25 Eylül 2023 Pazartesi

OLESYA

 

OLESYA

Aleksandr İvanoviç Kuprin

1898

Çeviren: Hazal Yalın

İthaki Yayınları

1.Baskı – Ağustos 2022

115 sayfa

 

Bir cadı avı hikayesi diyeceğim bu romana.

*

Vazifesi gereği uşağı, aşçısı ve av arkadaşı ile taşraya gelen bir Rus görevli olan İvan Timofeyeviç, burada aylaklık ederken bir gün av arkadaşı Yarmola’nın ormandaki cadılardan bahsettiğini duyar.

Muhabbet, Rus beyimizin konuşma arzusundan doğar. Yarmola’nın konuşmaya gönlü yoktur ama bey onu zorlar. Birden esen rüzgardan açılır konu. Yarmola, bu rüzgarın sebebini “ya bir cadı karısı doğdu ya da büyücünün teki eğlenceye dalıyor.” diye açıklar. Sf.16

Yarnola’nın köyünde de bu büyücülerden varmış ama köyün delikanlıları onu kovmuşlar. Büyücü cadı artık köyden uzakta bir ormanda yaşıyormuş. Bazı kadınlar ona fal baktırmaya gidiyormuş gizli saklı.

*

Beyimiz İvan ve Yarmola, bir gün ava çıktıklarında İvan kaybolur. Bir kulübe görür. Kulübeye girer. İçeride yaşlı bir kadın ve torunu olan genç bir kız vardır. İvan bu yaşlı kadının, Yarmola’nın bahsettiği büyücü olduğunu anlar. Kadın ona pek misafirperver davranmaz. Ama genç kız yakın davranır. Zamanla da birbirlerine aşık olurlar.

Adı Olesya olan bu kız, İvan’ın falına bakar. Onu gelecekte çok iyi günlerin beklemediğini söyler. Ama İvan buna aldırış etmez.

*

İvan’ın köydeki görevi sona ermiştir, artık dönmesi gerekir. Ama Olesya’yı bırakmaz istemez. Onunla evlenmeyi düşünür. Bu düşüncesini Olesya’ya da açar. Ama Olesya, ayrı dünyaların insanıyız, der. İvan eğitimli, şehirli bir bey. Olesya okuma yazması bile olmayan, köylü bir kız.

Eğitimi yok ama hiçbir eğitimli insanda olmayan özel yetenekleri var. Bugün “astral seyahat” dediğimiz şeyi yapıyor Olesya. Ama bunu yapmaktan pek hoşlanmıyor ve bunu nasıl yaptığını anlatmayı da beceremiyor. Ayrıca çok güçlü bir imajinasyon yeteneği var. İvan’a bunu kanıtlamak için bir gösteri de yapıyor. İvan’a yolda yürümesini söylüyor. İvan yürümeye başlıyor, ama zaman zaman tökezleyip düşüyor. Bunu ona yaptıran Olesya. Olesya bunu açıklarken zorlanıyor. Seninle benim aramızda bir ip olduğunu düşünüyorum, o ipi çekince senin düştüğünü görüyorum, sen de düşüyorsun... diye açıklıyor. Aslında maji denilen şeyi yapıyor. Yüksek bir gama dalgası var belli ki Olesya’nın. O günler için büyücü sayılması anlaşılabiliyor.

*

İvan, Olesya’nın eğitimsizliğini, köylülüğünü önemsemiyor ama Olesya’nın kiliseye hiç gitmemesi ve gitmeyi de istememesi canını sıkıyor. Olesya, kendisindeki bu özelliğin nesillerdir kendilerinde olduğunu söylüyor ve bunun bir lanet olduğuna inanıyor. Bu yüzden kiliseye giderse başının belaya gireceğini sanıyor. Ama sevgilisinin gönlünü hoş etmek için bir gün kiliseye gidiyor.

Kilisede onun garipliğini gören ahali, onu tersliyor, kovalıyor, dövüyor. Olesya, güç bela kaçıyor ellerinden. Kaçarken de tehditler savuruyor.

Evine döndüğünde büyükannesi artık orada yaşayamayacaklarını, gitmeleri gerektiğini söylüyor. Çünkü artık ahalinin başına ne gelirse Olesya’dan bilecekler.

*

İvan, Olesya’nın kiliseye gittiğini ve şiddete uğradığını sonradan öğreniyor. Çok üzülüyor. Hemen gidiyor yanına. Olesya onu suçlamıyor, ona kızmıyor, ama birlikte olamayacaklarını anlatıyor. Vedalaşıyorlar.

