15 Mayıs 2016 Pazar

CEVDET BEY VE OĞULLARI


CEVDET BEY VE OĞULLARI

Orhan Pamuk

1982

İletişim Yayınları

22. Baskı - Mart 2008

610 sayfa


Sabahattinciğim Aliciğim'inkilerden sonra en sevdiğim roman Cevdet Bey ve Oğulları.

Yıllar önce okumuştum, o zaman da beğenmiştim.

Orhan Pamuk'un tüm kitaplarını okumaya karar verince tekrar okudum bunu. Yine beğendim, yine beğendim.

*

Sonradan Işıkçı soyadını alacak olan Cevdet Bey, gayrimüslimlerin hakim olduğu ticaret dünyasına Müslüman bir Türk olarak girer ve başarılı da olur. 

Cevdet Bey, ticaretten başka bir şey düşünmemektedir. Bir de evlenip sıcak bir yuva kurdu mu tamamdır. Hatta daha evlenmeden ve çocukları olmadan şirketinin adını "Cevdet Bey ve Oğulları" koymuştur bile.

Ağabeyi Nusret Bey ise, Cevdet'in tam tersine siyasetle ilgilenmekte, Abdülhamit iktidarına karşı gelmektedir. Paris'te jön Türkler hareketine de katılmış, ama şimdi İstanbul'da verem nedeniyle ölümü beklemektedir. Maddi durumu da iyi olmadığından kardeşi Cevdet ara sıra ona yardım eder. 

Nusret, Cevdet'i küçük dünyası için aşağılar.

Cevdet, aslında ağabeyini sever ama onun aşağılamaları yüzünden pek görüşmezler. 

Aslına bakarsanız ben Cevdet'in aşağılanacak bir yanı olduğunu düşünmüyorum. İşinde gücünde bir adam. 

Nusret, ölüm döşeğindeyken boşandığı eşinden olan oğlu Ziya'yı Cevdet'e emanet eder. 

Ziya, ilerleyen yıllarda Cevdet ve ailesinin canını sıkacaktır. Sık sık para isteyecek, Cevdet'in kazancında hakkı olduğunu ileri sürecek.

Cevdet, Şükrü Paşa'nın kızı Nigan Hanım ile evlenir.

Osman, Refik ve Ayşe adında üç çocukları olur.

Osman, babasının izinden giden bir ticaret adamıdır. Ancak babasından farklı olarak babacan değildir ve üstelik karısını aldatır. Karısı da bu metresten haberdardır. Osman, bir daha yapmayacağına dair karısını ikna eder ama yine gider metresine. Kendince açıklaması vardır. Özellikle babası ölünce omzuna binen yükün ağırlığı ve evdeki huzursuzluklar nedeniyle nefes almaya ihtiyacı olduğunu, bunu da en iyi metresinin yanında sağladığını söyler kendi kendine.

Nermin'i de başka bir adamla görür Refik ile karısı ama kimseye söyleyemezler.

*

Refik de başta ticaretle ilgileniyorken sonra hayatın anlamını sorgulamaya başlar. Karısı Perihan'ı ve küçük çocukları Melek'i terk edip, arkadaşı Ömer'in yanına, Kemah'a gider. Orada yurt meseleleri, özellikle köylerin kalkınması gibi konularda tasarılar yazar. Aylarca dönmez eve. 

Refik'in iki arkadaşı var: Ömer ve Muhittin.

Ömer, sıradan bir insan olmayı kendine yediremeyen, bir fatih olmayı hayal eden, hırslı bir adam. Kenarımın fatihi Ömer, romanın sonunda toprak ağası oluyor ve aptal bir kadınla evleniyor. 

Muhittin, 30 yaşına geldiğinde ünlü bir şair değilse intihar etmeyi düşünen, ama tabii ki buna totosu yemeyen, burnu havada ama aslında eziğin teki bir şair. Bu da kendisini Ömer gibi çok zeki zannediyor. O kadar zeki ki geneleve gitmeden önce meyhanede demlenirken ihtiyar bir adamın milliyetçi nutuklarına kanıp en ağır milliyetçi oluyor. Romanın sonunda kendisi milletvekili.

*

Refik, Ömer ve Muhittin'in üçü de birbirinden sevimsiz.

En çok sevimsizinden en az sevimsizine doğru sıralarsak

Muhittin > Ömer > Refik

Muhittin, ortamların neşesini kaçıran, soğuk nevale, kendini bir bok zanneden, insanları aşağılayan eziğin teki. Bu ezikliğinden zaten herkesi ve özellikle zenginleri aşağılaması.

Ömer de kendini çok yukarılarda gören, o yukarılara ulaşmak için hırslı davranan, ama en nihayetinde sıradan bir evliliğe ve hayata mahkum kalan biri.

Ve Refik... Ennnnn sevmediğim erkek tipi, ennnn.

Tahammül edemiyorum bu tiplere. Yaşı kemale ermiş ama hâlâ ergenlikten çıkamamış gibi davranan, kendini bulamamış, kendini arama yolculuğunda da çocukça davranan safın teki.

Karısı ki hem güzel, hem akıllı bir kadın, ne kadar tahammül edecek bu bebeye diye düşündüm. Terk etmiş sonunda adamı, sevindim.. Helal olsun kadın. Herif, seni kundakta bebeği ile "Sen beni anlamıyorsun" diye ergen tribi atıp terk etsin, sen evde bu hıyarın varoluş sancısının bitmesini bekle. Yok ya. Boşamış bu dangalağı, başka biriyle evlenmiş, ohh çok güzel olmuş, Perihancığım. Canımsın.

*

Refik'in Melek adlı kızından sonra bir de Ahmet adında bir oğlu oluyor.

Çok hazindir ki Refik, "Benim gibi olmasın, herkes gibi olsun. Herkesinki gibi bir de ad koyarız." diye adını Ahmet koyduğu çocuğu da tıpkı babası gibi, hayatta ne işe yaradığını ve ne istediğini bilemeyen, muhtemelen de hiçbir zaman bilemeyip bir oğlan çocuğu olarak kalacak biri oluyor. 

Ay evlerden ırak. Şişiriyor beni bu erkekler. 

Ömer'in evleneceğiz diye oyaladığı, ama en sonunda romandaki diğer tüm kadınlar gibi karakterli davranıp Ömer'den ayrılan Nazlı'nın da dediği gibi:

"Erkeklerde zayıflık görmek insanın dünyaya olan güvenini azaltıyordu." sf.372

Benim için de böyle galiba. 

*

Nişantaşlı bir ailenin üç kuşağının anlatıldığı romanda

1. kuşak Cevdet Bey, Abdülhamit döneminde
2. kuşak Osman, Refik, Ayşe ve diğerleri Atatürk ve İnönü döneminde
3. kuşak Ahmet ve diğerleri de 1970'lerde yaşıyor.

Her bir karakter ve olaylar ağı o kadar mükemmel anlatılmış ki okuması da keyifli, sonra üzerine düşünmesi de keyifli, insanların çeşitliliği de keyifli. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder