16 Ocak 2024 Salı

1Q84

 

1Q84

Haruki Murakami

2009

Japonca aslından çeviren: Hüseyin Can Erkin

Doğan Kitap

1352 Sayfa

 

Dev bir eser.

Hem mecazen hem gerçek anlamda.

Bin sayfadan uzun. E-kitap olarak okudum ben, yanımda ancak öyle taşıyabilirdim çünkü.

Konusuna da hiç bakmadım, bodoslama daldım okumaya.

*

Aomame ve Tengo. Bu iki karakterden bahsediyor önce. Birbirinden ayrı bu iki insanın birbirinden ayrı hayatlarını okuyoruz önce. Ama gidişattan belli ki bu ikisinin ortak bir noktası olacak bir yerde. Ve nihayetinde de bir araya gelecekler. O belli. Çünkü öbür türlü çok anlamsız kalır. İşte bu ikisinin ortak noktası ve ikisini bir araya getiren süreç o kadar acayip ki. İşin içinde mistik bir tarikat var. Adnan Oktar ve Epstein adası örgütünü andıran bir yapısı da var bu tarikatın. Evet kadına ve çocuğa tecavüz. Bunun yanı sıra bir de doğa üstü güçler var.

*

Aomame

Aomame genç, güzel bir kadın, spor antrenörü, masöz. Bir akşam bir randevusuna gitmek üzere taksiye biniyor. Trafik çok sıkışık. Böyle giderse randevusuna geç kalacak. Şoförün tavsiyesiyle taksiden inip acil çıkış merdivenlerine gidiyor. Ve böylece başka bir boyuta geçmiş oluyor. Başta bunu anlamıyor. Etrafında anlam veremediği birkaç olay görüyor ki en barizi gökyüzünde iki ay görmesi.

Aomame randevusuna yetişiyor. Bir otele gidiyor. Otel çalışanı kılığında petrol baronu bir adamın odasına gidip onu öldürüyor. Bum! Bunu beklemiyordum. Aomame meğer kiralık katilmiş.  

Aomame adamı öldürdükten sonra bir bara gidiyor. Orada bir adamı beğenip onu yatağa atıyor. Zaman zaman yaptığı bir şeymiş. Daimi duygusal bir ilişkisi yok.

Aomame bir gün kütüphanede eski gazetelere bakıyor. Bir gazetede bir NHK tahsildarının ödeme yapmak istemeyen bir üniversite öğrencisini bıçakladığı haberini görüyor. Bir de polislerle radikal gruplar arasındaki silahlı çatışma. Bu iki haberi hiç hatırlamıyor oluşuna şaşırıyor. Polislerin üniforma ve silahlarının yenilenmiş olduğunu fark ediyor ve bunun da ne zaman olduğunu hatırlamıyor. Bir çeşit paralel evrene atladığını düşünmeye başlıyor. Atladığı yeni dünyaya 1Q84 adını veriyor. Q, question mark’ın (soru işareti) Q’su. “Benim bildiğim 1984 artık yok. Şimdi 1Q84 yılındayız.” diyor kendi kendine. Sf.159

Aomame bardayken bir kadın geliyor yanına. Adı Ayumi. Polismiş. Yalnızmış. Bazen canı erkek istermiş. Aomame ile barda birlikte erkek bakmaya başlıyorlar. İki erkek bulup sevişiyorlar. Aomame pek hatırlamıyor olanları. Geçmişini hatırlıyor ama. Çocukluk arkadaşı Tamaki. Kocasının şiddeti sonucu intihar ediyor. Aomame arkadaşının intikamını alıyor, o adamı öldürüyor. Ve Aomame için başka bir hayat böylece başlamış oluyor.

Ayumi, Aomame ile tekrar görüşüyor. Bir yemek yiyorlar. Sonra Ayumu, Aomame ile kalmak istiyor. Birlikte uyuyorlar. Aomame o gece gökyüzünde iki ay görüyor, biri büyük biri küçük.

Aomame, bir gün gazetede bir haber görüyor. Polis Ayumi, bir odada ölü bulunmuş. Kelepçeyle yatağa bağlı olarak. Bir adamın sabah odadan çıktığı görülmüş.

 

Tengo.

Tengo matematik öğretmeni, hoş bir delikanlı, dersanede çalışıyor. Kalan zamanında yazarlık yapıyor.

Tengo zaman zaman çocukluğuna dalıyor. En eski hatırası bir buçuk yaşındayken annesinin babası olmayan bir adama memelerini emdirmesi. Arada bu görüntü aklına geliyor ve bir çeşit krize giriyor. Sonra annesi ölmüş.

Babası NHK tahsildarı imiş. Radyo-televizyon için ödenen bir ücreti tahsil eden kişi olarak anladım. Her pazar, küçük Tengo’yu da alıp tahsilat için evlere gidermiş. Onu yanında çocukla görünce insanlar borçlarını ödüyorlarmış. Ancak Tengo bu durumdan bütün çocukluğu boyunca nefret etmiş.

Tengo gerçek babasının bu adam olmayabileceğinden kuşkulanıyor. Çünkü baba diye bildiği adam ile Tengo’nun hiçbir ortak yanı yok. Bir gün Tengo, pazar günleri daha fazla babası ile tahsildarlık işine gütmek istemediğini söylüyor ve evden kovuluyor. Öğretmeni, babasını ikna ediyor. Tengo büyüdüğünde ise evi terk ediyor, judo ve müzik ile ilgileniyor.

Fukaeri

Bir gün editörü Komatsu, Tengo’ya  bir taslak öykü getiriyor ve onu düzenlemesini istiyor. Öyküyü yazan Fukaeri adlı genç bir kız. Pupa Hava adlı bir öykü yazmış. Bu öykünün Tengo tarafından düzenlenmesi ile büyük ödül kazanacaklarını ve kitabın çok satacağını düşünüyorlar.  

Komatsu’nun talimatıyla Tengo, Fukaeri ile görüşüyor. Kız az ve öz konuşan, ağırbaşlı, sakin biri.

