9 Ekim 2016 Pazar

MANŞETLERİ GÖR AKLINI KAÇIRIRSIN




MANŞETLERİ GÖR AKLINI KAÇIRIRSIN
90'lı Yıllarda Gazetecilik
Burcu Karakaş
2016
İmge Kitabevi
1. Baskı - Temmuz 2016
156 sayfa

90'lı yıllarda PKK, Kürtler, terör... konulu haberlerde kullanılan dili sorguluyor bazı gazeteciler.
Ayşenur Arslan
Celal Başlangıç
Mete Çubukçu
Mehmet Y. Yılmaz
Doğan Akın
Ruşen Çakır
Nurcan Akad
Ragıp Duran
Rıdvan Akar
Özcan Sert
Tuğrul Eryılmaz
Kitapta fikri sorulan gazeteciler bunlar.
Öldürüldü/ölü ele geçirildi/etkisiz hale getirildi/öldü/şehit oldu... gibi ifadeler üzerine çokça tartışma yaşanmış.
Keza bebek katili/terörist başı... gibi.
Ayşenur Arslan; "Şimdi Abdullah Öcalan ya da Öcalan dediğiniz zaman, bu ülkede tanımayacak bir Allah'ın kulu olabilir mi?" diyor.
Kürtlerle ilgili de bölge halkı/yerel halk/Diyarbakır halkı/güneydoğu...
"Kürtlerle ilgili cümle kuramazdık; çünkü öyle bir şey yoktu." diyor Mete Çubukçu.
"Güneydoğu sorunu diyor. Nedir bu? Pirinçleri mi az geldi, patates mi yetişmiyor memlekette? Sonra Kürt sorunu diye tırnak içinde kullanılmaya başlandı." diyor Tuğrul Eryılmaz
Mehmet Ali Birand bu konularda daha açık fikirli olmuş ve ilkleri gerçekleştirmiş. Öcalan'la röportaj yapması bir kırılma noktası olmuş.
Haber olsun diye emniyet müdürüne rica edip ev bastıran, örgütten rica edip korucu astıran habercilere ne demeli?
Ya da hiç haber olmayanlar? Köy boşaltmalar, dışkı yedirmeler, hakkımı helal etmiyorum diyen aileler...
Bunlar hep bir algı yaratıyor. Dönemin politikasına uygun bir dil kullanılıyor. Şehit cenazelerini gösterin ya da şehit cenazelerini göstermeyin diye o günkü ülkenin durumuna göre müdahaleler olurmuş haber kanallarına, gazetelere.
Öcalan yakalandığında kamuoyunda onun asılacağı yönünde bir beklenti varmış. Mehmet Y. Yılmaz'ın dediğine göre MİT Müsteşarı, bazı gazetecilerle görüşüp Öcalan'ın asılmaması için kamuoyu oluşturulmasını istemiş.
Gazetecilerin illa üstten net bir emir almaları da gerekmiyor. Yönetimin tavrı gazete diline de yansıyor. Ruşen Çakır, Recep Tayyip Erdoğan'ın 2015 genel seçim kampanyası boyunca alanlarda kullandığı saldırgan dilin medyaya talimat olarak yansıdığını söylüyor.
Mehmet Y. Yılmaz, 90'larda Türk medyasının gaz boşaltma görevi olduğunu düşünüyormuş. Toplumdaki öfkeyi yatıştırmak için.
Yazar, diğer gazetecilere de Yılmaz'ın bu kanaatini sormuş. Katılan yok. Ağırlıklı olarak gazeteciliğin sadece doğru ve tarafsız haber vermekle yükümlü olduğunu söylemişler.
 90'larda eğer gazeteciler tarafsız ve cesur olabilselerdi, doğru bir dil kullanabilselerdi bugün daha iyi bir noktada olacağımızda hemfikir hepsi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder