Maksim Gorki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maksim Gorki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2012 Cumartesi

MAKSİM GORKİ TOPLU OYUNLARI 3


MAKSİM GORKİ

TOPLU OYUNLARI 3

YAZLIKÇILAR

&

VASSA JELEZNOVA

Yazarı: Maksim Gorki

Türkçesi: Koray Karasulu - Tansu Akgün - Didem Ataç

Yayınevi: Mitos-Boyut Tiyatro Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım 2005

Sayfa Sayısı: 176


YAZLIKÇILAR

(Yaz Misafirleri)

Gorki, 1904'te yazdığı bu oyunda Rusların Antalya maceralarını anlatır.

Şaka.

Bir eli yağda bir eli balda Rus burjuvasının arada bir istemeyerek de olsa yaptıkları iç hesaplaşamları anlatır. Hiçbiri halinden memnun değildir. Memnun olmak için birşey yapacak kudrette de değildir. Anca yesinler, içsinler, dert yansınlar. Dans, müzik, balalayka. Acık memleket meselelerine kafa yorun. Şimdiden kafa yorun ki şurada 1917'de Ekim devrimi olacak memleketinizde. Hazır olun. Heyy kime diyorum, ohoo.


Vassa Jeleznova

1910 yapımı Maksim Gorki oyunu.

Bu Vassa var ya Vassa. Ne anasının gözü kadın. Zengin ama parasını kimseye koklatmayan, kendisi de harcamayan, cimri zenginler yok mu, onlardan işte. Para hırsı gözünü öyle bir bürümüş ki ne çocuğunu tanıyor, ne kocasını. Bu var ya, gözünü kırpmadan herkesi satar bu. Yılaaaann.

Ama çok böbürlenme Vassa Jeleznova, senden büyük Allah var.

MAKSİM GORKİ TOPLU OYUNLARI 2


DİPTE

(AYAKTAKIMI ARASINDA)

&

DOSTİGAYEV VE DİĞERLERİ



Yazarı: Maksim Gorki

Türkçesi: Koray Karasulu

Yayınevi: Mitos-Boyut Tiyatro Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım Mart 2004

Sayfa Sayısı: 160


DİPTE

(Ayaktakımı Arasında)

Maksim Gorki'nin 1902'de yazdığı bu oyun,onun en ünlü oyunuymuş.

Toplumun ezilen, dışlanan kesimi dile getiriliyor burada. Bir pansiyon dolusu fakir. Kimisi önceden zenginmiş, sonra tüm varını yoğunu kaybetmiş, kimisi ezelden beri yoksulmuş, kimisi öyle, kimisi böyle, bir dolu insan.

Okurken, sahnede nasıl canlandırılır sorusu geçti hep zihnimden. Çok karmaşık bir matematiği var oyunun. Oradan biri birşey diyor, öbür taraftan biri cevap veriyor, yandan biri giriyor, biri laf atıyor, biri gidiyor, hop o ona soru soruyor, o ona cevap veriyor falan. Zaten bir sürü insansınız, bir sırayla konuşun kardeşim.

Bir de çok konuşuyorlar zaten. Günlük konuşmalar bunlar. Bu ''toplumun en dibindeki'' insanlarının gerek kendi hayatlarına, gerek başkalarının hayatlarına, gerekse genel olarak hayatın kendisine dair günlük muhabbetleri, yaşama tutunma çabaları anlatılıyor.


DOSTİGAYEV VE DİĞERLERİ

Gorki'nin yazdığı son oyun. 1932'de yazdığı bu oyunda Dipte'nin tersine tepedekiler var. Tüccarlar, fabrikatörler... Rusya'da o dönem devir değişiyor, devrimdi, ihtilaldi ama bizim burjuvaların umrumda değil. Amaan çok da tın. Aslında adamlar ekmeğinin peşinde bir yerde.

14 Nisan 2012 Cumartesi

EKMEĞİMİ KAZANIRKEN


EKMEĞİMİ KAZANIRKEN

Yazarı: Maksim Gorki

Çeviren: Hande Nurel

Yayınevi: Bordo Siyah Yayınları


Sayfa Sayısı: 479



Maksim Gorki'nin çocukluk yıllarını anlattığı ''Çocukluğum'' kitabından anlaşıldığı kadarıyla bu büyük yazar o dönemde eline bir tane bile kitap almamıştı.

''Bir tane bile kitap okumadan nasıl yazar olunur? Üstelik de dünyaca ünlü klasikleri yazan bir yazar?'' diye başımı ellerimin arasına almış kara kara düşünürken cevabı bu kitapta buldum. İlk gençlik yıllarında Maksim nihayet kitaplarla tanışıyor ve çok seviyor. Her fırsatta kitap okuyor. Ama bu fırsatları bulmak çok kolay olmuyor onun için. Zira işi başından aşkın. Temizlikçilik mi dersin, hamallık mı dersin, yapmadığı iş kalmıyor.


Çok zor bir hayat yaşamış, dağlara taşlara Ya Rabbi.


