Elif Şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elif Şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2016 Pazar

HAVVA'NIN ÜÇ KIZI


HAVVA'NIN ÜÇ KIZI

Elif Şafak

2016

Doğan Kitap

1. Baskı - Haziran 2016

418 sayfa


Elif Şafak'ı pek beğendiğimi söyleyemem. 

Popüler kültüre uzak kalmamak adına kitaplarını, arkadaşlarımdan ödünç alarak okuyorum. Kendim para vermek ve kitaplığımda tutmak istemiyorum. Okuması kısa sürdüğü ve yormadığı için zaman sorunum da yok.

Bu kitabı da tahmin ettiğim gibi çıktı. Çok ve güzel şeyler söylemek isteyip bunu becerememek, çünkü buna yeterli olmamak hali. Halbuki Elif Şafak'ın gayet güzel kitapları oluyordu ilk zamanlarında. Mevlana mı bozdu bu kadını, anlamadım.

*

Peri, Şirin, Mona.

Üç kız bunlar.

Peri, ana karakter. Aşırı dindar bir anne ile bunun tam aksi bir babanın kızı. Arada kalmış. 

Okumak üzere Oxford'a gidiyor.

Orada uçarı, hoppa Şirin ve başı kapalı, dindar Mona ile tanışıyor.

Ders aldıkları profesör Azur'a aşık oluyor.

Peri, Azur ile Şirin'in ilişkisi olduğunu öğrenince çok bozuluyor.

*

Ama önce Peri'nin 2016 halini okuyoruz. Evli, mutlu, çocuklu. 

Ergen bir kızı var, nasıl sevimsiz.

Bunlar bir yemeğe davetliler.

Peri, bir yandan bu yemekteki insanları düşünüyor. Zengin, elit, halktan kopuk, kimisi kirli işler yapan insanlar.

Bir yandan da geçmişe gidiyor. 2000'e, Oxford yıllarına.

*

Kitabın neredeyse ilk 300 sayfası boyunca Peri'nin gençken yediği bir halttan pişmanlığı var. O halt her neyse çok büyük olmalı, öyle bir beklenti oluşturuyor okurken.

En sonunda öğreniyoruz ama, pehh, bu muydu?

Peri intihara kalkışmış. Sanmışlar ki Azur'un ona tacizi oldu. Peri Azur'a yapılan bu iftiralara bilerek sessiz kalmış. Sonra Azur bu yüzden üniversiteden atılmış. 

Vicdan azabı fena tabi. Ama kitabın yarattığı beklentiyi karşılayacak kadar büyük değil.

*

Bu üç kadın arasında bir kız kardeşlik izlenimi oluşturmaya çalışmış ama yok. Aralarında dostluk, kardeşlik anlamında bir yoğunluk yok.

Daha ziyada farklılıkları üzerine gidilmiş.

"Günahkar, inanan, şaşkın" diye tanımlıyor bu kızları. Ama bu tanımların içinin dolu olduğunu düşünmüyorum. Hele ki Şirin ve Mona açısından. Son derece yüzeysel çizilmiş karakterler. Bir derinlikleri yok.

*

Romanın sonunda Peri'nin yemek için bulunduğu ev basılıyor. O sırada Peri, bir gardroba saklanıp şarjının son damlasıyla Azur'u arayıp pişmanlığını dile getiriyor. 

*

Kitabın kapağı için bir açıklama var. Üç farklı illüstrasyon birleştirilmiş, İngiliz çizer Jack Hughes'un farklı kadın imgeleri, Elif Şafak'ın kitap kapağında buluşmuş... falan. Sanki çok ahım şahım bir kapak olmuş gibi. Açıkçası kitap kapağı İpek Ongun tarzı bir gençlik kitabının kapağı gibi. 

*

Bazı kitaplar yazın sahilde okumalıktır. Bazı kitaplar da yazın değil de kışın basılır, onlar da metroda, otobüste okumalıktır. Mesela bu.

