1 Aralık 2017 Cuma

AŞKA VE KADINLARA DAİR


AŞKA VE KADINLARA DAİR

Aşkın Metafiziği

(Über die Weiber) (Parerga und Paralipomena II); Metaphysik der Geschlechtsliebe (Die Welt als und Vorstellung)

Arthur Schopenhauer

(1788-1860)

Çeviren: Ahmet Aydoğan

Say Yayınları

9. Baskı - 2017

80 sayfa


Çok sinir bozucu.

Bir kadın olarak bu kitabu soğukkanlılıkla okuyabilmek mümkün mü? 

Bir erkek olarak da mümkün olmayabilir, sonuçta ananız bacınız kadın.

*

Schopenhauer kadınlar hakkında vermiş veriştirmiş. 

Kendisi çok eşliliği savunuyor. Tabii yalnızca erkekler için. Zinayı da yine erkek için doğal buluyor. Kadının her zaman bir vasiye ya da gözetmene ihtiyaç duyduğunu, mahkemede kadının tanıklığı yerine erkeğin tanıklığının daha muteber olduğunu söylüyor.

Ayrıca diyor ki:

"Kadınlar bütün hayatları boyunca koca çocukturlar." sf.8

"Kadınlar, bütün hayatları boyunca çocuk kalırlar, çünkü her zaman içinde bulundukları ana sıkı sıkıya bağlı kalarak sadece kendilerine en yakın olanı, olmak üzere olanı görürler, gerçek yerine bir şeyin görünüşüne teslim olurlar ve en önemli işlere karşı önemsiz şeyleri tercih ederler." sf.10

"Kadınlar zihni bakımdan dar görüşlüdürler." sf.10

"Kadınlar adalet, dürüstlük ve vicdanla ilgili meselelerde erkeklerden daha aşağıdır." sf.12

"Kadın mizacındaki temel kusurun adalet duygusundan yoksunluk olduğu görülecektir. Bu esas itibariyle muhakeme kabiliyetindeki ve düşünme melekesindeki zayıflıktan kaynaklanır, fakat aynı zamanda kısmen tabiatın onlara daha zayıf cins olarak tahsis ettiği konuma kadar götürülebilir. Onlar, bu konumları gereği kuvvete değil fakat kurnazlığa bağımlıdırlar. Bu yüzdendir ki içgüdüsel olarak desise ve kurnazlığa yatkındırlar ve yalan söylemeye karşı iflah olmaz bir temayüle sahiptirler."sf.12

"Mükemmelen dürüst ve güvenilir, ikiyüzlülüğe yahut riyakarlığa yüz vermeyecek bir kadın belki de tasavvur edilemez." sf.13

"İki kadının tanışırken birbirlerine, iki erkeğin benzer bir durumda göstereceğinden daha büyük bir ihtiyat ve riyakarlıkla davranmaları bilinen bir husustur." sf.15

"Onlara güzel demek yerine estetikten yoksun cins demek daha doğru olurdu. Ne müzik ne şiir ne de güzel sanatlar için gerçek anlamda bir duygu ve duyarlığa sahiptirler.". sf.16

"Kadınların mizacında, doğalarının en derinlerinde her şeyi erkeği elde etme aracı olarak görme temayülü kökleşmiştir ve başka herhangi bir şeye alakası her zaman asılsız, taklidi bir alakadır, esasen amaçlarına eriştirecek yosmalık, yapmacık ve kandırmacadan müteşekkil dolambaçlı bir yoldan başka bir şey değildir." sf.17

"Kanunlar kadınlara erkeklerle eşit haklar bahşettiğinde onlara aynı zamanda erkeklere özgü bir akıl gücü de kazandırmış olmalıydı." sf.22

"Bütün kadınlar savurganlığa meyyaldir, dolayısıyla mevcut her servet onların ahmaklığından korunmalıdır." sf.29

*

Kitabın  "Cinsel Aşkın Metafiziği" adlı ikinci bölümünde aşkın gelecek nesli oluşturduğu için önemli olduğunu, bütün aşk serüveninin gerçek amacının bir çocuk dünyaya getirmek olduğunu anlatıyor. 