İvan gerisingeri dönüyor. Evde Yarmola ona gitmesi gerektiğini söylüyor. Çünkü dolu yağmış ve bu dolu yüzünden ahalinin ekinleri zarar görmüş. Bunu cadılardan biliyorlar ve İvan da o kadınlara yakın diye onu da suçluyorlar.

İvan, Olesya’nın kulubesine gidiyor. Ona haber vermek, öfkeli kalabalıktan kurtarmak için. Ama kulübeye gittiğinde kimseyi görmüyor, çoktan gitmişler.

*

Acıklı bir aşk hikayesi.

İvan azıcık daha cesur olsaydı, kızı kilise milise diye üzmeseydi her şey farklı olabilirdi.

*

Rus romanlarında illa bir Türk ifadesi geçer. Ya Türklerle yapılmış bir savaşın bahsi geçer, ya Türk halısı ya Türk kahvesi. Bu romanda da varız, bir türküde:

Oy, akşam güneşi battı

Poçayev’in üstü karardı.

Oy, Türk ordusu yürüdü,

Kapkara bir bulut gibi.

 

Kitaptaki anlatıya göre:

“Türkünün devamında Türklerin Poçayev Manastırı’nı hücumla ele geçiremeyince kurnazlıkla almaya karar verdikleri anlatılır. Bu amaçla manastıra hediye gibi içi barut dolu kocaman bir mum göndermişler. (...) Büyük mutluluğa kapılan keşişler tam mumu Poçayev Meryem Ana tasviri önünde yakacaklarmış ki...”

İlahi bir esinle yakmamaya karar vermişler. Mumu açık alanda parçalamışlar.

*

Köylülerin yaşamından da yer yer bahsediliyor kitapta. Doktor karşısına çıkınca rahatsızlıklarını bir türlü doğru tarif edemeyişleri sıkıntı yaşatıyormuş. Hepsi “İçim ağrıyor” ve “Ne yemem ne içmem kaldı” diye tarif ediyormuş rahatsızlıklarını. Sonra da doktorun salt bu tariften yola çıkıp derman bulmasını bekliyorlarmış.

*

Yazar Kuprin, Çehov ve Gorki ile birlikte Rus öykücülüğünün en önemli isimlerinden sayılıyormuş. 20.yüzyıl Rusya’sının en çok okunan yazarlarından biriymiş. Olesya için “otobiyografik kısa roman” diyorlar. Otobiyografi mi? Gerçekten böyle biriyle mi tanışmış? Vaov o zaman!



31 Ağustos 2023 Perşembe

MAUD MARTHA

 

MAUD MARTHA

(Maud Martha)

Gwendolyn Brooks

1953

İngilizce aslından çeviren: Didar Zeynep Batumlu

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

1.Basım - Şubat 2023

119 sayfa


Siyahi bir kadın olan Maud Martha’nın 1920-1940 yılları arasındaki gerek kendi hayatına gerek etrafında olup bitenlere ilişkin hislerini ve gözlemlerini anlatıyor kitap.

Maud Martha aşağılanma ve küçümsenme hissediyor sık sık ama anlatıda bir duygu sömürüsü ya da kendine acıma veya isyan tınısı almadım.

Başta çocuk Maud Martha’yı okurken sakin sakin onun büyüme, evlilik, annelik, iş hayatı deneyimlerine tanık oluyoruz.

Kitabın dilini çok masum buldum. Çocukluk döneminin yansıttığı masumiyet bana “Ötekiler Arasında” kitabını anımsattı. Gerçi o kitapta anlatıcı çocuğun kendisiydi, burada dışarıdan bir anlatıcı var. Ama çocuksu samimilik aynı.

Kitabın bir roman akıcılığı yok. Kısa kısa bölümlerle dağınık şekilde ilerliyor. Bu tarz bana çok keyif vermiyor ama okurken yormuyor da. O yüzden okudum.

*

Maud Martha, bir kız kardeşi var Helen, bir de erkek kardeşi.

-Büyükannesini ölüm döşeğinde görüyor. Onun o görünümüne üzülüyor.

-Konsere gidiyor. Bir insanın kendisine bakan onca insan varken sahnede nasıl durabildiğini anlamıyor ve buna hiç özenmiyor.

-Evle ilgili kredi borçları nedeniyle taşınmaları gerekiyor. Anneleri bunu çocukları üzmeden daha iyi bir yere taşınma imkanları varmış gibi anlatıyor.

-Kardeşi Helen’i daha çok seviyorlar, o daha güzel diye düşünüyor.