9 Eylül 2012 Pazar

ŞEMSPARE




ŞEMSPARE

Yazarı: Elif Şafak

Yayınevi: Doğan Kitap

Basım Yılı: 1.Baskı-Haziran 2012

Sayfa Sayısı: 248


Elif Şafak denemelerinin Kutlukhan Perker'in çizimleriyle renklendiği kitap.

Yazarların, romanlarından ziyade bu tür denemelerini okumayı, yazarı tanıma adına önemli buluyorum. Roman yazarken hiçbir yazar muhtemelen kendisi gibi değildir. Ben ki onları okurken öykünün içinde kayboluyorum, onlar yazarken kimbilir ne hallere giriyorlardır ki Elif Şafak, sık sık kitap yazmanın zor ve sancılı bir yaratım süreci olduğundan bahsediyor. Halbuki deneme yazarken tam olarak kendisi. Ve bu anlamda onu tanımak için başvurulabilecek önemli bir kaynak.

Bu kitapla birlikte tanıdığım kadarıyla da ne yalan söyleyeyim sevdiğim bir insan. (Başıma bir iş gelmeyecekse Elif Şafak'ı seviyorum.) Kendime yakın buldum kadını, ne yapayım. Aynı düşündüğümüz pek çok konu var.

Misal, o da kadınların dedikodu üzerine şekillenmiş sıkıcı muhabbetlerinden yakınıyor. Ben de bu durumdan tiksiniyorum ve o yüzden pek sosyal bir insan olduğum söylenemez. 

"Okumuş etmiş birçok kadın aslında bu duyguya aşinadır. Kadınlar bazen kadınları çekilmez bulur. Keza tesadüf değildir kadın-erkek karışık ortamlarda kimilerimizin hemencecik 'erkek tarafı'na meyletmemiz. Oturup ailevi meseleler yahut moda, alışveriş veya çocukların eğitimi gibi mevzular konuşmak yerine gidip sohbetin o kanadında yer almak isteriz. Memleketten,kültürden,edebiyattan, sanattan, 'daha derin görünen' konulardan bahsedebilmek için değil sadece. Sohbet malzemelerinden ziyade enerji farklıdır erkekler tarafında. Kadınlar birbirlerini çok inceler. Sürekli. Erkekler de bakar ama başka türlü. Bir erkek durup da çorabın kaçmış mı, kilo almış mısın, suratında sivilce mi çıkmış, fondotenle mi kapatmışsın diye bakmaz. Erkek gözü bu anlamsız ayrıntılara takılmaz. Kadın kadını böyle inceler ama. Hemen fark eder. Not eder. Her türlü yamayı, eksiği, gediği. Dolayısıyla fiziksel özelliklerin, nasıl giyindiğin, nasıl göründüğün çoook önemlidir hatun meclislerinde. Gereğinden fazla önemlidir." sf 91

Bunun altına imzamı atmaz mıyım ben? Atarım, ama özeleştirimi de yaparım. Ben de bakarım arkadaş ortamdaki başka kadınlara. Benden daha mı güzeller, daha mı çirkinler, ne giymişler, saçlarını başlarını nasıl yapmışlar. Bakarım. Kendimle kıyaslarım. Birbirleriyle kıyaslarım. Kırmızı bluzlu, yeşilliden daha güzel falan gibi. Yaparım bunu. Ama içimden. Bunu dile getirmeyi çirkin bulurum. Ha özeleştiriye devam. Dile getirdiğim zamanlar olmaz mı? Olur. Çünkü ortamın dışlananı olmayı kimse istemez. Ortamda bu konuşuluyorsa, hiçbir şey söylemesem bile evet ya da hayır gibi birşeyler geveleyerek de olsa bu çirkinliğe ortak olurum. Aksi takdirde ortamın çok konuşmayanı, sevimsizi olacağımı bilirim. Böyle olmak da hoşuma gitmez. O yüzden en iyisi hiç bu ortama girmemek. Hiçbir şey anlamıyor da olsam futbol konuşulan erkek ortamını daha samimi bulurum. 

