2 Şubat 2014 Pazar

SOKAKLARIN ÇOCUĞU




SOKAKLARIN ÇOCUĞU

Yazarı: Orhan Kemal

Yayınevi: Tekin Yayınevi

Basım Yılı: 8. Basım – 2001

Sayfa Sayısı: 239

Çok sürpriz oldu bu kitap benim için.

Genelde kitap kapaklarının arkasını okumam. Şuursuz bir şekilde başlarım kitabı okumaya.

Buna da başladım. Baktım Cevdet diyor, Kosti diyor, Hasan diyor, üvey anne Şehnaz diyor, üvey annenin kaçtığı şoför Adem diyor…

Ben bunları tanıyorum ayol.

Meğer Suçlu’nun ikinci bölümüymüş bu.

Suçlu’yu okurken kitabın başında “Suçlu I” yazıyordu. Ben de sanıyordum ki kitabın devamının adı da olsa olsa “Suçlu II” dir.

Sokakların Çocuğu’nun başında “Suçlu II”, “2.cilt” falan yazmıyor, insan ne bilsin?

Tamam kitap kapağının arkasında yazıyor olabilir “Sokakların Çocuğu, Suçlu romanının ikinci bölümüdür” diye ama herkes de kitap arkasını okumayabilir yani, değil mi? Yazsanıza oğlum kitabın başına, kitabın adının altına.


Cevdet yavrucuğum.

Yüzü gülmeyecek bu çocuğun.

Birinci kitapta Cevdet artık çalışmaya karar vermiş, kitap orada bitmişti.

İkinci kitapta Cevdet’in çalıştığı işten memnun olmadığını görüyoruz. Hasan’ı sevmiyor. Hasan’a minnet duymak, daha doğrusu birine minnet duymak hoşuna gitmiyor.

Kosti’yi de bazen seviyor, bazen sevmiyor.

Cevdet yavrum aslında insanları sever de kendisine kimsenin saygı duymadığını düşünüyor. İtilip kakılmak onu kendi kabuğuna çekiyor, hayallerine sarılıyor. Büyüyecek, çok zengin olacak, herkese gününü gösterecek.

Yine okuduğu bir kitaptan etkileniyor ve  sinema soymaya karar veriyor.

Sinema gişesindeki kızı oyuncak tabancayla korkutmaya çalışıyor ama kız dişli çıkıyor. 

Cevdet yakalanıp hapse giriyor gene.

Bu defa çıkamamacasına giriyor.

Hapiste yine bildik güç mücadelesi.

Bu mücadeleden kahraman olarak çıkıyor Cevdet.

Hep bir kahraman olarak anılmak istiyordu zaten. Bu hayaline bir şekilde kavuşmuş oluyor alsında. Artık herkes ondan korkuyor, herkes ona saygı duyuyor, ismi hem saygı hem korkuyla anılıyor.

Her girdiği yerde bir şekilde kavgaya bulaştığı için hapishane hapishane dolaştırılıyor. Yine bir gün başka bir hapishaneye sevk edilirken, artık on yıllardır görmediği Cevriye’yi gördüğünü sanıyor. Gördüğü kız Cevriye değil ama Cevdet ona benzetiyor. Üstelik kız Cevdet’e sığınıp, kendisini kaçıranlardan onu kurtarmasını istiyor. Cevdet de kızı kaçırıyor. Kadını almaya gelenlerle kavga ederken kitap bitiyor.
 

ÇÖL MASALLARI





ÇÖL MASALLARI

Yazarı: Tayfun Pirselimoğlu

Yayınevi: İthaki Yayınları

Basım Yılı: 1. Baskı – 2005

Sayfa Sayısı: 311


Ne aradım bu kitabı.
 
Bir arkadaş tavsiye etti.

Bilindik kitapçılarda yok.

Sahafların yolunu tuttum. Oralarda da yok.

Sahaflar da zaten bu konuda çok komik olabiliyorlar.

-          Çöl Masalları var mı?
-          Çöllll??? Hmm. Yok.

Kafasının içinde bir çeşit arama motoru var galiba. Hiçbir kaydı kuydu olmayan devasa dükkanda nasıl bilebiliyor olup olmadığını, hayret ediyorum.

Neyse, arayan bulur. Nitekim buldum.

Arkadaşın tavsiyesi gayet yerindeymiş. İyi geldi.

Özellikle, ucuz diye aldığım, herkesin kötü, herkesin ahlaksız ve üstüne üstlük gerçekçi olduğu onlarca Orhan Kemal kitabının üstüne çok iyi geldi.
  
Kahramanımız çocukken evde açmasına müsaade edilmeyen kapıyı açıyor. Kapının öbür tarafında bambaşka bir dünya var. Uçsuz bucaksız bir çöl.

Ve bu uçsuz bucaksız dünyada herkesin anlatacak bir hikayesi var.

Bu hikayelerle örülü roman türünü – bilmiyorum gerçi resmi olarak böyle bir tür var mı- ilk olarak İhsan Oktay Anar’ın "Efresiyab’ın Hikayeleri"nde okumuştum. Bu kitap da bana onu anımsattı.

Bambaşka, fantastik hikayeler. Ama bütün hikayeleri kapsayan bir roman.

Seviyorum bu türü. Tek başına hikaye sevmiyorum ama böyle roman içinde eritilince keyifle okuyorum.

Kitaptaki hikayeler çok tuhaf. Rüya gibi. 

Bir kadın cesedine aşık olan adamlar, cesedin kocasının gelip ölü kadın kendisini aldatıyor diye onu tekrar öldürmesi en aklımda kalan oldu mesela.

Sonra hırsızlık yaptı diye bir kadının elllerini kesen celladın, sonra o ellere muhtaç olup kadın elli bir dev adam olması... falan.

Evet hakikaten neyin kafası bu. Bir yandan komik gibi de gülesim geliyor, ama genel olarak manyak diyebilirim. 
 

25 Ocak 2014 Cumartesi

KANLI TOPRAKLAR


KANLI TOPRAKLAR

Yazarı: Orhan Kemal

Yayınevi: Tekin Yayınevi

Basım Yılı: 7. Basım - 2002

Sayfa Sayısı: 375


Bu kadar mı ahlaksız olunur?
Bu kadar mı çok ahlaksız insan bir araya toplanır?

Çukurova'da bir fabrika.

Kantarcı Mustafa.

Erkenden gelip, akşamın geç saatlerine kadar çalışıyor.

Ama kazancı kuş kadar.

Karısı Şehnaz, zaten buna köpek muamelesi yapıyor.

(Şehnaz isimli kötü kadın, Orhan Kemal'in bir başka kitabı olan Suçlu'da da vardı. Cevdet'in üvey 
annesi olarak.)

Bir de Topal Nuri var.

Hiç çalışmayıp da patronun gözüne girmeyi başarabilenlerden.

Nuri'nin çalışması kendine. Mal çalmak, hile hurda, dolanbazlık düzenbazlık hepsi bunda. 

Fabrikanın sahibi Nedim Ağa için Topal Nuri herşey demek.

Kantarcı Mustafa, Topal Nuri'nin bir yamuğunu öğrenip hemen Nedim Ağa'ya yetiştiriyor ama Nuri bu işi kendi lehine çevirmesini beceriyor.  

Sonunda Mustafa'nın hapse girmesine yol açıyor. Ama bunu yaparken bile Mustafa'nın kendisine minnet etmesini sağlayacak hilelerle.

Mustafa'nın karısı Şehnaz'ı da ayartıyor.

Gerçi Şehnaz zaten ayartılmaya müsait. Namuslu, ahlaklı bir kadın olduğu söylenemez.

Nuri, Şehnaz'ı Nedim Ağa ile tanıştırıyor. 

Nedim Ağa, Şehnaz'a vuruluyor.

Nuri, Şehnaz'la beraber Nedim Ağa'yı bir güzel yoluyor.

Ama Nuri'ye yetmiyor.

Karısından boşanıyor. Nedim Ağa'ya damat oluyor.

Bu süreçte Nuri, karşısına çıkan bütün kadınlarla beraber oluyor. Bu kadınların da hepsi evli bu arada. Hepsinin kocası da "Namuslu karım. ahlaklı Nuri" diye düşünüyor.

Dinime laf söyleyen Müslüman olsa.

Hepsi ahlaksızlıkta birbiriyle yarışıyor.

Ve yine hepsi dışarıya son derece dürüst, namuslu pozu veriyor.

Orhan Kemal'in "Yalancı Dünya"sında bir Kabak Hafız vardı. İmam geçiniyordu ama zamparalık, çapkınlık, dolandırıcılık, yalan, hile hepsi vardı. İşte Kabak Hafız bu kitapta da karşımıza çıkıyor.

Orhan Kemal, bu vesileyle yine dindar maskesi takınan bu insanlara dikkat edilmesi gerektiği mesajını veriyor.

Kitapta Nuri, şeytana pabucunu ters giydirecek hinliklerle her olayı kendi lehine çeviriyor. Sonunda emeline ulaşıp toprak sahibi oluyor. 

Şeytan herif.

Aptal çok olunca, şeytanın işi kolaylaşıyor işte.

ŞİBUMİ



ŞİBUMİ

Yazarı: Trevanian

Çeviren: Belkıs Çorakçı

Yayınevi: E Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım-1981, 4. Basım 1993

Sayfa Sayısı: 419


Sonunda.

