27 Nisan 2014 Pazar

BİR LİDERİN DOĞUŞU RECEP TAYYİP ERDOĞAN



Bir Liderin Doğuşu

RECEP TAYYİP ERDOĞAN

Yazarı: Hüseyin Besli – Ömer Özbay

Yayınevi: Yeni Türkiye Yayınları

Basım: 110. Baskı – 2014

Sayfa Sayısı: 377


Bendeki kitap 110. baskı. 
Yazıyla yüz on. 

Kesin bir yerlerde bedava dağıtıldı bu kitap. 110 baskı yapmasını başka türlü açıklayamıyorum zira. Kesin bir yerlerde bedava dağıtıldı , bir ben gittim enayi gibi para verip satın aldım. Nerede dağıtıyorsunuz arkadaşım bunları, bana da verin. 

Kitabı okuduktan sonra aklımdaki soru "Niye yazılmış ki bu kitap?" oldu. 

Tayyip Erdoğan'ın seçmen kitlesi zaten Tayyip Erdoğan ve avanesi ne yaparsa yapsın onlara oy veriyor. 

İster dinlerine küfretsinler (bakınız: Egemen Bağış'ın Bakara suresini makaraya alması) 
ister kendilerine küfretsinler (bakınız: "Milletin a...ına koyacağız" diyen iş adamı ve "İnşallah inşallah" diye cevap veren işadamı") 
her şart altında bunlara oy veriyorlar zaten.

Geriye ben gibi günahını bile onlara vermeyecekler kalıyor, e bizi de bu kitapla etkilemesi mümkün değil. Zira birazdan da okuyacağınız gibi ben bu kitapla dalga geçmekten başka bir şey yapamam. Ciddiye alınacak tek bir satırı bile yok çünkü.

O zaman bu kitap niye yazıldı? Kimin için yazıldı? Seven daha çok sevsin, sevmeyen iyice iğrensin diye olsa gerek.

Bir tehdit hikayesiyle başlıyor kitap.

1994 yılında Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına Refah Partisi adayı olarak katılıyor.

Bu 1994 yılı çok acayip bir yıl olmuş Türkiye siyaseti açısından.

Benim ilköğretim 1. sınıf eğitim öğretim yılım olan bu yıl, İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerine aday olan isimler:

Recep Tayyip Erdoğan

Bedrettin Dalan

Zülfü Livaneli

İlhan Kesici

Erdoğan, adaylıktan çekilsin diye ölüm tehditleri içeren telefonlar geliyor.  Ama Tayyip Erdoğan ve arkadaşları polis dahil kimseye haber vermiyorlar. Haber vermeme gerekçeleri de  polisin engelleyebileceğini düşünmemeleri. Erdoğan,  tehditlere aldırış etmiyor. Onun korkusuzluğunu gören tehditçi de pes edip “Adamınız herifmiş” diyerek tehditlerine son veriyor. 

Bu hikaye ile Tayyip Erdoğan'ın ne kadar korkusuz olduğunu görüyoruz. Bugün yüzlerce korumayla dolaştığını görmezden gelirsek tabi.


Sonra Tayyip Erdoğan'ın ailesini anlatıyor kitap kısaca.

Babası Ahmet Erdoğan. 

Kendisinin ilk evliliği çok enteresan:

Rize’den ayrılmadan önce aile büyükleri ‘gurbete çıkacaksın, ne olur ne olmaz’ diyerek, iki çocuklu bir kadınla baş göz etmişler Ahmet Erdoğan’ı.

Yazarların ifadesi bu. Tuhaf bir evlilik anlayışı. "Gurbete çıkacaksın ne olur ne olmaz" ile "iki çocuklu bir kadınla baş göz etmek" arasındaki bağı ben kuramadım. 

İlk eşinin kim olduğu ve bu evlilikten doğan iki çocuktan bahsedilmiyor kitapta.

Sonra Tenzile Hanım’la evleniyor Ahmet Erdoğan. Bu evlilikten üç çocuk doğuyor:

Recep Tayyip Erdoğan - 1954

Mustafa Erdoğan – 1958

Kız çocuk (Adı yazmıyor kitapta)- 1966


Bu bilgilerden sonra da siyasi yaşama geçiyor kitap:


Kitabın 29. sayfasında şu var: 

Tayyip Erdoğan’ın 1970’li yılların entellektüel ortamında şekillenen düşünce yapısı, geleneksel Milli Görüş siyasetinin öngördüğü biat ve koşulsuz itaat kültürüyle hiç bir zaman tam olarak örtüşmemiştir.”