Aklıma Cihan Ceylan'ın düz adamı Sami geldi: bkz:erkeklerle daha iyi anlaşan kız

Kız: Ya bilmiyorum benim pek kız arkadaşım yoktur, kızlarla anlaşamıyorum ben.Erkeklerle daha iyi anlaşıyorum.

Sami: Kahveye gidiyor musun?

Kız: Yoo

Sami: Eee? Halı saha maçı mı yapıyorsun? Altılıya ortak mı oluyorsun? Nasıl daha iyi anlaşıyorsun?


Bütün kitap bundan ibaret değil tabi. Bunun dışında toplumdaki ataerkil yapının baskınlığı, kadın cinayetleri ve kadına karşı şiddet, kadın-erkek ilişkilerinde kadının fedakarlığı ve dünyaca ünlü sanatçıların yapıtları ile yaşamları arasındaki bağlantı ya da bağlantısızlıklar da var. 

ARAF





ARAF

Yazarı: Elif Şafak

İngilizce Aslından Çeviren: Aslı Biçen

Yayınevi: Doğan Kitap

Basım Yılı: Doğan Kitap'ta 1.Baskı-Şubat 2010, 8.Baskı-Aralık 2010

Sayfa Sayısı: 385


Elif Şafak'ın kitaplarını, kendimi kaybetmemi sağladığı için seviyorum. Kitabın içinde kayboluyorum. 

Araf'ta da Ömer, Abed ve Piyu'nun arasında oradan oraya savruldum ben de. 

Kitabın konusu neydi sorusuna verecek doğru düzgün bir cevabım yok. Zaten bir konusu olduğundan da pek emin değilim.

Başlarda "Konu: OMER OZSIPAHIOGLU" diye belirtilse de konu hiç de o değil. O sadece, varsa eğer, konunun bir parçası.

Ömer, eğitimi için Amerika'ya gider. İçki,kahve ve sigara, ama illa ki de kahve bağımlısı olan, sürekli müzik dinleyen ve zaman kavramını müzikle tanımlayabilen (3 şarkılık zaman, şu şarkının 5 kere dinlenmesiyle gidilebilecek mesafe... gibi) sürekli kız arkadaş değiştiren bir Türk.

Ev arkadaşları Fas'lı Abed ve İspanyol Piyu.

Şahane bir öğrenci evi ve öğrenci arkadaşlığına sahipler.

Piyu'nun kız arkadaşı var. Allegre. Bulumiya hastası ama kimse farkında değil. Süperkulade yemekler yapıyor, kendisinin hiç tatmadığı, tatsa bile sonrasında hemen kustuğu. Mutfak adeta nefes alabildiği bir yaşam alanı. 

Teyzeleri var bir de onun. Bir sürü teyze.

Gail var. Ömer'in kız arkadaşı, sonra da karısı olan tuhaf bir kadın. Çok tuhaf. Asıl ismi bu değil. En son kullanmakta karar kıldığı isim bu."İsimler insanların varoluş kalelerine uzanan köprülerdir" diye düşünüyor. "Birinin adını öğrenmek varoluşunun yarısını ele geçirmektir, gerisi parçalardan ve ayrıntılardan ibarettir. Çocuklar bunu ruhlarının derinliklerinde bilirler. Bir yabancı isimlerini sorduğunda içgüdüsel olarak söylemeyi reddetmeleri bundandır. Çocuklar isimlerin gücünü idrak eder, ama büyüdüklerinde unutuverirler." (sf 33)

Abed'in annesi Zehra'nın kısa süreli ziyaretiyle renklenen, Ömer ve Gail'in evlenip ayrı eve çıkmalarıyla rengi solan, en sonunda da Gail'in intiharıyla noktalanan bir öğrenci evi romanı desem, çok basite indirgemiş olurum belki ama öyle sonuçta. Tabi arkada farklı kültürler, farklı kişilikler, gurbet, yabancılaşma gibi soslar var. 

14 Ağustos 2011 Pazar

İSKENDER


İSKENDER

Yazarı: Elif Şafak


Yayınevi: Doğan Kitap


Basım Yılı: 1. Baskı - Ağustos 2011


Sayfa Sayısı: 443




Nasıl da bir solukta bittiğini anlamadım bu kitabın. Sakin sakin, yavaş yavaş okuyordum halbuki. Özellikle hızlı okumaya gayret etsem bu kadar çabuk bitmezdi.

