Jules Verne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jules Verne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2024 Cuma

BUZULLAR ARASINDA BİR KIŞ

 

BUZULLAR ARASINDA BİR KIŞ

(Un Hivernage Dans Les Glaces)

Jules Verne

1855

Fransızca aslından çeviren: Alev Özgüner

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

4.Basım – Nisan 2021

89 sayfa



Öldü denilen oğlunun öldüğüne inanmayan ve onu arayan bir babanın öyküsü.

*

Jean Cornbutte hali vakti yerine bir tüccar. Oğlu gemi kaptanı.

Oğlu şimdi seferde, seferden döndüğünde yeğeni Marie ile oğlunu evlendirecek.

Oğlunun gemisi ufukta görünür görünmez düğün hazırlıklarına girişiyorlar. Ay bir durun, oğlan gelip bir soluklanıp dinlenseydi.

Limana yanaşan gemiden oğlunun çıkmasını bekleyen babaya acı haberi veriyorlar. Oğlu ölmüş. Bir girdap çıkmış ve dalgalar tarafından yutulmuş.

Ama baba buna inanmıyor, oğlunu aramaya karar veriyor, belki kurtulmuştur diye. Aynı gemiye kaptan oluyor ve Norveç limanlarında arama yapmaya karar veriyor. Onu bir daha hiç göremeyeceğinden emin olursa o zaman dönecekmiş.

Yanına güvendiği adamları da alıp yola çıkıyorlar. Oğlanın nişanlısı Marie de gemiye giriyor gizlice. Oğlanın babası -Marie’nin dayısı- kızı anlıyor ve gemide kalmasına izin veriyor.

Norveç, Grönland kıyı kıyı dolaşıyorlar buz gibi soğukta.

Bu arada gemide Andre Vasling adlı ikinci kaptan Marie’ye asılıyor. Kız sadece nişanlısını düşündüğü için farkında değil ama baba farkında ve temkinli. Vasling, oğlanın öldüğüne ikna olunsun da bir an önce geri dönelim, Marie ile ben evleneyim telaşında. Böylece Marie’nin dayısından kalacak mirasa konmanın peşinde.

Soğukla, fırtınayla, açlıkla mücadele ederek sonunda oğlanı buluyorlar. Ama dert bitmiyor, bir de dönüş yolu var. İçinde bulundukları kış şartlarında dönemeyeceklerini anlayıp beş ay sonra havalar düzelince dönmeye karar veriyorlar. O zamana kadar avcılık yapıp karınlarını doyuracaklar, dikkatli yaşayacaklar. Ama Vasling yüzünden mümkün olmuyor.

Vasling yemek çalıyor, huzursuzluk çıkartıyor, çıkan bir kavgada ateşe yağ dökülüyor, kokuyu alan ayılar buzda/karada duran gemiye çıkıyor. Ayılarla girilen mücadelede Vasling de bir ayı tarafından öldürülüyor. Hiç üzülemiyoruz onun ölümüne, pis mendebur. Ama bu arada baba da ölüyor. Zaten hasta olmuştu, yaşlı bedeni daha fazla dayanamadı bu son olaylara. Onu oracığa gömüyorlar.

Nihayet mayıs ayında havalar güzelleşiyor ve dönüş yoluna koyuluyorlar.

Memleketlerine döndüklerinde önce babanın cenaze merasimini ardından da düğünlerini yapıyorlar.

*

Uzun uzun anlatılabilecek bir macera seksen sayfacığa sığdırılmış. Sevdim. Uzun uzun, bitmek tükenmek bilmeyen arıntıları sevmiyorum, yorucu oluyor. Örneğin Moby Dick. O neydi öyle, roman mı okuyoruz ansiklopedi mi? Bu iyi. Macera dediğin sündürülmez bence, bu kadar olur. Uzatırsan macera değil artık rutin olur çünkü. Macera böyle olmalı, bir solukta okunmalı.

17 Ocak 2023 Salı

İNATÇI KERABAN

 

İNATÇI KERABAN

(Keraban le Tetu)

Jules Verne

Fransızca aslından çeviren: S. İpek Ortaer Montanari

İthaki Yayınları

1.Baskı - Kasım 2022

372 sayfa


Muhteşem bir kitap. Çok beğendim. Maceranın özü güzel, karakterler güzel, coğrafya güzel... Tadı damağımda kaldı. O la laaa!