-Kendisini çirkin buluyor. Erkek arkadaşına da yakıştıramıyor kendisini. Ama sevgilisi Paul onunla evlenmek istiyor. Paul daha ucuz diye bodrum katta bir sobalı ev tutmak istiyor. Maud Martha ise buna kesinlikle karşı. Yıllarca böyle evlerde yaşamış ve kötü olduklarının farkında. Sonunda bir kiralık daire tutuyorlar ara katta. Ama ev sahibi eşyaların değiştirilmesine müsaade etmiyor. Maud Martha her gün temizlediği halde evde hamamböceği ve sıçan görüyor.

-Sinemaya gidiyorlar karı koca. Etrafta hiç kendileri gibi zenci olmaması onları huzursuz ediyor. İnsanlar kendilerine rahatsızca bakmasın istiyorlar. Çekiniyorlar ama belli etmemeye çalışıyorlar.

-Çocuk doğuruyor. Kocasının doğum esnasında pek yardımcı olamayışını görüyor.

-Bir güzellik merkezi işleten zenci bir kadının yanında çalışıyor bir süre. Buraya gelen beyaz kadınlar bazen “zenci” kelimesini kullanıyor. Örneğin bir tanesi “Birkaç kuruş kazanacağım diye zenci gibi çalışıyorum.” diyor. Maud Martha bunu duyunca çok şaşırıyor. Ama güzellik merkezi sahibi zenci kadın kızmıyor. Diyor ki:

“Zenci ve benzeri kelimeler, bazı beyazlar açısından, bizim insanlarımızın düşündüğü anlamlara gelmiyor. Mesela zenci onlar açısından kötü, köleliği çağrıştıran ya da düşük bir şey anlamına geliyor. Benim aleyhimde bir şey söylemiyorlar. Ben siyahım, zenci değil. Hem zaten, kelimenin onlar açısından ne anlama geldiğini düşünürsek, bir siyah nasıl zenci olabiliyorsa, bir beyaz da pekala zenci olabilir. O halde böyle bir şeye neden tepki göstereyim ki?” Sf.94

-Evlere temizlik ve yemek yapmaya gidiyor. Beyaz patron ve patroniçelerin kendisine üstten baktığını düşünüp üzülüyor.

-Kardeşi Helen kendinden yaşça büyük aile doktoru ile evlenecekmiş. Hali vakti yerinde bir adam. Maud Martha bunun bir aşk evliliği olduğunu sanmıyor.

Bu arada ırkçılık nedeniyle siyahilerin öldürüldüğü dönemler geçiyor. Her şeye rağmen hayatın devam ettiğini görüyor ve ikinci çocuğunu bekliyor.

*

Yazarın tek romanıymış. Aslında şairmiş ve 1950’de Pulitzer ödülü kazanmış ve bu ödülü kazanan ilk siyahi şairmiş.

*

Siyahilerle ilgili bir başka kitap için

Bkz: Bülbülü Öldürmek

RAMSES Batı Akasyası'nın Altında


 RAMSES

Batı Akasyası’nın Altında

(Ramses: Sous L’acacia d’Occident)

Christian Jacq

1997

Çeviren: A. Rıza Yalt

Remzi Kitabevi

5.Basım - 1999

327 sayfa

Beş kitaplık bir serinin son kitabını alıp okumaya başlamışım.

Kitapçıda bu kitaba denk geldim, pek incelemeden alıp okumaya başladım. Beş kitaplık Ramses serisinin son kitabıymış meğer. Olsun.

Fırsat olursa serinin diğer kitaplarını da okumak isterim.

*

Kitapta çok güzel bir Mısır ülkesi var. Hitit İmparatorluğu ile yapılan Kadeş Antlaşması’nın ardından Mısır’da halk refah içinde yaşıyor, ülke zengin ve adaletli, insanlar mutlu.

Ama bundan rahatsız olanlar da var.  

*

Hatti (Hitit) İmparatoru Mutavallis’i oğlu Urhi-Teşup öldürüyor. Ama tahtı Mutavallis’in kardeşi Hattuşil ele geçiriyor. Urhi-Teşup, düşmanı Mısır firavunu Ramses’e sığınıyor. Ramses onu bir süre misafir ediyor. Mısır ve Hatti arasında barış anlaşması (Kadeş) imzalanınca Ramses, Urhi-Teşup’u özgür bırakıyor.

Urhi-Teşup ise Ramses’i öldürmek istiyor.

*

Raya, Ramses’in hükümdarlığını çökertmek için Mısır’da kurulan Hitit casusluk şebekesinin bir üyesi. Barışla birlikte ticarete geri dönmüş. Urhi-Teşup serbest bırakılınca Raya, Urhi-Teşup’un yanına gidip Ramses’i öldürmede işbirliği teklif ediyor. Urhi Teşup da kabul ediyor.