Şu kitabı ne zamandır okumak istiyordum. Okumayanı dövüyorlar, o derece önemli.

Şibumi'nin mükemmellik, ama sadelik içindeki mükemmellik gibi bir anlamı var.


Ana karakter; Nicholai Hel.

On numara beş yıldız bir ajan.

Yok aslında ajan değil yaa.

Kiralık katil gibi.

Tam öyle de değil de.

İyilerin dostu, kötülerin düşmanı bir süper kahraman.

Anne tarafından Rus, baba tarafından Alman, Japon diyarında büyümüş, Bask diyarında yaşayan ilginç bir kişilik.

Devlet sırlarına erişip dev suikastlere imza atıp da yakalanamayacak güçte.

Özeti kabaca böyle.

Ayrıntıları anlatmak değil, okumak daha zevkli.

Çocukluğu, kendisini yetiştiren Japon generali, Japon bir bilgeden öğrendiği Go oyunu, kendisini yakalamak isteyen lanet olası federaller.

Yakalanıyor aslında. Öldüğü bile sanılıyor. Ama ı-ıh ölmüyor.

Süper kahraman o zaman işte. Sadece kostümü yok.

Kitabın yer altında geçen kısımlarını saymazsak keyifle okudum. 

Derin bir felsefesini göremedim. Japon kültürü, Go oyunu, stratejisi falan... sanki felsefi bir derinliği var gibi bir etiketi vardı gözümde ama ben göremedim. Belki de algılayamadım, bilemiyorum. Yalnız keyif aldım. 

Amerikalılara giydirmesi komikti. Siyasi tahlilleri de ilgi çekici. 

Kütüphane materyali.


Esrarengiz bir şey söyleyeceğim bu kitapla ilgili.
Kitabın basım yılı 1993.

Ama kitabın sahibi kitabın başına adını soyadını yazıp "1964" tarihini atmış. (Sahibinin adını soyadını parmağımla kapadım) 1993 basımı bir kitabın başına 1964 neden yazılır? Çok gizemli değil mi?
Doğum tarihi mi acaba? Ama o zaman da çok saçma. Allah aşkına aldığı kitabın başına adını soyadını yazıp, sonra doğum tarihini yazan bir insan evladı hiç gördünüz mü? Var mı böyle bir şey?
Çok olağan dışı.

Orta parmağımın gösterdiği kelimeye dikkat "kompüter"
Ehehe.
"Turist Ömer Uzay Yolunda"
-Zıırtttt Erenköy, ne demek kompüter?

SUÇLU


SUÇLU

Yazarı: Orhan Kemal

Yayınevi: Tekin Yayınevi

Basım Yılı: 12. Basım - 2003

Sayfa Sayısı: 225


Cevdet.

Ah çileli yavrucuk.


Önce Cevdet'in babası İhsan Efendi'yi anlatıyor kitap.

Karısını döven, bir gün yüzü göstermeyen haydutun teki iken, karısının ölümü üzerine evlendiği ikinci karısından zulüm gören bir adam oluyor.

Oh olsun barzoya.

İhsan Efendi süklüm püklüm, ezik büzük bir adam.

Karısı Şehnaz ise fettan.

Cevdetçiğim de bu zalim üvey ana ve karısının sözünden çıkamayan aptal babasıyla ne yapsın?

Önce okulu bırakıyor.

İşportacılık yapıyor.

Kovboy olma hayalleri kuruyor. Amerika'ya gidecek, orada herkes istediğini oluyor, kovboy 
olacak, kötülere cezasını verecek.

Bir tane arkadaşı var. Çingene kız Cevriye.

Onunla beraber gidecekler.

Cevriye de nasıl hayran Cevdet ağabeyine. Öl dese ölür.

Bir de Kosti var. Kendisi gibi işportacı bir arkadaşı.

Hayattaki tek dostları onlar.


Şehnaz, komşuları şoför Adem'e abayı yakıyor.

Adem'in hayattan tek isteği bir araba sahibi olabilmek. Ona araba alabilecek herkesle ilişkiye girebilir, o tıynette. 

Şehnaz ile de böyle başlıyor ilişkileri.

Şehnaz onun yakışıklılığına, güçlü kuvvetli haline, Adem de Şehnaz'ın kendisine araba alabilme ihtimaline vuruluyor.

Bir katakulli ile bu emeline de ulaşıyor, ama bedeli çok ağır oluyor.

İhsan safım, karısının ne kadar namuslu olduğunu düşünedursun, Şehnaz ile Adem, İhsan'ı sarhoş edip edip... 

İhsan'ın iş yerine ait emanet parayı çalıyor Adem.

İhsan hapse giriyor.

Cevdet, babasını kurtarmak için suçu üstleniyor, "Parayı ben çaldım. Sonra da yaktım" diyor.