Hikaye Osmanlı'da geçiyor. İstanbul merkez olmak üzere şöyle bir Karadeniz turu da attırıyor. Okuyunca sanıyorsunuz ki Jules Verne buraları bizzat gezmiş de yazmış. Hayır, Jules Verne İstanbul’a hiç gelmemiş. Buna rağmen nasıl bu kadar ayrıntılı biliyor? Seyahatnamelerden bu bilgileri edinmiş olabilir. 

*

Jan Van Mitten, Hollandalı bir tütün tüccarı. Uşağı Bruno ile Hollanda'dan kalkıp Konstantiniyye'ye (kitapta İstanbul bu şekilde geçiyor.) gelmişler. Van Mitten, Konstantiniyye’deki Keraban Şirketi ile iş yapıyor. Burada da ortağı ve arkadaşı Keraban Ağa'yı görmek istiyor. 

İstanbul'a geldikleri dönem Ramazan ayı. Bir şeyler yiyip içmek istiyorlar ama yer bulamıyorlar, bulduklarını sanıyorlar, orada da “Top atılınca” diye cevap alıyorlar, anlamıyorlar.

*

Köle ticareti ve kaçakçılık yapan bir kaptan var, Kaptan Yarhud.

Saffar Ağa, banker Selim’in genç kızı Odessalı Amasya’yı istiyor, uşağı Scarpante'yi Yarhud'a gönderiyor ve Yarhud’dan kızı kaçırmasını istiyor. Kız yakında evlenecek. Damat adayı Keraban Ağa’nın yeğeni ve tek varisi Ahmet. Keraban Ağa, Odessa’ya gittiğinde düğün olacak. O yüzden Yarhud ve Scarpante, Keraban Ağa’yı engelleme planı yapıyorlar.

*

Keraban Ağa ile Van Mitten sonunda karşılaşıyorlar. Keraban Ağa, onları Üsküdar’daki konağında yemeğe davet ediyor. Boğazı geçeceklerken yeni vergi geldiği duyuruluyor. Bundan sonra boğazı geçenlerden on para alınacakmış. Keraban Ağa, uşağı Nizib, Van Mitten, uşağı Bruno,, dört kişi olduklarından kırk para. Keraban, bu hükümeti (2.Mahmut) sevmiyor ve o parayı vermektense boğazı Karadeniz’den geçmeye karar veriyor.

Keraban Ağa'nın bu saçma inadına kimse karşı koyamıyor. Keraban Ağa'ya genel olarak kimse karşı koyamıyor. Yeryüzünde görüp görebileceğiniz en inatçı adam. Zengin de. Böylece inat ettiği hususun arkasında durabiliyor, bedeli ne olursa olsun. Burada da on para vermektense binlerce hatta milyonlarca para verip Karadeniz üzerinden boğazı geçerim, diye tutturabiliyor. Van Mitten ve Bruno'yu da yanına alıyor. Van Mitten ise Keraban'ın tam tersi uysal, yumuşacık bir insan. Bruno, efendisinin bu uysallığından beziyor ama yapacak bir şey yok.

Yol üstünde Odessa’dan geçiyorlar. Kimse Keraban'ı bu vakitte beklemiyordu. Madem gelmiş, Ahmet ile Amasya'nın düğünü de olur, diye sevinirlerken... Keraban yoluna devam edeceğini söylüyor. Üsküdar’a geçecek, sonra Odessa’ya gelecekmiş. Bunun muazzam bir zaman kaybı olacağını bilen yakınları, şu teklifi sunuyorlar. Düğün Üsküdar’da olsun, kız tarafı da Üsküdar’a gitsin. 

Bu arada zamanla yarışıyorlar, çünkü kızın teyzesinin vasiyeti var. Şu tarihe kadar Amasya evlenmezse mirasımı alamaz, diye. O yüzden o tarihe kadar evlensinler ki kızın serveti olsun. Gençler hem birbirlerini seviyor, hem de servetleri olacak. 

Ahmet, amcası Keraban'ın huyunu suyunu iyi bildiği için onunla gitmeye karar veriyor. Onu yolda daha da hızlandırabilir. Şunu da söylemek lazım, Keraban Ağa teknolojiye de karşı. Teknoloji dediğim telgraf, tren, gemi... Eski usul yolculuk yapıyorlar.

