Pınar Kür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pınar Kür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2013 Pazar

BİTMEYEN AŞK



BİTMEYEN AŞK

Yazarı: Pınar Kür

Yayınevi: Everest Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım - 1986 (Can Yayınları) 
           Cep Boyu 5.Basım - Nisan 2012 ( Everest Yay)

Sayfa Sayısı: 630



Ünlü oyuncu Nilgün Pamir ile gözde bekar Sinan Keçecioğlu arasındaki aşkı ve hakikaten bitmeyen aşkı anlatıyor kitap. Aslında bitseymiş daha iyiymiş. 

Sinan, aileden zengin bir adam. Şair.

Sinan bir gün bir söyleşi için Nilgün'lerin okuluna geliyor. Nilgün daha 17 yaşında. 30 yaşındaki Sinan, Nilgün'ü görür görmez ona vuruluyor. Halbuki Nilgün şair olarak onu pek tanımadığı, söyleşide hiç konuşmadığı, diğer kızlar gibi sorular sorarak öne çıkmadığı halde Sinan'ın dikkatini çekiyor. 

Çıkışta tanışıyorlar. 

Sinan, Nilgün'ü aşk sözcüklerine boğuyor. Sensiz yaşayamamlar, ölürümler, seninle nefes alıyorumlar gırla. 

Kızcağız şaşırıyor tabi böyle bir adam bende ne buldu da bu kadar aşık oldu diye. 

Birbirlerine deli gibi aşık oluyorlar. Öyle ki Sinan Nilgün'ü memleketine götürüyor. Memleketteki bir otele gidiyorlar. Hesapta Nilgün'ü annesiyle tanıştıracak ama götü yemiyor çok affedersiniz. Çünkü Sinan'ın ailesi, Sinan'a ailelerine yakışır bir gelin adayı bulmuşlar, onu Sinan'la tanıştıracaklar. 

Sinan her ne kadar Nilgün'e aileler şöyle kötüdür, böyle gereksizdir, özgür ol, istediğini yapabilirsin, bu senin hayatın... dese de paşa paşa evleniyor ailesinin bulduğu kızla. Böyle kaypak, böyle yavşak bir herif.

Kızcağızı otel odasında bırakıp kayıplara karışıyor götoğlanı.

Nilgün de terkedildiğini anlayıp evine geri dönüyor. Giderken kimseye çaktırmadığı için, dönüşünü de kimseye çaktırmıyor. Bir en yakın arkadaşı Semra biliyor olanları.

Bu arada Nilgün hamile olduğunu öğreniyor. Bu bebekten hemen kurtuluyor.

Kızın hayatını, ilk gençlik yıllarını böyle mahfeden Sinan, bik bik ötüyor kendi kendine. Neden gitti, neden beni terketti, biraz daha kalsaydı orada.

Olanları bir Nilgün'ün, bir Sinan'ın gözünden okuyoruz. Arada yazar da giriyor. Yazar gayet tarafsız bir şekilde kaleme almış bu ikisini. Ama okurken Sinan'ı bir kaşık suda boğmamak çok zor. Kendisi için söyleyebileceğim tek kelime: kaypak. Bir de zavallı. Hangisine daha çok yakışıyor, bilemedim.

Nilgün, Sinan'ı unutmak için bir sürü erkek arkadaş ediniyor. Kimi ciddi, kimi gayriciddi. Görünürde unutmuş olsa da zaman zaman aklına gelmiyor değil tabi.

Sinan ise evliliğinden bin pişman oluyor. Ve görünüşte de içte de Nilgün'ü unutmuş gibi. 

Karısı Suna'yı ressam zannettiği için evlendiğini söylüyor. O da sanatçı, kendisi de sanatçı, çok güzel olur diye düşünmüş. O yüzden evlenmiş. Yalnız en önemlisi, Suna ile evlenmezse sahip olduğu zenginlik elinden alınacaktı. Bu yaşına kadar para sıkıntısı çekmemiş adam, bu tehdite boyun eğerek evleniyor Suna ile. 

Ama Suna'nın ressam falan olmadığını, güzel sanatları bitimeden bıraktığını öğrenince zamanla soğuyor ondan. 

Başka başka kadınlarla gönül eğlendiriyor. Suna da biliyor bunu. Ama göz yumuyor. 

Yıllar sonra, on yedi yıl sonra Sinan ve Nilgün, bir sergide karşılaşıyorlar. Sinan, Nilgün'ü unutamadığını farkediyor ve kıza musallat oluyor.

Nilgün tabi Sinan'ı görmek istemiyor ilkin. Ama Sinan'ın aşk dolu sözlerine, yalvarmalarına, yakarmalarına daha fazla kayıtsız kalamıyor.

Sinan bu defa Nilgün'ü kaybetmemek konusunda kararlı. Karısından boşanıyor. Nilgün ile evleniyor. Ancak bu boşanma nedeniyle varını yoğunu elinden alıyorlar. Beş parasız kalıyor. 

Nilgünse para kazanmak için tiyatro turneleri, seslendirmeler, dizi oyunculuğu... yardırıyor. Sinan sık sık Nilgün'ü kıskanıyor. Zaten tiyatroyu da sevmeyen bir adam. Nilgün' tiyatrodan, tiyatro çevresinden kıskanıyor. Ama diğer yandan para kazanmak lazım. Bunun için normalde suratına bakmayacağı insanlardan iş istiyor. Sevmediği bu işler nedeniyle çok yıpranıyor. 