Gerçi kitabı sonuna kadar okumadım, itiraf edeyim. Sıkıldım. Evet çok zor, çetin, acımasız bir hayat. Ama sıkıcı beya. Sıkıldım bıraktım.

24 Mart 2012 Cumartesi

ÇOCUKLUĞUM


ÇOCUKLUĞUM

Yazarı: Maksim Gorki

Türkçesi: Barbaros Küpçük

Yayınevi: Armoni Yayınları

Basım Yılı: 1. Baskı- Ağustos 2011

Sayfa Sayısı: 239


1868 yılında doğan Maksim Gorki hayatını ''Çocukluğum'', '' Ekmeğimi Kazanırken'' ve ''Benim Üniversitelerim'' adlı üç ciltte yazmış.

İşte bunlardan ilki de ''Çocukluğum''

Çok kahır bela bir çocukluk geçirmiş. Babasını küçük yaşta kaybedince annesi ile birlikte dedesigillerin evine gitmişler. Ama dedeye gel. Nasıl sert, nasıl acımasız. Sürekli dayak atmalar. O kadar ki adam kendi karısı olan yaşlı başlı nineye bile dayak atıyor. Hatta dayak da değil. Yumruk. Ve o dönem Rusya'sında anladığım kadarıyla adamların, karılarını yumruklaması gayet olağan karşılanıyor.

Dede, biraz zengin. Ama bir o kadar da cimrinin önde gideni, geride durmayanı. Onun mirasına bir an önce konmak isteyen oğulları, adamı öldürmeye bile kalkışıyor. Maksim Gorki'in dayıları da böyle herifler işte.

Annesi desen kendi dünyasında yaşıyor. Evleniyor, yeniden çocuk sahibi oluyor falan.

Maksimcik Gorkicik bir ninesinden sevgi görüyor. Nenem benim. Ne varsa sende var, pamuk nine.

Böyle bir ortamda yetişen Maksim Gorki, iyi psikopat çıkmamış.

3 Eylül 2011 Cumartesi

ANA


ANA

Yazarı: Maksim Gorki ( Aleksey Maksimoviç Peşkov)

Çeviren: İsmail Bulut

Yayınevi: Norm Kitap

Sayfa Sayısı: 408


Kitabın arka kapağı , kitabı o kadar güzel özetlemiş ki aynen aktarıyorum:

'' Kitabın ana karakteri olan Pelageya veya bir başka deyişle Ana, kendisini sürekli döven işçi kocasının ölümünden sonra oğlu Pavel ile başbaşa kalır. Bir süre sonra oğlunu, o kasabadaki kavgacı, geçimsiz gençlikten farklı olarak olgun bir kişiliğe bürünürken bulur. Bir süre sonra evleri kitaplarla dolmaya başlayınca Ana, oğlunun gizli yaşantısını merak eder. Başta ürkek davranan Ana, bir süre sonra oğlunun bu arkadaşlarıyla içli dışlı olmaya başlar.''

İşçi sınıfının yaşamının çok güzel resmedildiği kitapta, aslında onların ne kadar zavallı bir yaşamları olduğunu gördüm. Ben gördüm ama içinde yaşayanlar bunu görmemiş. Bir böyle gelmiş böyle gidercilik, bir memleketi sen mi kurtaracaksıncılık, bir bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık.

Böyle olmaz. Böyle olmayacağını gören Pavel ve arkadaşları ( vay gomünüstler vay) ufak ufak isyan bayrakları açar. İsyan edilmeyecek gibi de değil ki. Hayvanlar gibi çalış didin, ama elde avuçta hiçbir şey olmasın. O kadar büyük bir fakirlik var ki ''Kolay kolay kimse bir çift lastik ayakkabı ile şemsiye sahibi olamazdı.'' diyor adam.(sf 8) Ya ayakkabı, ya şemsiye. İkisi birarada olamayacak kadar büyük bir fakirlik. O derece yani.Fakat bunca fakirlik içinde kazandığı üç kuruşu içkiye, kumara harcayan, sonra da eve gelip karısını döven kocalar. Buna hayatın olağan akışı olarak katlanan kadınlar.

Bu gidişe dur demek kolay değil tabi. Neyse ki Pavel'in kapı gibi Ana'sı var. Okuma yazma bilmeyen, cahil bir kadın ama hayatın adil olmadığının, bu gidişin kader olması gerekmediğinin farkına varıyor. Ve oğulcuğu ile arkadaşlarına seve seve yardım ediyor.

Bunları düşündükçe, bazen dile getirilen günlük çalışma saatinin 4 saat olması fikri bana imkansız gözükmüyor. Bak bir zamanlar adamlar günde 16-18 saat çalışıyormuş. Sonra isyanlar, ayaklanmalar derken şimdi 8 saat. Yarı yarıya düşmüş. Muazzam bir şey. Şimdi de yarı yarıya düşebilir. İmkansız değil yani. Sadece bunu yapacak Güven, Özveri, Tecrübe lazım.