüm olanların kabus olduğunu düşünüyor. İç savaşın ülkede değil, kendi içinde olduğunu sanıyor. Bu gerçeklik ve hayal arasında gidip geliyor. Bu süreçte geçmişte olanları sorguluyor.

*

Aynı dönemde gazeteler Ada’nın cinayet işlediğini yazıyor. Ada, Aras’ın ölümünden kendisini sorumlu tutuyor yıllardır. Sarhoş bir anında densiz bir arkadaşı (bir ara sevgilisi) olan Aliye’ye cinayet işlediğini söyleyince iş savcılığa ve haberlere ulaşıyor. Yargılandığı dönemde Ada, zihninde ve ruhunda Aras ile olan ilişkisini bitiriyor ve düzlüğe çıkıyor.

*

Kitabın sonunda iç savaş bitiyor. Ama Tuna’nın psikolojisinin bozulduğu düşünüldüğünden onu bir süre yatırmaya karar veriyorlar. Burada kendisine gelen mektuplardan Meriç’in hamile olduğunu, Ada’nın artık kendisini iyi hissettiğini öğreniyor.

*

Sürükleyici bir hikaye.

Nitekim bir günde okuyup bitiriverdim.

Ama Ada ve Tuna’nın olayını anlamadım. Neden zorlaştırıyorlar ki hayatlarını. Aşıksalar kendilerinden başka hiçbir engelleri yok kavuşmak için. Yok olmaz, yok beceremeyiz, yok birbirimizi üzeriz... Şu anda da üzgünsünüz ama. Her türlü üzgün olacaksanız bari kavuşup üzülün. Öbür türlü birbirlerini gözlerinden büyütüyorlar.


17 Aralık 2015 Perşembe

İKİ YEŞİL SUSAMURU



İKİ YEŞİL SUSAMURU

Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri

Buket Uzuner

1991

Everest Yayınları

Cep Boy- 15. Basım - Temmuz 2015

384 sayfa


Yazara bir gün elinde dosyalarla bir kadın geliyor. Yazsam roman olur cinsinden bir hayat hikayesi olduğu iddiasıyla.

Yazar da yazıyor.

Nilsu.

Annesi ve babası boşanıyor.

Anne karakteri epey boş. Yok gibi.

Baba ve babanın sevgilisi Selen dolduruyor kitabı.

Selen, Nilsu için adeta kahraman, idol.

Bir yandan babasını elinden aldığını düşünüyor ama öbür yandan kadının güçlü kişiliği nedeniyle ona hayran. Zamanla çok iyi dost oluyorlar. Zaten zamanla babası ile Selen de ayrılıyor. Babası, Selen gibi değişik, modern bir kadından sonra düz bir kadınla evleniyor.

Nilsu da bu arada büyüyor. Sevgilileri oluyor. Hiçbiriyle uzun süre birlikte olamıyor. Terk ediyor hep onları.

İlk ciddi ilişkisi öğretmeni Mike ile oluyor.

Mike sonra başka bir ülkeye gittiği için mecburen ayrılıyorlar ama mektuplaşarak iletişimlerini sürdürüyorlar. Mike intihar edene kadar.

Aradakileri saymazsak sonraki ciddi ilişkisi de Teoman ile oluyor. Teoman daha önce iki defa evlenmiş, iki evliliğinden de çocuğu var. Yeşiller Partisi kurucusu, hayat dolu bir adam.

Ama Nilsu onunla uzun süre kalamayacak.

Onu da terkedecek.

Romanın sonu aslında gayet de böyle terkettiği konusunda şüphe bırakmadan bitebilecekken nedense yazar alengirli oyunlara girmiş.

Bu belgelerde ismi geçenlere ulaşmaya çalışmış. Teoman'ın annesinin mektuplaştığı yazar kadına mesela. Ancak bu kadın, belgede ismi geçen kişi ve olayların bambaşka olduğunu anlatıyor. Çık şimdi işin içinden çıkabilirsen.

Sonunu saymazsak bana iyi geldi bu kitap.