*

Ramses. Babası Seti. Annesi Tuya. Karısı kraliçe Nefertari.

Annesi, babası ve karısı ölüyor Ramses’in.

Geride kızı Meritamon var, dünya işlerinden elini çekmiş, dinle meşgul. Tapınakta toplumdan uzak yaşıyor.

Ramses’in aşığı İset’ten iki oğlu var: Kha ile Merenptah.

Kha dini bilge. Merenptah genç savaşçı.

Nefertari ölünce İset kraliçe oluyor.

*

Dışişleri Bakanı Aşa. Ramses’in çocukluk arkadaşı.

Katip Ameni. O da Ramses’in çocukluk arkadaşı. Ayrıca Kral’ın resmi sandalet taşıyıcısı.

Yılan oynatıcısı Setau. O da Ramses’in çocukluk arkadaşı. Lotus, Setau’nun sevgilisi. İki sevgili tıpla, özellikle zehirlerle ilgileniyor.

Musa da arkadaşları. Bildiğimiz peygamber Musa. Ama onun yolu ayrı. Çölde dolaşıp savaşıyor.

Seramana, Ramses’in güçlü savaşçısı. Ramses için kurşun atar, kurşun yer.

*

Bu barış ortamından Hitit imparatoru Hattuşil rahatsız. Barışın devam etmesi için için karısı imparatoriçe Putuhepa’dan olan kızının Ramses ile evlenip Mısır’a Büyük Kraliçe yapılmasını istiyor.

Bu isteği Ramses kabul etmek istemiyor. Hem kendisine böyle bir şey dayatılması ve kabul etmezse savaşla tehdit edilmesinden rahatsız hem de İset’i böyle bir muameleye maruz bırakmak istemiyor.

Aşa, barış görüşmeleri için Hatti’ye gidiyor. Dönüş yolunda Urhi-Teşup, Aşa’yı öldürüyor.

Urhi-Teşup’un planına göre Mısır, bu ölümden Hititleri sorumlu tutacak ve böylece savaş çıkacak. Ama Aşa ölmeden önce kanıyla katili anlatmak için hiyeroglif yazıyor. Katilin adını yazacak dermanı bulamadığı için yalnızca hayır anlamına gelen işaret bırakıyor. Bunu okuyan Ramses, katilin akla gelen ilk kişi, yani Hititler olmadığını anlıyor. Katili aramaya koyuluyorlar.

*

İset, kendisi yüzünden savaş çıkmasını istemiyor ve intihar ediyor.  İset’in ölümü üzerine Ramses, Hitit imparatorunun kızıyla evlenmeyi kabul ediyor.

*

Hitit prensesi Mat-Hor ile Ramses evleniyorlar. Böylece iki ülke arasında sınırlar açılıyor, insanların ve ticaret mallarının serbeste geçeceği ilan ediliyor.

Mat-Hor, Ramses’e aşık, onu etkilemeye çalışıyor. Ama bir yandan da Mısır yasalarına aykırı davranıyor, açgözlülük ve daha fazla iktidar hevesine girince Ramses’in gözünden düşüyor.

Urhi-Teşup, Mat-Hor'u Ramses'e karşı doldurup Ramses'i zehirlemesini öneriyor. Mat-Hor bunu kabul ediyor ama o gün zehirli yemek Ramses'e ulaşmıyor. Bunun gibi Ramses'e yönelik pek çok suikast bir şekilde bozuluyor.

*

Bayan Tanit, zengin Fenikeli dul bir kadın. Mısır’da yaşıyor. Erkeklerle beraber olmaktan hoşlanıyor. Bir gece düzenlediği şölene Raya katılıyor ve Hitit prensi Urhi-Teşup’u tanıştırıyor. Tanit ve Urhi-Teşup evleniyorlar. (Geceyi beraber geçirince evlenmiş sayılıyorlarmış oranın yasalarına göre.)

*

Raya bir casus şebekesi kuruyor. Şebekenin başında eskiden büyücü Ofir varmış. Ölünce yerine kardeşi Malfi geçmiş. Ramses’i ve Mısır’ı yok etmek istiyorlar.

*

Urhi-Teşup, Ramses’i öldürmekle ilgili amacına hizmet etmesi için Tanit’i zorluyor. Tanit ona başta itaat ediyor ama bir gün Urhi-Teşup, kendisine yeterince yardım edemediği gerekçesiyle kadına sinirlenip kadının kedisini hançerle öldürüyor. Tanit de Seramana’ya gidip Urhi-Teşup’un Ramses’i öldürmek için planlar yaptığını itiraf ediyor.