"İki sevgilinin yekdiğerine giderek artan muhabbeti gerçekte ileride ebeveynleri olacakları bu yeni varlığın yaşama iradesidir; arzu dolu bakışlarının buluşmasında yeni bir varlığın hayat kıvılcımı tutuşur." sf.39

Schopenhauer'e göre erkek kadında şunlara bakarmış:

1) Yaş (18-28 arası)
2) Sağlık
3) Kemik yapısı
4) Belli bir tombulluk
5) Güzel çehre

Kadınların erkekte tercihi ise 30-35 yaş arası olması, güç, cesaret, erkeksi olmak, irade sağlamlığı, kararlılıkmış.

*

Şunu sormak istiyorum:

Bu kadınlar size ne etti kardeşim?

KAÇIRDIKLARIMIZ


KAÇIRDIKLARIMIZ

Yaşanmamış Hayata Övgü

(Missing Out )

( In Praise of the Unlived Life)

Adam Phillips

2012

Çeviren: Selin Siral

Metis Yayınları

5. Basım - Ocak 2017

161 sayfa


Çok da bir şey kaçırmamışız.

Ben örneğin bu kitabı bugüne kadar okumayarak çok da bir şey kaçırmamış olduğumu düşündüm. 

Hatta okuduktan sonra "Ne okudum ben şimdi?" dedim. 

Daha önce üzerine hiç düşünmediğim konular hakkında (hüsran, kavrayamamak, yanına kar kalmak, çıkıp gitmek, tatmin, deli rolü) yazar yorumlarını, görüşlerini, aklına takılanları çeşitli edebiyat eserlerinden alıntılar yaparak yazmış.

*

Diyor ki Hüsran Üzerine:

"Şayet birisi sizi tatmin edebiliyorsa, hüsrana da uğratabilir. Sadece tatmin edebilen biri hüsrana uğratabilir sizi." sf.22

"Aşık olduğunuz insan aslında rüyalarınızın erkeği ya da kadınıdır; daha tanışmadan önce onu hayal etmişsinizdir.(...) O kişiyi o denli net bir biçimde ayırt edebilmenizin sebebi onu bir anlamda zaten tanıyor olmanızdır; onu bunca zamandır beklemiş olduğunuz için ezelden beri tanıyormuşsunuz gibi gelir." sf.24

Kavrayamamak Üzerine:

"Kimse bir şeyi -yapılan espriyi, ne dendiğini, neler döndüğünü- kavrayamayan kişi olmak istemez. Kavranamayan şey yine bir arzu nesnesidir. Onu istediğimiz için kavramak isteriz. İstediğimiz, esprinin verdiği hazdır, bu haz esprinin komik gelmemesinden kaynaklanıyor olsa bile. Her koşulda kavramamız gerektiğini düşünürüz." sf.37

"Kavramamak çoğunlukla dışarıda bırakılmak anlamına gelir. Dışında kaldığımız şey kavrayanlardan müteşekkil grup ve kavramanın sağladığı hazdır." sf.37

"Var olan tek fobi kendini bilme fobisidir. (...) Kim olduğumuz her daim ziyadesiyle gözümüzü korkutur." sf.38


Yanına Kar Kalmak Üzerine:

"Size ait olmayan bir şeyi alırsanız ve bu yanınıza kar kalırsa o şeyle ne yapabileceğinizi bulmanız gerekir. Kurallar onları çiğnemek mümkün değilse bir anlam ifade etmez." sf.80

"Searle insanları ulus-devletleri için ölüme yollamanın hükümetlerin yanına 'organize şiddet tekeli' vasıtasıyla kar kaldığını söyler." sf.85


Çıkıp Gitmek Üzerine:

"Okur hep  başka bir yerde olmak, en azından kendi düşüncelerinde kaybolmak ister. Her okumada bir kaçış kipi vardır." sf.96

"Çekip gittiğimizde, sanki çok biliyoruzdur: Kalırsak ne olacağı hakkında, bilebileceğimizden çok daha fazlasını biliyormuş gibi davranırız." sf.99

"Bazen -belki de çoğunlukla- deneyimlediklerimizden ziyade deneyimlemediklerimiz hakkında daha fazla şey bildiğimizi düşünürüz; deneyim yaşamama tecrübesine taktığımız ad 'hüsran'dır." sf.101

"İnsan ancak bir durumdan kurtulamadığı, çıkıp gidemediği takdirde ne olacağını bildiğini düşünüyorsa çıkıp gitmeye kalkışır." sf.105

"Çıkıp gitmek, kalırsak ne olacağı hususunda tahmin yürütmeyi içerir ve bu tahmin neleri kaçıracağımızla ilgili bir hikayedir her zaman." sf.106

"Neden yaşamadığımız olaylar hakkında yaşadıklarımızdan daha fazla şey biliyormuş gibi görünürüz? Çünkü çıkıp gitmeyi sadece bu mümkün kılar." sf.108


Tatmin Üzerine:

"Tatmin gerçekleşmeden önce zihnimizde vuku bulur." sf.115

"Çocuk, karnı acıktığında kendisini tatmin edecek nesnenin kontrolünün onda olmadığını anlamaya başlayınca, buna çare olarak memeyi hayal eder." sf.137



Deli Rolü Üzerine:

"Delilik ve deliymiş gibi davranmak bariz biçimde hüsranla, kavrayamamakla, yanına kar kalmakla ve tatminle ilintilidir." sf.139

"Deli rolü yapmak insanların ilgisini başka türlü çekmekle alakalıdır.(...) Tiyatro deliliğin panzehiri olmuştur." sf.145

"Delilerle ilgili bizi dehşete düşüren şey öngörülemez olmalarıdır." sf.147


Dedim ya, daha önce hiç bu kavramlar üzerine düşünmemiştim. Yazar bunları düşündürmekle kalmayıp bir de garip gureba sorular sormuş:

Örneğin:

"Kavramak bize bir çeşit haz veriyorsa, kavrayamamanın, dışarıda bırakıldığımız ya da hiçbir fikrimizin olmadığı durumların getireceği hazlar nelerdir?" sf.47

"Kitaplar bizim okumamızdan ne öğrenir?" sf.51

"Tatminin ne olduğunu zaten biliyorken, neye benzediğini nasıl keşfedebilirsiniz ki?" sf.117

"Kimse anlamıyorsa delinin sarf ettiği sözler söz müdür?" sf.161

*

Ne bileyim ben?

*

Son olarak kitapta gördüğüm şu şiiri eklemek isterim:

sf.96

20 Kasım 2017 Pazartesi

ERMİŞİN BAHÇESİ



ERMİŞİN BAHÇESİ

(Le Jardin Du Prophete)

Halil Cibran

1933

Çeviren: Kenan Sarıalioğlu

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

4. Basım - Eylül 2017

51 sayfa


Halil Cibran'ın Ermiş adlı kitabının devamı.

Ermiş'te, El Mustafa şehirden ayrılmak üzeredir. Ayrılmadan önce insanlara aşk, evlilik, çocuklar, suç ve ceza, yasalar, güzellik, ölüm...vb konularda görüşlerini aktarır.

Ermişin Bahçesi'nde El Mustafa, anne babasının öldüğü topraklara gelir. Müritleri de yanındadır. Onlara çeşitli konular hakkında görüşlerini anlatır. 

(Ancak sonra müritleri gider. Çünkü "Sözlerini anlamadıkları için yürekleri uzaklaştı ondan." sf.37)

Örneğin der ki:

"Uykularınızda büyür, düşlerinizde yaşarsınız dolu hayatınızı. Çünkü gecenin dinginliğinde edindiklerinize şükranla geçirirsiniz bütün günlerinizi.
Çoğu zaman geceyi bir dinlenme vakti olarak düşünür ve anlatırsınız, oysa gerçekte gece bir arayış ve buluş vaktidir." sf.17

"Sabah güneşinin bir çiy damlasındaki imgesi güneşin kendisinden daha az değildir. Hayatın ruhunuzdaki yansıması da hayatın kendisinden daha az değildir.