Lanet yollarda sıkılmadan, çok da kafa yormadan okudum bitti. Nasıl bittiğini anlamadım bile. O kadar yormayan bir kitap. 

Anlattığı aşk meşk meseleleri, terketmek, ayrılmak, kaybetme korkusu... vs hakkında bir şeyler yazasım vardı ama mecalim yok şimdi. Bu konulardaki acım şu an taze, üzerinden biraz daha zaman geçerse belki daha sağlıklı konuşurum.

25 Ağustos 2013 Pazar

İSTANBULLULAR



İSTANBULLULAR

Yazarı: Buket Uzuner

Yayınevi: Everest Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım - Şubat 2007

Sayfa Sayısı: 519

Bugünlerin klişesi var ya. "Lazıyla, Kürdüyle, Çerkeziyle..."

Kitapta da bu var. Komple bir İstanbul mozaiği.

Her telden çeşit çeşit insan tahlilleri.

Kimisi yedi göbekten İstanbullu "ama" Ermeni. Kimisi doğudaki bir şehirden göçmüş gelmiş. Kimisi iyi bir insan "ama" Alevi.

Bu "ama"lı ifadeler yazara ait. 

Hatta yazara da değil aslında toplumsal dilimize ait.

İnsanın insani vasıflarından evvel, dinini ve milliyeti öne çıkaran bir dilimiz var. Dini ve milliyeti bizimkinden farklıysa fakat insan olarak iyiyse bu defa da "Alevi ama iyi bir insan", "Kürt ama iyi bir insan", "Ermeni ama iyi bir insan" diyiveriyoruz.

Sanki iyi insan olmak bir dine veya milliyete aitmiş gibi. İnsanın iyi olup olmadığını dini veya milliyetini belirliyormuş gibi.

Kitapta bu türden pek çok insan var.

Bunlar birbirinden bağımsız karakterler mi diye düşündüm ilkin. Çünkü eğer öyleyse, bir ortak noktaları yoksa, gözüme çok manalı bir kitap gibi gözükmeyecekti.

Ama şükür ki bir ortak noktaları var. "İstanbullu" olmanın dışında kitabın ana karakterleri olan Belgin ve/veya Ayhan'ın adı geçiyor hepsinin hikayesinde. Ucundan kıyısından da olsa.

Belgin, bir diplamat kızı. Babası ASALA tarafından öldürülmüş. Annesi de ondan bir süre sonra ölmüş. 

Kocası Mehmet Emin Entek, hayatta sadece kendi çıkarlarını düşünen, müthiş egolu, bencil, çıkarcı, kibirli, ukala bir işadamı.

Belgin ise tam tersi alçakgönüllü, sakin, hırssız bir bilim kadını.

Evlilikleri Entek'in, Belgin'i aldatması ve adamın bu kötü karakteri nedeniyle uzun sürmüyor.

Ayhan, doğudan, küçük bir yerden İstanbul'a gelmiş, taşlara gönül vermiş, başarılı bir heykeltraş. O da boşanmış. Bir tane kızı varmış ama ölmüş.

Kader bu ikisini bir sergide karşılaştırıyor. Aşık oluyorlar. Birbirlerine de çok yakışıyorlar.

Ayhan, İstanbul'da.

Belgin ise İstanbul'u terketmiş ve yurtdışında yaşamaya başlamış.

Tekrar İstanbul'a gelişi Ayhan sayesinde.

Ancak Ayhan'a kavuşması o kadar kolay olmuyor. 

Atatürk Havalimanı'na iniyor uçağı fakat havalimanı teyakkuz halinde. Bomba ihbarı var ve kimse havalimanından dışarı çıkamıyor.

İşte havalimanındaki bu bir sürü "İstanbullu" insanın hikayesini okuyoruz kitap boyu. Lazıyla, Kürdüyle, Alevisiyle, Ermenisiyle, Yahudisiyle, Hristiyanıyla, doğulusuyla, batılısıyla, türbanlısıyla... 

Ama esas karakterlerimiz Ayhan ve Belgin'den çok uzaklaşmadan.