Urhi-Teşup kaçıyor. Bir ordu kurup Mısır’a saldırmaya hazırlanırken Mısır ordusu, başında Ramses ile onu yeniyor. Bu sırada Urhi-Teşup Ramses’i öldürecekken Seramana engel oluyor, Ramses kurtuluyor ama Seramana ölüyor, ölmeden Urhi-Teşup’u da öldürüyor.

*

Kha hastalanıp ölüyor. Ramses elli dört yıldır hükümdar ve artık yaşlı. Diğer oğlu Merenptah’ı tahta ortak ediyor.

Sonunda Ramses altmış yedi yıl hükümdarlık ettikten sonra 89 yaşında öleceğini hissediyor ve hükümdarlığının başında diktirdiği batı akasya ağacının altında son nefesini veriyor. Yanında sağ kolu Ameni var. Ameni yaşamının geri kalanını onun hayat hikayesini yazmaya adayacağına söz veriyor.

Bu arada Musa’nın da öldüğü haberi geliyor. Ama ölmeden halkını vaat edilmiş topraklara ulaştırmış.

*

Tarihi kurguları severim. Bunu da sevdim.

Zaten de o kültürü tanıtmak ve sevdirmek için yazılmış belli ki. 

28 Ağustos 2023 Pazartesi

KOCAM DEĞİL AMA HOCAM OLUR KENDİSİ

 


 KOCAM DEĞİL AMA HOCAM OLUR KENDİSİ

Kübra Selin Akay

2023

Ceres Yayınları

1.Basım – Haziran 2023

182 sayfa

 

Kitabın adı spoiler içeriyor. Yani kitabın adından kitabın konusu ve sonu belli. 

Üniversite öğrencisi bir kız, hocasıyla aşk yaşar. Sonunda evlenirler mi? Kitabın adından da anlaşılıyor ki hayır.

*

Son derece yavan ve çiğ bir dili var kitabın. Bol bol gülen surat emojileri, şiirler ve kamyon arkası sözler de içeriyor kitap ve bu durum kitabı ciddiye alıp okumayı daha da zorlaştırıyor.

*

Selin, kendisinden on iki yaş büyük hocasına aşık olur, hocası da ona. 

Kız, yaşı itibariyle henüz cinsel ilişki yaşamaya hazır hissetmiyor kendisini. Adam ise istiyor elbette. Adam yer yer bu isteğini dile getiriyor, kız da bunu baskı olarak algılıyor ve bu yüzden tartışıyorlar.

Tek tartışma sebepleri bu değil. Adam kıskançlık yapıyor. Karnı açık giyme, konsere gitme, o arkadaşınla görüşme... vb

Kız da kıskançlıklar yapıyor. Adamın yanında gördüğü ya da adamın telefonda her konuştuğundan şüpheleniyor. Adam hakkında çapkın olduğu dedikoduları da var. Bunlar kızın canını sıkıyor. Değersizlik hissi ve kaybetme korkusu var kızda. Bence manasız tartışmalar yaratıyor ama yaşına veriyorum. Adam da zaman zaman alttan alıyor, ama en son tartışmaları ayrılıkla bitiyor.

Kız, adamla olan ilişkilerinin isimlendirilmesini istiyor. Somut olarak bir teklif ve yüzük bekliyor. Adam da bir sene müsaade istiyor. Ekonomik olarak kendisini daha iyi noktaya getirmek için bir yıla ihtiyacı olduğunu, bir yıl sonra evlenebileceklerini söylüyor. Kız kızıyor, seni bir sene beklemek zorunda değilim, senin kaz ayakların çıkmış, yaşlısın, neyi bekliyorsun... gibi şeyler söylüyor.

Kız, beni arama diyor, adam da gerçekten artık aramayınca üzülüyor. Kız çok tipik ve klişe. Arama dese de adam arasın, gelme dese de adam gelsin, hayır dese de adam evet anlasın gibi tripler...

Bir yıl boyunca görüşmüyorlar ve adam başkasıyla evleniyor.

Kız öğrenince yıkılıyor. En azından adamın çocuğu olmadığını öğreniyor ve buna seviniyor.

Buluşuyorlar. Adam evliliğinde mutlu olmadığını, kız isterse boşanacağını söylüyor. Çok çirkin bulduğum bir durum bu. İlişkinde mutlu değilsin. Ayrılmak için cepte başka biri olsun istiyorsun. Başka biri yoksa mutsuz ilişkiye devam ediyorsun. İğrenç.

Kız, kabul etmiyor ve olaysız dağılıyorlar. Ama kız hala onunla evli, mutlu, çocuklu olma hayali kuruyor. Kitabın sonunda da:

“Nikahlı eşi o, ruh eşi benim! Ruh eşleri boşanamaz!!! Biri bana aksini hissettirene kadar ruhumun kocası o!”  sf 178 diyor.

Bayık bir anlatım. 

Kitabın anlatıcısı Selin karakteri, aşık olduğu bu adama sesini duyurmak için yazdığını söylüyor.

Bence birbirlerine uygunlar. İkisi de mıy mıy ve arabesk.


 

 


MUTLU BEYİN

 

MUTLU BEYİN,

Mutluluk Nereden ve Nasıl Gelir

(The Happy Brain The Science of Where Happiness Comes From, and Why)

Dean Burnett

2018

Çeviren: Emine Coşkun

Noya Kitap

2.Baskı – Eylül 2022

372 sayfa

 

Beynimiz bazen mutlu oluyor bazen mutsuz. Peki bu nasıl oluyor? Ne zaman mutlu ne zaman mutsuz oluyor? Beynimizi daimi bir şekilde mutlu tutmak mümkün mü?

Kitap yüzlerce sayfa bu konuyu değerlendiriyor. Sonucunda neye ulaşıyor söyleyeyim mi? Olur öyle, bazen mutlu bazen mutsuz oluruz.

Ben de kitaba başlarken bu neticeye varılacağını tahmin etmiştim. Mutluluk süreğen bir duygu olamaz. Bazen mutsuz olunur ki mutluluğu mutluluk diye tanımlayabilelim. Mutlu olmak daimi/olağan/normal duygumuz olsa artık onu tanımlamamız gerekmezdi ki. Mutluluğu, mutsuzluğu bildiğimiz için tanımlayabiliyoruz.

Başka bir kitaptan okuduğum “mutluluk sabiti” kavramından bahsetmek isterim. İnsanların bir mutluluk sabiti varmış. 1-10 arası düşünün. Kimisi için en yüksek mutluluk birimi 6’dır diyelim. Başkasını mutluluktan çıldırtacak bir olay, bu şahıs için en fazla 6 birimlik mutluluk demek olurmuş. İstese de daha fazla mutlu olamazmış. 

Bu bilginin geçtiği kitap için bkz: Hayvanlardan Tanrılara Sapiens

Gelelim kitaba;

Yazar daha önce “Aptal Beyin” adlı bir kitap yazmış. Okumadım, bilmiyorum. Ancak çok okunmuş ve beğenilmiş olacak ki yazar, ikinci kitap yazma arzusuna kapılmış. “İkinci kitabımı ne hakkında yazayım?” diye düşünürken “Seni ne mutlu edecekse o konuda yaz.” cevabına ulaşmış. Ve başlamış sormaya:

Bizi ne mutlu eder?

Yazar, bir nörobilim doktoru.

Kitabın girişinde bu kitabın bir kişisel gelişim kitabı olmadığını, yalnızca beynin işlevini anlattığını belirtiyor. Ama ben kişisel gelişim kitabı diyeceğim. Kişisel gelişimimiz beynimizden olmayacak da nereden olacak?

Beyin demişken beyinle ilgili bir başka kitap için bkz: Beyin Senin Hikayen

*

Mutluluğu etkileyen faktörler olarak ev, iş, aşk vb unsurlara değiniyor yazar.

Örneğin;

Mutluluğun yaşadığımız evle ilişkisi var. Evin küçük veya büyük olması, bulunduğu yer, içindeki eşyalar, bulunduğu konum, taşınma sıklığı vb mutluluğumuzu etkiliyor.

“Bulgular, çocuklukta sıklıkla ev değiştirmeyle azalan psikolojik refah, hayattan alınan zevk ve yetişkinler olarak anlamlı ilişkiler kurma arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösterdi.” Sf.75

Mutluluğun işimizle ilişkisi var. Fiziksel işler beyni daha mutlu yapıyor. Ama bu mantıkla yaklaşırsak o zaman fiziksel işlerde çalışanların daha mutlu olması beklenir. Öyleler mi?

İşverenler motivasyon seminerleri vb ile çalışanları mutlu etmeye çalışıyor. Çünkü daha mutlu çalışanlar %37’ye kadar daha üretken oluyormuş. Yani 100 mutlu çalışan hiçbir ek ücret olmadan 137 çalışan kadar iş yapıyormuş. Mutsuz çalışanların üretkenliği ise %10 daha az oluyormuş.