Karanlıklar üstünüze çöktüğünde, şöyle deyin: 'Bu karanlıklar henüz doğmamış şafaktır; her ne kadar gecenin doğum sancıları içime dolsa da, tepelere doğan şafak bana da doğacaktır."sf.23

"Anlayamadığınız Tanrı'dan daha az söz etmeniz, anlayabileceğimiz birbirimizden daha çok söz etmemiz daha akıllıca olurdu." sf.30

"Verecek kimse bulamayan bir zenginin kederi
Daha ağırdır elleri boş bir dilencinin acısından." sf.41

ERMİŞ


ERMİŞ

(The Prophet)

Halil Cibran

1923

Çeviren: Ayşe Berktay

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 

7. Basım - Haziran 2017

54 sayfa



El Mustafa, yıllarca kaldığı yerden ayrılmak üzeredir. Ayrılmadan önce de insanlara çeşitli konular hakkında bildiklerini anlatır. 

Örneğin aşk hakkında:

"Aşk sizi çağırdığı zaman, onu izleyin... Yolları zorlu ve dik olsa da." sf.6

*

Evlilik hakkında:

"Bırakın mesafeler olsun birlikteliğinizde.(...) Birbirinizi sevin ama aşkı pranga eylemeyin.

Birbirinizin tasını doldurun ama aynı tastan içmeyin. Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı somundan yemeyin. Şarkı söyleyip dans edin birlikte, eğlenin, ama yalnız başınıza olun ikiniz de.

Birlikte durun ama yapışmayın birbirinize." sf.8

*

Çocuklar hakkında:

"Onlar sizin sayenizde gelir ama sizden değildir. Sizinle birlikte olsalar da size ait değildir. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil... Zira kendi düşünceleri var onların." sf.9

*

Vermek hakkında:

"Veririm ama sadece hak edenlere dersiniz sık sık. Ne meyve bahçenizdeki ağaçlar böyle der ne de çayırlarınızdaki sürüler. Onlar yaşayabilmek için verir; çünkü vermekten kaçınmak yok olmaktır." sf.11

*

Konuşmak hakkında:

"Aranızda yalnız kalmak korkusuyla konuşkan insanları arayanlar var. Yalnızlığın sessizliği kendi çıplak özlerini gösterir onlara, bundan kaçarlar." sf.33

*

Ve daha pek çok konuda bilgece konuşur.

17 Kasım 2017 Cuma

TANRILAR OKULU


TANRILAR OKULU

(La Scuola degli Dei)

Stefano D'Anna

2006

İngilizceden çeviri: Nehir Ötgür

Sinedie Yayınları

443 sayfa


Tüm kitap boyunca yaşadığımız her şeyin bizden kaynaklandığı anlatılıyor.

*

Normal bir adam var, işinde gücünde. İlişkileri pek yolunda gitmiyor. Sonra "Dreamer" ile tanışıyor. Dreamer ona bir çeşit yaşam koçluğu yapıyor. Bu açıdan kişisel gelişim kitabı aslında.

Lupelius adlı filozofun 9. yüzyılda yazılmış bir kitabı varmış, adı Tanrılar Okulu. Bu kitabın da öğretilerinden alıntılarla devam ediyor kitap.

*

Hallac-ı Mansur demiş ya "Ben Tanrıyım." diye.

Kastettiği aslında herkeste ve her şeyde Tanrı'yı ya da Tanrıdan bir parça gördüğü idi.

Bu kitapta daha da ileri gidiliyor. "Ben Tanrı'yım ve seni de ben yarattım." gibi bir anlam çıkıyor.

"Çevrende var olan şeylerin tümünün asıl yaratıcısı sensin! Ne var ki, sen bunu unuttun." sf.57

"Dünya, senin onu düşlediğin gibidir; o bir aynadır. Dışarıda kendi dünyanı bulursun, yarattığın, düşlediğin dünyayı." sf.19

Bunu adeta kafaya tokmakla vura vura anlatıyor. Dreamer'ın tarzı bu, sert bir dili var biraz.

