18 Eylül 2010 Cumartesi

DÜNYANIN DEĞİŞİMİ VE ERBAKAN DEVRİMİ


DÜNYANIN DEĞİŞİMİ VE ERBAKAN DEVRİMİ


Yazarı: Ahmet Akgül


Yayınevi:Bilge Karınca Yayınları


Basım Yılı:1. Basım- Aralık 2007


Sayfa Sayısı: 619



Aşırı deredece yanlı, tamamen propoganda maksatlı bir Erbakan güncesi.

Ahmet Akgül, Erbakan'a olan taparcasına sevgisini her sayfada hissettirmiş.Örneğin; sf 72 ''...Yıllardır gaflet ve hıyanet bulutlarının ve cehalet karanlığının arkasında saklanan hakikat güneşi, yeniden milletimizin üzerine doğmaya başlıyor ve bir din yıldızı ( Necmeddin) giderek parlıyordu...''

Dalkavuklukta hat safhaya varan cümleler okurken insanı güldürmüyor değil. '' ...Erbakan hocamız gibi mükemmel bir lider başımızdayken, oturup yeni lider arayışına girişenlerin ya aklı noksandır, ya ahlakı hamdır...'' sf 170

Bir de Erbakan'a hitabeden ve sanırım gözyaşlarıyla kaleme alınmış şu satırlar:''...Hiçbir şeyin tadı tuzu olmuyor Sen'siz...Sen'siz meclis monoton ve sakin...Sen'siz siyaset alımsız ve ahenksiz...Sen'siz sohbetler ve seminerler zevksiz...Seninle uğraşanlar hem sorumsuz, hem seviyesiz...Velhasıl sensiz herşey yavan ve sevimsiz...'' sf 476

Erbakan bile bence rahatsız olmuştur bu kadar pohpohlanmaktan, ki yazar Erbakan'ın mütevazi, alçakgönüllü bir insan olduğundan bahsediyor sık sık.

Erbakan'ın eğitim hayatı ve siyaset sahnesine çıkışı ile başlıyor kitap. Çok başarılı bir öğrencililk dönemi yaşayan Erbakan, profösörlüğe kadar uzanmış, çeşitli kitaplar yazmış ve bir o kadar da çeviri yapmış.

Yerli sanayinin gelişmesi için canla başla çalışmış ve Türkiye'nin ilk yerli motor fabrikası olan ''Gümüş Motorları''nı kurmuş. Böylece motor fiyatlarında ciddi düşüşler sağlanmış.

Yazarın söylediğine göre ilk yerli otomobil olan Devrim Arabaları'nı da Erbakan yapmış. ''...1960 yılında Ankara'da yapılan Sanayi Kongresi'nde Erbakan 'Türkiye'nin kendi otomobilini yapabileceği' fikrini ortaya attı. Asker yöneticileri, Eskişehir Demiryolları CER Fabrikası'nı Hoca'nın emrine verdiler. Erbakan burada 'Devrim' adı verilen ilk yerli otomobili yaptı...''sf 76


Tabi bu kitap yazıldığı sırada Devrim Arabaları filminin henüz yayınlanmadığını da hatırlatalım. Filmde Erbakan'dan bahsedildiğini de hiç hatırlamıyorum ben.

Kitap 2007 seçimlerinden önce kaleme alındığı için AKP'nin bir daha iktidara gelmemesinin gereklerine, Saadet Partisi'nin gelmesi gerekliliğine değinilmiş. Hatta seçim sonuçları için ''...Önümüzdeki yıllar yepyeni baharların ve yepyeni başlangıçların tarihi olacaktır. Büyük bir sandık ihtilaliyle, Milli Görüş tek başına iktidar koltuğuna oturacaktır...'' (sf 355) öngörüsünde bulunulmuş. Yazık, yıkıcı bir hayalkırıklığı olmuş olmalı.

Bol bol masonların melanetlerinden, Avrupa ülkelerinin zalımlığından yakınılmış; iç dinamiklerimiz ve iman kuvvetimizle yenemeyeceğimiz şey olmadığından dem vurulmuş.


Ben Erbakan olsam kitaplığıma bile koymayacağım bir kitap olurdu bu.

11 Eylül 2010 Cumartesi

MAHREM


MAHREM


Yazarı: Elif Şafak


Yayınevi:Metis Yayınları


Basım Yılı:İlk Basım 2000, 10.Basım 2006


Sayfa Sayısı:229



Hem günümüzden hem de yüzyıllar öncesinden öykülerle sentezlenen komplike bir roman. Adeta bir yılan gibi. Kuyruğu sonra başa ulaşıyor.