Kitabın değiştirilmesine izin veriyor kız ama Tengo’nun biriyle daha konuşmasını istiyor. Tengo, Fukaeri’nin istediği kişi ile görüşmeye gidiyor. O kişi Fukaeri’nin öğretmeni. Fukaeri disleksi imiş, kendisi okuma yazmada iyi değilmiş, başkası onun için okur yazarmış. Kitabı da bu şekilde öğretmeninin çocuğuna yazdırmış.

Tengo, Fukaeri’nin öğretmeninin evine gidiyor Fukaeri ile birlikte. Öğretmen, Fukaeri’nin babasıyla eski dostmuş. Anlatıyor. İki meslektaş bilim adamı olarak arkadaşlarmış. Sonra Fukaeri’nin babası Fukado, bir komün kurmuş. Burada işler başta yolunda gidiyorken sonra içlerinden silahlı bir örgüt çıkmış, polislerle çatışmış.

Tengo’nun düzenlediği ve değiştirdiği eser ile Fukaeri, genç yazarlar ödülünü alıyor. Komatsu bir şirket kurup Fukaeri ile ilgili işleri oradan takip etmek istiyor. Tengo bunun dolandırıcılık olduğunu düşünüp sıcak bakmıyor ama yapılıyor. Fukaeri ve kitabı oldukça popüler oluyor, tabii kitabı Tengo’nun değiştirdiğini söylemek yasak.

Kitapta Little People adlı varlıklardan bahsediliyor. Bu varlıkların sesini duyurmak için bir insan seçtikleri ve benzeri fantastik bir öykü anlatılıyor. Ama Fukaeri’nin demesine göre Little People ve öyküde anlattığı şeyler gerçek. 

Fukaeri daha güvenli diye Tengo’da kalıyor bir süre. Burada bir sevişiyorlar. Ama garip bir sevişme oluyor bu. Tengo kontrolü dışında erekte oluyor ve Fukaeri onunla sevişiyor. Fakat ikisinde de herhangi bir cinsel haz olmuyor. Tengo anlam veremiyor. Fukaeri zaten garip bir kız, onu anlamak çok zor.

Tengo’nun babası ölüp de Tengo cenaze için babasının kaldığı huzurevinin olduğu şehre gidiyor. Döndüğünde Fukaeri gitmiş.

 

Madam

Aomame’nin o adamı öldürmesini Madam istemiş. Madam güçlü, zengin, dul bir kadın. Aomame ona masaj yapmaya gider gelirmiş, tanışıklıkları oradan.

Aomame'nin öldürdüğü dam, karısına feci şiddet uyguluyormuş. Madam da ölüm emrini vermiş. Madam, kendi kızı da kocasından şiddet görerek ölen bir anne olduğu için şiddet mağduru kadınlara bir hassasiyeti var. Onlara bunu yaşatan erkekleri ortadan kaldırmayı görev addetmiş. Gücünü ve zenginliğini bunun için kullanıyor.

Madam’ın kızı kocasından şiddet görmüş ve intihar etmiş. Kocasının bu şiddeti, kızın isteği ile yapılan cinsel ilişki olarak görünmüş ve adam ceza almamış. Ama Madam o adamın itibarını yerle bir ederek ölmekten beter hale getirmiş. Daha sonra da bir sığınma evi açmış ve bu gibi durumda kalan kadınlara yardım etmiş.

Sığınma evine gelenlerden biri de on yaşında bir kız. Rahmi mahvolmuş, ameliyatla dahi düzeltilemez duruma gelmiş. Kızın adı Tsubasa. Sana bunu kim yaptı dediklerinde Little People diyor. (Little People, aynı zamanda Fukaeri’nin kitabında da geçen varlıkların adı.) Tsubasa’ya tecavüz eden Öncüler tarikatının lideriymiş. Öncüler tarım ve din odaklı bir tarikat imiş. İçlerinden Şafakçılar denilen silahlı örgüt çıkmış. Kızın anne babası da bu tarikata bağlıymış ve kızlarına tecavüz edilmesini desteklemişler. Lider, on yaşındaki kızlara tecavüz eden ve bunu öğreti adı altında yapıp cemaat oluşturan bir adammış.

Madam Lider’i bulup öldürtmek istiyor. Aomame ile bu konuda anlaşıyorlar. Aomame de Lider hakkında araştırma yapıyor, bulup öldürmek için.


Lider

Lider önce kendi öz kızına tecavüz etmiş. Yedi yıl önce, kız on yaşındayken.

Madam’ın Lider’i öldürme planı şöyle: Lider’in bir rahatsızlığı var. Bedenen acı çekiyor. Aomame masaj için gidecek ve adamın işini bitirecek.

Aomame, işler ters giderse diye kendisine bir silah alıyor. Zor durumda kalırsa kendisini öldürmek için.

Aomame, Lider’e masaj yapmaya gidiyor. Lider karanlıkta duruyor, vücudu çökmüş. Anlatıyor, bazen kasları kaskatı kesiliyor, hareket edemiyormuş, ama erekte oluyormuş, kontrol edemiyormuş, o halde iken onlu yaşlarda kızlar gelip onunla birlikte oluyorlarmış, veliaht doğurmak için.

Aomame yüz üstü yatan adamın boynuna buz kıracağı saplayacakken sebepsiz duruyor. Adam anlıyor öldürüleceğini ve aslında istediği de buymuş. Acılarına son versin diye Aomame’yi seçmiş.

Aomame, Lider denilen bu adamı öldürmenin onu çektiği acılardan kurtaracağını, bu yüzden öldürmenin iyilik olacağını düşünüp öldürmekten vazgeçiyor. Ama Lider, öldürülmek istiyor. Ayumi’nin öldürüldüğünü bildiğini, isterse Tengo’yu da öldüreceğini söyleyerek Aomame'yi kışkırtmaya çalışıyor.