*

Hayatımızdaki olayların, yaşadığımız ıstırab ve felaketlerin  tek sorumlusunun bizzat kendimiz olduğunu söylüyor. 

Sık sık aynı olayları yaşamanın da bununla bağlantılı olduğunu anlatıyor:

"Yaşantında her şey tekrar ediyor... Aynı olaylar defalarca aynı şekilde yaşanıyor, çünkü onları değiştirmek istemiyorsun. Yine şikayet ediyor, yine dünyayı suçluyor ve yine dışarıdan birilerinin seni incittiğine ya da sana felaket getirdiğine inanıyorsun." sf.42

"Olaylar, düşüncelerimizin ve oluş durumlarımızın gözle görünür halidir. (...) Tek gerçek ise onları yaratanın biz olduğumuzdur, olması için sürekli yakaran ve farkında olmadan olayları hayata geçiren biz..." sf.81

Tekrarlanan olaylar bize bizdeki bir meseleyi gösterirmiş. Bunu anlarsak ne mutlu.

"Eğer dış dünyamızda bir olay meydana geldiyse ve olayı yaratan oluş durumumuz ile olanı bağdaştıramazsak, değerli bir fırsatı kaçırırız demektir."sf.89


O kadar ki hiçbir olayın bizim rızamız olmadan gerçekleşmeyeceğini söylüyor. İşte bu yüzden düşünce en büyük güçtür diyor. 

Peki nasıl düzelteceğiz düşlerimizi/düşüncelerimizi?

Kendimizi gözlemleyerek.

"Dünya senin yansımandır. İnanışlarını altüst et, o zaman dünya bir gölge gibi senin peşinden gelecektir. Gerçeklik yeni bir görüntünün biçimini alacaktır." sf.61

Bir de hissettiğimiz olumsuz duyguları ifade etmemeye çalışmamızı öneriyor.

Hatta rol yapmamızı.

"Rol yapmayı öğren.(...) Stratejik olarak yaşamak, fırsatçılık demek değildir ve yalan söylemek anlamına da gelmez. Bu bir savaşçının kendi görünüşünü, dünyanın almaya hazır olduğu ve koşulların gerektirdiği şekilde uyarlayarak davranışlarına aktarma becerisidir.
Yalnızca stratejik olarak yaşayanlar ayakta kalabilirler. Rol yapmak özgürlüktür." sf.375

*

Peki biz manyak mıyız mutsuz olduğumuz şeyleri hayatımıza çekiyoruz?

Evet, bir miktar.

"Kişi kendisi için açık ve seçik olarak sadece sağlık, zenginlik ve esenlik diler. Kendisini gözleyebilseydi ve yüreğini duyabilseydi, aslında hiç durmaksızın bir olumsuzluk ezgisi söylediğini, yani endişelerden, sağlıksız imgelerden ve başına gelebilecek, belki de hiç gelmeyecek korkunç olayları beklemekten ibaret bir felaket duasıyla yakardığını işitebilecekti." sf.89


13 Kasım 2017 Pazartesi

SİYASETNAME


SİYASETNAME

Nizamü'l-Mülk

1092

Farsça Aslından Çeviren: Mehmet Taha Ayar

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

10. Basım - Ocak 2017

365 sayfa



Selçuklu sultanı Melikşah, memleket işlerinin gidişatına dair devlet ricalinden rapor hazırlamalarını istemiş. Nizamü'l-Mülk de bu eseri yazmış. Sultan da çok beğenmiş. 

*

Nizamü'l-Mülk, bir hükümdarın devleti nasıl yönetmesi gerektiğine dair tecrübe ve birikimlerini paylaşmış. Çeşitli tavsiyeler vermiş ve ardından o tavsiyelerle ilgili hikayeler anlatmış.

Hükümdarın adil olması, dürüst olması, emri altında çalışanların liyakatine önem vermesi, devlet meselelerinde alimlerle istişare etmesi... gibi.