Kitabın sürükleyici kurgusunda kayboldum. Her karakter ilmek ilmek işlenmiş, yolda görsem tanırım her birini, o derece.

Kitabın başında bir soyağacının yer alması iyi olmuş. Böyle kalabalık kitaplarda ''Bu kimdi?'' sorusu sık sık takılır insanın aklına. Birkaç sayfa geriye gidip onun kim olduğunu hatırlamaya çalışırsın sonra. Fakat bu soyağacına bakınca daha rahat hatırlıyorsun. Zaten kısa bir süre sonra da oraya bakmana gerek kalmadan tanımış oluyorsun herkesi.

Yarısına kadar durgun denilebilecek bir olağanlıkta ilerlerken kitap, sonra birden şaşırtmacalar başlıyor. O kadar da düz bir aile dramı olmadığını farkediyorsun okuduğunun. Daha karmaşık.

Naze ve Berzo var soyağacının en üstünde. Fırat yakınlarında bir köyde, erkek evlat sahibi olmak isteyen fakat 8 kız çocuğuna sahip Naze ve Berzo. Onların ikiz kızları Cemile Yeter ve Pembe Kader.

Beri yanda İstanbul'da yaşayan Ayşe ve sarhoş kocası. Onların çocukları Adem, Tarık, Halil.

Köye yolu düşen Adem, Cemile'ye aşık olur. Fakat Cemile ile değil Pembe ile evlenmek durumunda kalır. Çünkü Cemile, bir süre önce hısım akrabaları tarafından kaçırılmıştır ve kimse emin olmasa da namusuna leke sürülmüş olabilir. Bunu bilmeden ağabeyi Tarık'a, köyde tanıştığı bir kızla evlenmek istediğini haber veren Adem, ağabeyine karşı utanç duymamak için Pembe ile evlenir. Bu evlilikten İskender, Esma ve Yunus doğar.

Daha en baştan yanlış olduğu belli bu evlilik çifte mutluluk getirmez. Adem kumarla ve Roksana ile tanışıp ailesinden uzaklaşır.

Pembe, yaşadıkları İngiltere'de ırkçı bir pastanecinin çirkin sataşmalarından kendini kurtaran Elias ile yakınlaşmaya başlar. Fakat töreler onun mutlu olmasına izin vermeyecektir.

Ailenin her bir parçası ayrı bir yana dağılır.

Yunus, punkçılardan oluşan bir grubun içindedir. Kendinden yaşça epey büyük Tobiko ile vakit geçirmekten hoşlanır. Onların yanında bulunmaktan keyif alır.Baktığınız zaman da en mutlu ekip onlardır.

Esma, kitap yazmak, dünyayı dolaşmak gibi hayaller kurar.

İskender, güçlü, yapılı, cesur ve kavgacı bir çocuktur. Bir de söylemeden edemeyeceğim, aptaldır. Yaptıklarını yapabilmek için aptal olmak gerek çünkü. Çok garip birşey bu zaten. Gücünün kuvvetinin maaşallahı var ama aklen biraz zayıf.Allah bir yerden verip, bir yerden alıyor galiba.

Annesinin başka bir adamla birlikte olduğunu öğrenen İskender, pavyon köşelerinde sürten ve evine hiç uğramayan babasına durumu anlatır. Babanın çok da umrundaydı. Babasının umursamazlığı nedeniyle İskender, kendisinin birşeyler yapması gerektiğini düşünür. Aslında bunu da kendisi düşünmez. Hatip midir nedir. Pis dinci yobaz. Hep onun aklından çıkıyor bunlar.

Sonra İskender namusunu temizlemeye karar verir.Kitabın ilk sürprizi de burada başlıyor. Minik minik şaşırtmacalarla da sürükleyiciliğini arttırıyor. Öyle ki ne kadar çabuk bitirdiğinize şaşırıyorsunuz.


