23 Aralık 2020 Çarşamba

CENDERE

 


CENDERE

Metastaz 2

Barış Terkoğlu – Barış Pehlivan

Kırmızı Kedi Yayınevi

2020

1.Basım – Aralık 2020

292 sayfa

 

Yazarlar, Metastaz adlı kitapta FETÖ yargılamalarındaki rüşvet çarkını, adam kayırmacılığı, hakim ve savcıların hukuku ayaklar altına alışını, siyasilerin olaya yanlı bakışını anlatmıştı. Okudukça insanın midesi bulanıyordu. Biraz daha bulansın istiyorsanız buyurun.

*

Pelikancılara geniş yer ayrılmış kitapta.

1 Mayıs 2016’da bir blogda “Pelikan Dosyası” adlı bir yazı paylaşıldı. Yazıda başbakan Ahmet Davutoğlu için “Hoca,” Recep Tayyip Erdoğan için “Reis” ifadeleri kullanılarak Davutoğlu’nun Erdoğan’a sadık olmadığı, Erdoğan karşısında kendi hizbini örgütlediği, Erdoğan’ı devirmek istediği vb yazıyordu.

Kitapta bu yazı için “Ergen bir genç kızın annesine isyanını hatırlatan çıkış” deniyor. Sf.29

Yazı Kuzguncuk’ta bir yalıdan yazılmış. Bu yalıda Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi (Bosphorus Global) adlı bir sivil toplum kuruluşu varmış.

Bu kuruluş için “AKP içinde bir hizbin düşünce merkezi gibiydi. (…) AKP’ye nizam veriyordu.” Sf.37 deniyor.

Grubun ortak özelliklerinden birinin FETÖ ile içli dışlı geçmişi olduğunu belirten yazarlar, bu geçmişleri de ortaya seriyor.

*

Pelikanları burada bırakıp yargıdaki bir olaya geçiyor kitap.

“Yargıdaki İşleyişi Gösteren Ses Kaydı” başlıklı bölümdeki olaya göre;

Türkiye’de mutfak eşyası satan bir şirketİ, Fransız bir şirket devralıyor. Dolasıyla devraldığı şirketin borçlarını da devralmış oluyor. Ancak Fransız şirket bu borçları ödemek istemiyor. Bundan kaçınmanın yolu olarak da avukatlar, CEO ve hakim arasında pazarlık yapılıyor.

Kitapta olaydaki isimler baş harfleri ile verilmiş ve konuşma ayrıntıları yazılmamış. Ahmet Şık’ın Twitter’daki paylaşımlarında bu olayın ayrıntıları yer alıyor.

Bkz: https://twitter.com/sahmetsahmet/status/1339222339041583105

Anlamadığım; madem devralmayı düşündüğün şirketin çok borcu var ve bu borçları ödemek istemiyorsun, o zaman devralma. Şu rezillik, iğrençlik daha mı iyi oldu?

*

Bunun gibi rüşvetle dava sonucunu etkilemeye çalışma, rüşvet ile ceza davalarında şüpheli ekleme-çıkarma, sanık beraat ettirme-cezalandırma, tutuklama-tahliye etme, bir günde iddianame hazırlatma…iddiaları var kitapta. Hakim, savcı, avukat, şüpheli, sanık isimleri de ayan beyan yazılı.

Bu hukuksuzluklardan yakınan bir grup hakim ve savcı kitabın yazarlarına mektup yazmış. Kendilerini “…ülkenin namuslu, onurlu hakimleri ve savcıları” olarak niteleyen grup “Bu ülkenin en kahpe, en yalancı, şizofren, manyaklarının HSK dahil ülkenin kurumlarının içinde olduğunun çok iyi farkındayız.” Sf.76 diyerek FETÖ’nün hakim ve savcılar nezdinde yeniden örgütlendiğine dair isimler ve olaylar yazmışlar.

*

FETÖ demişken ilk kitaptaki gibi bu kitapta da FETÖ borsasına ilişkin olaylara yer verilmiş yine. Bir FETÖ şüphelisi, davası için bir dolandırıcı ile anlaşıyor. “O dolandırıcı, dosyaya bakan FETÖ savcısına ulaşıyor. O savcı, kendisine gelen dolandırıcının talebini asıl çalıştığı başka bir dolandırıcıya aktarıyor.” Sf.101

Ahahahahshshah ay valla sinirden gülüyorum. Kusmuk artık gerçekten. Yazarlar “dava kağıtlarından lağım aktığını hissetmek” Sf.101 diyerek güzel ifade etmişler.

*

Yine ilk kitapta bahsedilen FETÖ ardılı farklı cemaatlere burada da yer verilmiş. Hakyolcusu (İskenderpaşa Cemaati) Menzilcisi, Haznevisi, Meşvereti, Norşini bitmiyor öfffff.

Bunlar kendilerini bizim FETÖ ile ilgimiz yok diye savunuyormuş. Yazarlarsa hepiniz aynı lacivertin tonusunuz diyor. E bence de.

*

Avukat Meltem Banko ve Umur Yıldırım ile ilgili de iddialar var kitapta.

Çağatay Aksu hakkında Şule Çet’e cinsel saldırıda bulunup 20.kattan aşağı attığı suçlaması vardı. Umur Yıldırım Şule Çet’in, Meltem Banko Çağatay Aksu’nun avukatı.

Yargılama sonunda Çağatay Aksu hakkında öldürme suçundan müebbet, nitelikli cinsel saldırı ile kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan 12 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Kararın ardından bir gün Umur Yıldırım, Meltem Banko’nun ofisine gitmiş.