Çalışanlar para kazanmak için motive olurlar diye biliriz. “Öyleyse insanlara daha fazla para teklif ettiğimizde, daha motive olmalılar, değil mi?” Sf.100

Olmuyormuş. Çünkü motivasyon içsel ve dışsal. Örneğin insanlara yardım etmek için doktor olmayı istemek içsel, dolgun maaş için istemek dışsal motivasyon. İçsel motivasyon dışsal motivasyondan daha etkili. Çünkü dışsal motivasyon kaybolabilirken içsel motivasyon kaybolmuyor.

İşini sevmesen bile faturalar, kiralar vb var. Böyle durumlarda “Eğer beyin gerçeği değiştiremiyorsa, inandığınız ve düşündüğünüz şeyi değiştirecektir.” Sf.104

“Hayatta kalmak için paraya ihtiyacımız olduğundan çalışırız ve beynimiz temel düzeyde bunun farkındadır, böylece insanlar hâlâ nefret ettikleri işlerde çalışmaya devam ederler.” Sf.106

Kitap, mutluluğu etkileyen pek çok faktöre değinip kesin bir sonuca varmadan bitiyor. 

Özetle de şunu söylüyor: 

"Mutluluk da üzerinde çalışmamız gereken bir iş." Sf.118


18 Ağustos 2023 Cuma

SİZİN BİR ŞEYİNİZ YOK HANIMEFENDİ SADECE EVDE KALMIŞSINIZ


 

Sizin Bir Şeyiniz Yok Hanımefendi

SADECE EVDE KALMIŞSINIZ

Yelda Ülker

2023

Ceres Yayınları

1.Basım – Haziran 2023

181 sayfa

 

Kitabın yazarı en yakın arkadaşım. Kendisi dünyanın en enerjik, en neşeli, en pozitif insanı olabilir. Benim de dahil olduğum yakın arkadaş grubu olarak onun bu özelliklerinden çok yararlanıyoruz. Yazdığı bu kitapla da bu yararı sadece yakın arkadaşlarına sunmaktan çıkıp herkese ulaştırmaya karar vermiş. Yararlanın.

 

Sizin Bir Şeyiniz Yok Hanımefendi: Kişisel Gelişim

Yelda beni kişisel gelişim diye bir şeyle tanıştıran ilk insan. İşimden ve hayatımdan nefret ettiğim geçmiş bir zamanda söyledikleriyle, hayata bakışıyla, yorumlarıyla hayata tutunmamı sağlayan önemli bir insan benim için.

Onun o dönem yaşadığı evdeki kitaplıkta bulunan kitaplara şöyle bir göz gezdirmiştim önce, tipik kişisel gelişim kitapları. Burun kıvırmış ama okumuştum da hepsini. Sonra beyin ile ilgili bir parça bilimsel kitapları okumaya geçmiş ve aslında hepsinin aşağı yukarı aynı şeyleri söylediğini görmüştüm. O dönem iyi gelmişti bana tüm bunlar. Sonra duruldum. Şimdi denk geldikçe bakıyorum.

Yelda o dönemler yalnızca kişisel gelişim kitapları okumakla kalmıyor, aynı zamanda seminerlere, seanslara vb katılıyordu. Ben de zaman zaman eşlik ediyordum ona. İşte o katıldıklarından edindiği deneyimleri ve izlenimleri yazmış kitabında.

 

Sizin Bir Şeyiniz Yok Hanımefendi: İlişkiler

Özel ilişkilerle özel olarak ilgileniyor Yelda. Evli, mutlu, çocuklu olma hayali var ve güzel bir hayal bence, güzel bir istek. Vakti geldiğinde gerçek olur mutlaka. İşte o vakte ulaşmak için çeşitli uzman(!) kişilerle deneyimleri oldu. Ancak bu deneyimler arzu ettiği sonucu henüz vermiş değil.

Kitapta bu deneyimler yer alıyor. Dişil enerji artırma, kısmet açtırma, hayatınızın aşkını buldurma... gibi iddiaları olan uzmanlara denk gelmişsinizdir. Yazarımız sadece denk gelmekle kalmayıp bizzat gitti, görüştü, konuştu, anlattıklarını dinledi. Memnun kalmadıklarını o uzmanların(!) sosyal medya hesaplarında yazdı ancak yorumları silindi, engellendi. Daha doğrusu onu engellediklerini sandılar, ama o “O zaman ben bunun kitabını yazarım” dedi ve buyurunuz karşınızda tüm o kişilerin iç yüzü.