Sinan'ın gel-gitli halleri gerçekten tahammül edilemez derecede. Kızın akşam tiyatro oyunu var, "Hadi kalk Paris'e gidelim" diyor Sinan. Adamda sorumluluk diye birşey yok. Nilgün bunu söyleyince de "Sen beni sevmiyorsun. Ben senin için neleri göze aldım. Sen bir oyunundan vazgeçemiyorsun" diye cıngar çıkarıyor adam sonra.

Çekilecek adam değil de işte aşkın gözü kör olsun. Nilgün çekiyor bu adamı yıllarca.

Nihayet Sinan'ın kendisini aldattığını öğrenenene dek. 

Sinan, yaşadığı hayata katlanabilmek için kendisini içkiye vuruyor. Sarhoşken de karısını aldatıyor. Ama bunlar sarhoş kafayla yapıldığı için önemli şeyler değil ona göre. Nilgün'ü deli gibi seviyor ya, diğer kadınların adını anmaya bile gerek yokmuş beyimizin kafasına göre.

Oldu Sinan Bey, o zaman Nilgün de seni başka erkeklerle aldatsın. Ama sarhoş kafayla yapsın bunu. Hiç önemi olmaz o zaman değil mi?

Nilgün'ü herşeyden kıskanıyor, ama kendisinin karısını aldatmasını normal karşılıyor. O kadar normal karşılıyor ki Nilgün bunu öğrenince tutulduğu öfke krizine anlam veremiyor. "Ne var ki bunda? Sarhoştum diyorum. Ben hep seni sevdim, hep seni seveceğim, bunu bilmiyor musun?" diyor. Salak yaa. Yemin ediyorum, salak, gerizekalı bu adam.

Nilgün en nihayetinde ipleri koparıyor Sinan'la. 

Haşim diye okuldan tanıdığı, o zamanlar yüz vermediği ama şimdi dünyaca ünlü bir orkestra şefi olan Haşim ile karşılaşıyor. Onunla takılıyor bir süre.

Sinan'ın kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırıldığını öğreninceye kadar. Gerçi bunu ilk öğrendiğinde gayet soğuk bir tepki veriyor. "Hangi orospunun koynunda kalp krizi geçirdiyse o gitsin yanına" gibi birşey diyor. Ama sonunda dayanamıyor.

Gene birlikte oluyorlar ama eskisi gibi değil. Nilgün artık daha temkinli, daha akıllı.

Sinan ise aynı mallığında, zavallılığında.

En sonunda yazar bir sürpriz yapıyor. Nilgün öldü mü ölmedi mi anlamımıza fırsat bırakmıyor.

Bu ikisi arasındaki yine bir kavgada Nilgün, sırtını pencereye dayıyor ama pencere açık mı yoksa demeye kalmadan, yazar yine giriyor devreye ve burayı soru işareti olarak bırakıyor.


3 Temmuz 2011 Pazar

ASILACAK KADIN


ASILACAK KADIN

Yazarı: Pınar Kür


Yayınevi: Everest Yayınları


Basım Yılı: 1. Basım 1979 (Bilgi Yayınları) - 10. Basım 2004 (Everest Yayınları)


Sayfa Sayısı: 134



İçimi parçaladı bu kitap yemin ediyorum. Bir de gerçek olaymış ya bu. Te Allam Yareppim.

Önce bir hakimin ağzından okuyoruz. Hakim, karısı tarafından aldatılmış, bu yüzden kadınlara bir güvensizlik duyuyor. Karşısına çıkan sanık bir kadınsa peşin hükümlü olması işten bile değil.
Karşısındaki genç kız (çocuk hatta), adam öldürmekten yargılanıyor. Genç bir delikanlıyı ayartmış ve yaşlı ve zengin kocasını öldürtmüş.

Kitabın ikinci kısmında bu genç kızın ağzından dinliyoruz olayları. Yaşlı ve zengin kocasının aynı zamanda ne kadar ağır sapık ve ruh hastası olduğunu öğreniyoruz. Kızcağıza neler yaptığını ve yaptırdığını okuyoruz. Pis, ahlaksız, namussuz, aşağılık herif.


Son bölümde de , bu kıza umutsuzca aşık olmuş delikanlıyı dinliyoruz. Kızı kurtarmak isterken nasıl da işleri daha beter hale getirdiğini okuyoruz.


Bu tekniğe ''bilinç akımı'' deniyormuş. Olayları, farklı kişilerin bakış açılarından eş zamanlı anlatmak.


Pınar Kür, gazetede okuduğu bir haber üzerine yazmış bu romanı. Ve şahane savcılarımız, yazar hakkında soruşturma başlatmış. Ahlaka mugayir bulunmuş kitap. Yalnızca cinsel tahrik amacıyla yazıldığını iddia etmiş Sayın Savcı. Pes. Bu kitapta yazılanları okuyup tahrik olanın sağlığından şüphe etmek lazım. Yazık. Ne var ki tarih, yazarlar hakkında açılan bu tür davaların ne kadar gülünç olduğunu kısa sürede ortaya çıkarıyor. Bu kitap da onlarca kez basılmasıyla , hakkındaki davanın ne kadar yersiz olduğunu ortaya çıkarmış durumda. Ve bugün okuyup da, kitabın sonunda yazarın Mahkemeye yazdığı savunma dilekçesini görünce, o savcılara bir kez daha gülüyorum. Yazık gerçekten.


Kitabın filmi de çekilmiş 1986'da ve Müjde Ar oynamış. İzlemedim. İzleyebileceğimi de sanmıyorum. Kitabı okurken bile çok üzüldüm. Filmine takatim olmaz.