12 Ağustos 2011 Cuma

BABA VE PİÇ


BABA VE PİÇ

Yazarı: Elif Şafak

Yayınevi: Metis Yayınları



Asya, erkeklerinin uzun süre yaşamadığı, çoğunluğu kadınlardan oluşan babası meçhul(piç) bir kızdır. Annesine Zeliha Teyze diye hitap eder. Mini etekli, dövmeci annesi bundan hiç de rahatsızlık duymaz. (Kitabın ilerleyen sayfalarında bunun nedeni anlaşılır.)

Asya'nın Banu Teyzesi cinlerinden haber alan, dini bütün bir falcıdır. (Evet ilginç bir çelişki ama öyle. Hem dini bütün, hem falcı)

Cevriye teyzesi tarih öğretmeni, Feride teyzesi hafif kafadan çatlaktır.

Mustafa dayısı ise genç yaşında, ailede erkeklerin uzun yaşamasını önleyen lanetten kurtulmak için Amerika'ya gitmiştir. Ve ancak 20 yıl sonra döner. Adeta geçmişiyle bağlantısını silmek ister.(Nedeni de ilerleyen sayfalarda anlaşılır.)

Armanuş, Ermeni bir baba ve Amerikalı bir annenin kızıdır. Annesi Rose, kocasının geniş ve sözde ermeni soykırımıyla kafayı bozmuş ailesine ayak uyduramaz ve boşanırlar. Türk düşmanı olan bu aileye kıllık olsun diye bir gün süpermarkette tanıştığı bir Türk ile, Mustafa ile evlenir.

Armanuş, babaannesinin İstanbul'daki hatıralarının peşine düşer. Annesine, babasına, kimseye haber vermeden İstanbul'a üvey babasının ailesinin yanına ziyarete gider.

Aslında çok da sıcak kanlı olmayan ve kolay arkadaşlık kuramayan Asya, Armanuş ile çok iyi anlaşır. Onu Cafe Kundera'daki elit arkadaşlarıyla bile tanıştırır. Burada sözde ermeni soykırımı hakkında tartışırlar.

Vakti zamanında yazarın meşhur madde 301 nedeneiyle yargılanmasına sebep olan kısımları bulmak zor olmuyor. Sözde ermeni soykırımı hakkında pek çok şey anlatılırken, karşıt görüş konusunda çok yeterli bilgi yok. Kitaptaki Türk karakterler bu konu hakkında fazla malumata sahip değil ve daha çok geçmişe takılmaktansa geleceğe yön verme kanaatinde. Kitapta sözde ermeni soykırımı ciddi manada reddedilmediği gibi, tam anlamıyla onaylanıyor da değil. Tam hatırlayamamakla birlikte Kemal Kerinçsiz açmıştı herhalde bu kitaba davayı. Kerinçsiz gibi bu konularda ziyadesiyle hassas(!) birinin kanına dokunabilir ama bunun bir roman olduğu ve diyalogların hayali karakterler arasında geçtiği unutulmamalıydı.

Kitap bu ideolojik tartışmasından arındırılıp, salt roman olarak değerlendirildiğinde son derece akıcı. Okuyucuyu içine alıyor ve bir an evvel bitirmek için sabırsızlandırıyor.

12 Temmuz 2011 Salı

BİT PALAS


BİT PALAS

Yazarı: Elif Şafak


Yayınevi: Doğan Kitap


Basım Yılı:Doğan Kitap'ta 1.Baskı Mart 2009


Sayfa Sayısı: 379



Bir an bir '' Şehrin Aynaları '' sendromu yaşayacağımı sanmıştım. Bir sürü ve birbirinden ilgisiz isimler silsilesi ile yine kafam bulanacak, okumuş olmak için okuyacağım bir kitap olacak diye eyvahlanırken, yanıldığımı kısa sürede anladım.


Bonbon Palas sakinlerinin her birini tek tek anlatıyor Yazar. Bir apartmanın içinde yaşayanların kim olduklarını okudum, daha kapı komşusunu tanımayan ben.