Şişman, çok şişman bir kadın vardır ana eksende. Ne yaparsa yapsın artık zayıflayamayacağına kanaat getirmiş, kilolarıyla yaşamaya çalışan fakat dışarıdaki güzelliklerden uzak duran bir kadındır o. Dışarıda insanların seyirlik malzemesi olmaktan rahatsızlık duyar. Görünüşü nedeniyle kimseyi sevemeyeceği, kimsenin de onu sevemeyeceğin düşündüğü bir zamanda Be-Ce ile tanışır. Onun da son derece kısa boylu olması nedeniyle uzun, iri, şişman bir kadın ve zayıf, cüce bir erkeğin sevgililiği dışarıda rahatsız bakışlara maruz kalmalarına yol açar.


Kitapta normal insanlar ile aşırı güzellikleri ve aşırı çirkinlikleriyle bir sirk çadırında görsel malzeme olarak kullanılan yüzyıllar öncesinden gelen örnekler vardır.Tüm bu insanlar bir romanın sayfalarında birbirlerinin hayatlarına bulaşmadan ortak noktalarının öne çıkardığı görsellikleriyle var olmaya çalışır.Var mı dedim. Belki de yoklar. Belki de hiç olmadılar.


AKP GERÇEĞİ VE LAİK DARBE FİYASKOSU


AKP GERÇEĞİ VE LAİK DARBE FİYASKOSU


Yazarı: Osman Ulagay


Yayınevi: Doğan Kitap


Basım Yılı: 7.Baskı- Mart 2008


Sayfa Sayısı: 140



22 Temmuz 2007 genel seçimleri öncesi ve sonrasına dair mantıklı analizler içeren bir kitap.


O dönem ortalıkta akıl tutulması yaşayan ve bu nedenle sağlıklı düşünme yetilerini kaybetmiş fanatiklerin cirit atması nedeniyle gazetedeki yazılarına ara vermeyi tercih eden Osman Ulagay, içinde biriktirdiklerini bu kitapta toplamış.


Hatırlayacaksınız, Cumhuriyet mitingleri, e-muhtıra haberleri gündemdeydi. Toplumun ''laik kesim'' ve ''AKP yandaşları'' olarak ikiye ayrıldığı ve laik kesimin rejimin tehlikeye girdiği inancıyla içine düştüğü sıkıntılar vardı. Farkedemedikleri asıl çözüm, beğenmedikleri AKP'ye bir alternatif yaratabilmekti. Fakat bunun yerine tüm enerjilerini AKP'ye saldırarak harcadılar. Bunun için harcadıkları emeği ve zamanı, AKP'nin yükselişinin ardında yatan nedenleri araştırmakla geçirselerdi, 22 Temmuz'dan önce halkın çeşitli kesimlerinden geniş bir katılımla gerçekleşen Cumhuriyet mitinglerinin getirdiği hava ile AKP'yi devirdiklerini sanmayacaklar, seçimde büyük bir hayal kırıklığına uğramayacaklardı.


Seçim sonrasında yaşananlar da oldukça gülünçtü. Sanki CHP, bu süreçte çok bilinçli, mantıklı davrandı, halkın ihtiyaçlarına karşılık verdi, geleceğe dair inandırıcı vaatlerde bulunudu da halk anlamadı. Halk, ''bidon kafalı'' oldu, ''göbeğini kaşıyan adam'' oldu.


Çok güzel bir soru sormuş Osman Ulagay. ''AKP neden Türkiye'nin her yerine gidebilen tek parti? CHP-MHP neden gidemiyor bu bölgelere?''


Ve yine onun tabiriyle ''Seçim yenilgilerinin gediklisi olan CHP'de sorumluluğu kimse üstlenmez. CHP'nin başarısızlığı hep kendi dışındaki etmenlerle açıklanır. Bu kendini temize çıkarma ve CHP'ye umut bağlamış olanları avutma sürecinin sonunda da 'kurtar bizi atam' noktasına gelinir, Anıtkabir'e sığınılır.'' (sf 58)


Ülkenin iyi eğitim görmüş, yüzü batıya dönük, kültürlü, entelektüel kesimindeki statükocu zihniyete üzüldüğü her satırda belli olan yazar, kendini solda sayan partilerin, AKP gelişirken ne yaptığını şu şekilde derlemiş:


''-Değişimi reddedip mevcut düzenin savunuculuğunu üstlendi.


-Değişen dünyanın ve Türkiye'nin gerçeklerini dikkate alarak düzenin mağdurları için yeni politikalar ve çözümler üretemedi.


-Tarihsel büyük korkuyu günümüze taşıdı, toplumun geniş bir kesimini gerici diye niteleyerek dışladı ve kendi toplumsal tabanını daralttı.


-Lider sultasına karşı çıkmayarak başarısız liderlerin görevde kalmasına göz yumdu, kadrolarını yenileyemedi.


-Siyasal İslam'ın yaptığını yapamadı, kendi içinden solu dönüştürecek bir kadro çıkaramadı.


-Toplumdaki desteğini kaybettiği için antidemokratik yollarla iktidara gelmenin yollarını aramaya başladı. ''(sf 78)


Bir genel seçimi daha Akp'nin başarısı ve CHP'nin yenilgisiyle geçirdik. Şimdi önümüzdeki seçimlere bakma zamanı.

MAHALLE BASKISI VAR MI YOK MU?


MAHALLE BASKISI VAR MI YOK MU?


Yazarı: Ruşen Çakır , İrfan Bozan


Yayınevi: Doğan Kitap


Basım Yılı: 2. Baskı 2009


Sayfa Sayısı: 190



Ruşen Çakır'ın epey ekmek yediği bir konu oldu bu mahalle baskısı. Adam sırf bununla ilgili iki kitap yazdı.Daha doğrusu hazırladı ya da derledi.


''mahalle Baskısı'' adlı ilk kitapta Şerif Mardin'in açıklamalarıyla başlamış, sonra bunun aydın çevrede oluşturduğu izlenimlerden bir derleme oluşturmuştu.


Bu kitapta da devamla ''Nerede kalmıştık?'' diyor.


Yine yazarlar, akademisyenler konu ile ilgili beyanatlarda bulunmuşlar.


Benim ilgimi daha önce çekmeyen ama bu çevrenin pek dikkatini çekmiş bir tespit var. Artık otobüslerde yaşlı olmadığı halde kapalı olan kadınlara, yaşlı ama başı açık kadınlara nazaran daha çok yer veriliyormuş. Bütün bu akademisyen ve köşe yazarı camiası da hergün İett kullandığı için(!) biliyorlar tabi. Hepsi ağız birliği etmişçesine bunu söylemiş ki, çok güldüm. Ben ki istanbul'un her türlü toplu taşıma aracını aktif bir şekilde kullanan bir insan olarak hiç böyle bir gözlemde bulunmamıştım.


Bunun dışında alevilik, Fethullah Gülen cemaati, içki, kadınlar gibi konular hakkında da söz konusu kişilerin görüşleri mevcut kitapta.

MAHALLE BASKISI


MAHALLE BASKISI


Prof. Dr. Şerif Mardin'in Tezlerinden Hareketle Türkiye'de İslam, Cumhuriyet, Laiklik ve Demokrasi

Hazırlayan: Ruşen Çakır

Yayınevi : Doğan Kitap- 1.Baskı- Eylül 2008


Basım Yılı: 1.Baskı- Eylül 2008


Sayfa Sayısı: 185



Geçtiğimiz yılın en çok konuşulan ve tartışılan konularından biriydi bu ''mahalle baskısı'' kavramı.


2007’de Washington’da Şerif Mardin, kendisiyle röportaj yapan Ruşen Çakır’a ‘’Mahalle baskısı bilinmeyen ve sosyal bilimce ifade edilmesi çok zor olan bir havadır.Bu havanın AKP’den bağımsız olarak Türkiye’de yaşadığına inanıyorum. Dolayısıyla bu havanın gelişmesine müsait şartlar oluşursa o zaman AKP de bu havaya boyun eğmek zorunda kalacaktır. ‘’ dedi. (sf 23)


Dedi ve sonra kendisinin bile çok şaşıracağı bir şekilde bu kavram tartışıldı, hemen hemen her köşe yazarı tarafından dile getirildi.


İşte kitap bu röportajın ardından meydana gelen yankılara yer vermiş. Köşe yazarlarının konu hakkındaki görüşlerini derlemiş.


Kitabı okurken sanki Google’da ‘’mahalle baskısı’’ yazmışsınız da , çıkanları okuyormuşsunuz gibi oluyor.


Şerif Mardin’in söyledikleriyle alakalı alakasız pek çok yorumun ardından Ruşen Çakır, Şerif Mardin’le tekrar bir söyleşi hazırlıyor. Mardin’in evinde yapılan ve Mardin’in ‘’Cumhuriyetin ideolojisi aslında karşı çıkma üzerine kuruludur. Benim kuşağımın en önemli ideolojisi antiemperyalizmdi. Yani bize hep karşı çıkma öğretildi. Ne istediğimiz önemli değildi. Sonuçta çok ilginç bir çelişki çıktı ortaya: Batı’yı seveceksin ama onun sana yaptığı kötülükleri de her an kafanda taşıyacaksın.’’ (sf 92) dediği söyleşi ilkinin aksine hiç dillendirilmedi.