 

Sizin Bir Şeyiniz Yok Hanımefendi: Evlilik

Kitap çok eğlenceli bir dille kaleme alınmış. Zaten yazarı şahsen de tanıdığım için eğlenceli karakteri diline de yansımış.

Hoşuma gitmeyen tek bir şey var. Kadınların böyle evlilik ve koca meraklısı olarak resmedilmesini doğru bulmuyorum. Bu hem diğer yalnız kadınları üzüyor hem de erkeklerin kendilerini nimetten saymasına sebep oluyor diye düşünüyorum. Halbuki etrafta özenilecek bir evli çift de yok. Evli kadınlar da bir dokun bin ah işit durumdayken yalnız kadınlar neden evlilik için bu denli istekli oluyor? Aşk güzel şey, buna bir diyeceğim yok elbette, ama evlilik güzel mi?.. Buraya üç nokta koydum, gidiyorum.

*

Yazarın bir diğer kitabı için

Bkz: Marka Nefreti

 

 


8 Ağustos 2023 Salı

GÖMÜLÜ ŞAMDAN

 

GÖMÜLÜ ŞAMDAN

(Der Begrabene Leuchter)

Stefan Zweig

1937

Almanca Aslından Çeviren: Regaip Minareci

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

18.Basım - Aralık 2022

110 sayfa

Yahudiler için kutsal olan bir şamdanın oradan oraya diyar diyar savruluşu anlatılıyor kitapta. Şamdan aslında kayıpmış ama yazar ona alternatif bir son yazmış.

*

Vandallar Roma’yı basıyor. Şehir yağmalanıyor. Vandallar, Yahudilerin Menora dediği, Musa’nın gördüğü, Harun’un kutsadığı, Süleyman’ın evindeki, kutsal şamdanı da alıyorlar.

Yaşlı Yahudiler şamdanın peşinden gitmeye karar veriyorlar. Yanlarına bir de genç bir erkek alıyorlar ki olaylara tanıklık etsin, yaşlılar ölünce geride kalıp olanları nesilden nesile aktarsın.

Şamdanın Vandallar tarafından yere düşürülmesine üzülen çocuk, şamdanı taşıyan adama saldırıyor, çocuğun kolu kırılıyor.

Şamdan gidiyor, yaşlılar ve çocuk geride kalıyor.

Bu çocuk Benjamin Marnefesch büyüyor, yaşlanıyor ve bu kutsal şamdanı gören son kişi olarak dini açıdan kıymet verilen bir insan oluyor.

*

Bizans komutanı Belisarios şamdanı Vandallardan alıp Bizans’a götürüyor.

Benjamin çocukken başaramadığını şimdi ihtiyarken başaracağını umarak Bizans’a gitmeye karar veriyor şamdanı almak için. O da yanına genç birini almak istiyor, kura çekiliyor. Jojakim çıkıyor.

Yahudiler para toplayıp Bizans kralından şamdanı satın almaya karar veriyorlar.

Benjamin krala hediyeler sunarak bu şamdanın başkaları için lanetli olduğunu, ancak yerinde Kudüs’te olursa tanrının gazabından korunacağını, burada durursa imparatorluğu yok edeceğini anlatıyor. Kral şamdanı Kudüs’e göndermeye karar veriyor ama kilisede durmasını istiyor.

Benjamin ve Yahudi cemaati bu karara üzülüyorlar ve Benjamin’in de eski saygınlığı kalmıyor.

Sarayın kuyumcusu Yahudi Zekeriya. Değerli her ganimetin bir kopyası yaptırılırmış Zekeriya’ya. Şamdanı da getirmişler ona. Şamdanın birebir aynısını yapmış. Sarayın haznedarı iki şamdan arasında fark görmeyerek kopya olanı seçip diğerini bırakmış.

Sahte olan şamdan,  Kudüs kilisesine götürülmüş. Daha sonra Persler onu alıp parçalamış.

Aslında burada artık şamdanın hikayesi bitmiş. Ancak yazar devam ediyor.

Zekeriya, Benjamin’i çağırıp gerçek şamdanı veriyor. Benjamin şamdanı tabuta koyup gömüyor. Çünkü Yahudilerin bir yeri yurdu yok, şamdanı hiçbir yerde güvende tutamazlar, en iyisi toprağın altında olsun. Gömüyor ve yerini kimse bilmeden gömüldüğü yerde durmaya devam ediyor.

*

Yani Kudüs’ten Roma’ya, Roma’da Vandallar tarafından alınıp Kartaca’ya, Belisarios Kartaca’yı fethedince Bizans’a götürülen şamdanın Kudüs’te son bulan hikayesi.