Yazarlar da neden gitti, ne görüştüler diye soruyor.

Umur Yıldırım “Başka dosya hakkında konuştuk,” Meltem Banko “Tanışmak için gelmiş” diyor.

Ben burada anormal bir şey göremedim. Taraf vekilleri görüşebilir, konuşabilir.

Anormal bulduğum Meltem Banko’nun bu dosyada vekaleti yokmuş. Yani dosyada vekil (müdafi) değil. Çağatay Aksu ile okul arkadaşıymışlar. O zaman niye bu kadar ön planda, niye sanki vekiliymiş gibi bir görüntü oldu, anlamadım.

Çağatay Aksu, cezaevinden diğer sanık Berk Akand’a bir mektup yazmış. Mektupta “Meltem olayını düşünüyorum, Meltem ne yapacak, ne yapabilecek…” gibi ifadeler var. Meltem Banko kendisine bu mektup sorulduğunda internetteki hakaret içeriklerine yönelik hukuki yardım ile ilgili demiş.

Yazarlar buradan yola çıkıp bir de şu olayı ekleyerek Banko’nun birtakım bağlantıları olduğu ya da olduğu izlenimi uyandırarak kendisine fayda sağladığı iddiasında bulunuyorlar.

Türkiye’de faaliyet gösteren Suriye uyruklu bir işadamı TC vatandaşı olmak istemiş, bunun için avukat Meltem Banko’ya ulaşmış. İddiaya göre Banko bu iş için 30 bin dolar almış ama işi yapmamış. Adam da Banko’dan şikayetçi olmuş fakat Banko hakkında soruşturma izni verilmemiş.

Kitapta yazana göre iddia o ki:

“Meltem Banko ile ortağının  telefonları sürekli çalıyor ve ne zaman açsalar şu şekilde konuşuyorlardı:

-Sayın Bakanım, sizi sonra arayayım.

- Sayın Savcı, şu an müsait değilim.

- Sayın Adalet Bakanım, emrettiğiniz dosyayı henüz hazırlamadık, sizinle öğleden sonra görüşürüz.

- Sayın Emniyet Müdürüm, ben hazırım, Külliye’ye geçelim, Reis bizi bekliyor.”

Sf.136

Bunları okurken güldüm açıkçası, komik değil mi?

Yazarlara göre Meltem Banko “siz bizim kim olduğumuzu biliyor musunuz” kurgusu oynamış.

Ben bu avukatları sosyal medyadan biliyorum. Kitapta tanıdık isimler görünce heyecanlandım ama bu bölümde dağ fare doğurdu olmuş. En azından şimdilik.

*

Kitapta uyuşturucu baronları, 15 Temmuz Dayanışma Kampanyası adı altında toplanan yüzlerce milyon bağışın akıbeti, kayyum atamalarındaki usulsüzlükler, Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi ekolü, Merve Kavakçı, Fatih Tezcan… ve bunun gibi isimler, olaylar var. Bu serinin üçüncüsü de gelir. "Metastaz 3" de çıkar yakında. 

 

 


14 Aralık 2020 Pazartesi

KOLERA GÜNLERİNDE AŞK

 


KOLERA GÜNLERİNDE AŞK

(El Amor En Los Tiempos del Colera)

Gabriel Garcia Marquez

1985

Türkçesi: Şadan Karadeniz

Can Yayınları

333 sayfa

 

Ben bu kitapta bugünkü korona salgını gibi bir dönem var sanıyordum. İnsanlar evlerinde, karantina var, salgın hastalık nedeniyle herkes ölüyor, böyle bir ortamda yaşanan aşk sanıyordum. Yuooo değilmiş. Tee kitabın sonunda koleranın varlığı gündeme geliyor. Onun öncesinde hayat devam ediyor gayet.

*

Doktor Juvenal Urbino ve karısı Fermina Daza. Yetmişli yaşlardalar. Elli yıldır evliler. Bir oğulları ve bir kızları var, onlar da kendi yuvalarını kurmuşlar.

Birbirlerini seviyorlar, birbirlerini tanıyorlar ve birbirlerine alışmışlar, her şey yolunda gözüküyor.

Doktor Urbino, çok beklenmedik bir şekilde ölüyor. Evcil papağanının peşinden ağaca çıkıyor, kaçan papağanı yakalamak isterken ağaçtan düşüyor. Ölüyor.

Kitap da geçmiş ve bugün arasında yolculuk yaparak bize Doktor Urbino ve Fermina Daza’nın ilişkisini anlatıyor. Bugünlere nasıl gelmişler? Urbino bir ara aldatmış, Fermina ayrılmış, ama sonra yine devam etmişler. "Kocasının ona ödünç verdiği bir yaşamı yaşıyormuş" gibi hissediyor ama yine de devam ediyor. 

*

Fermina, evlenmeden önce Florentino Ariza varmış hayatında. 

Yıllar önce Florentino Ariza ve Fermina Daza bir gönül ilişkisi yaşamış. İki yıl kadar mektuplaşmışlar. Fermina’nın babası öğrenince kızını başka bir şehirdeki akrabasının yanına göndermiş. Çünkü baba bu ilişkiyi onaylamıyor, kızını daha iyilerine layık buluyor.

Fermina döndüğünde aklında hala Florentino var, fakat Florentino ile karşılaştığında birden onu sevmediğini fark ediyor. Aniden gelen bir aydınlanma ile reddediyor onu.

Florentino aşırı yıkılıyor ve dağılıyor. Bayağı götü başı dağıtıyor. Kendisini evlenmeyi umduğu kadına saklıyordu. Hem ahlaken doğrusunun bu olduğunu düşünüyordu hem de gözü gerçekten başka kimseyi görmüyordu. Ancak sonra hayatı boyunca yüzlerce kadınla birlikte oluyor.

Fermina da şehre yeni gelen ve herkesin saygı duyduğu genç doktor Urbino ile.

Urbino, Fermina’yı görür görmez beğeniyor. Fermina da onu. Fermina’nın babası da onaylıyor bu birlikteliği. Hatta doktor damadı olsun diye özel olarak uğraşmaya da hazır ama onun uğraşmasına gerek kalmadan gençler birbirini beğeniyor, evleniyorlar.

Florentino her ne kadar sürekli başka başka kadınlarla birlikte olsa da Fermina’yı aklından hiç çıkarmıyor ve bir gün onunla birlikte olacağının hayalini kuruyor. O gün için kendisini maddi olarak hazırlıyor. Başarıyor da.

Hikayenin sonuna geleyim;

Doktor ölünce Florentino’ya gün doğuyor. Fermina’nın yanına gidiyor hemen. Peşi sıra her gün mektup, yüzlerce mektup. Fermina başta istemese de zamanla ısınıyor Florentino’ya. Hatta beraber gemiye binip geziye çıkıyorlar. Gezide baş başa kalabilmek için Florentino gemide kolera salgını olduğu haberini yayıyor, diğer yolcular başka gemilere aktarılıyor. Kaptan, kaptanın sevgilisi, Florentino ve Fermina baş başa devam ediyorlar. Ne zamana kadar? Florentino Ariza’nın hep hayalini kurduğu gibi “Bütün bir yaşam boyu.”

*

Şimdiiiiiii,

Aşk meşk bunlar güzel şeyler. Ancak hikayede çok tadımı kaçıran kısımlar var.

Öncelikle aşkın böyle saplantılı hali benim hoşuma gitmez, öyle yıllarca unutamamalar falan, hiç sağlıklı değil, ben bunu aşk diye de tanımlamam, saplantı düpedüz ama bana ne tabii.

Yalnız bu Florentino Ariza adi bir şerefsiz. Tecavüzcü.

“…hizmetçi kızlardan birine, evin merdiveninin arkasında, ayaküstü, giyimli, saldırmış, bir Filipin horozundan daha kısa bir sürede gebe bırakmıştı onu. Şerefine leke sürenin, onu bir kez bile öpmemiş olan pazarları buluştuğu bir sevgilisi olduğuna yemin etsin diye, dayalı döşeli bir ev armağan etmek zorunda kalmıştı ona; yaman şekerkamışı biçicileri olan kızın babasıyla dayıları da kızla evlenmeye zorlamışlardı oğlanı.” Sf.281

Bir vukuatı daha var.

Akrabalardan biri on dört yaşındaki kızlarını okul okusun diye Florentino’nun yanına gönderiyorlar. Kız yatılı okula gidecek, hafta sonları Florentino amcası (ya da dedesi) onunla ilgilenecek. Florentino puştu bu kızcağıza da tecavüz ediyor:

“…önce ayı kardeşin hatırı için şu ayakkabıları, sonra köpek kardeşin hatırı için şu gömleği, sonra tavşan kardeşin hatırı için şu çiçekli donu; şimdi de babacığının kutucuğuna kondurduğu bir öpücük…” sf.263

Puşt herif. Kız neye uğradığının farkında değil, normal sanıyor. Aşık oluyor bu puşta.

Kızcağız başta derslerinde çok iyiyken Florentino’nun Fermina ile birlikteliğinin ardından önce dersleri bozuluyor, sonra da intihar ediyor.

İğrenç bir adam.

Ve iğrençliğini sessiz, sünepe görüntüsü altında saklıyor. Bu görüntüsü ile kimse onun bir kadın avcısı, bir tecavüzcü olduğunu düşünmezmiş.

"Başarılarından hiç söz etmezler, gizlerini kimseye açmazlardı; öyle dalgın görünürlerdi ki, iktidarsız, soğuk, en çok da ürkek hanım evladına çıkardı adları; Florentino Ariza'nın durumunda olduğu gibi. Ama yanlış anlaşılmak hoşlarına giderdi; çünkü yanlış anlaşılmak korurdu onları." sf.162

Florentino'nun kendisi de tecavüze uğruyor. Gemide kendi halinde yürürken kamaradan bir kadın eli onu içeri çekiyor ve kadın Florentino'yu yatırıp üzerine atlıyor. Kadının yüzünü görmüyor. Kadın işini bitirince Florentino'yu dışarı atıyor. Florentino neye uğradığını şaşırıyor ve artık eskisi gibi kendisini sevdiği kadına saklama düşüncesinden vazgeçiyor.

Kitapta bir de tecavüz güzellemesi var. Bir kadın daha önce tecavüze uğramış, kadın hayatı boyunca kendisine tecavüz eden adamı aramış, hayır cezasını çekmesi için değil, bir daha tecavüz etsin diye.

“Çok gençken, yüzünü hiç görmediği güçlü, kuvvetli, becerikli bir adam, onu ansızın dalgakıranın üstüne yıkmış, paralarcasına soymuş, bir an çılgınca sevişmişti onunla. Taşların üstüne uzanmış, her yanı yara bere içinde, o adamın hep orada kalmasını, onun kolları arasında aşktan ölmeyi istemişti. Yüzünü görmemişti, sesini işitmemişti, ama binlerce erkek arasında, biçiminden, yapısından, sevişme tarzından onu tanıyacağından emindi. O zamandan beri, kendisini dinleyecek kimi bulursa, şöyle diyordu: ’Bir on beş ekim gecesi saat on birlerde, Escollera de los Agogados’ta oturan zavallı bir zenci sokak kızının ırzına geçen iriyarı bir adam hakkında bir şey biliyorsanız, söyleyin ona, gelip beni bulsun.” Sf.230

Bir erkek yazar elinden çıkma olduğu anlaşılan satırlar.

Yazarın “Benim Hüzünlü Orospularım” kitabında da benzer fanteziler var. Orada da doksan yaşında adam on dört yaşında kız çocuğuyla birlikte oluyordu. Yazarın diğer kitaplarında da muhtemelen benzer sapıklıkların olduğunu sanıyorum. Gabriel Garcia Marquez, bugün çıksa bu “saygın” üne kavuşamazdı sanırım. Çünkü artık tacizlerin taciz olduğu ve bunun da suç olduğu konusunda bir farkındalık var. İyi ki de var. 

*

Bu iğrençlikleri bir kenara koyup şirinliklerden bahsedeyim. Yabancı eserlerde Türkiye’den bahsedilince gelen minik bir gülümseme oluyor bende ne yalan söyleyeyim. Bu kitapta da bir Türk halısı ifadesi geçiyor, bir de Türkiye’de yetişen siyah güller. Karayipler’de geçen bir hikayede bunlardan bahsedilmesi cici geliyor bana. İhih :) 


*

Kitabın filmini de izledim.

Benim burada şöyle tecavüzcü, böyle pis iğrenç adam dememe sebep olan kısımlar filmde yok. Filmde daha sempatik bir adam olarak canlandırılmış Florentino. Javier Bardem'i oynatmışlar zaten, gel de bu adama pis iğrenç de.

Florentino'nun orta yaş ve yaşlılık dönemini Javier Bardem canlandırırken ilk gençlik dönemini başka bir oyuncu canlandırmış. Gençlikten yetişkinliğe geçişi de o yüzden evrim gibi olmuş, birden değişmiş. 

Yaşlılıkları ise bence komik. Gencecik insanlar yaşlı rolü yapıyorlar. Yüzler, ciltler cillop, sadece saçlar beyazlamış, bir de ağır aksak yürüyorlar, çünkü yaşlılık bunu gerektirir. 

Kitaba sadık kalınmış. Olay örgüsü büyük ölçüde aynı. 

Adettendir, kitabı mı daha iyi filmi mi karşılaştırması yapmak. Ben filmi daha sevimli buldum. 



7 Aralık 2020 Pazartesi

ELON MUSK

 


ELON MUSK

Tesla, SpaceX ve Muhteşem Geleceğin Peşinde

Ashlee Vance

2015

Çevirmen: Ali Atav

Buzdağı Yayınevi

13. Baskı – Şubat 2018

458 Sayfa

 

Elon Musk Tesla Motors ve SpaceX şirketlerinin sahibi.

Kitapta Elon Musk’ın hayatı ve bu şirketlerin varoluş hikayesi anlatılıyor.

*

1971, Güney Afrika, Pretoria’da doğmuş.

12 yaşında uzayda geçen, iyi – kötü arasındaki savaş konulu bir video oyunu tasarlamış ve bir dergi onun kaynak kodunu yayınlamış. Bu sayede 500 dolar kazanmış.

Tahmin edileceği üzere çok kitap okuyan bir çocukmuş. 14 yaşında “Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi”ni okuyarak önemli olanın hangi soruları sormak gerektiğini bilmek olduğunu fark etmiş.

Okulda en zeki, en atletik, en bir şey değil. Yazarın görüştüğü bazı okul arkadaşları Elon’ın bugünkü başarısına şaşırmışlar, okulda buna yönelik bir popülaritesi yokmuş çünkü.

*

Büyükbabası ve büyükannesi (annesinin anne ve babası) maceracı insanlarmış. Bayağa maceracı. Uçakla Afrika gezisi yapan cinsten. Arabayla gezmek gibi, kendi uçaklarıyla. Kitapta fotoğrafları da var, çok tekinsiz gözüken bir uçak. Nitekim zaman zaman da kazalar yaşamışlar ama ölmemişler.

Annesi Maye Musk model. Babası Errol Musk mühendis. Kardeşleri Kimbal ve Tosca.

Babayı pek sevmiyorlar. Anlatmıyorlar ama psikolojik işkence izlenimi var. Mutlu bir çocukluk geçirmemiş. “Hayatı zehir ederdi.” diyor Elon babası için. İşkenceye varan akıl oyunları oynuyormuş babası çocuklarıyla.

Anne baba sonra ayrılıyor. Çocuklar annede kalıyor ama Elon babasına gitmek istiyor. O yalnız diye. Babası yeniden evleniyor, iki kızı oluyor.

*

Elon, Güney Afrika’dan Kanada’ya gidiyor. Güney Afrika’da askerlik yapmak istemiyor, ırkçı rejime çalışmak zorunda olacağı için. Annesinin bağlarını kullanarak Kanada’ya gidiyor.

İnternet daha gelişmemiş, bebek. İnsanlar ve işletmeler internetin ne işe yarayacağından habersiz. Zip2 adlı bir sistem kuruyor Musk. Bir çeşit şehir rehberi. İnternette işletmenin reklamı vereceksin. Ama internetin bu kadar erişilebilir olmadığı bir dönem olduğu için kapı kapı dolaşıp anlatmak, işletme sahiplerini ikna etmek gerekiyor.

Sonra Zip2’yi satıyor Musk ve zengin oluyor.

*

İnternet bankacılığına yöneliyor. X.com yeni işinin adı. Sonra adı PayPal oluyor. Onu da eBay 2002’de 1,5 milyar dolara satın alıyor

*

Sonra havacılık ve uzay ilgisi başlıyor.

Roket almak için Ruslarla görüşüyor. Fiyatı çok bulunca kendim yaparım diyor. SpaceX şirketini kuruyor.

Kitapta bu şirketin varlık mücadelesi çok yorucu. Elon’ın pes etmemesi de hayranlık uyandırıcı.

Roket denemelerini Pasifik Okyanusunda Kwajalein Adasında yapıyorlar. O kadar çok başarısız roket fırlatma denemeleri oluyor ki. Ve az buz paralar da gitmiyor. Ama sonra uzaya ülkeler ya da şirketler için uydu taşıyan roketlerden ayda bir tane gönderir hale geliyor, üstelik daha düşük maliyetle. Zamanla yüklerini uzaya taşıdıktan sonra dünyadaki fırlatma rampalarına tam olarak geri dönebilen, tekrar kullanılabilir roketleri test ediyor.

*

Musk aşırı inanıyor yaptığı işlere. Hayır/imkansız gibi kavramları da bilmiyor. Hatta böyle söyleyenleri gözünün yaşına bakmadan kovuyor. Empati yoksunu. Halden anlamıyor. Herkesi kendisi gibi sanıyor. Samimi bir şekilde anlamıyor diğer insanların neden kendisi ile aynı fikirde olmadığını, neden kendisi kadar çok çalışmadıklarını. Zor bir patron yani.

İşe alımlarda bir dizi testten sonra Musk ile görüşme hakkına sahip olunuyormuş. Önceden bilgilendiriliyormuş adaylar, Musk sizinle ilgilenmeyebilir, göz teması kurmayabilir, panik olmayın, vakti gelince konuşur, o konuşma da 30 saniye ile 30 dk arası sürer diye.

Saygın üniversitelerin başarılı öğrencilerini tespit eden elemanları varmış Musk'ın. Yetenek avcıları yani.

Onunla beraber çalışanların görüşleri de yer alıyor kitapta. Musk’a göre bir saatte bitmeyecek iş yokmuş, ama bir saat diyorsa 2-3 günde bitermiş. Zaman konusunda böyle bir problemi varmış.

Bu arada SpaceX’te bir de Türk çalışan varmış: Bülent Altan. As bayrakları J

Jeff Bezos, BlueOrigin şirketini kurarak SpaceX’e rakip olmuş ve Musk’ın elemanlarını almış.

Roket, uzay, Mars’a yolculuk, turistik yolculuk değil orada yaşamaya yönelik bir planlar… Bunlar kulağa inanması çok güç geliyor ama Elon Musk insanların inanmasını sağlıyor.

“Eğer Musk’ın söylediği ya da yaptığı şeylerden bazıları kulağa saçma geliyorsa; bunun sebebi bir bakımdan oldukça saçma olmalarındandır.” Sf.15

Şöyle bir anektot var kitapta. Iron Man filminde Tony Stark rolündeki Robert Downey Jr, Elon Musk ile tanışmak istemiş. Tony Stark’ın bugünkü gerçeği gibi görmüş onu.

*

Gelelim Tesla’ya.

Tesla Motor’u başkaları kuruyor. Elektrikli araba üreten bu şirketi daha sonra Elon Musk satın alıyor. Ama sanki o kurmuş gibi gözüküyor. Şirketin asıl kurucuları ile bu nedenle tatsızlık yaşıyorlar ama zamanla Elon Musk şirketi o kadar ileriye taşıyor ki kurucunun kim olduğu önemsiz hale geliyor.

Elektrikli arabalar üreten bu şirket, petrole bağımlılığı ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Tesla araçları için iPhone’un araba hali deniyor. Başta insanlar duyarsız kalıyor ama zamanla bir imaj doğuyor:

“Tesla insanlara sadece bir otomobil satmıyordu; onlara geleceğe bir dokunuş, bir bağlantı, bir imaj ve duygu satıyordu.” Sf.347

Tesla Model S, Model X araçlarının ardından Model 3’ü çıkarırken lityum iyon akü fabrikası (Gigafactory) kurup bunun da hazır olmasını istiyor. Böylece araçların aküsünü de kendisi üretecek. Bu fabrika ile araç satış ve dağıtımı eş zamanlı olsun istiyor, gecikmenin tehlikesini şöyle açıklıyor:

“Altı aylık bir bekleme Gelibolu gibi olur. Bombardımanın hemen ardından saldırmalısınız. İki saat boyunca takılıp kalırsanız Türkler mevzilerinize tekrar yerleşir. Zamanlama önemlidir.” sf.382

 *

Musk’ın kuzenleri Rive kardeşler 2006’da güneş enerjisi paneli şirketi olan SolarCity’i kuruyor.  Musk en büyük hissedarı oluyor.

Böylece SolarCity, Tesla, SpaceX tek bir şirket gibi, birbirlerinden faydalanıyorlar.

Kitabın yazıldığı dönemde (2015) Elon Musk’ın denizaltı arabası ve hyperloop projesi varmış. Hüp diye geçmece, ışınlanmaca.

*

Elon’ın beş çocuğu var. İkiz ve üçüz. Çocukların annesi Justine Musk, blog yazan, kitapları basılmış biri. Ama Elon’un gölgesinde kalmış, o yüzden mutsuzlaşmış. Elon da pek saygı duymuyormuş anladığım kadarıyla. Kadın, yazdığı kitaplarla gündeme gelmek istiyor, Elon’a rica ediyor, beni insanlara yazar diyerek tanıt diye. Elon: “Bu karım Justine, kendisini yazar diye tanıtmamı istiyor.” diye dalga geçiyor. Sonra tabii ki boşanıyorlar. 2008’deki boşanma anlaşmalarına göre Elon iki milyon dolar tazminat verecek, 17 yıl boyunca aylık 80 bin dolar nafaka ödeyecek ve bir de Tesla Roadster araba verecek, çocukların velayetini paylaşacaklar.