*

Casuslardan bahsediyor bir fasılda:

"Hiçbir şeyin hiçbir surette gizli saklı kalmaması ve vuku bulan yahut ayyuka çıkan bir meseleye anında müdahale için kulaklarına çalınan her şeyi padişaha ulaştıracak tacir, seyyah, sufi, yoksul, sakatatçı kılığında, dört bir yana casuslar salınmalıdır." sf.101

Bu biraz riskli bir tavsiye gibi. Abdülhamid döneminde jurnalcilik işi fazla abartılmıştı ve sonuçları ağır olmuştu.

*

Gösterişle ilgili diyor ki:

"Allah'a hamdolsun ki her ne kadar bizim saltanımızın böyle alayişlere ihtiyacı yoksa da hükümdarlık şerefini, padişahlık töresini muhafaza etmek gerektir. Zira padişahın debdebe ve levazımatı onun himmet ve kudreti ölçüsünce olması elzemdir." sf.131

Bu bana cumhurbaşkanlığı sarayı harcamalarının çok olması karşısında yetkililerin yaptığı açıklamayı hatırlattı: "İtibardan tasarruf olmaz" demişlerdi. Nizamü'l-Mülk de onu demiş.

*

Kadınlardan da bahsetmiş. Tahmin edileceği üzere hiç de iyi bahsetmemiş:

"Büyük zararlara yol açacağından ve padişahı haşmet ve şanına halel getireceğinden ötürü hükümdarın astları üst yapmaması lazımdır. Bunlar özellikle ehl-i setr olup akılları bu işlere ermeyen kadınlardır." sf.255

"Kadın iyi günde kötü günde şeytan gibi yol kesicidir." sf.258

Bir de hadis örneği vermiş:

"Peygamber aleyhisselam şöyle buyurur: 'İşlerinizde kadınlarla istişare ediniz; doğru yapmak için onlar işin nasıl yapılması gerektiğini söylüyorlarsa tam tersini yapınız." sf.259

Ona göre kadın kısmını Tanrı özünde eğri olarak yaratmış. 



TANRI YANILGISI



TANRI YANILGISI

(The God Delusion)

Richard Dawkins

2006

Çeviren: Melisa Miller , Barbaros Efe Güner , Tunç Tuncay Bilgin

Kuzey Yayınları

14. Baskı

368 sayfa


Tanrı hakkında aklımdan geçen karışık fikirlerin derlenmiş toplanmış halini okudum bu kitapta. 

*

Ben de varlığına inanmıyorum.

İnananların argümanları da aklıma yatmıyor.

Yazar da bu argümanları tartışmış, akla yatmadığını göstermiş. 

Hangi dine inandığının da bir önemi yok, dindarların açıklamaları aşağı yukarı benzer. 

Örneğin Tanrı tarafından yönetilen bir dünyada acı çekmek konusu. Denebilir ki acılar cesaret ve sabır gösterme fırsatı sunar. Peki Yahudi soykırımına maruz kalmış biri için de mi aynısı nasıl söylenebilir?

Ha ama Yahudileri zaten baştan kaybetmiş, günahkar, cehennemlik görüyorsanız da sizi onlardan ayrı kılan özelliğiniz ne? Sizi cennete gidebilesiniz diye Müslüman yaratan Tanrı, neden diğerlerini de öyle yaratmıyor? Sizi ayrıcalıklı kılan ne?

*

Din, anlamadan, düşünmeden, sorgulamadan sadece inanmayı bir erdem olarak sunuyor. Çocukluktan itibaren psikolojik olarak dine koşullanmış olmak da sorgulamayı zorluyor. 

*

Kitap öncelikle çocukların "Katolik çocuk", "Müslüman çocuk" gibi sınıflandırılmasına karşı. Bir çocuğun dini inancından bahsedilemeyeceği, ailesinin dini inanışının çocuk için kullanılmaması gerektiğini anlatıyor.

Çocukken ailesinden dini telkinlerle büyüyen insanların dini sorgulamakta zorlandıklarından bahsediyor.

*

Einstein'a geçiyor sonra. Onun ara sıra Tanrı'nın adını anmasının yanlış anlaşıldığını söylüyor. 