*

Ahmet gidince Yarhud harekete geçiyor ve Amasya ile hizmetçisi Necibe’yi kaçırıyor.

*

Keraban Ağalar yolda Saffar Ağa ile karşılaşıyorlar. Birbirlerini tanımıyorlar tabii. O sırada bir demiryolundan geçmeleri lazım. Saffar Ağa da inatçı. Sen geçersin ben geçerim derken tren geliyor ve Keraban Ağa’ların araba parçalanıyor. Saffar yoluna devam ediyor. 

Demiryolundaki bu hengame yüzünden Keraban tutuklanıyor. Sınır dışı ediliyor trenle. Trene hiç binmemişti halbuki, trenleri protesto ediyordu.

Yola devam ediyorlar. 

Dinlendikleri bir kasabada aşırı fırtınadan uyuyamıyorlar. Dışarı bakıyorlar ki bir yelkenli batmış. İki kadın denizde çırpınıyor. Amasya ile Necibe. Ahmet hemen atlayıp kurtarıyor. Kızlar söylüyor kendilerini kaçıranın kaptan Yarhud olduğunu. Ama kimin için ve nereye götürüyordu bilmiyorlar. 

Batan gemiden Yarhud da kurtulmuş. Amasya'yı kaçırma planından vazgeçmiyor ve kızı uzaktan takip ediyor.

*

Keraban Ağa'lar kaldıkları handa Yanar Ağa ve kız kardeşi dul Sarabul da var. Sarabul’a koca bulmak için geziyorlarmış. Sarabul’un odasına bir akşam hırsız giriyor, güçlü ve iri bir kadın olan Sarabul, onları korkutup kaçırıyor ama kim olduklarını göremiyor. Kadı geliyor soruşturma için. Kadı bir keçi tutuyor, herkes keçiyi okşayacak, keçi suçluyu anlayıp meleyecek. Bu yöntemin saçmalığının farkında olsalar da kadıya karşı çıkamıyorlar. Ama Keraban Ağa yine inatçılık edip keçiyi okşamam diyor, dostlarına da bunu öneriyor, keçiye hiç dokunmadan okşuyormuş gibi yapalım, zaten de ortam karanlık, anlamazlar. Meğer kadı keçinin sırtına kömür isi sürmüş. Keçiyi okşayanların eli is oluyormuş. Işıklar açılıp da Keraban Ağa, Van Mitten ve Ahmet'in elinin temiz olduğu görülünce suçlular bunlar diye şüphe çekiyorlar. Keraban, Van Mitten, Ahmet, üçü birden hapse atılacakken Keraban, Van Mitten’in suçu üstlenmesini istiyor. Van Mitten yine karşı koyamıyor. Suçu üstleniyor. Saradul, Van Mitten’i beğendiği için onunla evlenmek istiyor. Böylece Van Mitten hapse girmeyecek. Nişanlanıyorlar.

Yola devam. 

Bir rehber ediniyorlar. Rehber Scarpante, onlarda güven uyandırıyor ve onları Saffar ve kaptanın yanına götürmeye çalışıyor. Ahmet rehberden şüpheleniyor ve tuzağa düşürüldüğünü anlıyor. Çatışma çıkıyor. Amasya’nın babası Selim yetişiyor ve Kaptan, Scarpante, Saffar ölüyor.

Bu arada fark ediyorlar ki durdukları yer Üsküdar tepeleriymiş. Gelmişler meğer ama farkında olmamışlar.

Düğün için Üsküdar kadısına gidiyorlar. Ama Üsküdar kadısı, Ahmet’in vasisi Keraban’ın ikameti Galata’da diye düğünün Galata’da yapılabileceğini söylüyor. Yani karşıya geçmeleri gerekiyor hemen. Keraban para verip boğazdan geçmek istemiyor. O sırada boğazda cambaz gösterisi var. Keraban Ağa, cambazın taşıdığı bir el arabasında karşıya geçiyor, böylece vergi vermiyor. 

Düğün yapılıyor.

