31 Temmuz 2010 Cumartesi

ŞEHRİN AYNALARI


ŞEHRİN AYNALARI


Yazarı: Elif Şafak


Yayınevi: Doğan Kitap


Basım Yılı:Doğan Kitap'ta 1. Baskı - Mart 2009


Sayfa Sayısı: 298



İçim kıyıldı.


Elif Şafak, bu kitabında Dostoyevski'den çok Dostoyevskici davranmış, onlar nasıl betimlemeler. Tolstoy'dan çok Tolstoy'cu davranmış, onlar nasıl isimler.


Valla içim bayıldı.


Aylar önce bu kitabı ilk defa elime almış, işe gidip gelirken yolda okurum demiştim. Birkaç gün otobüste, metrobüste okudum. Ama daha kitabın yarısına bile gelmeden konular arasında bağlantı kuramadığım, okuduğumu anlamadığım için bıraktım.


İşsiz güçsüz olduğum şu günlerde bu kitaba bir şans daha verdim. Bu defa elime bir de kalem aldım. Kitapta geçen her ismi, ismin geçtiği bölümün ilk sayfasına not aldım. 10-20 bazen daha çok sayfa sonra o isimden yeniden bahsedildiğinde ''Ben bu ismi bir yerden hatırlayacağım ama...Kimdi kimdi...?'' diye düşünmelerimin önüne geçmek için sayfaları geri geri çevirip o ismin notunu aldığım bölüme baktım. Ancak böylece kişiler arasında kontakt kurmayı başarabildim. Böyle de zahmetli bir kitap.


Kitaptaki konuya gelince:

Ay sıkıntı bastı.


Isabel Nunez Alvares güzel ama mutsuz bir kadın. Böyle bir depresif, bir tuhaf. Kocası var, Antonio Pereira. Adam özünde felsefeci ama aile mesleği olan hekimliği de yapmak istiyor bir yandan. Bu ikisinin mutsuz, ruhsuz bir evlilikleri var.Bir de çocukları var Andres. Antonio Pereira'nın erkek kardeşi var Miguel Pereira. Bundan ne köy olur, ne kasaba. Bir halta yaramayan bir insan.Ondan sonra Beatriz Blasguez var, İsabel'in arkadaşı ve Miguel'e yanık. Elena Rodriguez var. Bu kadının çocuğu Diego ölmüş, bu da Andres'i ölen çocuğunun yerine koyup seviyor.Alonso Perez de Herrera var. Sesi bir erkeğe göre çok ince ama onu doğaüstü bir ses yönlendiriyor, vaaz veriyor. Haham Yakup var, Şeyh Süleyman Sedef Efendi var. İsimlerinden anlaşılıyor ne iş yaptıkları. Zühre var, Zülfe var, Yaşlı var. Ay var oğlu var. Say say bitmiyor.


Böyle Brezilya dizisi gibi.

Ne bu be.


Hem işi gücü bırakıp sadece bu kitaba odaklanacaksın. Öyle yolda okuyayım, müzik dinlerken okuyayım falan olmuyor. Hemen küsüyor kitap. Hem de bir elinde kalem notlar alarak okuyacaksın. Peki tüm bunlara değiyor mu? Hayır kere hayır.


2 yorum:

  1. Böyle insanın içini sıkan kitaplar oluyor bazen. Sanırım bu sıkıntı, tarzımız olmayan bir kitabı elimize aldığımızda oluyor. İçinde kendimizden bir şeyler bulamayınca...

    İnternetten indirdiğim e-kitapları okumaya başlar ama daha önsözünde bırakırım bazılarını.

    YanıtlaSil
  2. Bana da sık sık olur o.Sonra bir türlü karar veremem, her şeye rağmen okumaya devam mı etmeli, yoksa bırakmalı mı?

    Bazen ''Sıkıcı mıkıcı,sonuna kadar okuyayım. Belki ilerleyen sayfalarda güzel olur'' diyorum.

    Bazen de ''karpuz aldığında kelek çıkarsa yemeye devam etmiyorsun. Kitap da baktın sarmadı, okumaya devam etme'' diyorum.

    YanıtlaSil