13 Nisan 2026 Pazartesi

FACTFULNESS

 



FACTFULNESS

Dünya Hakkında Yanılmamızın On Nedeni ve Neden Her Şey Aslında Sandığınızdan Daha İyi

(Factfulness: Ten Reasons We're Wrong About the World and Why Things Are Better Than You Think)

Hans Rosling

2018

İngilizceden çeviren: Sevinç Seyla Tezcan

Pegasus Yayınları

1.Baskı - Eylül 2019

350 sayfa


Dünya o kadar da kötü değil demeye çalışıyor kitap.

*

13 soruluk bir testle başlıyor. Örneğin;

Bugün dünyadaki düşük gelirli ülkelerden kızların yüzde kaçı ilkokulu bitiriyor?

A)%20

B)%40

C)%60

Ben  A dedim, doğru cevap C imiş.

 

Son 20 yılda dünyada aşırı yoksulluk içinde yaşayan nüfusun oranı:

A) Neredeyse ikiye katlandı

B) Üç aşağı beş yukarı aynı kaldı

C) Neredeyse yarı yarıya azaldı.

Ben  A dedim, doğru cevap C imiş

 

Bugün dünyada 1 yaşındaki çocukların yüzde kaçı bazı hastalıklara karşı aşılıdır?

A) %20

B)%50

C)%80

B dedim, doğru cevap C imiş

 

Dünya genelinde 30 yaşındaki erkekler hayatlarının ortalama 10 yılını okulda geçirmektedir. Aynı yaştaki kadınlar kaç yılı okulda geçirmiştir?

A)9 yıl

B)6 yıl

C)3 yıl

C dedim, doğru cevap A imiş

*

Anladınız mı?

Bu gibi istatistiki verilerden yola çıkarak aslında gidişatın o kadar da kötü olmadığını anlatıyor.

Gerçekten ön yargılı mıyız her şeyin kötüye gittiğine dair?

Pek çok ülkeden pek çok eğitim ve meslek grubundan12 bin kişiye sorulmuş bu sorular. Ortalama doğru cevap sayısı 2 imiş. Ben 5 bildim, ben birinc.

Yazar diyor, şempanzelere sorsak, sallayarak onlar da bu sonuca ulaşır. Zaaaa!

“Aşırı dramatik dünya görüşü” diye tanımlıyor yazar bu durumu. Hakikaten öyle.

 Otuz ülkede insanlara sormuşlar: “Sizce dünya daha iyiye mi daha kötüye mi gidiyor, yoksa yerinde mi sayıyor?” En çok “Daha kötüye gidiyor” diyen nerede bilin? Türkiye’de. Acaba niye?  Türkiye’de neredeyse yüzde yüz böyle cevap verilmiş. Sonra Belçika, Meksika, Güney Kore geliyor. En iyimser Rusya çıkmış.

Abartıyoruz yani aslında kötülüğü. Bundan kaçınmak için sayıları karşılaştırmamızı öneriyor yazar. Mesela 2016’da bebek ölümleri sayısı dört milyon iki yüz bin. Bir yaşına bile ulaşmamış bebek ölümleri. Çok büyük sayı. Önceki yıl dört milyon dört yüz binmiş. Ondan önceki yıl dört buçuk milyon. 1950’de on dört milyon dört yüz bin. Böyle geniş perspektiften bakınca şimdi o kadar büyük görünmüyor. (Keşke hiç olmasa tabii.)

*

Medya da bu arada bizi kötümserliğe çok itiyor. İyi haberlerden çok kötü haberlere maruz kalıyoruz.  Biraz medyanın doğası galiba bu. İyi olanın haber değeri yok. Dünyaya bakış açımızı medyadan gördüklerimize göre şekillendirdiğimizde ise genel olarak dünyanın çok kötü olduğunu düşünüyoruz ister istemez.

“Dünya görüşünüzü medyaya dayanarak oluşturmak, benimle ilgili görüşünüzü sadece ayağımın bir fotoğrafına bakarak oluşturmak gibi bir şey olur.” Sf.195 diyor yazar, doğru!

Medyanın değişecek hali yok. İyi haberler normal kabul edildiği için duyurulmaz, kötü haberler haber olur. Hep de kötü haber olunca bütün dünya kötü sanırız.

“Gerçeği yansıtmak, medyadan beklenilecek bir şey değildir.” Sf.222

 *

Ön yargılardan sıyrıldık, geniş açıdan baktık ve sayıları doğru okuduk diyelim. Bir de her şeyden bir kişiyi sorumlu tutma, bir kişiyi suçlama yanılgımız var. Tek bir suçlu bulup onu cezalandırırsak ya da ortadan kaldırırsak her şey düzelir gibi düşünüyoruz. Bu da yanlış tabii. (Ama bir kişi var, o yok olsa bence bayağı güzel olabilir.)

 *

Neticede insanı dünyanın o kadar kötü olmadığına ikna ediyor kitap gerçekten.

Yazar İsveçli ve bir İsveçli için böyle söylemek kolay diye düşündüm başta. Ama meğer İsveç de dün İsveç olmamış. Yazar, geçmiş yıllarda İsveç’in ekonomik olarak zayıf, eğitimsiz, köylü bir nüfusa sahip olduğunu anlatıyor ki akıl almaz geliyor şu an. Yüzyıllar öncesi de değil bu. Kısa zamanda bugünkü durumlarına geliyorlar. O zamanlar için olmaz denilen gelişmeler oluyor. İsteyince oluyor yani.

Dünyamız iyi diyelim iyi olsun.

Kadehimi iyiliğe güzelliğe kaldırıyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder