Murat Menteş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Murat Menteş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2013 Pazar

KORKMA BEN VARIM






KORKMA BEN VARIM

Yazarı: Murat Menteş

Yayınevi: İletişim Yayınları

Basım Yılı: 1. Baskı,2009 - 6. Baskı,2011

Sayfa Sayısı: 424



Murat Menteş'ten sıkıldım. 

Yekten böyle girmek istemezdim konuya ama ne yazık ki gerçekten bu dilden ve bu halden sıkıldım.

Murat Menteş'in ilk olarak aynı zamanda yazarın da ilk kitabı olan Dublörün Dilemması'nı okumuştum. Çok beğenmiş, herkese de tavsiye etmiştim. Değişik bir havası vardı o kitabın. En azından bana değişik gelmişti. Kurgusu, dili farklıydı. Müthiş keyifle okumuştum.

İkinci olarak yazarın -şimdilik-son kitabı olan Ruhi Mücerret'i okumuştum. O da aynı segmentte bir kitaptı ama nedense Dublörün Dilemması kadar keyif vermemişti. Aynı ayarda bir kitaptı halbuki ama neden aynı zevki almadım, anlamadım.

Şimdi bu kitabı da okuyunca yavaş yavaş anlıyorum neden hepsinden aynı zevki alamadığımı.

Öncelikle, sevgili Murat Menteş, sorun sende değil bende.

Değişikler önce ilgimi çekiyor, seviyorum, keyif alıyorum. Ama zamanla sıkıyor, tat vermemeye başlıyor. Mesela ben Leyla ile Mecnun'un hastası bir insan iken yaklaşık son 10-15 bölümü izlemedim ve çok izleyesim de yok. Sıkıldım çünkü. Mecnun'un tutturduğu konuşma dili ilk zamanlarda son derece sevimli ve sempatik gelirken artık kafamı şişiriyor. Belki de yaşlandım, bilemiyorum, kafam kaldırmıyor.

İşte Murat Menteş'in kitaplarının bende yarattığı his bu artık. Kafam kaldırmıyor bu absürtlükleri, komikli isimleri, şaşırtmaçlı olayları.

Şuursuz bir şekilde okudum zaten kitabı. Konu monu hak getire. 

Dublörün Dilemması ile bağlantılı bir kitap. Onun hemen ardından okunması okuma keyfini arttırır. Benim gibi o kitabın bıraktığı tadı hatırlayıp, konusunu büyük ölçüde unutanlar içinse "Ya bu isim şeydi yaa, orada vardı, şey yapıyordu" diye kendinizi yırtar durursunuz.

31 Mart 2013 Pazar

RUHİ MÜCERRET





RUHİ MÜCERRET

Yazarı: Murat Menteş

Yayınevi: A.P.R.I.L Yayıncılık

Basım Yılı: 1.Basım - Mart 2013
                   2.Basım - Mart 2013

Sayfa Sayısı: 318



Dublörün Dilemması'nda da bunu hissetmiştim. "Nerden akla gelir böyle bir konu?"

Saçma demeye dilim varmıyor, ama acayip birşey. Komik gibi ama daha çok kara komedi.

Kitap Coca-Cola reklamıyla donatılmış bir trenin, Pepsi gemisine toslaması ile başlıyor. Haydarpaşa Garı'nda Coca-Cola treni raylardan fırlayasıymış da, iskeledeki Pepsi gemisine vurasıymış. Bu ne ki şimdi diye afallarken;

hop Ruhi Mücerret'i tanıyoruz. 100 yaşında bir gazi kendisi. Şehirlerin kurtuluş günlerinde o şehirlere gidiyor, kurtuluş gösterilerine katılıyor, temsili düşman askerini vuruyor. Bir ayağı çukurda ama ölmüyor bir türlü. Ölüme bu kadar yakın olup da tüm ölüm fırsatlarının kaçırılması hayatın bir şakası mıdır nedir? Uçak kazası olur, ölmez. Adam zaten savaşta ölmemiş. 

Gazimiz rutin bir şekilde şehir gezmelerini yaparken Civan Kazanova adlı bir delikanlı kendisine yaverlik eder. Delikanlı, gazinin bir hayranı. Sadece bu hayranlık nedeniyle emireri gibi davranması şüphe çekici. 

Şüphe çekici bir diğer husus da Gazi dedemizin sürekli reklam kuşağı gibi konuşması. Konuşmalarında marka isimlerine yer vermesi. Üstelik şuursuz bir şekilde. Bir milli bayramda "Biz savaşı CNN'de izleyemedik. Philips LCD televizyonlar yoktu...Siperde, bombardıman dinince Dardanel ton balığı konservesi yiyip Sütaş ayranı kafaya diktikten sonra afiyetle bir Malboro tüttüremedik..." diyecek kadar bilinç dışı bir konuşma.

Dede de anlam veremiyor söylediği bu laflara.

Civan Kazanova anlam veriyor ama. Çakallll. Gerçi onun da geçerli sebepleri var ama yazık lan. Koca adama yapılır mı bu?

İşte bunlar hep reklam endüstrisi. Televizyondaki reklam kuşakları, tv programlarındaki ürün yerleştirmeler, gazete ve dergilere verilen reklamlar, bilbordlar yetmedi. Sübliminaller kar etmedi. En sonunda işi bu raddeye getirdiler. O çipi alır g.tünüze sokarlar beyler çok affedersiniz.

Ha işte ne diyordum. Böyle acayipin önde gideni bir konu nasıl akla gelir ki? Handiyse bilim kurgu diyeceğim ama gerçekliği de yüksek aynı zamanda. Fantastik diyesim var ama inandırıcılığı da had safhada. Olmadı aksiyon desen rutini de bol. 

Murat Menteş'in gazete yazılarını severim zaten. Romanlarını da seviyorum. Sanırım köşeyazılarında ele aldığı bazı konulara ve alıntılara kitapta da yer vermiş. "Bunu daha önce de bir yerde okumuştum" dediğim kısımlar sanırım köşesinde yazdıklarından aklımda kalanlar.

Emrah Serbes bu kitap için "100 yaşından küçükseniz, bu romanı mutlaka okuyun!" buyurmuş. Bence de okuyun. En olmadı eğlenceli çünkü. 

21 Ocak 2012 Cumartesi

DUBLÖRÜN DİLEMMASI


DUBLÖRÜN DİLEMMASI

Yazarı: Murat Menteş

Yayınevi: İletişim Yayınları

Basım Yılı: 1. Baskı 2005, 15.Baskı 2011

Sayfa Sayısı: 263


İlk defa bir albinonun baş karakter olduğu ve üstelik de son derece karizmatik olduğu, bunun yanısıra bir de kekemenin aynı şekilde etkileyici bir karakter olarak yer aldığı bir roman okudum. Üstelik romanın konusu bir albinonun yaşadıkları, bir kekeme olarak hayat gibi birşey değil. Zaten karakterlerin bu arazları sanki yokmuş gibi kaynıyor arada sık sık.

İsimler de bir acayip zaten. Nuh Tufan, İbrahim Kurban, Habip Hobo, Ferruh Ferman. Hazır adları geçmişken kitabı sırayla bu karakterlerin ağzından okuyoruz. Aynı olaylara farklı bakış açılarından yaklaşıyor tabi hepsi.

Nuh Tufan, acayip zeki bir albino. Arkadaşı İbrahim Kurban'ın icadı olan mucizevi maskelerle başka insanların kılığına bürünebiliyorlar. Ferruh Ferman da, aynı anda birkaç yerde bulunması gereken bir işadamı olarak bu çocuklardan yardım istiyor. Nuh Tufan'ın bunu kabul etmesiyle de olaylar başlıyor.

Konu güzel anlayacağınız. Bunun üzerine bir de şahane bir dil eklenince tadından yenmiyor. Böyle kitaplar insana Türkçe'yi sevdiriyor. Kelimeler ahenkle dans ediyor. Metaforlar insanın aklını götürüyor. Hayalgücü de derin. Okuyun, okutturun yani.