Mahalle baskısı kavramının yankıları sürmekte iken Ruşen Çakır öncülüğünde ‘’Mahalle Baskısı Ne Demek İstedim’’ toplantısı düzenleniyor. Şerif Mardin ve beş katılımcının daha olduğu halka açık tartışmada Mardin, mahalle baskısını biraz daha açıyor. Bunu yaparken bambaşka bir tartışma konusu daha çıkıyor.Özetle; ‘’…Mahalle hem şahıslardan meydana gelen , hem bir bütün olarak meydana gelen bir unsur. Kitaplarımızın izah etmesi gereken nokta bir mahallenin nasıl bir kolektif yapıya sahip olduğu ve aynı zamanda nasıl tek tek şahıslardan meydana geldiği ve nasıl birlikte ortaya çıktığı.Bu işin kültürle ve kültür üzerine çalışmış kimselerle bir ilişkisi olduğu görülüyor. Bunlar Durkheim, Weber gibi kimseler…’’ sf 100


‘’…Bir topluluğun kurulması için değerler, değerlerin paylaşılması lazım. Herhangi bir topluluğun çalışabilmesi için bu değerlerin içinde özel bir değer tipi olması lazım. O değer tipi iyi, doğru ve güzel hakkındaki düşüncelerdir…Ancak Cumhuriyette iyi, doğru ve güzel hakkında çok derine giden bir düşünce yok. Avrupa’da bu konuda onbinlerce sayfa yazı yazılmış.Bizim cumhuriyet öğretimizde iyi, doğru ve güzeli derinlemesine araştıralım diye bir şey yok…’’


''…Mahallenin içinde cami var, caminin imamı var, imamın okuduğu kitaplar var, tekke var, tarikat var.Külliyeler var, esnaf var. Cumhuriyette buna şöyle bir rakip geldi. Öğretmen, okul, öğrenci, öğrencinin kitabı ondan sonra ve cumhuriyetin öğretmenle beraber getirmiş olduğu bütün bir inşa var. Uzun vadede bu iki inşanın birbiriyle rekabetinde bir tanesinin kaybettiğini görüyoruz. Kim kaybetti? Öğretmen kaybetti…’’ sf 102


Bu tartışmadan da bu kez ‘’Cami, imam, imamın okuduğu kitaplar ve tekkelerden oluşan mahalle; cumhuriyeti temsil eden okul ve öğretmenden oluşan yapıyı zaman içinde yendi.’’ (Fikret Bila-Milliyet) yorumları alıp başını gidiyor.


''Bununla beraber saflar değişiyor. İlkin ‘dindarlar toplumun diğer kesimlerine baskı uygulayabilir’ diyen Prof. Mardin vardı. Bu seferse daha çok ‘esas baskı dindarlara uygulanıyor.’ Diyen Prof. Mardin var.Sonuç olarak, Türkiye’nin bir ara epeyce üzerinde durduğu bir tartışmalar dönemi geçirilmiş oldu.’’


''…Mahalle baskısını Türkiye’de tartışırken , aslında İslam’ı, İslamcılığı, İslami hareketi, laikliği, laikliği bir yaşam tarzı olarak benimsemiş kişilerle daha muhafazakar kişiler ya da gruplar arasındaki doku uyuşmazlığını ve gerilimleri tartıştık...’’


Artık bu muhabbetler de, bir dönemi meşgul etmiş bir konu/kavram olarak tarihimizdeki yerini aldı bile.

EPİLEPSİ İLE ORGAZM


EPİLEPSİ İLE ORGAZM


Yazarı: Yalçın Küçük


Yayınevi: Arkadaş Yayınevi


Basım Yılı: 2008



Recep Tayip Erdoğan’ın sara hastası olduğunu iddia eden Yalçın Küçük kitabı.


Yıllar önce R.T.Erdoğan, Mercedes’in içinde kilitli kalmıştı. Hatırlayacaksınız. ''Balyoz krizi'' olarak adlandırılmıştı haberlerde. Korumaları balyozla Mercedes’in camlarını kırmaya çalıştığı için.İşte buradan hareketle Yalçın Küçük, Erdoğan’ın sara hastası olduğunu ve esasında o sırada arabada sara nöbeti geçirdiğini, ama bunun arabanın içinde kilitli kaldığı şeklinde basına yansıtıldığını anlatıyor. Bu tezini kuvvetlendirmek için de Erdoğan’ın hiç devlet hastanesine gitmediğini, kendi çevresinde durumu bilen doktorlara göründüğünü belirtiyor.