Tüm bunları Little People yaptırıyormuş Lider’e. Onların sesini duyuyormuş. Ama artık çok acı çekiyor ve ölmek istiyormuş. Little People ise onun ölmesini istemiyormuş. Çünkü Lider sayesinde seslerini dünyaya duyuruyorlarmış. Ölürse boşluk olur ve o boşluğu doldurmak için zaman gerekirmiş. Bu varlıklara Little People ismini Lider'in kızı vermiş. Lider'in kızı kim? Fukaeri.

Aomame Tengo’yu bu adamın nasıl bildiğini anlamıyor. Adam Aomame’nin 1Q84 yılı dediğini de biliyor.

Artık 1984 yılı yokmuş. Bir geçiş olmuş. Artık 1Q84 yılındalarmış.

Little People var olan bir güçmüş. Ama onlar gücünü kullandıkça anti Little People denilen bir güç de kendiliğinden ortaya çıkıyormuş. Böylece dünya dengede kalıyormuş. Antilerin direnme gücü yıl hatlarını değiştirmiş.

Little People’ın temsilcisi Lider olmuş, kızı da Anti Little People hareketinin.

Little People, Fukaeri on yaşında iken gelip Lider'i temsilci yapmışlar. Kızı, algılayan demek olan paşiva, adam da kabul eden demek olan reşiva olmuş. Sonra da çiftleşmişler. Evet, aslında tecavüz. Bütünleştik diyor adam. Tsubasa’ya da aynı şekilde yapmış.

Kızı, tesadüfen Tengo ile bir araya gelmiş ve güçlerini birleştirmişler.

Little People, Tengo’ya kızgın, çünkü yazdığı/düzenlediği kitap Little People’ı deşifre ediyor.

Aomame, Lider’i öldürüyor. Masaj yaptım, iki saat uyusun dinlensin, diyerek Lider’in adamlarını kandırıyor ve o arada Madam ve yardımcısı Tamaru’nun yardımıyla saklanıyor.

 

Aomame ve Tengo

Tengo ile Aomame sınıf arkadaşıymışlar küçükken. On yaşından beri görüşmemişler. Ama birbirlerini hiç unutmamışlar.

İkisi de huzur bulmadıkları bir aile içinde büyümüş. Aomame’nin ailesi dini bir örgüt üyesi, Aomame küçük yaşta onlardan ayrılmış. Tengo da küçük yaşta babasının yanından ayrılmıştı.

Uşikava

Bir gün Tengo’yu görmeye biri geliyor dersaneye. Adı Uşikava. Kendisini Yeni Japonya Bilim ve Sanatı Geliştirme Derneği’nden diye tanıtıyor. Tengo’nun gelecek vadeden bir yazar olduğunu, ona para yardımı yapmak istediklerini söylüyor. Halbuki Tengo’nun basılmış hiçbir kitabı yok. Tengo yardım teklifini reddediyor. Adam, Tengo’nun Fukaeri ile bağlantısını, kitabı onun yazdığını bildiğini ima edip gidiyor.

Lider ölünce onu öldürdüğü anlaşılan Aomame’yi bulmakla görevlendirilmiş biri Uşikava. Zehir gibi akıllı bir adam.

Önce Aomame ve Madam arasında bağlantı kuruyor. Madam’ın sığınma evinin etrafında iz sürerken fizik yapısı nedeniyle (kısa boylu ve koca kafalıymış) dikkat çekiyor. Araştırmaları sonucunda Aomame ve Tengo arasında bağlantı kuruyor. Tengo’nun yaşadığı yeri öğreniyor. Onun evini gözetleyip bir gün Aomame’nin oraya geleceğini umuyor. Fakat Madam’ın en az Uşikava kadar belki ondan da akıllı yardımcısı Tamaru, Uşikava’yı öldürüyor.

Tamaru, Lider’in adamlarını arayıp Uşikava’yı öldürdüğünü ve gelip almalarını söylüyor. Adamlar, Aomame’ye zarar vermeyeceklerini, Little People’ın sesini duyamadıklarını, Aomame’yi bulurlarsa Little People’ın sesini duyabileceklerini söylüyorlar.

Tamaru bu teklife temkinli yaklaşıyor.

 

Tengo ve Aomame

Tengo da gökyüzünde iki tane ay görüyor. Bazı akşamlar çocuk parkının kaydırağında gök yüzüne bakıyor. İşte Aomame de onu orada görüyor.

Ve ikisi, aralarında Tamaru’nun mesaj alıp götürmesiyle buluşuyorlar. Kavuşuyorlar.

Aomame, Lider’i öldürdüğü gün esrarengiz şekilde hamile kalmış. Cinsel birliktelik olmadan. Çocuğun bir şekilde Tengo’dan olduğuna inanıyor. Bunu Tengo’ya anlatıyor. Tengo da aynı gece Fukaeri ile bir cinsel birliktelik yaşamıştı. Bir şekilde bunun Aomame’yi hamile bırakmış olabileceğini düşünüp çocuğun kendisinden olduğuna inanıyor.

Her şeyi başlatan güzergaha, Aomame’nin taksiye binip yolun ortasında inerek kullandığı merdivenlere gidiyorlar. Buradan tekrar geçip tek aylı dünyaya, gerçek 1984’e ulaşıyorlar.

Bir otelde geceleyip umutla bakıyorlar yeni hayatlarına.

Nasıl?

Dev eser derken ciddiydim.

Gerçi bende tam oturmamış kısımlar kaldı ama umurumda değil artık. Üzerine düşünecek mecalim kalmadı.

2 Ocak 2024 Salı

PROFESÖR ANDERSEN'İN GECESİ

 


PROFESÖR ANDERSEN’İN GECESİ

(Professor Andersens natt)

Dag Solstad

1996

Norveççeden çeviren: Banu Gürsalar Syvertsen

Yapı Kredi Yayınları

4.Baskı – Ocak 2023

105 sayfa

Norveç hümanizmine dair çok güzel bir okuma oldu. Bu kadar hümanizm fazla diye düşünüyorum.