*

Van Mitten, zaten Hollanda’da evli olduğu için Sarabul ile evliliğinin hükümsüz olduğunu söylüyor. Sarabul sinirleniyor. Tam o esnada bir telgraf, Van Mitten’in karısı beş hafta önce sonsuzluğa uğurlanmış. Van Mitten kaderine boyun eğiyor. Ama sonra anlaşılıyor ki telgraf yanlış yazılmış, sonsuzluğa değil, yolculuğa uğurlanmış, kocası Van Mitten'in yanına gelmek için. Nitekim geliyor da. 

Sarabul ve Yanar ayrılıyor oradan.

*

Kitabın sonunda Keraban Ağa, hükümete gidip kayıklar üzerindeki vergi tahsil hakkını satın alıyor.

Bu efsanevi inatçılığı ile nam salıyor.

“Yabancılar, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentindeki en şaşırtıcı ve ilginç insanlardan biri olarak inatçı Keraban’ı ziyaret etmeyi artık ihmal etmiyorlardı.” Sf.372

*

Çok zor bir adam Keraban Ağa. Bir ara inatçılığı yüzünden zor bir insan olduğunu fark edip artık inatçı olmamaya karar veriyor. Ama mümkün mü?

Bruno: Keraban Ağa, insanların en inatçısı, en kafa tutanı olmayı ne zaman kesecek acaba!

Nizib: Bir kafası kalmayınca.

Sf.350

*

Kitapta tarih ve coğrafya hakkında da bilgiler edinmek mümkün. Örneğin,

Üsküdar’ın eski adı Hrisopolis imiş. Anlamı Altınşehir demekmiş. Çevirmenin açıklamasına göre: Güneş batmadan önceki son huzmelerin bu bölgeye vurması ve Sarayburnu’ndan Üsküdar’ın tıpkı parlayan bir altın gibi görünmesi nedeniyleymiş.

Kırklareli’nin eski adı Kırk Kilise imiş. 

Lazistan bölgesine gittiklerinde şunu görüp şaşırıyorlar: “Erkekler kenevir eğirip yün örerken, kadınlar toprakta çalışıp yük taşıyor.”  Sf.206

Şöyle bir atasözümüz varmış: “Zenginlik Hintlerde, akıl Avrupa’da, gösteriş Osmanlılar’da' der bir Türk atasözü" Sf.299

*

En sevdiğim Jules Verne kitabı oldu, ennnnn. 

Hatta en sevdiğim kitap da diyebilir miyim? Diyeceğim galiba. 

13 Ekim 2020 Salı

İKİ YIL OKUL TATİLİ

 


İKİ YIL OKUL TATİLİ

(Deux ans de Vacances)

Jules Verne

1888

133 sayfa


Pandemi nedeniyle okulların tatil olduğu bir dönemde akla gelen kitap. Benim aklıma geldi daha doğrusu. Okumamıştım daha önce. 

Issız adaya düştükleri için okula gidemiyorlar mecbur.

:)

Bir grup öğrenci okul tatil olunca Slugi adlı gemiyle tatile çıkıyor. Ama gemi Büyük Okyanus’ta batınca kendilerini zar zor kıyıya atıyorlar.

Hayatta kalmak için avcılık yapıyorlar, bir şekilde başlarının çaresine bakıyorlar.

Karınlarını doyurmak için hayvan öldürdükleri sahneler ile çocuk kitabı olmaktan çıkıyor bence bu kitap. Kaplumbağa yakalayıp öldürüp haşlıyorlar, çorba yapıyorlar mesela. Foklara ateş edip öldürüyorlar, tavşanları baltayla kesip kızartıyorlar, yabandomuzu vuruyorlar, devekuşu (nandu) evcilleştirmeye çalışıyorlar (beceremiyorlar) keçi (vikunya) yakalayıp sütünü içiyorlar…Biz de adada mahsur kalsak biz de yaparız belki tabii de, tatsız olaylar bunlar.

*

Bir mağarada kalıyorlar. Mağarada bir ceset buluyorlar, geride bıraktığı notlardan onun Fransız olduğunu ve on yıllarca bu adada tek başına kaldığını öğreniyorlar. Mağaraya da onun hatırasına hürmeten Fransız Mağarası adını verip burada yaşamaya başlıyorlar.

Her yere isim veriyorlar bu arada. Koylara, körfezlere, dağlara, yollara… Böylece birbirlerine bir yer tarif ederken kolaylık sağlamış oluyorlar.