Çok nezih bir semtte bulunan bu güzel görünümlü apartman, içini saran çöp kokusu ve oradan buradan fırlayıveren böceklerle bir türlü başedememektedir. Kitabın sonuna doğru da anlarız bunun sebebini. Anlarız ve çok şaşırırız.

11 Eylül 2010 Cumartesi

MAHREM


MAHREM


Yazarı: Elif Şafak


Yayınevi:Metis Yayınları


Basım Yılı:İlk Basım 2000, 10.Basım 2006


Sayfa Sayısı:229



Hem günümüzden hem de yüzyıllar öncesinden öykülerle sentezlenen komplike bir roman. Adeta bir yılan gibi. Kuyruğu sonra başa ulaşıyor.


Şişman, çok şişman bir kadın vardır ana eksende. Ne yaparsa yapsın artık zayıflayamayacağına kanaat getirmiş, kilolarıyla yaşamaya çalışan fakat dışarıdaki güzelliklerden uzak duran bir kadındır o. Dışarıda insanların seyirlik malzemesi olmaktan rahatsızlık duyar. Görünüşü nedeniyle kimseyi sevemeyeceği, kimsenin de onu sevemeyeceğin düşündüğü bir zamanda Be-Ce ile tanışır. Onun da son derece kısa boylu olması nedeniyle uzun, iri, şişman bir kadın ve zayıf, cüce bir erkeğin sevgililiği dışarıda rahatsız bakışlara maruz kalmalarına yol açar.


Kitapta normal insanlar ile aşırı güzellikleri ve aşırı çirkinlikleriyle bir sirk çadırında görsel malzeme olarak kullanılan yüzyıllar öncesinden gelen örnekler vardır.Tüm bu insanlar bir romanın sayfalarında birbirlerinin hayatlarına bulaşmadan ortak noktalarının öne çıkardığı görsellikleriyle var olmaya çalışır.Var mı dedim. Belki de yoklar. Belki de hiç olmadılar.


23 Ağustos 2010 Pazartesi

PİNHAN


PİNHAN


Yazarı: Elif Şafak


Yayınevi: Metis Yayınları


Basım Yılı:İlk Basım,1997,İletişim-Metis'te 1.Basım 2000


Sayfa Sayısı: 218




Elif Şafak'ın ilk romanı.

İkinci romanı Şehrin Aynaları'ndan sonra Elif Şafak'ın bu kitabı da içimi baydı, afakanlar bastı.

Sanırım Elif Şafak bir dönem Mevlevilik, Sufilik falan bir sürü birşeyler okudu. Araştırmalar yaptı ve kafayı sıyırdı. O sıyrık kafayla da bu kitabı yazdı. Evet, bence öyle.

Virgülü bitmeyen cümleler, noktanın çok uzak olduğu betimlemeler, gerekli gereksiz bir sürü insan kalabalığı...

Ay içim kıyıldı.

Kitapta adı geçen insanların genel konuyla alakası ne? Pasajlar halinde bir sürü insanın hayatından bir kesit var, ee sonra? Ne oluyor o insan? Nereye bağlanıyor konu? Hiç bir yere.

Kitabın esas konusu en kaba, en odunca anlatımıyla şöyle

***

Pinhan diye bir derviş var. Bu Elif Şafak'ın tabiriyle ''ikibaşlı''. Yani çift cinsiyetli. Bir de iki isimli bir sokak var. Bu sokağın üstünde kara bulutlar dolaşıyor. Sokağın kocakarıları başlarına gelen felaketten kurtulmak için bir şekilde Pinhan'ı buluyorlar ve hamamın ortasına koyuyorlar. Pinhan'dan bir cinsiyeti tercih etmesini istiyorlar. Pinhan'ın kafa gidiyor, geliyor ve uyandığında kadın oluyor. Sokağın başına musallat olan belalar da yok oluyor.

Pinhan'ın aşık olduğu dansöz bir erkek güzeli var. Bu erkek güzeli, birlikte oldukları bir gece bir anda çıkıp giden Pinhan'ı ararken dere boyunda bir kadın cesedi bulur. Aaa bir de bakar ki bu Pinhan.