*

Profesör Andersen bir edebiyat profesörü. Hayatında işi gücü dışında bir aksiyon yok gibi gözüküyor. Kendi halinde biri. Fakat hayatının aksiyonunu yaşıyor bir Noel gecesi.

Aslında dini inancı yok. Ama kendisini “Hıristiyan kültür dünyasının bir parçası” olarak gördüğü için o da kutlamalara katılıyor. Bir yetişkin olarak bu kutlamaları ve coşkulu sevinci çocuksu buluyor bir yandan ama anlayış da gösteriyor.

O gece camdan dışarı bakarken karşı evde bir adamın bir kadının boğazını sıktığını ve kadını öldürdüğünü görüyor.

Bunun üzerine okuyucu olarak beni çok yoran bir düşünce sürecine dalıyor. Polise telefon etmem gerek… Ne söyleyeceğim ben şimdi… Bana gülecekler… Polise telefon etmemem çok garip... Hâlâ geç kalmış sayılmam... Ben polise bildirmiş olayım, sonra ne yapacakları onlara kalsın… Yapmam gerektiğini biliyorum ama yapamıyorum… Keşke telefon etmiş olsaydım…

Ay niye bu kadar düşündün? Niye bu kadar paraladın kendini? Çok otomatik bir refleks olarak polise haber verilir böyle bir durumda. Ya da korktun, tamam korktuğundan haber vermemek de anlaşılabilir bir durum ama profesörümüzün polise haber vermeme sebebi bu da değil. Sebebi, haber vermeyi gereksiz bulması. Evet gereksiz.

Çünkü ona göre cinayet telafisi mümkün olmayan bir şey. Hırsızlık ya da yangın olsa polise haber vermekte tereddüt etmezmiş, çünkü müdahale edilebilir, durdurulabilir ve bir zarar doğarsa da telafisi mümkün. Ya da şiddet uygulandığını görse ihbar eder, şiddeti durdurabilir. Ama cinayet olup bitiyor. “Telefon edip olayı ihbar etmekle durumu düzeltemeyecekti.” 

Olsun, katil bulunur en azından. Ama yok, Profesör Andersen’in cinayeti haber vermesi neticesinde katilin yakalanması profesöre “itici” geliyormuş. Evet, itici. “Cinayet işlemiş bir adama karşı böyle bir tecavüzde bulunamam.” Sf.20 diyor.

Ne?! Ne çeşit bir hümanizm bu!

Neden böyle düşündüğüne dair de düşüncelere dalıyor ve kendi kendine konuşurken laf lafı açıyor, Norveç’in AB’ye girip girmemesine geliyor konu. Bu konuda ülkede yapılan referandumda hayır oyu kullanmış Profesör. Çünkü “ülke halkının çoğunluğunun karşı olduğu bir şeye evet demek için bir neden görmüyor” Sf.39 Ülkede yaşayan çiftçi, balıkçı, tır şoförleri için Norveç’in AB dışında kalması önemliyse Profesör Anderson onların kararına karşı çıkmayı savunamazmış. Öte yandan hocalık ettiği öğrencilerin Brüksel’deki AB kadrolarında şahane görevlere atanma fırsatını kaçırması da onu eğlendiriyormuş.

*

Kendi kafasında bunlar olurken Profesör bir gün bir kafede katil ile karşılaşıyor. Hatta onunla muhabbet bile ediyor. Ancak tabii ki gördükleriyle ilgili hiçbir şey konuşmuyor. Adam gidiyor ve bizim Profesör onun arkasından eve gidip banyo yapsam mı diye düşünmeye başlıyor. Banyo yapsam mı?.. Tabii neden olmasın?... Yoksa yapmasam mı?...

Ay sus be!

* 

Profesörün tahammül edilemezliği bana Albert Camus’nun Yabancı’sını hatırlattı. Aynı sevimsizlik.

 Bkz: Yabancı


19 Aralık 2023 Salı

KİTAP YİYİCİ

 


KİTAP YİYİCİ

(Le Mangeur de Livres)

Stephane Malandrin

2019

Fransızca aslından çeviren: Kenan Sarıalioğlu

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

1.Basım – Eylül 2023

128 sayfa

Stephan King’i andıran bir gerilimi var hikayenin.

Konu bana orijinal geldi. Ancak çok çabuk bitti. Sanki daha da genişletilebilir ya da derinleştirilebilir gibiydi ama az ve öz bitirmiş yazar.

*

Kitaba adını veren kitap yiyiciliğin ne menem bir şey olduğunu, bu yiyicinin kim olduğunu ve kitap yemeye nasıl başladığının hikayesi zaman atlamaları ile anlatılıyor. 

* 

1400’lü yıllar.

Maria Cardoso. Yahudi bir kadın. Yahudilere yapılan baskılar nedeniyle Hıristiyan olduğunu söylüyor ama onu samimi bulmayan Hıristiyanlar onu ve kocasını öldürmek istiyor. Kocası ölüyor, Maria kaçıp kurtuluyor. O sırada hamile.

Lizbon’a gelen Maria, sekiz oğlu bulunan ve o esnada hamile olan dul Rosa da Silva ile arkadaş oluyor.

Rosa ve Maria aynı anda doğuruyorlar. Maria doğurup ölüyor. Oğlunun adı Adar Cardosa. Rosa’nın dokuzuncu oğlu Faustino da Silva.

Rosa bakıyor ikisine de. İkisini de birbirinden ayırmıyor, çocuklar da kardeş gibi büyüyorlar.

*

İki oğlan bir gün bir kalabalığın arasında kalıyor. Kalabalığın ortasından dev cüsseli bir papaz onları kaçırıyor. Kiliseye götürüyor. Kilisenin mahzeninde alıkoyuyor çocukları ve onlara ruhun gıdası diyerek bir kitap gösteriyor. Çocuklar okuma, yazma bilmiyor. Hayatlarında daha önce bir kere bir yerde bir kitap görmüşler ama hiç ilgilerini çekmemiş. Papaz çocukların bu kitabı okumasını istiyor ama Faustino şiddetle karşı çıkıyor ve papazı öldürüyor.