*

Eğitimlerine de ellerinden geldiğince devam ediyorlar. Büyükler küçüklere bildiklerini öğretiyor. Müfredatlarını da şu şekilde hazırlıyorlar:

“Bir şeyden korkacak olursanız, çekinmeyin, üzerine gidin.

Bedensel çaba harcama fırsatını hiçbir zaman kaçırmayın.

Hiçbir çabadan çekinmeyin, çünkü yararsız çaba yoktur.

Bu ilkeler uygulandıkça beden de kafa da sağlam olur.”

Oyuna, eğlenceye, spora da zaman ayırıyorlar. Ağaçlara tırmanıyorlar, sırıkla uzun atlıyorlar, yüzüyorlar, koşu düzenliyorlar, birinciye ödül veriyorlar. (Gerçek Survivor)

*

On beş çocuklar, en büyüğü on dört yaşında ve aralarında yetişkin yok.  Kendilerine lider seçmek için seçim yapıyorlar. Ada başkanlığı seçimi. Ve seçilen kişinin bir yıl için seçilmiş olacağını kararlaştırıyorlar. Demokrasi be!

Fakat aralarında zenci bir miço var. O “zenci” olduğu için oy kullanma hakkı olmuyor. Gitti demokrasi.

Briant'ı seçiyorlar liderlik için, pek efendi, düşünceli, mert bir çocuk.

Ama Doniphan, Briant’ın liderliğini kabul etmiyor ve birkaç arkadaşı ile ekipten ayrılıyor. Doniphan ve arkadaşlarını tehlikeli bir durumla karşı karşıya kalınca Briant onları kurtarıyor ve Doniphan artık Brian’ın liderliğini kabul ediyor. 

Çocuklar arasında Amerikalı, İngiliz, Fransız var. Briant Fransız. Başta onun liderliğinden memnun olmayan Doniphan, ırkçılık yapacak gibi oluyor ama Briant’ın mertliği karşısında duruluyor.

 *

Briant’ın kardeşi Jacques da pek cesur, cengaver, her tehlikeye atılıyor. Sonradan öğreniyorlar ki geminin batmasına sebep olan Jacques imiş. Kimseye söyleyememiş ve vicdanen rahatsız olduğu için en tehlikeli işlere bile atlamayı kendine görev bilmiş. Arkadaşları onu affediyor ama.

*

Bir gün adada yalnız olmadıklarını anlıyorlar. Bir kadın buluyorlar, adı Kate. O da bir gemi kazasından kurtulmuş. Gemide kötü adamların elinden kaçmış ve adada artık o kötü adamlar da varmış.

Çocuklar da artık tetikte bekliyorlar. Bir Jules Verne eseri olarak olmazsa olmaz bir yeni icat burada da karşımıza çıkıyor. İnsanlı uçurtma. Briant ve arkadaşları insan taşıyabilecek bir uçurtma yapıp yukarılardan gözlem yapabilmeyi planlıyorlar. Gerçekten de bunu başarıyorlar. Kötü adamların yerini tespit edebiliyorlar. Sonunda tabii ki kötü adamlardan kurtuluyorlar. Bir yetişkin daha katılıyor aralarına. Gemiden kurtulan ve kötü adamların elinden kaçan Forbes. Forbes artık liderliği üstleniyor ve bir sandal yapıp adadan ayrılıyorlar ve evlerine dönebiliyorlar.

Okyanusta, memleketleri Yeni Zelanda'dan binlerce mil uzaklara sürüklendikleri tarihin üzerinden tam iki yıl geçtikten sonra evlerine ve ailelerine ulaşıyorlar, herkes onları öldü sanmışken. Maceraları gazetelerde yayınlanıyor. 

Jules Verne de kitabın sonunda "İki Yıl Okul Tatili adına hak kazanan bu öykümüzden çıkarabileceğimiz derse gelince" diyerek öğüdünü veriyor:

"Bütün çocuklar şunu iyi bilmelidir ki, çalışmakla, sağduyuyla, cesaretle yenilmeyecek hiçbir tehlike, baş edilemeyecek hiçbir engel yoktur."

*

Bu hikayenin yetişkin versiyonu için bkz: Esrarlı Ada / Jules Verne

Esrarlı Ada'da yetişkin insanlar balon kazası neticesi ıssız adaya düşmüşlerdi.

*

Çocukların ıssız bir adada kalması ile ilgili bir başka hikaye için bkz: Sineklerin Tanrısı / William Golding

Sineklerin Tanrısı'nda da uçak kazası sonucu bir grup çocuk ıssız bir adaya düşüyor. Kitap, iyilik ve kötülük doğuştan mı vardır, sonradan mı öğrenilir konusunda düşündürüyor.

 

 


3 Mart 2020 Salı

ALTIN VOLKANI



ALTIN VOLKANI

(La Volcan D’or)

Jules Verne

1906

Fransızcadan çeviren: İdil Gürbüz

İthaki Yayınları

1. Baskı – 2002

279 sayfa


İki kuzene dayılarından bir altın madeni miras kalıyor. İki kuzenin de hali vakti yerinde, madencilikle uğraşamazlar, satacaklar ama ederi ne anlayabilmek için dünyanın yolunu gidiyorlar.

*

Kuzenler Summy Skin ve Ben Raddle.

Montreal’de yaşıyorlar. (Kanada)

Kitaba göre Kanadalılar çok çocuklu oluyormuş:

“…çocuk sayıları çoğunlukla iki düzineyi aşan kalabalık Kanadalı aileler…” sf.15

Kendilerine kalan altın madenini görmek için müthiş zahmetli, aylar süren bir yolculuğa çıkıyorlar. Hedef Klondike.

O dönem altına hücum var. Bu uğurda insanlar sersefil kalabiliyor. Bu açıdan "Gazap Üzümleri"ni andırıyor ama Jules Verne kitaplarında böyle trajedi yok. Hatta duygu da pek yok. Soğukkanlı geliyor bana Jules Verne romanları.

*

Summy Skin madeni satalım kurtulalım kafasında. Ona göre madencilik sefalet demek. Ben Raddle ise belki işletiriz diye düşünüyor. 

“Kuzey Amerika’da hiç de az olmayan sıradışı, fakat tamamen tesadüflere bağlı fırsatlardan, özellikle de toprağın mineral zenginliklerinden yararlanarak zengin, çok zengin olmakta gözü vardı. Gould’un, Astor’un, Vanderbildt’in, Rockefeller’ın ve diğer pek çoğunun milyarları bulan efsanevi servetleri kafasını meşgul ediyordu.” Sf.17

*

Kanada’ya dair başka bilgi ve öngörüler de yer alıyor kitapta.

“…buraların en önemli kereste kaynağı olan kente, dünyanın merkezinde olma iddiası aşağı yukarı kanıtlanmış olan, Dominion’un başkenti Ottowa’ya vardı.” Sf.36

Dünyanın merkezinde mi?

“…can sıkıcı demeyelim de fazlasıyla talepkar olan Kanada gümrüğü ile işleri yoluna koymak gerekiyordu.” Sf.41

Talepkar gümrük J

*

Neyse varıyorlar dayıdan kalma altın madenine. 129 no’lu maden.

Komşuları 127 no’lu madenin sahibi Teksaslı haydut kılıklı adamlar. Hunter ve Malone. Onlarla bir çatışmaya girmekten çok endişeleniyorlar.

Fakat beklenmedik bir şey oluyor. Ben altına kavuşacaklar, mutlu son olacak, diye beklerken bir sel geliyor ve bütün madenleri yok ediyor. Hepsi denize karışıyor. Maden falan kalmıyor.

Yorgan gitti, kavga bitti.

Diye düşünürken bu defa da kuzenler yolda gördükleri bir yaralının tarif ettiği altın madenine doğru yola çıkmaya karar veriyorlar.

Summy Skin çok rahatsız. Çünkü artık o bu diyarlardan defolup gitmek istiyor. Bir türlü gidememeleri beni bile gerdi. Bu gerginliği “Tatar Çölü” kitabında tatmıştım. Orada da yapışmış gibi bir türlü gidemiyordu.

Bir de rüyalarımda böyle şeyler görüyorum. Rüyamda hazırlanmışım, tam evden çıkacağım, bir şey unuttuğumu fark edip geri dönüyorum, alıyorum unuttuğum şeyi, tam çıkacağım, yine bir şey için geri dönmem gerekiyor, geri dön, al, tam çıkacakken yine geri dön… Böyle bir rüya. Pardon rüya demişim, kabus.