Hastalığın belirtilerinden olan gereksiz yere ve birdenbire kızmak, küfürbazlık gibi özelliklerin başbakanda sıkça görüldüğünü söylüyor.‘’…Saralılar yaptıklarının ve söylediklerinin bilincinde olmuyorlar. Bu nedenle eğer yaptıkları bir cinayet değilse ve sözde kalıyorsa, sık sık kendisi veya görevlendirdiği bir kimse tarafından düzeltilmesi gerekmektedir…’’ (sf 57)


Başbakanın, Abdullah Öcalan’a ‘sayın’ , şehitlere ‘kelle’, dönemin Genelkurmay başkanına ‘hoca’ demesini de buna yoruyor. O sırada başbakanın kendinde olmadığını, nerede olduğunu bilmediğini, başka bir boyutta olduğunu iddia ediyor.


Keza başbakanın bel fıtığı olduğunun da bir örtbas olduğunu belirtiyor. Sara hastası bir başbakan kamuoyunca hoş karşılanmaz ama bel fıtığı için böyle bir durum yok, diyor.


Tıbbi ve teknik terimlerle dolu kitabı okurken zaman zaman bir prospektüs okuduğum zannına kapıldım. Tıp ihtisası olmamasına rağmen Yalçın Küçük bu kitabı yazabilmek için epey çalışmış. Kendisini bu kitabı yazmak zorunda hissetmiş. Doktorların bunu yapmamasını ayıp bulmuş. ‘’…Bu çalışmayı bir başkası yapsaydı ve özellikle tıp dünyası bu kadar çok cinai falsifikasyona sessiz kalmasaydı, ben epilepsi’yi yazmaya mecbur kalmazdım. Dolayısıyla olabilecek eksikliklerden dolayı hiçbir özrüm yoktur…’’ (sf 30)


Bu kitabın üstüne, zamanında, Başbakanın domuz gribi aşısı hakkında ‘’Olmadım, olmayı düşünmüyorum.’’ demesi de acaba Yalçın Küçük’ün tezlerini doğruluyor muydu ne? Toplumda domuz gribi aşısının güvenilirliği konusunda bir endişe varken, Sağlık Bakanı bu endişeleri gidermek için kameralar karşısında aşı olmuşken, başbakanın halktaki bu endişeyi besleyecek nitelikte bir söylemde bulunması Yalçın Küçük’ün teorisini aklıma getirmişti.


Aman, bu Yalçın Küçük’ü her okuduğumda böyle oluyorum. Kafamı karıştırıyor bu adam.

27 Ağustos 2010 Cuma

SOKAK AVUKATI


SOKAK AVUKATI

(THE STREET LAWYER)

Yazarı: John Grisham

Yayınevi: Remzi Kitabevi

Basım Yılı: 1.Basım-1998

Sayfa Sayısı: 319

Amerika'da avukatlar saat üzerinden mi para alıyor acaba? Bu kitapta Michael, 800 avukatın çalıştığı dev bir hukuk firmasında çalışmaktadır ve ücretini saat üzerinden alır. Yıllık kazancı da milyon dolar ile ifade edilecek düzeydedir. Ama sonra bu parayı elinin tersiyle itecektir.

Daha önce okuduğum ''Pasaklı Tanrıça'' kitabında da böyleydi. Çalıştığı her saat için ücret alan ve toplamda milyon dolarlar kazanan, çalıştığı hukuk bürosunun ortağı olmasına ramak kalmış bir avukat, sonra aşkı yüzünden bu muazzam olanağa yüz çeviriyordu.

Hasta mısınız oğlum siz? Hem o paraları kazanmaya devam edip, hem de vicdanınızın, kalbinizin, ve benzeri haltlarınızın sesini dinleyemez misiniz?

Bu kitapta Michael efendi, kendini evsizlere adıyor. Çalıştığı firmayla ters düşüyor. Yahu be adam, hem mevcut büronda çalışmaya devam edip, hem de kazandığın milyon dolarlardan bir kısmını evsizlere harcayabilirdin. Niye illa ikisinden birini seçmek zorunda bırakıyorsun ki kendini? İkisi de pekala birlikte yürütülebilirdi.

Te Allah'ım ya. Para kazanıp da harcamasını bilmeyen insanlara çok üzülüyorum.