FACTFULNESS
Dünya Hakkında Yanılmamızın On Nedeni ve Neden Her Şey Aslında Sandığınızdan Daha İyi
(Factfulness: Ten Reasons We're Wrong About the World and Why Things Are Better Than You Think)
Hans Rosling
2018
İngilizceden çeviren: Sevinç Seyla Tezcan
Pegasus Yayınları
1.Baskı - Eylül 2019
350 sayfa
Dünya o kadar da kötü değil demeye çalışıyor kitap.
*
13 soruluk bir testle
başlıyor. Örneğin;
Bugün dünyadaki düşük
gelirli ülkelerden kızların yüzde kaçı ilkokulu bitiriyor?
A)%20
B)%40
C)%60
Ben A dedim, doğru cevap C imiş.
Son 20 yılda dünyada
aşırı yoksulluk içinde yaşayan nüfusun oranı:
A) Neredeyse ikiye
katlandı
B) Üç aşağı beş
yukarı aynı kaldı
C) Neredeyse yarı
yarıya azaldı.
Ben A dedim, doğru cevap C imiş
Bugün dünyada 1
yaşındaki çocukların yüzde kaçı bazı hastalıklara karşı aşılıdır?
A) %20
B)%50
C)%80
B dedim, doğru cevap
C imiş
Dünya genelinde 30
yaşındaki erkekler hayatlarının ortalama 10 yılını okulda geçirmektedir. Aynı
yaştaki kadınlar kaç yılı okulda geçirmiştir?
A)9 yıl
B)6 yıl
C)3 yıl
C dedim, doğru cevap
A imiş
*
Anladınız mı?
Bu gibi istatistiki
verilerden yola çıkarak aslında gidişatın o kadar da kötü olmadığını anlatıyor.
Gerçekten ön yargılı
mıyız her şeyin kötüye gittiğine dair?
Pek çok ülkeden pek
çok eğitim ve meslek grubundan12 bin kişiye sorulmuş bu sorular. Ortalama doğru
cevap sayısı 2 imiş. Ben 5 bildim, ben birinc.
Yazar diyor, şempanzelere sorsak, sallayarak onlar da bu sonuca ulaşır. Zaaaa!
“Aşırı dramatik dünya görüşü” diye tanımlıyor yazar bu durumu. Hakikaten
öyle.
Otuz ülkede insanlara sormuşlar: “Sizce dünya
daha iyiye mi daha kötüye mi gidiyor, yoksa yerinde mi sayıyor?” En çok “Daha
kötüye gidiyor” diyen nerede bilin? Türkiye’de. Acaba niye? Türkiye’de neredeyse yüzde yüz böyle cevap
verilmiş. Sonra Belçika, Meksika, Güney Kore geliyor. En iyimser Rusya çıkmış.
Abartıyoruz yani
aslında kötülüğü. Bundan kaçınmak için sayıları karşılaştırmamızı öneriyor
yazar. Mesela 2016’da bebek ölümleri sayısı dört milyon iki yüz bin. Bir yaşına
bile ulaşmamış bebek ölümleri. Çok büyük sayı. Önceki yıl dört milyon dört yüz
binmiş. Ondan önceki yıl dört buçuk milyon. 1950’de on dört milyon dört yüz
bin. Böyle geniş perspektiften bakınca şimdi o kadar büyük görünmüyor. (Keşke
hiç olmasa tabii.)
*
Medya da bu arada
bizi kötümserliğe çok itiyor. İyi haberlerden çok kötü haberlere maruz
kalıyoruz. Biraz medyanın doğası galiba
bu. İyi olanın haber değeri yok. Dünyaya bakış açımızı medyadan gördüklerimize
göre şekillendirdiğimizde ise genel olarak dünyanın çok kötü olduğunu
düşünüyoruz ister istemez.
“Dünya görüşünüzü
medyaya dayanarak oluşturmak, benimle ilgili görüşünüzü sadece ayağımın bir
fotoğrafına bakarak oluşturmak gibi bir şey olur.” Sf.195 diyor yazar, doğru!
Medyanın değişecek
hali yok. İyi haberler normal kabul edildiği için duyurulmaz, kötü haberler
haber olur. Hep de kötü haber olunca bütün dünya kötü sanırız.
“Gerçeği yansıtmak,
medyadan beklenilecek bir şey değildir.” Sf.222
Ön yargılardan
sıyrıldık, geniş açıdan baktık ve sayıları doğru okuduk diyelim. Bir de her
şeyden bir kişiyi sorumlu tutma, bir kişiyi suçlama yanılgımız var. Tek bir
suçlu bulup onu cezalandırırsak ya da ortadan kaldırırsak her şey düzelir gibi
düşünüyoruz. Bu da yanlış tabii. (Ama bir kişi var, o yok olsa bence bayağı
güzel olabilir.)
Neticede insanı dünyanın o
kadar kötü olmadığına ikna ediyor kitap gerçekten.
Yazar İsveçli ve bir
İsveçli için böyle söylemek kolay diye düşündüm başta. Ama meğer İsveç de dün
İsveç olmamış. Yazar, geçmiş yıllarda İsveç’in ekonomik olarak zayıf,
eğitimsiz, köylü bir nüfusa sahip olduğunu anlatıyor ki akıl almaz geliyor şu
an. Yüzyıllar öncesi de değil bu. Kısa zamanda bugünkü durumlarına geliyorlar. O
zamanlar için olmaz denilen gelişmeler oluyor. İsteyince oluyor yani.
Dünyamız iyi diyelim
iyi olsun.
Kadehimi iyiliğe
güzelliğe kaldırıyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder