ZANİYELER
Selahattin Enis
1922
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
2.Basım - Haziran 2022
207 sayfa
Öncelikle “Zaniye” ne demek, onu söylemek gerek. Zina
eden kadın demekmiş.
Kitapta da bu kadınlardan var bolca. Bu kadınlardan
varsa bu erkeklerden de vardır. Yani ortada bir zina varsa bunu yapan bir kadın
ve bir erkek de vardır, öyle değil mi? Neyse ki kitapta bu konuda kadınlar
kadar erkeklere de yer veriliyor ve biri ahlaksız diğeri ahlaklı gösterilmiyor.
Hepsi ahlaksız olarak değerlendiriliyor.
Aslında işi ahlaksız kılan söylemlerinin ve yaşam
tarzlarının zıt olması. Örneğin gazetede dini söylemlerle yazılar yazan ve o
cenahtan insanların saygı duyduğu bir gazetecinin beri yanda bu söylemlerine
ters bir hayat yaşaması.
Ya da milliyetçi söylemlerde bulunan ve mecliste bu
konuda hararetli konuşmalar yapan bir milletvekilinin beri yanda Türkleri
aşağılayıp Almanlarla son derece içli dışlı olması.
gibi.
Bence asıl ahlaksızlık burada. Bir haltlar yiyip de o
haltları hiç yememiş gibi ve tam tersi o haltları yiyenleri yeren konuşmalar
yapmak... Ortamda biri çok affedersiniz osurduğunda osuran kişinin “Üfff bu
koku ne, aman bee, kim yaptı!” diye şikayet etmesi gibi. Sussa daha onurlu
olacak.
İşte yazar da biraz kör göze parmak şeklinde de olsa,
bu hayatlara yer veriyor.
*
Kitabın ana karakteri olan Fitnat’ın gözünden
anlatıyor çoğunlukla. Fitnat, orta halli bir İstanbul kızı iken zengin bir
Konyalı tüccar ile evlendiriliyor. Evlenmeye karşı çıkmıyor Fitnat, bu kısımda
onun duygularıyla ilgili bir bilgi edinemiyoruz. Tevekkülle karşılıyor gibi bu
evliliği.
Konya’da güzelliği ve İstanbulluluğu ile ilgi odağı
oluyor. Seveni olduğu kadar sevmeyeni de oluyor.
Genç bir delikanlı intihar ediyor. Geride Fitnat’a
aşkından intihar ettiğini yazan bir not bırakarak. Halbuki Fitnat tanımıyor
bile.
Bir karı koca boşanıyor. Kadın, kocasının izni
olmaksızın Fitnat’la eğlencelere gidiyor diye. Bunun sorumlusunun da Fitnat
olduğunu düşünüyorlar.
Eğlence dediği de Meram Bağlarında çeşitli davetler,
misafirlikler.
Kocası, Fitnat’ın rakı içmesine müsaade ediyor diye de
laf ediliyor. Diğer kadınlara kötü örnek oluyormuş.
Fitnat rahat ve ahlak bozan kadın olarak mimleniyor. Halbuki
gayet de kendi halinde, kimse umurunda olmadan yaşayan biri. Kadınların normal
hallerinin “rahat” diyerek ayıplanması ne zaman bitecek acaba?
Bu konu ile ilgili bir başka kitap için
Bkz: Daisy Miller
*
Fitnat bir gün ateşleniyor, hava değişimi öneriyor doktorlar. Fitnat da memleketi
İstanbul’a gidiyor. Konya’da güzelliği ile herkesin dikkatini çeken bir
kadınken İstanbul’da dikkat çekmiyor.
Teyzesi Münevver eğlenceye düşkün bir kadın. Çevresindeki insanlar da öyle.
Eğlencede sıkıntı yok, ama buradaki eğlence anlayışı biraz mide bulandırabiliyor.
Mevki sahibi olabilmek için kızının güzelliğini
kullananlar, bizzat kendini kullananlar, evli olup da başkalarıyla birlikte
olanlar, kendi yatak odasından başkasıyla çıkan karısına, kocasına anlayış
göstermeler... Ay çirkin, bana ters.