Elon Musk’ın bir kız arkadaşa ayıracak zamanı pek yok. Bunu bir çeşit görev gibi görüyor. Kız arkadaşıma haftada on saat ayırmam yeter mi diye soruyor arkadaşlarına.

Boşanma davası devam ederken 22 yaşındaki aktris Talulah Riley ile tanışıyor. Çok kısa sürede de evlenme teklifi ediyor. Musk ondan 14 yaş büyük. 5 çocuklu 2 şirketli (SpaceX, Tesla) bir adam. Evleniyorlar. Boşanıyorlar. Sonra yeniden evlenip yeniden boşanıyorlar.

Elon Musk’ın çocuğu olmak pek çok olağanüstü şeyi olağan bulmak demek. Çocuklar babalarının roket fabrikasına burun kıvırıyorlar, üff yine mi roket diye. Justin Bieber ile gezintiye çıkıyorlar. Monaco Grand Prix’ine gidip Monaco Prensi ve Prensesi ile vakit geçiriyorlar.

Elon Musk, kendisinin bugünkü halini çocukken yaşadığı zorluklara bağlıyor. Bu sayede güçlü biri olduğunu düşünüyor. Kendi çocukları ise zorluk görmüyor ve bu yüzden endişelenip onlara suni zorluklar yaratıyor. Bilgisayar oynamalarına sınır koymak gibi. Şu kadar saat kitap okursan şunu yapabilirsin gibi. Bence babasının kendisine oynadığı psikolojik akıl oyunlarını daha çağdaş ve masum gözüken yollarla çocuklarına oynuyor. Yemin edebilirim ama ispat edemem.

*

Elon Musk’ın en büyük korkusu Google’ın kurucu ve CEO’su Larry Page’in insan ırkının kökünü kazıyabilme imkan ve kabiliyetine sahip yapay zekalı robot filosunu kuruyor olma ihtimali imiş.

 *

Musk’ı P.T.Barnum’a benzetiyorlar.

“Musk, insanların korkuları ve kendilerine olan nefretlerinin peşinde koşarak sıra dışı bir büyüklükte zengin olan P.T.Barnum’un bilim kurgu versiyonudur.” Sf.16

The Greatest Showman” filmi de P.T.Barnum’un hayatından esinlenilmiş.

*

Elon Musk, zengin oluyor ve bunu hak ediyor da. Büyük hayaller kuruyor ve dev riskler alıyor. Zekasını ideallerini gerçekleştirmek için kullanıyor.

Şimdi ise zekalar, reklamlar üzerine kafa yoruyor. Eski bir Facebook çalışanı ve tasarımcısı olan Jeff Hammerbacher’ın dediği gibi: “Kuşağımın en zeki kişileri, insanların reklamlara nasıl daha fazla tıklayacağı üzerine kafa yoruyor.” Sf.23

Bu konu bir Netflix belgeseli olan “SocialDilemma”da da dile getirilmişti.

*

Yazar kitaba Elon Musk’ın fazla kontrolcü ve müdahaleci olduğundan yakınarak başlamıştı, ilerleyen sayfalarda yaptığı işlere, pes etmezliğine ve azmine saygı duyarak sonlandırıyor. Onu şöyle tarif ediyor:

“O bir mucit, sosyetik bir iş adamı ve büyük fikirleri alarak onları büyük ürünlere dönüştüren bir endüstri adamıdır”

 


18 Kasım 2020 Çarşamba

İKNA

 


                                                                            İKNA

(Persuasion)

Jane Austen

1818

Çeviren: Başak Bekişli

Yabancı Yayınları

1.Baskı - Aralık 2018

322 sayfa


Arkadaşım hediye etti bu kitabı. 

Daha önce okumuştum aslında ama altı sene olmuş ve tabii ki hiçbir şey hatırlamıyorum. Daha önce okuduğumu da blogta fark ettim. http://birazkitap.blogspot.com/2014/03/ikna.html

Güzel güzel de yazmışım ama ı-ıh zerre hatırlamıyorum. O yüzden ilk defa okuyormuşçasına zevkle okudum.

Bir de kitabın cildi o kadar cici ki. Kalın kapaklı, pembiş tonları. Okumaya çağırıyor adeta. Yazarın bu şekilde basılmış diğer kitaplarını alıp kitaplığa dizme hevesi uyandırdı bende.

Konusu da cici.

*

Anne Elliot 27 yaşında, annesi ölmüş, babası ve iki kız kardeşi var. Ailenin hor görüleni. Ablası Elizabeth açık açık hor görürken, kardeşi Mary onun duygularını umursamayarak hor görüyor. Babanın gözde kızı da Elizabeth. Yavrum Anne, buna rağmen kötü şeyler düşünmüyor ailesi hakkında, sevgisini saygısını eksik etmiyor.

Anneleri ölünce Leydi Russell onlara, özellikle Anne'e yakın olmuş. 

Elliot'lar, maddi durumları zayıfladığı için evlerini kiraya veriyorlar. Kiracıları Amiral Croft ve karısı. 

Amiral Croft'un karısı Sofia'nın erkek kardeşi Frederick Wentworth.

Ve bu Frederick Wentworth ile Anne sekiz yıl önce gönül ilişkisi yaşamış. 