İki çocuk mahzende mahsur kalıyorlar bir hafta. Adar, açlıktan kitabın sayfalarını yiyor. Sonra çıkış yolunu bulup çıkıyor ve dışarıda rastladıklarına kardeşinin içeride olduğunu anlatıp bayılıyor. Kendine geldiğinde kardeşi de yanında. İyileşiyorlar.

Adar artık kitap yemeden duramaz hale geliyor. Kiliselerden İncil alıp yiyor özellikle. Faustino da değerli şeyler çalıyor.

Şişmanlıyor Adar, vücudunda yaralar bereler çıkıyor.

Yakalanıyorlar, ölüm cezasına mahkum ediliyorlar. Ama Adar’ın ölüm cezasının infazı

(yakılması) için gerekli odunu kimin sağlayacağı sorun oluyor. O esnada iki kardeş kaçıyorlar.

Adar, denizde boğulacakken Faustino kurtarıyor onu. Adar denizden tekrar çocuk olarak çıkıyor.

Rüya mıydı gerçek miydi? Bilinmez


*

Neymiş bu kitabın sırrı? Sonlara doğru açıklanıyor.

Adar’ın ilk yediği kitabı yazan Haberlus adında bir keşişmiş. Soylu bir aileden geliyormuş.  Büyü ve kimya işlerine meraklıymış. 1000’li yıllarda kendi kanıyla bu kitabı yazmış.

“Biliniz ki Haberlus bütün kitaplar içinde sadece kendi kitabının var olmaya layık olduğunu ve bu kitabı oluşturmak için başvurduğu karanlık güçlerin, bunu açtıktan sonra başka hiçbir kitabı sevmememe bahtsızlığına uğrayan bütün okuyucuları da büyülediğini ileri sürüyordu.” Sf.88

Haberlus’un on iki havarisi adıyla bilinen on iki okuru varmış. Kütüphaneleri basıp kitapları yok ediyorlarmış.

Kitabın adı çok dilli küçük eser anlamına gelen “Opuscule Polyglotte”

Haberlus, bir gün bir geyik avı sırasında Kızıl William denilen İngiltere kralı II. William’ı öldürmüş. Sebebi, Haberlus’un sapkın bulduğu filozof Roscelinus’u kralın savunması.

Kralı öldürmekten yargılanan Haberlus’un tüm eserleri yakılmış. Ancak bu kitabı Aziz Anselmus’un öğrencisi kurtarmış ve kitap biriktiren kuzeni, Namur Kontu Godefroy’un kızına hediye etmiş. Kitap oradan Venedik- Bizans - Floransa dolaşmış ve en son Lizbon’a ulaşmış.

Lizbon’daki papaz iki yetim çocuğu alıp onlara okuma öğretip kimsenin okuyamadığı bu kitabı okutmayı planlamış.

Ama planı yukarıda anlatıldığı üzere işe yaramıyor ve ölümüyle son buluyor.

*

 Kitabın sonunda yazarın bu kitabı yazmak için yediği ve bizim de yememizi tavsiye ettiği kitaplar var.


18 Aralık 2023 Pazartesi

KEN TAÇ DİS

 

KEN TAÇ DİS

Zafer Algöz

2022

İnkılap Kitabevi

4.Baskı - 2022

291 sayfa

Zafer Algöz’ün üçüncü kitabı.

İlk ikisi çok sevilince devamını yazmış.

Ben ilk kitabı okumuştum.

Bkz: Haşırt Dı Bilekbord

Tanıdığı ünlü isimlerle olan anılarını yazmıştı, eğlenceliydi.

İkinci kitabı (Keş On Dı Teybıl) okumadım, belki okurum. Muhtemelen ikinci kitapta da yine çeşitli ünlü isimlerle olan anılarına devam etmiştir.

Bu üçüncü kitapta ise biraz ünsüzlere yer vermiş. Meşhur olmayan ama son derece değişik ve orijinal tipler yer alıyor kitapta. Komşuları, akrabaları, arkadaşları vb.

Örneğin;

- Komşusu doktor Cemil Cahit Sözer. Yoksullara parasız yardım eden, 96 yaşına kadar çalışan bir çocuk doktoru. İnsanlara verdiği en büyük tavsiye yumurtanın çok faydalı olduğu ve sık sık yenmesi gerektiği. Meslektaşları ile ilgili şöyle de bir sır veriyor, bir doktor ameliyat olman gerektiğini söylüyorsa üç doktora daha danış. Ameliyat her durumda gerekli olmayabilir ama doktorun ödemesi gereken borçları varsa seni ameliyata yönlendirebilir. Ben demiyorum, doktor diyor.

- Dayısı Enver. İzmir’de tek başına yaşayan bir emekli albay. Çocukken tatillerde yanına gidermiş. Asker gibi eğitilir ama eğlenirmiş. O günlere dair hikayelerini anlatıyor, arka planda İzmir’in o yıllardaki hali ile. Dayısının vefatının ardından çok üzülmüş. İzmir de çok değişmiş zamanla.

-Yazar bir dönem Devlet Tiyatroları idareciliği görevi yapmış. Bu esnada bir gazetede şöyle bir haber okumuş: Cezaevi mahkumları ile Kemal Tahir’in 72.Koğuş’unu oynatan tiyatro sever bir cezaevi müdürü. Zafer Algöz, bu haberden çok memnun olmuş ve ekibi Akm’de sahneye davet etmiş. Mahkumlar büyük bir mutlulukla gelmiş ve oyunlarını sergilemişler.  “Brubaker” filminden hareketle bu müdüre Bluebaker Sedat diyor yazar.

- Bedelli askerlik yapmış yazar, 60 gün. Buradaki askerlik anılarına da yer vermiş. Anıdan ziyade yine etraftaki insanlar aslında anlattığı. Hepsi şafak sayarken içlerinden birinin kışlayı evinden daha huzurlu bulması, askerlik yaptıkları Burdur’da çarşı izninin nasıl geçtiği vb

- Bir İtalya tatili maceraları var, onu da anlatıyor. İki çift yola çıkmışlar. Orada araba kiralamak zor olur diye buradan arabayla gitmişler. Yolda greve denk gelmeleri, zar zor bir gemiye yetişmeleri, Türk yolcularla dolu gemide yemek saati gelince yaşanan savaşı… okumak keyifliydi.

- Senegal-Türkiye 2002 Dünya Kupası maçını çıktıkları İtalya tatilinde izlemişler. Maçı izledikleri barda Senegal’i tutan Fransızlar varmış. Algöz’ün arkadaşı buradaki  Fransız kadınlar hakkında “Senagilliler onları şey yapıyordur diye Senegal’i tutuyorlar” diyor. Orada bir keyfim kaçıyor.

Bu açıdan aslında biraz erkek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Erkeklerin küfürleşmeleri, kendi aralarındaki şakalaşmaları, erkek arkadaşlarla muhabbetler… Bana erkek erkeğe anlatılacak hikayelerin toplandığı bir kitap gibi geldi bir noktadan sonra.


15 Aralık 2023 Cuma

AMCAMI ALMASAK BEGONVİL KAÇA OLUR?



AMCAMI ALMASAK BEGONVİL KAÇA OLUR?

Can Yılmaz

2023

İnkılap Kitabevi

1.Baskı - 2023

220 sayfa



Kişisel gelişim kitabıymış bu, hiç beklemiyordum.

Ne bekliyordun, diye soracak olursanız da bir cevabım yok aslında. Herhangi bir beklentim yoktu. Kitap elime geçti, merak ettim nedir diye, okumaya başladım.

 *

Yazarın Kafa dergisinde yayımlanan yazılarından oluşuyor kitap. Çeşitli konulardan bahsetmiş. Örneğin;

Para yok diye insanların örselenmesine karşı çıkıyor. Hayallerinin peşinden cesurca koş, erteleme, diyor.

Erteleme, harekete geç. Yarın değil, bugün.

Anı yaşa.

İnsanların ne dediğin umursama.

İnsanlara sana davrandıkları gibi davran.

Endişelenmeyi bırak.

Hayatını istediğin gibi yaşa.

Eğlenmene bak.

Kendine güven.

Risk al.

Negatif insanların ve düşüncelerin seni ele geçirmesine izin verme…

 ve benzeri.

Ben açıkçası biraz boş laf olduğunu düşünüyorum artık bunların. Aslında doğrular, hem de çok doğrular. Ama salt cümle olarak kaldıkları için olsa gerek boş geliyor artık. “Hayallerinin peşinden koş” demek bana çok soyut, çok havada geliyor. Direktif ya da tavsiye okumak istemiyorum artık, yapanı görmek istiyorum ben. Bu tavsiyelere bürünmüş, bu tavsiyelerin vücut bulmuş halini görmek istiyorum.

*

Kitabın adı şuradan geliyor. Bir milyarderin insanları ölümsüz yapıp başka bir bedende yaşatma fikri var. Yazar da buradan yola çıkıp bedeni bir saksı yapma fikrini aklına getiriyor ve bu saksının marketlerde satıldığını düşünüyor.  “Amcamı niye belediyenin bahçe marketinden parayla alıyorum.?” diye soruyor. “Amcanız artı begonvil 29.90.”

Sf.38

*

Kitabın ortasından itibaren korona zamanı başlıyor. Bu dönemdeki yazılarda korona öncesi hayat tarzını özleyiş, şehirden köye yerleşmek isteyenlere köy hayatının zorluklarını anlatış vb yer alıyor.

*

Buna benzer olduğunu düşündüğüm başka kitaplar için
Bkz: Yakın

 

1 Aralık 2023 Cuma

KEDİ GEZEGENİ

 

KEDİ GEZEGENİ

Lao She

Çince Aslından Çevirenler: Giray Fidan – Tang Guozhong

1932

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

3.Basım – Mart 2023

207 sayfa

 

Kedileri böyle karakterize etmeye ne hakkınız var beyefendi? Kedicikler şipşirin, sepsevimli, yumyumuşak, taptatlı hayvancıklar. Ama burada hiç de öyle değiller. Hain, çıkarcı, sevimsizler. Zaten tam olarak kedi de sayılmazlar. Kediinsanlar. İnsansıkediler.

*

Kitabın anlatıcısı olan Çinli adam, arkadaşlarıyla beraber uzay gemisine binip Mars’a gitmek üzere yola çıkıyor. Mars’a varıyor. Ama arkadaşları ölüyor. Geride kalan Çinli adam, Kedi İnsanlardan oluşan bir ülkeye varıyor. Bu ülkenin önemli kişisi Büyük Akrep ile tanışıyor. Ondan ülke hakkında birtakım bilgiler ediniyor. Öğreniyor ki bu ülkede kedi insanlar, büyülü ağaç denilen bir ağaçtan edindikleri uyuşturucunun müptelasıymışlar, birbirlerine yalan söylemek onlar için normalmiş, sözlerini tutmazlarmış, boş yere yemin ederlermiş, yalnızca kendi çıkarlarını düşünürlermiş… vb.

Adam kendisi de daha sonra kendi gözlemleriyle buradaki karakterlerin ne fena olduğunu ve ülkenin sonunun nasıl da geldiğini görüyor.

Ülkede liyakatsizlik o kadar almış başını gitmiş ki kişisel çabanın hiç işe yaramayan bir şey olduğunu herkes bilirmiş.

“Bu kadar kafası karışık, cahil, zavallı, fakir, halinden memnun hatta mutlu bir halk; ellerinde sopa olan, büyülü yaprakları ve kadınları çalmaktan başka bir şey bilmeyen askerler; kurnaz, bencil, öngörüsüz, utanmaz, kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen ve toplumla hiç ilgilenmeyen siyasetçiler varken kişisel çaba bir işe yarar mı?” sd.86

Eğitim berbat durumda. Herkes bir günde üniversite mezunu oluveriyor.

“Açlıktan ölen öğretmenlerin sayısı az değil ama üniversite mezunlarının sayısı arttı.” Sf.123

Ülkenin sözde aydınlarının hali de berbat. Hepsinin aklı fikri kadınlarda. Herhangi bir konu hakkında konuşmaya kalktıklarında da kimsenin bilmediği uydurma kelimeler kullanıyorlar ve bunun entelektüellik olduğunu sanıyorlar.

Büyük Akrep’in oğlu Küçük Akrep ile de tanışıyor adam. Küçük Akrep ülkedeki abuklukları gören, buna üzülen ve ülkesi için mücadele etmeye çalışan bir vatansever. Ama o da ülkesinin düşmanlar tarafından işgal edilmesine engel olamıyor.

*

Anlatıcı zaman zaman kendi ülkesi ile kıyaslıyor burada olanları. Ben barış ve huzur içindeki Çin’den geldiğim için… Bizim güzel Çin’imiz, büyük Çin… gibi ilk bakışta propoganda gibi gözüken ama aslında alaycı şekilde bahsediyor ülkesinden.

Kendi kültürünü, benliğini kaybeden, eğitim ve adaletten taviz veren, liyakatsizleri önemli mevkilere taşıyan toplumların başına gelecekleri hicivle anlatıyor yazar.

Kitap Çin edebiyatının en ünlü karşı-ütopyacı eseri olarak değerlendiriliyor. Yazar bu kitabını ülkesindeki başarısızlıklara karşı bir tepki olarak yazdığını söylemiş, kitabın arka kapağından edindiğim bilgiye göre. Hayatını 1966’da göle atlayıp intihar ederek sonlandırmış.


İNSANIN ESARETİ

 

İNSANIN ESARETİ

(Of Human Bondage)

W. Somerset Maugham

1915

İngilizce aslından çeviren: Tülin Er

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

7.Basım - Aralık 2022

792 sayfa


Su gibi aktı gitti 792 sayfa.

Baş karakter Philip’in çocukluğundan eşek kadar oluşuna kadarki süreci ne güzel beraber geçirdik.

Bu kitap yazarın başyapıtı sayılıyormuş. Ben de bir başyapıt olduğunu düşünüyorum. O kadar güzel anlatılmış bir hayat hikayesi ki. Anlatılan hayat güzel değil aslında, kimsesizlik, yoksulluk, aşk acısı…vb. Ama Philip’in bir şekilde bunları atlatacağı güveni verdi bana anlatım.

 

*

 

Önce babasını sonra da annesini kaybeden küçük Philip’i amcasına bırakıyorlar. Amcası William Carey ve karısı Louisa bakacaklar artık Philip’e.William Amca’nın ve Louisa Yenge’nin çocuğu yok. Başkalarına kıyasla dede nine olacak yaştalar. Hiçbir çocukla ilgilenmedikleri için bocalıyorlar başta. Ama özellikle Louisa Yenge elidnen geldiği kadar anaç davranmaya çalışıyor.

 Amca papaz. Çocuğu da bir dinî yatılı okula gönderiyorlar.

 Philip topal bir çocuk, yumru ayakları var. Kutsal kitaptan öğreniyor ki gerçekten inanırsan Tanrı’nın yardımıyla dağları yerinden sökebilirsin. O da Tanrı’dan ayağını düzeltmesini istiyor ve inanıyor da. Tarih de veriyor, okul açılmadan önceki gün olsun diye. Ama olmuyor. Amcasına soruyor:

-Farz edelim ki Tanrı’dan bir şey yapmasını istedin, bir dağı yerinden sökmek gibi mesela, bunun olacağına gerçekten inandın ama olmadı, bu ne anlama gelir?
-Bu sadece senin inançsız olduğun anlamına gelir. Sf.61

Üzülüyor Philip. Daha fazla inançlı olamazdı. Sonra da bunun kutsal kitaptaki bir şey söylerken başka bir şey kast edilen şeylerden biri olduğu kanaatine varıyor.

Okulda tabii akran zorbalığına maruz kalıyor.

Rose diye bir arkadaşı oluyor. Ama Rose’dan istediği ilgiyi göremeyince küsüyor.

Artık o okulda olmak ve büyüyünce papaz olmak istemiyor. Amcasını ve okul müdürünü ikna edip Almanya’ya gidiyor. Orada bir pansiyonda kalıyor.

Pansiyona gelen Hayward adlı kişiyle arkadaş oluyor. Onunla yaptığı sohbetler sonunda dini sorguluyor ve inançsız oluyor.

Dönüyor İngiltere’ye amcasıgilin yanına. Amcasının Papaz arkadaşının kızı Louisa Wilkinson da orada. Kadının yaşı büyük. Philip’e sıcak davranıyor. Philip etkileniyor. Sevişiyorlar. Philip için ilk. Sonra Philip’in etkilenmesi geçiyor. Kadın üzülüyor. Dönme zamanı gelince kadın gidiyor. Philip seviniyor gittiğine. Arkadaşı Hayward’a da kadının adını ve yaşını değiştirerek ve abartarak anlattığı bir mektup gönderiyor.

Philip, Londra’ya gidiyor. Bir avukat yanında katiplik yapıyor. Louisa’dan mektuplar geliyor ama cevap vermiyor ya da duygusuz cevaplar veriyor. Philip yalnızlık çekiyor. İş arkadaşı Watson var ama onu pek sevmiyor.

Muhasebecilik yapıyor. Beceremiyor.

Ressamlığa merak sarıyor. Paris’e gidiyor. Bu uğurda hatırası var demeden babasından kalan mücevherleri bile satacak kadar gözü dönmüş. Neyse ki yengesi birikmiş parasını veriyor ona.

Paris’te resim okuluna başlıyor. Buradaki öğrencilerden Bayan Price, Philip’e aşık oluyor. Ama Philip onu sevmiyor. Bir tatilde Philip gitti diye kız intihar ediyor.

Philip yaptığı resimlerden ve yeteneğinden emin değil. Parası da az olduğu için resim işinde ısrar etmenin iyi bir fikir olup olmadığından kuşkulu. Büyük bir cesaretle hocasından tavsiye istiyor. Devam etsin mi yoksa bıraksın mı diye. Hocası da samimiyetle çalışkan olduğunu ama vasat bir ressam olduğunu, yol yakınken dönmesini, gençken kendisine de bu tavsiyenin verilmiş olmasını çok istediğini söylüyor. Yoksulluğun sanatçıları daha üretken yaptığı zannını da eleştiriyor. Bunu ancak tuzu kuru insanlar söyleyebilir, geçim derdi bir felakettir diyor.

Philip, çok sevdiği yengesinin öldüğü haberini alıyor. Cenazeye gidiyor. Burada resim işinden vazgeçip babasının mesleği olan doktorluğu düşünmeye başlıyor.

Londra’da tıp okumaya gidiyor. Orada bir arkadaşı oluyor, Dunsford. Onun kafede hoşlandığı bir garson kız var. Philip kızla konuşmaya çalışıyor ama kız tersliyor. Bunun üzerine bir daha o kafeye gitmeme kararı alıyorlar. Ama Philip kızdan öç almak için gidiyor fakat kızdan hoşlanmaya başlıyor. Mildred kızın adı. Aşık oluyor ona. Kızı aslında güzel, akıllı bulmuyor, neden aşık olduğunu da anlamıyor ama aşık işte. Kıza onu sevdiğini söylüyor ama kız tepkisiz. Sonunda da kız başkasıyla evleniyor.

Paris’ten arkadaşı geliyor. Onunla vakit geçirirken Mildred’i unutuyor. Ressam arkadaşı bir model buluyor, modelin yanında bir kadın var, Norah. Boşanmış, bir çocuğu var, ucuz romanlar yazıp para kazanmaya çalışıyor. Philip bu kadınla yakın arkadaş hatta sevgili oluyor. Kadının ilgisi, görgüsü, kültürü ona iyi geliyor.

Ama Mildred tekrar karşısına çıkıyor. Evlenmemiş. Evlenmeyi düşündüğü adam zaten evli ve çocukluymuş. Üstelik kendisi de hamile kalmış. Philip onu unuttuğunu sanmıştı ama aşkı yine depreşiyor. Norah’dan ayrılıyor. Mildred için ev tutuyor, para harcıyor, Mildred bir kız çocuğu doğuruyor. Mildred, çocuğu bir bakıcıya verip çalışmayı düşünüyor. Buluyor bir bakıcı.

Philip, Mildred’i, pansiyondan yakın arkadaşı Griffiths ile tanıştırıyor. Griffiths yakışıklı, eğlenceli biri. İkisini de birbirine çok övüyor. Ve tanıştıklarında ikisi birbirinden hoşlanıyor. Mildred aşık oluyor Griffiths’e ve bunu Philip’e de söylüyor. Philip, Mildred mutlu olsun diye üste para vermeye devam edip Griffiths ile tatile çık diyor. Çıkıyorlar tatile. Ama Griffiths, Mildred’den sıkılıyor. Bırakıyor kızı. Philip de uzaklaşıyor. Tıp eğitimine sarılıyor. Aradan bir yıl geçiyor. Mildred’i bir gün yolda görüyor. Kötü yola düşmüş. Onu ve bebeği kendi pansiyonuna alıyor. Artık Mildred’a aşık olmadığını fark ediyor. Mildred’den sadece yemek ve temizlik bekliyor. Mildred aralarındaki ilişkiyi anlamıyor. Yakınlık kurmak istiyor, Philip reddediyor, dokunmuyor Mildred’e. Mildred de sinirlenip Philip evde yokken her şeyi kırıp kesip evi terk ediyor.

Philip başka yere taşınıyor.

Borsada parasını kaybediyor. Fakirliğe düşüyor. Eğitimini bırakıyor. Geceleri dışarıda yatıyor. Eski bir hastası vasıtasıyla bir mağazada iş buluyor. Mağaza yatacak yer de sağlıyor.

Amcası ölüyor. Bir miktar miras kalıyor. Çok uzun zamandır bu mirası beklemişti. Nerdeyse amcasını hasta yatağında öldürecek kadar gözü dönmüştü ama yapmadı bunu neyse ki.

Mağaza işini bırakıp tıp eğitimine devam ediyor. Diplomasını alıyor. Fakirlik görmüş bir doktor olduğu için hastaların halinden anlıyor, hastalar onu seviyor.

Eski bir hastasının kızı olan Sally’den hoşlanmaya başlıyor. Sally de ondan. Sevişiyorlar. Sonra kızın hamile kaldığından korkuyor. Philip’in en büyük hayali dünyayı gezmek. Bu hayalini gerçekleştirememekten korkuyor. Ama sonra Sally gibi bir eş ve ondan kendi çocuğu olması fikri hoşuna gidiyor. Sally’nin hamile olmadığını öğrenince üzülüyor. Hayal diye kurduğu şeylerin aslında kendi gerçek isteği değil oradan buradan kulağına çalınıp benimsediği şeyler olduğunu anlıyor. Sally’e evlenme teklifi ediyor. Olumlu cevap alıyor.

Son

Okurken Mildred’e olan saplantılı aşkı pes dedirtmişti. Bu kızı hayatından çıkarması şart ve bunu becerememesi ne büyük zavallılık. Sally’nin anlatıldığı kısımlara geldiğimde ise Philip’in bu kızı elinden kaçıracağını düşünüp tedirgin olmuştum.

Sıradan gibi yaşanmış maceralı bir hayat hikayesi idi. Yatmadan önce birkaç sayfa birkaç sayfa okuya okuya bir baktım, bitmiş.

*

Yazarın bir başka kitabı için

Bkz: Boyalı Peçe