Tayyip Erdoğan'ın biattan, koşulsuz itaatten hoşlanmadığı sonucunu çıkarıyoruz bu satırlarda. 

Tanımasak yiyeceğiz de aynı kitap 43. sayfada Tayyip Erdoğan'ın gerçek tıynetini gözler önüne seriyor zaten:

"Tayyip Erdoğan, daha önceki adaylıklarından söz ederken, 'kazanma umudu olmayan ve kimsenin aday olmak istemediği en zor bölgelerde, RP’nin adayı olarak halkın karşısına çıkmaktan gocunmadım’ diyor ve bunu neden yaptığını da şöyle açıklıyordu: Peki niçin? Hocam ‘Olacaksın’ dediği için.”

Hocanın (Necmettin Erbakan)  "ol" dediği oluyor. "Yap" dediği yapılıyor. Allah için biat yokmuş. Bir de olsa.

Tabi bu sonsuza kadar sürmüyor. 

Tayyip Erdoğan, içinden çıktığı Refah Partisi'ni ve muhakkak çok sey öğrendiği Necmettin Erbakan'ı tek kalemde siliyor. Tıpkı şimdi, zamanında pek çok desteğini gördüğü ve yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen cemaati sildiği gibi.

Cemaat denilen nane de benim nazarımda Tayyip Erdoğan gibi aynı laciverdin tonu ama insan en azından yola beraber çıktığı insanlara bu kadar kolay nasıl sırtını döner, bu kadar nankörlük ve vefasızlık nasıl olur, anlayamıyorum. 

Tayyip Erdoğan'ın cibilliyeti için şaşırtıcı değil bu, geçmişte yaptıkları zaten bugünlerde yaptıkları için gösterge. Bu adama bel bağlayanlara şaşmak lazım. Neyine güveniyorsunuz? Güven telkin eden bir insan değil ki.

Kitaba döneyim;  çocukluk ve okul yılları anlatılmıyor. 

Buna ilişkin kısımlarla ilgili olarak; 

Çocukluğu, gençliği, evliliği, akraba ve mahalle arkadaşları ile çekilmiş tüm fotoğraflarını 94’e kadar düzenli arşivlediği, arkasına küçük notlar aldığını biliyoruz.”sf 65

demiş yazarlar.

Zaten ne olduysa 1994'te olmuş. Dedim ya, enteresan bir yılmış.

Okul yılları, üniversite hayatı falan anlatılmamış.

Üniversite hayatı zaten yok. Tayyip Erdoğan'ın üniversite hayatı bir muamma biliyorsunuz. Şimdilerde cumhurbaşkanlığı adaylığı konuşulan Tayyip Erdoğan'ın, cumhurbaşkanı olmak için üniversite mezunu olması şart. Ama zaten kanunları kendi lehlerine hazırlamak onlar için çocuk oyuncağı olduğundan bu konuda sıkıntı çıkmayacaktır. Hatta cumhurbaşkanı olmak için atom mühendisliği okumuş olmak gerekiyor olsaydı, Tayyip Erdoğan'ın emin olun bir yerlerden atom mühendisliği diploması da çıkardı. 

Yazarlar, Tayyip Erdoğan'ın hayatının çocukluk ve eğitim yıllarının gereksiz olduğunu düşünmüş olacaklar ki direkt siyasi hayata atılışına geçiyorlar.

Refah Partisi ile başlıyor. 

Burada Erdoğan'ın yenilikleri oluyor. Mesela kadın üyeliklerle ilgili. 

O tarihe kadar Refah Partisinde kadın üye yokmuş. Tayyip Erdoğan'ın önerisi ve gayreti ile kadın üyeler alınmış. 

Böylece parti içinde kadın üyelik tartışmaları başlamış. Bunun caiz olup olmadığı ile ilgili.
Milleti yönetmeye aday partinin tartıştığı konu bu.

Kadınların siyasete girip girmemesini tartışıyorlar. Kadınlar da bu kafadaki heriflerle aynı safta olmak istiyor. Anlaşılır gibi değil.

Tabi kadın deyince bir de bunun başı açık olanı var, başı kapalı olanı var.