Anne, 19 yaşındaymış o sırada. Frederick Wentworth'un bir işi yokmuş, o yüzden Anne'nin babası da Leydi Russell da bu ilişkiye karşı çıkmış. Anne de ikna olmuş ve ayrılmışlar. Yıllardır da birbirlerini görmemişler.

Bu süre içinde Frederick denizci olmuş, iyi bir servet kazanmış. Artık karada çalışacakmış ve evlenmeye niyetliymiş.

*

Anne'nin kız kardeşi Mary evli. Kocası Charles Musgrove. Charles'ın iki kız kardeşi var: Henrietta ve Louisa.

Aileler arasında iyi ilişkiler gelişiyor ve Frederick ile bu iki kız kardeş beraber sık sık vakit geçiriyor. Frederick'in ikisinden biriyle evleneceği konuşuluyor. 

Fakat Frederick'in iki kız kardeşle ilgili  böyle bir düşüncesi yok. İnsanlarda istemeden yanlış izlenim bıraktığını fark ediyor ve uzaklaşıyor ortam durulsun diye. 

Döndüğünde iki kız kardeş de başkalarına aşık olmuş, evlenmiş, nişanlanmış.

*

Frederick'in aklı da kalbi de hep Anne'deydi.

Anne'nin de öyle.

Nihayet bir adım atıyor Frederick ve Anne'e aşkını itiraf eden bir mektup yazıyor. Böylece de kavuşuyorlar, oh be!

Geç olsun, güç olmasın.

Eğer sekiz yıl önce herkesin karşı çıkmasına rağmen evlenselerdi muhtemelen aileleri ile araları bozuk olacak, vicdanen kendilerini kötü hissedeceklerdi. Çünkü ikisi de nasıl vicdanlı, nasıl düşünceli, nasıl iyi kalpli, boncuk minnoş lokum gibi insanlar. Yerim sizi yaaa!

Şimdi ise kimse karşı çıkmıyor. O yüzden de gönül rahatlığı ile evleniyorlar. 

*

Jane Austen'ın diğer kitaplarını da okudum ve tekrar okuma isteğim var şu an hepsini. 

Hepsinde aile ve akraba bağları çok güçlü. Daha doğrusu kalabalık. Herkese yer veriyor kitaplarında Jane Austen. Mesela Anne'nin kız kardeşinin (Mary) kocasının annesi ile babasının ölmüş çocuklarından da bahsediyor. Bu çocuk ölmeden önce Frederick'in kaptanı olduğu gemide çalışıyormuş, mektuplarında kaptanından iyi bahsediyormuş...

Kuzen Elliot var bir de, ben hiç bahsetmedim. Ama kitapta onun da bir işlevi var. Baba Elliot'un oğlu olmadığı için mirası bu kuzene kalacakmış, kuzen de Anne ile evlenmek istiyormuş, ama aslında kötü biriymiş.

Kuzen Elliot'ın kötü biri olduğunu da Anne'nin çocukluk arkadaşı fakir bir kadın söylüyor. Bu arkadaşın rahmetli kocası, kuzen Elliot ile arkadaşmış, ona hep yardım etmiş ama adam ölünce Elliot, onlara kötülük etmiş.

Frederick'in erkek kardeşi var bir de, görmüyoruz ama ondan da bahsediliyor. 

Frederick'in arkadaşı, arkadaşının eski nişanlısı, arkadaşının arkadaşı...

Kayınvalide, kayınpeder, onların çocukları, görümceler, kuzenler, kardeşler... Çok kalabalıklar.

Aile şeceresi çıkarıp okuyorum anlamak için. 

*

Jane Austen'ın son kitabı bu. Mutlu sonla bitirmiş ve bundan çok memnunum. Hepsini mutlu sonla bitiriyor.

Gerçi mutlu son derken... Evlenmelerini mutlu son olarak görmek çok isabetli değil. Evlilik bir ilişkinin sonu değil, yeni bir aşaması. Mutlu olup olmadığı kısmı ise tamamen tartışmalı. 

Ancak burada ana konu sevenlerin kavuşması. İlişkiyi mutlu hale getiren tema bu. 

*

Filmini de izledim.

Türkçeye "İkinci Şans" diye çevirmişler filmin adını. İçerikle uyumlu bir isimlendirme olmuş.

Filmi de beğendim. 

Anne benim hayalimde daha güzel ama filmdeki Frederick, hayalimdekinden daha yakışıklı.





15 Kasım 2020 Pazar

BİR GÜN TEK BAŞINA

 


BİR GÜN TEK BAŞINA

Vedat Türkali

1974

Everest Yayınları

1.Basım – Ekim 2004

631 sayfa

 

Ön planda evli adam ve üniversite öğrencisi sevgilisi.

Arka planda 1960’lı yıllar, İsmet İnönü-Adnan Menderes dönemi, öğrenci ve işçi ayaklanmaları.

*

Kenan eski edebiyat öğretmeni. Şimdi kitapçı. Karısı Nermin tarih mezunu ama ev hanımı. Bir de kızları var, Zeynep.

Kenan bir gün meyhanede bir arkadaşı ile takılırken arkadaşının arkadaş grubuyla tanışıyor. Gruptaki bir kızı, Günsel’i, Nermin’e benzetiyor. Sarhoş da. Sarhoşlukla Nerminmiş gibi konuşuyor onunla. Sonradan fark ediyor o olmadığını. Kenan ve Günsel’in tanışıklığı böyle başlıyor.

Kenan sonra unutamıyor Günsel’i.

Günsel de onu.

Ve evet, birlikte oluyorlar.