*

Ölüm döşeğindeki yaralı adamın anlattığına göre "Golden Mount" denilen bir volkanın içinde altınlar. Ama volkanın içine giremiyorlar, çünkü ha patladı ha patlayacak.

Ne zaman patlayacağı da belli değil. Ben Raddle mühendis adam. Civardaki derenin suyuyla, barajla, bir şeyler yapıp volkanı vaktinden önce patlatacakmış. Kontrollü bir şekilde patlatıp altınlara ulaşacaklar. Planları bu.

Ancak bu altın volkanını bilen sadece onlar değil. Teksaslı haydutlar da burayı duymuş. İki grup arasında çatışma çıkıyor.

Bu esnada volkan patlıyor. Haydutgiller ölüyor ama altınlar da suya karışıyor. Çünkü patlamanın yönünü ayarlayamamış bizimkiler.

Öyle elleri boş, maceraları yanlarına kar kalarak, dönüyorlar.

*

Jules Verne'nin kitaplarında ana karakterin hep sadık bir yardımcısı oluyor. Burada da var.

Bir de ana karakter hep erkek. Şimdiye kadar okuduklarımda bunu gözlemledim. Okumaya devam.



25 Ocak 2020 Cumartesi

ESRARLI ADA



ESRARLI ADA

(L’ile Mysteriuse)

Jules Verne

1874

Türkçe Çeviri: Volkan Yalçıntoklu

İthaki Yayınları

1.cilt: 279 sf
2.cilt: 252 sf

Bir balon kazası neticesi biri köpek altı kişi ıssız bir adaya düşer.

Issız bir adaya düşerseniz yanınıza alacağınız üç şeyden biri Cyrus Smith olmalı. Zekası, alet üretebilme becerisi, verdiği güven hissi nedeniyle.

Bunlar adada bazı acayip olaylarla karşılaşıyorlar. Zor durumda kaldıklarında sanki gizli bir el bunlara yardım ediyor.

Kitabın sonunda bu gizli el ortaya çıkıyor. Hem de kim? Sürpriz: Kaptan Nemo.

Kaptan Nemo, Denizler Altında 20 Bin Fersah’taki Kaptan Nemo.


O kitapta merak ediyordum Kaptan Nemo’nun neden insanlardan böyle uzaklaştığını. Cevabı bu kitaptaymış.

Kaptan Nemo bir Hint prensiymiş. Halkını bağımsızlığına kavuşturmak için çok uğraşmış. Sonunda da denizaltını yapıp ayrı bir dünya kurmuş kendisine.

Denizaltısı bir girdapta sürüklenince kendisini bu adada bulmuş Kaptan Nemo. Adaya düşen bu adamlara da uzaktan yardım etmiş.

Adadakiler Kaptan Nemo’yu ismen biliyorlar, çünkü onun denizaltısının konuğu olan profesör bu maceranın kitabını yazmış. Oradan biliyorlarmış.

Kaptan Nemo’nun ölüm döşeğindeki son isteği denizaltısıyla beraber denize gömülmek. Ada halkı onun bu son isteğini yerine getiriyor.

*

Bu kısma gelene kadar ada halkının adayı nasıl donattığı, nasıl hayatta kaldıkları anlatılıyor. 

Bir korsan gemisi adaya yaklaşıyor, ada için savaşıyorlar neler neler…

Bir gün denizde şişe içinde buldukları bir pusulayı takip ederek Ayrton adında bir adam buluyorlar. Aryton bir suç işlemiş ve cezasını çekmek için adada kalmış.

Burada yazarın “Kaptan Grant’ın Çocukları” kitabını okumuş olsam süper olurdu, çünkü ondan bahsediyor.

Adada bir yanardağ var ve volkanik patlamanın ardından ada sular altında kalacak. O yüzden ada halkı bir gemi yapmaya çalışıyor. Tam bu sırada Aryton’u almak için bir gemi geliyor ve herkes kurtuluyor.

*

Jules Verne’nin okuduğum kitaplarında dikkatimi çekti; baş karakterin hep sadık bir yardımcısı/uşağı var. Kölesi de denebilir. Diğer kitaplarını okuyunca bu konuda daha iyi bir genelleme yaparım.