Okmeydanı’nda faaliyet gösteren ve başarılı olan çarşaflı kardeşlerimizin, İstiklal Caddesinde ya da Cihangir, Tophane gibi semtlerde aynı ölçüde başarılı olması mümkün değil. Dolayısıyla o bölgelerde başı açık kardeşlerimizi görevlendirdik. Keza aynı düşüncelerle, sakallı şalvarlı kardeşlerimizin mezkur bölgelere çıkaracağımız  konvoylarda yer almamasını söyledik.” sf 44

Tayyip Erdoğan'ın fikri böyle.

Rahatsız edici değil mi bu? Vitrin çalışması yapıyor. Başı açıklar şuraya, başı kapalılar buraya. Sakallı şalvarlılar şöyle geçsin...

2020 olimpiyat oyunlarına aday olan Türkiye'nin olimpiyat reklam videosunda hiç türbanlı olmaması dikkat çekmişti. Niye? Çünkü türbanlı bacılarımız duruma göre göstermelik. İşlerine gelince kullanmalık. 


Seçim çalışmalarının anlatıldığı kısımlarda kumarbaz mıdır, çeribaşı mıdır bir Kudret var, ondan yardım alıyor bazı bazı. Önemli bir insan olsa gerek. Seçim çalışmaları kapsamında haram-günah falan yok demek ki. Yeri gelir kumarbazla anlaşır, yeri gelir genelevleri ziyaret eder. Her yol mubah böyle zamanlarda herhalde.


Tayyip Erdoğan'ın Beyoğlu’na özel bir ilgisi var. 

Yazarlar, Tayyip Erdoğan'ın yetiştiği Kasımpaşa'yı şöyle tarif ettiklerinden Beyoğlu ilgisinin sebebi anlaşılıyor:

Kasımpaşa, Beyoğlu'nun eteklerinde yoksul semtlerden biriydi.” sf 54

Eteklerine tutunarak yaşadıkları Pera’nın göz boyayan ve şatafatlı dünyasına nefret,merak ve hatta özenti içindeydiler.”

Hiç çekinmeden dile getirmiş yazarlar. "Nefret" demekten imtina etmemişler. Beyoğlu merakının altındaki sebebi açıklarken "nefret demeyelim, hoş kaçmaz" diye bile düşünme gereği duymamışlar. Yazarların bu boşboğazlığı kitapta pek çok yerde kendisini gösteriyor.  

Bir zamanlar nefretle, özenti ile baktığı Beyoğlu'nu kazanarak, burayı bir Bağcılar, bir Esenyurt, bir Sultangazi yapma arzusu taşımış adam. 

Düpedüz bir eziklik psikolojisi. Ve yazarlar bunu gizleme gereği de duymamışlar.


Tayyip Erdoğan'a derin bir aşkla bağlı insanlar var. Akıl alır gibi değil. Şimdi bir çırpıda aklıma gelenler;

Afişi önünde secde edenler,
Başbakan istesin kocamı boşarım, diyenler,
Tayyip Erdoğan ile evlenmek isterdim, diyenler,
Ona inanmak ibadet etmek gibidir, diyenler...
Böyle acayip insanlar var.

Tayyip Erdoğan fanatiği bir yazar olan Sibel Eraslan'ın şu ifadesi var mesela kitapta;

Fatih’te bir öğrenci iftarına gitmiştik. Konuşmacı Tayyip Bey’di. Konuşmaya başlar başlamaz kız kardeşimin gözlerinden yaşlar akmaya başlayınca şaşırmıştım, ülke ekonomisinden bahsediyordu oysa… Nedenini sorduğumda kız kardeşim ‘böylesi davudi bir ses ve içten bir hitabeti hiçbir hocamdan işitmemiştim şimdiye kadar' demişti… Onu dinlemeden önce pek çok aksi fikirle dolu insanın, onu bir kez olsun yüzyüze dinledikten sonra, kalben bağlandığına pek çok kez şahit olmuşumdur.” sf 65

Bu kanlı canlı örnek, miting meydanlarının halet-i ruhiyesini açıklıyor. Tayyip Erdoğan, meydandakilere cevabı hayır olması gereken bir şey soruyor mesela, atıyorum;

"Kılıçdaroğlu'na oy verecek misiniz?"

Kitle, Tayyip Erdoğan'ın, Sibel Eraslan'ın verdiği örnekteki gibi ne söylediği ile değil, nasıl söylediği ile ilgilendiğinden;

"Eveeeet!"

diye cevap veriyor. Sonra Tayyip Erdoğan da müstehzi bir gülümsemeyle;

"Oy vermeyeceksiniz yani değil mi?"

"Eveeeet"

diye olayı toparlıyor.

Sonra "koyun" deyince de kızıyorlar. Bakara makara diyelim bari, ona bozulan yok.


Yukarıda Tayyip Erdoğan'ın biat kültüründen, koşulsuz itaatten ne kadar rahatsız olduğunu dile getiren yazarlar, ilerleyen sayfalarda şuna yer vermişler;

Milli Görüş hareketinin üst yönetimi, talimatlara kesin itaat isteyen, farklı düşüncelere tahammülü olmayan, sorgulanmayı içine sindiremeyen kimselerden oluşsa da, bu yapının içinde R. Tayyip Erdoğan ve başında bulunduğu İstanbul teşkilatı gibi, merkezin jakoben tutumunu tasvip emeyen, daha özgürlükçü, dışarıya açık, istişareye önem veren bir damar hep olagelmiştir.” sf 110

Tayyip Erdoğan'a bak hele. Özgürlükçüymüş. 

Ama bu artık düpedüz dalga geçmek.

Tayyip Erdoğan'ı, herhalde kendisine aşkla bağlı tabanı bile "özgürlükçü" diye nitelendirmez. O kadar ondan uzak bir tanım ki. Dışarıya açıkmış, istişareye önem veriyormuş. Güldürmeyin insanı Allah aşkına.

Yazarların bu tuhaf tutumu tüm kitapta etkisini gösteriyor. Esasen bu kitap, bir Tayyip Erdoğan'ı yüceltme kitabı, amaç o, belli, ama bu amaca çok aykırı ifadeler var. Sık sık Tayyip Erdoğan'ın çelişkileri, bugün tanıdığımız Tayyip Erdoğan ile taban tabana zıt ütopik bir karakter anlatılıyor.

Mesela;

1993’teki bir toplantıda Tayyip Erdoğan demiş ki:

PKK mahalli seçimlere çok önem veriyor.  Seçimlerden güçlü çıkıp çok sayıda başkanlık kazanırlarsa, akılları sıra Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile pazarlığa oturacaklar ve bu fiili durumu koz olarak kullanacaklar. Yani devletin resmi muhatabı olmayı ve bir nevi meşruiyet kazanmayı planlamaktalar.” sf 111

Sayesinde bu durum gerçekleşti. Bir de maharetmiş gibi bunları kitaba yazmışlar. 

Tayyip Erdoğan'ın bu şekilde milyonlarca örneği var. Bugün ak dediğine, yarın kara demek en başlıca karakteri. Zamanında 3. köprü için cinayettir diyen adamla, bugün her şeye rağmen 3. köprüyü diken ve bununla gurur duyan adam aynı.

Bununla ilgili Youtube'da "1 Başbakan 2 Erdoğan" videoları bitmek bilmiyor. Çok sevildiği için ikincisi, üçüncüsü bile çıkmıştı, gören gözler için pek çok ibretler var, ama sonra göremeyesiniz diye Youtube kapandı biliyorsunuz.

Bu tıynetteki bir adama güvenmek...Hiçbir sözüne itimat edilemeyecek bir insana "al bir de ülkeyi yönet" demek...


Ne diyordum, yazarların saçmalıkları. 

Seçim yasaklarını nasıl da deldiklerini anlatıyorlar ballandıra ballandıra.

Seçim yasağına rağmen son gece bütün İstanbul bu pankartlarla donatılacak, vatandaş sabah kalkıp oyunu kullanmaya giderken, bu pankartla karşılacaktı.” sf 121

Aferin iyi düşünmüşsünüz. Seçim yasağını delmek çok güzel bir şey çünkü. Tayyip Erdoğan ve avanesi ne güzel delmiş yasakları. Zaten yasak ne ki? Siz delesiniz diye var. Siz delince böyle maharet gibi anlatın, başkası yaparsa auuvvvv.

Seçim zamanlarında dağ taş her yer afişe, bayrağa boğulur ya. Bazıları düşünür, "Neye yarayacak bu bayraklar? Sanki bu bayraklara göre oy veriyoruz?"

Ama işte bu bayraklara göre oy verdiğimizi düşünüyor bunlar demek ki. Yani halkını cahil yerine koyan bizzat bunların kendisi, ama ben desem, üstten bakıyor olurum. Tayyip Erdoğan ve avanesi deyince laf yok. Ki demişlikleri de var. Ne demişti Akp'li bakan "Eğitim seviyesi arttıkça Akp'ye olan oylar azalıyor"
Allah allah niye ki? Bu tespitte bulunan Akp ne yapar? Eğitim seviyesini düşürecek, eğitimi kalitesizleştirecek atılımlarda bulunur. Eğitim sistemi ile hallaç pamuğu gibi oynamaları bundan.


Tayyip Erdoğan, siyasete atıldığı ilk yıllarda karşısında büyük bir barikat vardı. Kabul.

Tayyip Bey, her fırsatta hakkı yenen,  ekrana çıkartılmayan, mikrofona konuşturulmayan, medyada gereği gibi yer verilmeyen, sesi kısılan, bastırılan bir adaydı.” sf 122

İşte şimdi de çok güzel alıyor intikamını. Kimin ekrana çıkacağına, medyada yer verileceğine kendisi karar veriyor, istediklerinin sesini kısıyor, istediklerini bastırıyor.
Zamanında konuşturulmayan Tayyip Erdoğan bugün nasıl canavar kesildiyse, bugün konuşturulmayanlar da yarın canavar kesilecek. 
O yüzden bırakın herkes konuşsun. Susturmayın kimseyi. 


Yıllar evvel bir programa konuk oluyor Tayyip Erdoğan. Tam yıl ne bilmiyorum. Zaten kitapta tarihler konusunda yeterince bilgi yok. Kronolojik bir sıralama da yok.

Kaçak evde oturduğu ile ilgili sorular soruluyor. Tayyip Erdoğan'ın cevabı:

Evet, Emniyet Mahallesinde oturduğum ev, her ne kadar benim olmasa da kaçaktır! Yalnız, kaçak derken bir hususa da açıklık getirmem gerekiyor. Bu evin arsası tapuludur. Parası ödenerek satın alınmıştır. Arsanın üzerine yapılan bina imarsızdır ve bu nedenle de kaçak sayılmaktadır. Peki bu durumdan gocunur muyum? Kesinlikle hayır! Çünkü biliyorum ki, İstanbul’daki konutların en az %60’ı aynı durumdadır.” sf 123

Ha tamam o zaman. Nasıl olsa başka kaçak yapılar da var, benimki de kaçakmış ne çıkar? Şimdinin "Herkes yiyor, ben de yiyeyim, ne çıkar?" mantığı. 
Kaçak konutta oturan, bundan gocunmayan, gocunmadığını da gururla söyleyen bir siyasetçi. 
Yolsuzluklarından gocunmaması gibi.


Yani aslında kitaptaki her anlatının, bugüne uzanan bir kısmı var.

Seçim hileleri mesela;

1989 Beyoğlu Belediye Başkanlığı Seçiminde oyları çalınmış ve sandıkta kazandığı seçimi İlçe Seçim Kurulu’nda kaybetmiştir. 1991’de milletvekili seçilmiş, İl Seçim Kurulu’ndan mazbatasını almış, fakat Mustafa Baş’ın Ankara’da Yüksek Seçim Kurulu’na yaptığı itiraz sonucunda seçimi kaybetmiş sayılarak milletvekilliği mazbatası geri alınmıştır." sf 128

Anlatılana göre Tayyip Erdoğan, seçim hilelerinden çok çekmiş.

Şimdi yaptığı ne peki? Ankara? Yalova? Hatay? 

Buradaki seçimlere şaibe karıştıran babam mı?

Tayyip Erdoğan, ulaştığı seçim başarılarının göz göre göre yok sayılmasını her seferinde tevekkülle karşılamış, arkadaşlarının ‘işin peşini bırakmayalım, hakkımızı arayalım’ şeklindeki tavsiyelerine ‘kaderi zorlamayalım’ diyerek ilgisiz kalmıştır.”sf 128

Allah aşkına biriniz kaybetmeyi tevekkülle karşılayabilen bir Tayyip Erdoğan tahayyül edebiliyor mu? Hayal olarak bile canlanmıyor kafamızda.