*

Aralarında yalan yok. Günsel biliyor Kenan’ın evli ve çocuklu olduğunu. Kenan aslında bunu söylemeye pek niyetli değil gibiydi ama ne kadar saklayabilir?

Bence bu ilişki mide bulandırıcı ama bana ne?

Evli erkek/kadının başka biriyle ilişkisinin olması çok zavallıca. Çünkü evli demek bir ilişkisi var demek. Eğer bir ilişkisi olduğu halde başkasıyla birlikte oluyorsa ya da olmayı düşünüyorsa, demek ki içinde bulunduğu ilişkiden memnun değil. Ve memnun olmadığı bir ilişkiyi bitirebilecek cesaretten ve güçten yoksun. Korkak ve güçsüz bir erkek nasıl çekici gözükebilir ki? Evli erkek bacımdır.

Üstelik yaşlı. Günsel üniversite öğrencisi, yirmi yaşında. Kenan ise kırk.

Yirmili yaşlarda kızlar olgun erkeklerden hoşlanabilir, yirmili yaşlardaki insan akıllıca/akılsızca her şeyi yapabilir. Burada yaşı büyük olanın akıllıca davranması gerekir ama neredeee?

Böyle hikayelerde kimisi evli adamla birlikte olan kadını suçlayıcı bir tutum takınıyor. Ne münasebet! Sadakat yükümlülüğü evlilik birliğinin tarafları arasındadır. Üçüncü kişinin bu evliliğe karşı herhangi bir yükümlülüğü yoktur.

Gelelim Kenan’ın karısı Nermin'e.

Hikayenin bu kısmına kadar Nermin’in bir suçu yok. Fakat Kenan ona evliliği devam ettirmek istemediğini söylediği halde olmaz kocamsın, çocuğumun babasısın, istersen beni sevme ama akşamları yine de eve gel, ben babasız büyüdüm, çocuğum babasız büyümesin… teraneleri yüzünden Kenan ve Günsel’in yanı sıra Nermin’i de salak buldum.

Of hepsi çok salak.

Kırk yaşında adamın amsalak gibi davranması, Nermin’in bu salağı kocam da kocam diye sevmeye devam etmesi… Günsel’in…

Günsel’in salaklığını yaşına verip mazur görüyorum.

Günsel’in bir derdi de öğrenci isyanları.

Devrimci kız. İktidarın yasaklarına karşı sessiz kalamıyor. Arkadaşlarıyla birlikte protestolara, mitinglere katılıyor. Ülkede baskıcı bir dönem var. Ay zaten ne zaman olmadı ki? Sene 1961, halk iktidarın hiçbir zaman değişmeyeceğini düşünüyor. Kronik bir his galiba bu. Toplumsal olarak iktidarların hiçbir zaman değişmeyeceği kanaatimiz var. Halbuki değişiyor işte, değişmiş, değişecek… Ama gelenin gitmeyeceğine yönelik iliklerimize işlemiş bir sabit fikir var.

*

Kenan bir yandan Nermin’i sevmiyor, ondan kurtulmaya çalışıyor, ama Nermin’i çıplak gördüğü zaman da dayanamıyor. Offf! Nermin hamile kalıyor.

Öte yandan Günsel de hamile.

Korunmayı da bilmiyor galiba koca adam.

*

Kenan Nermin’in boşanmak istememesi ve üstüne hamile kalması üzerine iyice kendisini çıkmazda hissediyor. Günsel söylemedi ona hamileliğini. Bir de Günsel’in hamile olduğunu öğrense iyice kafayı yerdi herhalde.

Günsel ve Kenan, Kenan’ın arkadaşı Rasim’in Teşvikiye’deki evinde takılıyorlar fırsat buldukça. Rasim’in garsoniyeri. Rasim de evli bu arada. Açık evlilik onlarınki. O da karısı da başkalarıyla birlikte oluyormuşmuş.

*

Günsel’in arkadaşları arasında Kenan’ın gizli polis olduğu söylentisi çıkıyor. Günsel de inanıyor buna ve uzak duruyor artık Kenan'dan.

Kenan başta anlamıyor ama sonradan öğreniyor kendisinin polis sanıldığının. Günsel'in buna inanmasına kahroluyor. Zaten yarım aklı vardı, o da gidiyor. Kendi kendisine söylenip öfkeleniyor, yok Günsel, eski erkek arkadaşı Sermet ile birlikteymiş, orospuymuş Günsel, Nermin de orospuymuş, karnındaki piç belki başkasındanmış, keşke ölselermiş… Çirkinleşiyor Kenan. O çirkinlikle karısı ve çocuğunu dövüyor. Bir bu kalmıştı çünkü yapmadığı.

Bunun üzerine Nermin hala kocam da kocam der diye çok sinirlenmiştim ama neyse ki boşanalım diyor. Ay şükür yani Nermin!

Gerçi Kenan özür dilese affetmeye meyilli.

*

Kenan’ın hem Günsel’i hem de Nermin’i peş peşe kaybetmesiyle bir sevindim. Ama sonra intihar etti Kenan, bunu beklemiyordum. Bileklerini kesmiş.

*

Günsel başta çocuğunu aldırmayı düşünmüştü ama Kenan’ın ölümünün ardından vazgeçti.

*

Ön plandaki aşk hikayesi bana tatlı gelmedi. İnsanların hayatlarını kendi elleriyle bile isteye zorlaştırmaları bana tatlı gelmiyor.

Arka plandaki memleket meseleleri de tatlı değil. Çünkü zaten ne zaman tatlı oldu?

 Velhasıl tatlı bir kitap değil.