***

İşte bu hikayeye eklemlenmiş ya da daha doğrusu eklemlenmeye çalışılmış, belki de başarılmış ama benim anlamadığım, bir sürü küçük hikayecik ile kitap zenginleştirilmiş.

Elif Şafak, bu kitapla 1998 Mevlana Büyük Ödülü'nü almış. Tebrik ederim. O ayrı.

Ama ben zerre sevmedim. Elif Şafak'ın bu kitabını kafası bir milyonken yazmış olduğunu düşünüyorum. Aynı uçmuş kafayla bundan sonra da Şehrin Aynaları'nı yazmış. Neyse ki sonra Mahrem ile biraz yeryüzüne iner gibi olmuş. Baba ve Piç ile nihayet biz dünyalıların arasına inmiş ve Aşk ile de bir süre daha gezegenimizde bizlerle birlikte yaşayacağını göstermiş.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

ŞEHRİN AYNALARI


ŞEHRİN AYNALARI


Yazarı: Elif Şafak


Yayınevi: Doğan Kitap


Basım Yılı:Doğan Kitap'ta 1. Baskı - Mart 2009


Sayfa Sayısı: 298



İçim kıyıldı.


Elif Şafak, bu kitabında Dostoyevski'den çok Dostoyevskici davranmış, onlar nasıl betimlemeler. Tolstoy'dan çok Tolstoy'cu davranmış, onlar nasıl isimler.


Valla içim bayıldı.


Aylar önce bu kitabı ilk defa elime almış, işe gidip gelirken yolda okurum demiştim. Birkaç gün otobüste, metrobüste okudum. Ama daha kitabın yarısına bile gelmeden konular arasında bağlantı kuramadığım, okuduğumu anlamadığım için bıraktım.


İşsiz güçsüz olduğum şu günlerde bu kitaba bir şans daha verdim. Bu defa elime bir de kalem aldım. Kitapta geçen her ismi, ismin geçtiği bölümün ilk sayfasına not aldım. 10-20 bazen daha çok sayfa sonra o isimden yeniden bahsedildiğinde ''Ben bu ismi bir yerden hatırlayacağım ama...Kimdi kimdi...?'' diye düşünmelerimin önüne geçmek için sayfaları geri geri çevirip o ismin notunu aldığım bölüme baktım. Ancak böylece kişiler arasında kontakt kurmayı başarabildim. Böyle de zahmetli bir kitap.


Kitaptaki konuya gelince:

Ay sıkıntı bastı.


Isabel Nunez Alvares güzel ama mutsuz bir kadın. Böyle bir depresif, bir tuhaf. Kocası var, Antonio Pereira. Adam özünde felsefeci ama aile mesleği olan hekimliği de yapmak istiyor bir yandan. Bu ikisinin mutsuz, ruhsuz bir evlilikleri var.Bir de çocukları var Andres. Antonio Pereira'nın erkek kardeşi var Miguel Pereira. Bundan ne köy olur, ne kasaba. Bir halta yaramayan bir insan.Ondan sonra Beatriz Blasguez var, İsabel'in arkadaşı ve Miguel'e yanık. Elena Rodriguez var. Bu kadının çocuğu Diego ölmüş, bu da Andres'i ölen çocuğunun yerine koyup seviyor.Alonso Perez de Herrera var. Sesi bir erkeğe göre çok ince ama onu doğaüstü bir ses yönlendiriyor, vaaz veriyor. Haham Yakup var, Şeyh Süleyman Sedef Efendi var. İsimlerinden anlaşılıyor ne iş yaptıkları. Zühre var, Zülfe var, Yaşlı var. Ay var oğlu var. Say say bitmiyor.


Böyle Brezilya dizisi gibi.

Ne bu be.


Hem işi gücü bırakıp sadece bu kitaba odaklanacaksın. Öyle yolda okuyayım, müzik dinlerken okuyayım falan olmuyor. Hemen küsüyor kitap. Hem de bir elinde kalem notlar alarak okuyacaksın. Peki tüm bunlara değiyor mu? Hayır kere hayır.