Zaten ben kitapta anlatılan Tayyip Erdoğan'ın bizim tanıdığımız, bildiğimiz Tayyip Erdoğan olduğundan şüpheliyim. Bambaşka birini anlatıyor olmalılar:

Tayyip Erdoğan'ın 1994’teki bir konuşması:

“..Bizler, attığımız her adımı hukuk kaideleri içinde atarız. Hukuk ne emrediyorsa onu yaparız…” sf 131

Bugün hukuku kendilerine göre değiştirdikleri için hukuk dışına çıkmamış oluyorlar tabi.


Bağımsız yargının ne kadar hayati önemde olduğunu bizzat yaşamış bir adam halbuki kendisi.

Maalesef son zamanlarda yargı kararlarının üzerine siyasetin gölgesinin düştüğü şeklinde bir izlenim kamu vicdanını yaralamaktadır. Bu da göz bebeğimiz gibi korumamız gereken demokratik hukuk devleti ilkesini zedelemektedir. Ülkemizde demokrasi giderek bir seçim metoduna dönüştürülmektedir. Halbuki demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir; aynı zamanda yargı ve yargıç bağımsızlığı demektir. Eğer bu iki bağımsızlık çiğnenirse demokratik bir görüntü altında başka bir düzen kurulmuş olur.” sf 206

Bak bak ne diyor? "Ülkemizde demokrasi giderek bir seçim metoduna dönüştürülmektedir" diyor. "Demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir" diyor. 

Sadece benim mi gülmem geliyor şu an? Sandıktan çıkan oylarla yolsuzluklardan aklandığını düşünen Tayyip Erdoğan ile bu konuşmaları yapan adamın aynı adam olması mümkün mü?

Tayyip Erdoğan'ın bu laflarının benzerini bugün Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç söyledi. Tayyip Erdoğan ve tayfası üzerine alınıp kızdı.

İnsan gerçekten hayret ediyor. 

Başka bir konuşmasında;

Çünkü adalet, gün gelecek yargıyı siyasallaştıranlara da lazım olacak.” sf 212

Al bak özlü söz gibi. 

Allah aşkına ara sıra kendi laflarına bak be adam. Bunları sadece kağıttan, prompterdan, ezberden mi okudun? Hiç mi ağzından çıkan lafın içeriğine bakmadın.


Demokrasinin faziletlerini de biliyor halbuki.


Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığı dönemindeki çalışmaları da anlatılıyor kitapta ama o esnadaki yolsuzluklardan tabiî ki bahsedilmiyor. Bahseden kitaplar için bakınız:

- Tayyip'in Voleleri: Deniz Yıldırım
- Maskesiz Soygun: İlhan Taşçı
- Belediye İhale Dalavereleri: Harun Gürek


Daha da vardır piyasada bununla ilgili kitaplar da benim bildiklerim bunlar.

Tayyip Erdoğan aşkını anlamadığından bahsetmiştim ya. Yazarlar bunun da cevabını vermişler aslında;

Halkın büyük çoğunluğunun arzu ettiği şeyi, olmak istediği yeri ya da kişiliği temsil ediyor” sf 172

Yazarların tespiti doğru. Eğitimsiz, vasıfsız bir insan olarak dünyanın en zengin liderlerinden biri Tayyip Erdoğan. Aynı zamanda höt zöt konuşan, azarlayan, nezaket ve görgüden uzak. İçimizden biri yani.


Yazarlara da çok giydirdim ama kaş yapayım derken göz çıkarmak yaptıkları şey. 

Yine ballandıra ballandıra anlatılan bir anı olarak fakirlerin sofralarına yapılan ziyaretler var. 

Tayyip Erdoğan, fakir vatandaşların evlerine gidermiş, sofralarına otururmuş, o yokluğa bizzat şahit olurmuş, kuru ekmeğe, soğana talim edermiş onlarla birlikte. Sonra da erzak yardımı yaparmış.

Bu alkışlık bir şey değil ki. Erzak yardımı ile vicdanını mı tatmin ediyor?  İki göz odada bir sürü kişi yaşıyor. Erzak yardımı yaparak, görevini yapmış olmuyorsun ki.  Balık verme, balık tutmayı öğret. İş ver, imkan ver. Hadi yapmıyorsun, buna dair fikrin olduğunu söyle. Doğrusunun aslında bu olduğunu söyle. Hiç değilse temennide bulun. Yok. 

Bu fakir sofralara ziyaret ile ilgili Tayyip Erdoğan şöyle söylermiş:

 “Benim arkadaki çalışma odamı biliyorsun. Orada bazı evrakları imzalıyorum; ne kadar büyük paraların altına imza attığımı bir düşünsene! Paranın yüzü sıcak; eğer o insanların yoksulluğunu görmezsek, nefsimizi nasıl ıslah ederiz, nasl korunuruz haram lokmanın baştan çıkarıcı cazibesinden? O paranın sıcaklığı, boş bulunduğumuz bir anı kollayıp bizi de ısıtmaz mı?” sf 175

Güzel konuşmuş. Tayyip Erdoğan gerçekten böyle idiyse sonradan çok bozmuş, çok değişmiş demek ki. Kendi ifadesiyle "haram lokmanın baştan çıkarıcı cazibesi"ne kapılıp kaybolmuş. 


Bir hapis macerası var Tayyip Erdoğan'ın biliyorsunuz. Okuduğu şiir yüzünde hapse giriyor. 

Yıllardır da bu mağduriyetinin ekmeğini yiyor. İşte o mağdur hapis yaşamı bakın nasıl. Yine yazarlar sağolsun, yaptıkları saçmalıkları maharet gibi anlatmışlar.

Önce anlamadığım bir adam,(Hasan Yeşildağ) anlamadığım bir sebepten, (Tayyip Erdoğan’a suikast ihbarı) Tayyip Erdoğan’ı korumak için aynı hapse giriyor. Özel olarak onun yattığı koğuşa düşmeyi başarıyor. Nüfuzunu kullanarak koğuşu bir çeşit misafirhaneye çeviriyor. Normal bir evin salonundan hiçbir farkı olmayan bir hapis hayatı yaşıyorlar. Koğuşa mobilya seçiyorlar. Ziyaretçileri geliyor bol bol. Ki bazılarının gelmesini, gelmemesini bunlar kararlaştırıyor. Gardiyanlara emir veriyorlar, onları çağırıp toplantı yapıyorlar. Hatta gardiyanları kendi seçiyor. Dosyalarına bakıyor, gözü tutmadığı gardiyanı gönderiyor. Koğuşta dev ekranda maç seyrediyorlar, civar ilçelerde görev yapan askeri ve mülki erkan ve diğer bürokratlar da maç izlemeye hapse geliyor. Savcıdan özel izinler alınıyor. Gardiyanların gönlü hoş tutuluyor. “Hediye” adı altında rüşvetler havada uçuşuyor. 

Tüm bunları çok olağan, çok matah bir şeymiş gibi de yazıyorlar. 

Hapis yatmış oluyor böylece. Onyıllarca mağduriyetini yediği hapis hayatı bu. Nasıl bir mahkumiyetse? Tiyatro çeviriyorlar  resmen ve utanmadan da herkes duysun, bilsin, ne güzel halt yedik diye kitabını yazıyorlar bu rezilliğin.

Bu mahkumiyetle ilgili olarak Tayyip Erdoğan;

Kimse beni milleti dil, din, ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden biri olarak damgalayamayacak.” sf 228
diyor zamanında.

 Merak etmesin, bizzat kendisi, kendi ağzından çıkan laflarla bu damgayı haketti. “Afedersin Alevi” demek milleti din, ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmek olmuyor çünkü. 
Kutuplaştırmanın kitabı yazdı Tayyip Erdoğan. 

Böyle bir kitap işte.
Para verip aldım, bir de üstüne okudum ben bunu.

Bir de "Recep Tayyip Erdoğan'ın Küresel Barış Vizyonu" var. İkisi bir arada 19.90 TL idi. Onu da okuyacağım tahammül edebilirsem. 

Tiksindim. Yemin ediyorum tiksindim.
Haberleri bile izleyemiyorum bu adamı göreceğim diye.
Gelecek nesillerden utanıyorum. Ben 1970'lerin siyasi kitaplarını okuduğumda nasıl ki o dönemin siyasi ve hukuki saçmalıklarına akıl erdiremiyorsam, gelecek nesiller de bugün yaşadıklarımıza akıl erdiremeyecek. 