Einstein şunu söylemiş:

"Dinsel inançlarım hakkında okuduklarınız elbette bir yalan; düzenli olarak tekrar edilmekte olan bir yalan. İnsan suretinde bir Tanrıya inanmam ve bunu hiçbir zaman inkar etmedim; aksine bunu açık bir şekilde ifade ettim. Eğer içimde dinsel olarak adlandırılabilecek bir şey var ise, bu, bilimimizin şimdiye dek meydana çıkarabildiği kadarıyla dünyamızın yapısı karşısındaki sınırsız hayranlığımdır." sf.23


Einstein'e gösterilen bir tepki şöyle;

Dindarların "zihinsel ve ahlaki korkaklığına" örnek olarak gösteriliyor:

"Tanrı bir ruhtur ve teleskopla ya da misroskopla bulunamaz, tıpkı beyni inceleyerek insan düşünce ve duygularının bulunamayacağı gibi. (...) Din inanç üzerine kuruludur, bilgi üzerine değil. "


Bir başka bilim insanı olarak Carl Sagan'ın Tanrı hakkında yorumu şu:

"Tanrı eğer sadece ve sadece kainata hükmeden fiziksel kanunlar dizisiyse, o halde kesinlikle böyle bir Tanrı vardır. Bu Tanrı duygusal yönden tatmin edici değildir... Yer çekimi kanununa dua etmenin pek anlamlı olduğu söylenemez." sf.27

*

Dindarlar, inançları konusunda çok hassas. Nedense her şeye gücü yettiğini söyledikleri Tanrının saldırılara karşı savunmasız olduğunu ve "olağandışı kalınlıkta bir saygı duvarıyla korunması" gerektiğini düşünüyorlar. Muhammed peygamber karikatürlerinin ardından oluşan çatışmalar gibi.

Gazeteci Andrew Mueller'in bu konuda dediği:

"Eğer siz palyaçolar bunların herhangi birinde haklıysanız, karikatüristler zaten cehenneme gidecekler, bu yetmez mi? Bu arada, eğer Müslümanlara yapılan hakaretlerle galeyana gelmek isterseniz, Suriye ve Suudi Arabistan hakkında Uluslararası Af Örgütü raporlarını okuyun." sf.35 

*

Tartışmalarda da "İnancım öyle", "İnancıma aykırı" dendiğinde konu tartışmaya kapanıyor.

"Eğer insanlar bir 7'nci yüzyıl vaizini kendi ailelerinden daha çok seviyorlarsa, bu onlara kalmış. Ancak onlardan başka kimse bunu ciddiye almak zorunda değildir..." sf.35

*

Şöyle bir tahmin var kitapta:

Eskiden çok tanrıcılık vardı. Sonra tek tanrıcılığa geçildi. Ibn Warraq da şunu demiş: "Tektanrıcılık, sırası geldiğinde bir tanrı daha eksilerek ateizme dönüşmeye mahkumdur." sf.38

*

Duaların işe yarayıp yaramadığı ile ilgili bir deney yapılmış. "Büyük Dua Deneyi". Hastalara iyileşmeleri için dua edilmiş. Kimi hastaya bu bilgi verilmiş, kimisine verilmemiş. Sonuç;

Kendisi için dua edildiğini bilen hastalar daha çok acı çekmişler. Tedavinin yan etkilerinden daha çok etkilenmişler, çünkü "Bu onları 'duacılara başvurulacak kadar hasta mıyım?' düşüncesiyle şüpheye düşürmüş. 

Onun dışında kendisine dua edildiğini bilmeyen ve kendisine dua edilmeyen hastalar arasında bir fark olmamış.


*

Dinin şöyle de bir tehlikesi var. Tanrı ile konuştuğunu iddia eden insanların ortaya çıkması ve ona inananların bulunması. George Bush,  Tanrının kendisinden Irak'ı işgal etmesini istediğini söylemişti. "Tanrının ona Irak'ta kitle imha silahları bulunmadığını söylemeye tenezzül etmemiş olması çok yazık." sf.91


"Mantıksal hiçbir gerekçesi olmayan inançlar barındıran insanlara taktığımız isimler vardır. İnançları oldukça yaygın olduğundaysa bu insanları dindar olarak adlandırırız; aksi takdirde bu insanlar deli, psikopat ya da kuruntulu olarak adlandırılacaktı."  sf.91 (Sam Harris)

*

Yazar İncil'den örnekler vererek Tanrı hakkında kutsal kitapların da bir kanıt sunmadığını ortaya koyuyor. Ayrıca kutsal kitaplardaki kimi kısımlar sembolik veya kinaye. Bunların hangilerini nasıl değerlendirmek gerek?

*

Zeka ya da eğitim seviyesi arttıkça bu kişinin dindar olması da o ölçüde olanaksızlaşıyormuş. 

*

Dünyaya baktığımızda bir tasarım olduğunu gözlemleyebiliriz. Bu da bizi bir tasarımcı yani Tanrı olduğu kanaatine ulaştırabilir. Ancak o zaman akla "Tasarımcıyı kim tasarladı?" sorusu gelir.

Yazar burada tasarım değil, bir doğal seçilim olduğunu söylüyor.

Açıklayamadığımız boşlukları Tanrı diye adlandırdığımızı belirtiyor. Bilim ilerledikçe bu boşluklar küçülecek ve "Tanrının yapacak hiçbir şeyi ve saklanacak hiçbir yeri kalmayacak" diyor. sf.125


"Bir şeyin nasıl çalıştığını anlamazsanız, bunu dert etmeyin: sadece pes edin ve bunu Tanrı yaptı deyin." sf.131

Dolayısıyla bilgisizliğimize Tanrı ismini koyuyoruz. 

"Neden Tanrı herhangi bir şeyin açıklaması olarak düşünülür? Değildir. Bu bir açıklamanın başarısızlığıdır, bir omuz silkmedir, 'bilmiyorum' demenin ruhsal ve ayinsel kılığa bürünmüşüdür." sf.133

*

"Din teselli ve rahatlama verir. Topluluklardaki birlikteliği teşvik eder. Neden var olduğumuzu bilme özlemimizi dindirir." sf.159


*

Dindar insanlar genellikle Tanrıya inanmayan insanların iyi bir insan olabileceğini kabul edemez. Eğer Tanrıya inandığınız, kötülük yaptığınızda Tanrının sizi cezalandıracağını düşündüğünüz için iyi bir insan olduğunu söylerseniz  "Tanrının yokluğunda hırsızlık, tecavüz ve cinayet suçlarınızı işleyeceğiniz onaylıyor, ahlaksız bir insan olduğunuzu ifşa etmiş olursunuz." sf.219

İyi olmak için dine ihtiyacımız var demek, aslında polise ihtiyacınız var demek. Polis güçleri ortada yokken dilediğini yapıp, polisler ortaya çıktığında iyi vatandaş rolü oynamak demek.

*

İnanan insanların bir kısmı felaketlerin insanların günahları yüzünden olduğunu düşünüyor. Örneğin bizde Cübbeli Ahmet Hoca'nın 1999 Yalova depremi yorumu.

Dünyanın her yerinde böyle dinciler var. Kitaptaki örnek de 2005'te Katrina kasırgası nedeniyle New Orleans'ın sel felaketi yaşaması. Bir papaz bu kasırganın bir zamanlar New Orleans'ta yaşamış bir lezbiyen komedyen yüzünden olduğunu söylemiş. 

"Her şeye gücü yeten bir Tanrının günahkarları öldürmekte biraz daha hedeflenmiş bir yaklaşım sergileyeceğini düşünürsünüz; bir lezbiyen komedyen barındırdığı için tüm şehrin toptan yok edilmesi yerine belki de lezbiyene akla uygun bir şekilde kalp krizi yaşatabilirdi." sf.229

*

Yani kitap içerdiği açıklamalar, yorumlar, başka görüşlerden alıntılarla Tanrı hakkında fikirlerinizi sorgulamaya açıyor.

Önsözde de bunu belirtmiş yazar:"Kitabın amacı bilinci arttırmak."