Fitnat bu hayatlara yabancı iken Münevver teyzesinin
çevresine girdikçe bu hayatlarla yakınlaşıyor. Zamanla o da onlardan birine
dönüşüyor. Bu dönüşümde tek dostu İclal.
İclal, zengin ve saf erkeklerin bu zenginliklerini
heba etmeyi kendisine misyon edinmiş. Hak etmeden zengin olanların bu
zenginliğini har vurup harman savurarak fakirleşmelerini sağlıyor, böylece
onlardan halk adına intikam aldığını düşünüyor. Bu fikir, bir zaman sonra Fitnat’ın
da aklına yatıyor.
*
Bu çevreden doktor Mükerrem, Fitnat’a aşkını itiraf
ediyor. Birlikte yaşamaya başlıyorlar. Bu nednele anne ve babası Fitnat’ı dışlıyor. Mükerrem
bir gün tutuklanıyor. Sağlam bir askere para karşılığı çürük raporu verdiği
için. İfadesinde Fitnat’tan ötürü, onun sefahati, para isteği için bu işe
kalkıştım diyor.
*
Daha sonra Muhlis diye genç bir adam, Fitnat’a aşkını itiraf ediyor. Aileden
zengin bu gençle beraber yaşamaya başlıyor Fitnat, onun metresi oluyor bu defa.
Onun servetini har vurup harman savurmaktan keyif alıyor. İclal ‘in
tavsiyesiydi, bu insanların başkalarının sırtından zenginleşmesi karşısında
adaleti sağlamak adına bu adamların servetini tüketmek.
Muhlis de kumar ve borsada çok para kaybediyor.
Alacaklılar kapıya dayanıyor ve Muhlis ortadan kayboluyor. Onun böyle olacağını
biliyordu Fitnat. Zaten kazandığı para dürüstçe kazanılmadığından müstahak
görüyor Muhlis’in başına geleni.
*
Bu çevreden başka bir metres olan Canan, Fitnat’ın eski
kocasıyla evleniyor. Fitnat da gidiyor düğüne. Yersiz bir davranış ama bir şey
hissetmiyor Fitnat.
*
Bir gün Münevver teyzesi zatürre oluyor. Kimse yanında değil. Hizmetçisi
hastaneye götürüyor. Kimse yanına gelmiyor. Halbuki yanından hiç insan eksik
olmazdı. Sadece Fitnat ve İclal gidiyor hastaneye. Tek başına sefilce ölüyor
Münevver teyze.
*
Fitnat’ın bu yaşamı seçmesi nedeniyle babası tımarhaneye yatıyor ve ölüyor.
Annesi de tek başına sefil bir hayat yaşıyor. Fitnat’ın yardımlarını kabul
etmiyor.
Fitnat artık hayatını çirkin bulmaya başlıyor. Annesinin yanına gidip onunla
barışarak sessiz bir hayat yaşıyor.
*
Hikaye, Birinci Dünya Savaşı zamanında geçiyor. Her evden asker çıkar ve ölüm
haberleri gelirken bu sefahati eleştiriyor yazar.
Sunuş kısmında belirtilene göre: “Eserleri dönemin edebiyat çevreleri ve
iktidarı tarafından ahlaki açıdan aşırı, saplantılı, müstehcen ve rahatsız
edici görülür.” yazıyor.
İlk olarak 1922’de “Fitnat’ın Sergüzeşti” adıyla gazetede tefrika edilmeye başlayan
eser, 1923’de Zaniyeler adıyla kitap olarak basılıyor.
*
Ben kitaptaki insan çeşitliliğini sevdim. Bu
insanların karakterlerinin yansıtılış şeklini de sevdim. Yazar sanki, bakın bu
insanlar ne kötü insanlar, diye canımızı sıkmak istemiş ama benim canım o kadar
sıkılmadı. Yıllar içinde kitapta anlatılan insanlardan çok daha korkunçlarına
maruz kaldığımız için olsa gerek bu kitaptakiler bana sadece “yeni başlayanlar
için tu kaka insanlar”