12 yorum:

  1. Emek verip bu kadar yazmışsın valla ben dayanıp hepsini okuyamadım, Kimdi bilmiyorum biri RTE Mustafa Kemal'den nefret etmiyor, Mustafa Kemal olmak istiyor demişti. Büyük devlet adamları hakkında yazılan sayısız kitap arasında kendini kötü hissedip bu kitabı yazdırmış olabilir. Belki sadece kendisi okumak istemiştir. Ego bu. Bir de YTY'nib YKY ile benzerliği gözlerden kaçmadı. Yayın evinin adıysa olayın özeti gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. komplekse kapılmışsınız belli ki? He he he

      Sil
  2. Ben de buraya yazdıktan sonra, dönüp bir daha okumadım. O işkenceye bir kere katlandım, yetti.

    Tayyip Erdoğan hakkında "Atatürk olmak istiyor" söylemi doğru olabilir. Onun gibi "ulu önder" olarak anılmak, ders kitaplarında okutulmak, kahraman addedilmek hayali kurması mümkün.

    YTY, yayınevinin adı. "Yeni Türkiye Yayınları"
    Belli ki hep bu ayarda kitaplar çıkarmak için özel olarak bir yayınevi de açmışlar.
    Kitap basmayı da en iyi onlar bilir çünkü.

    YanıtlaSil
  3. Ellerine sağlık çok güzel bir yazı olmuş. Ben de bazı kitapçılarda rastlayıp, alsam mı acaba diye düşünmüştüm ama neyse ki gerek kalmadı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir çeşit amme hizmeti oldu bu zaten. Ben okudum, siz okumayın. Ben yandım, siz yanmayın.

      Sil
  4. Her yerde büyük liderimizi görmekten gına geldi artık. Bırakın kitabını okumayı televizyonda rastladığımda kanal değiştirir oldum. Siz ise okumuş, bununla yetinmemiş çok da güzel bir eleştiri hazırlamışsınız. Sabrınız hayran olunası.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla bize gına gelmedi. Onun gibi bir lider Abdülhamitten beri gelmedi. Mustafa Kemal'i ise Osmanlı Paşası ve Padişah olmaya özenmiş bir olarak görürsek onu saymayabiliriz.

      Sil
  5. Teşekkürler.
    Aynı gına bende de var ama merakım daha baskın çıktı, sabredip okuyabildim.

    YanıtlaSil
  6. Bakın arkadaşlar ister sevin ister sevmeyin Tayyip Erdoğan bu milletin yarısından fazlasının desteğini alıyor. Bu desteğe ne inönü ne de Mustafa Kemal sahip olamadı. Zaten Mustafa Kemal akıllı adam serbest seçime girip inönü gibi kendini rezil etmemiştir. İşte bu kadar basit. Ayrıca Tayyip erdoğan Fatih olmaya özenebilir ama Mustafa Kemal olmaya asla özenmez. Çünkü O'nu buraya Kemalizm karşıtlığı getirmiştir. Mustafa Kemal ise bir osmanlı paşası olup padişah olmaya özenmiş akıllı bir siyasetçisidir. Hakikaten 18 yıl boyunca da bunu iyi becermiş birisi. Burada kemalistlerin çoğu onun döneminde oluşan kaymak tabakanın yandaşlarıdır. Kaymak bitince bitirene düşmanlık etmek çok doğal tabii...

    YanıtlaSil
  7. İsteseniz de istemeseniz de o bu ülkenin lideri...

    YanıtlaSil
  8. 2010 yılında basılan bir kitabı 2016 yılıyla düşünmek ülkemizin siyaseti için intihardır. Ki buna bile cumhurbaşkanlığı seçiminde yapmış yorumu yazan. kitapta üniversitede yılından bahsedilmediği yazılmış yukarıda eksik okumuş her halde gayet açık bahsediliyor. Bakın oy vermeye bilirsiniz ama saygı duymak zorundasınız saygı duyacaksınız Cumhurbaşkanımız ve ileride BAŞKAN'ımız olan Recep Tayyip Erdoğana.

    YanıtlaSil
  9. Recep Tayyip ERDOĞAN'ın keMALı özendiği falan yok o kimde onu ozenecek Allah korusun bizi keMAL gibi dinine dusmanlardan RTE den Allah razı olsun ki bize dinimizi cok guzel yasamak icin iyi bir ortam hazirliyor bu kitabi ben okudukca RTE'ye daha cok sevdalandım cok sukur onu baskan yapacak olan Rabbime...

    YanıtlaSil