İhsan çıkıyor, Cevdet hapse giriyor.

İhsan üzüntüden kahrolup felç geçiriyor, ölüyor.

Şehnaz ile Adem kaçıyor.

Cevdet hapiste şahane bir arkadaş ediniyor. Hasan. 

Hasan, dışarı çıkınca Cevdet'i kurtarmak için avukat buluyor.

Avukat işin peşini bırakmıyor ve gerçek suçlular ortaya çıkıyor. 

Cevdet hapisten çıkıyor.

Avukat, Cevdet'i yanına almak istiyor ama Cevdet Hasan ile birlikte fabrikada çalışmaya karar veriyor. 

Kitap burada bitmiyor.

Bu 1. cilt.

Bir yerlerde 2. cildini bulursam okur, kaldığım yerden devam ederim. 


YALANCI DÜNYA


YALANCI DÜNYA

Yazarı: Orhan Kemal

Yayınevi: Tekin Yayınevi

Basım Yılı: 9. Basım-2001

Sayfa Sayısı: 384


Artist olmak isteyen bir kızın başına gelenler.

Tek cümleyle kitap özeti.

Neriman, genç ve güzel bir kızcağız.

Korkunç bir babası ve ezilmiş bir annesi var. Fakirler.

Kızın en büyük hayali artist olmak. 

Annesi babası istiyor ki kız evlensin, yuva kursun.

Kızınsa evlilik gibi bir isteği yok. Aksine, evlenirse artist olma hayalini asla gerçekleştiremeyeceğini düşündüğünden evlilik aklının ucundan bile geçmiyor.

Bir gün kız arkadaşlarıyla takılırken Nejat adında bir reji asistanı ile tanışıyor. 

Neriman tabi hemen çocukla işi ilerletiyor. Sinema sektörüne girebilmek için Nejat ile mercimeği fırına veriyor. Aşık oluyor aslında gerçekten. Ama Nejat'ın sinema sektöründe parmağı olmasa Neriman dönüp ona bakmazdı muhtemelen.

Artist olmak için evden kaçıyor. 

Eski Türk filmleri gibi değil mi?

Kötü yola düşmek de var bu yolda.

O da oluyor.


Ki bu kısımlar kitabın en rahatsız edici kısımlarından. 

Nejat, asker kaçağı olduğundan yakalanıp askere götürülüyor. Neriman İstanbul'da bir başına kalıyor. Nejat, patronu Recep Cıva'ya emanet ediyor Neriman'ı. Ama bu kuzunun kurda teslim edilmesinden başka birşey değil.

Neriman, hiç mücadele etmiyor. Resmen teslim olmuş, akışına bırakıyor. O da gelsin, onunla da yatarım, artist olmak için onun yatağından da geçmek gerekiyorsa onunla da yatarım, artık ne farkeder, o da gelsin becersin...

Recep Cıva'nı bir yardımcısı var, pislik. Kızı oyuncak gibi ona da veririm, şuna da veririm diye hesap yapıyor.

İnsan lan o, insan.

Hayvanoğluhayvan herifler.

Neriman gitti, bataklığa saplandı... diye düşünürken şükür. Şükür yazar bu kötülüğü yapmıyor. Kurtarıyor kızı bataklıktan.

Neriman birkaç ufak rolde oynuyor ama piyasada tutunamıyor. Kolundan bir adam tutuyor. Evleniyor. Annesini bulup elini öpüyor. 

Mutlu Son.

Oh be, rahatladım. Mutlu, ferah bir sonla bitsin tabi. O neydi öyle iğrenç iğrenç.


Kitabın yan karakterlerinden de söz etmek gerek aslında.

Mesela Hanım Sultan ve kocası Kabak Hafız.

Bu hoca, dışarıya dindar bir insan gibi gözükmekte ama zamparalık bunda, üfürükçülük bunda. 

Öyle ki daha önce bu namussuzlukları ortaya çıktığı için pek çok yer değiştirmiş. Şimdi kendisini kimsenin tanımadığı bir mahallede, eski yöntemleriyle milleti kandırmaya devam ediyor. Gözü de Neriman'da.

Ama hocanın karısının da gözü Neriman'da.

Evet. Aklınıza gelen şey.

Babasının Neriman'ı evlendirmek istediği bir adam var. O da etrafa dindar gözüküp, içeride öyle olmayanlardan.

Neriman'ın babası da bu kandırıkçı insanlara uyup kızına ve karısına zulmeden bir adam.


Böyle etrafa dindar gözüküp, insanların dini inançlarını sömürerek geçimini sağlayan, ama esasında dinle, imanla işi olmayıp bile isteye pek çok günaha giren insanlar Orhan Kemal'in diğer kitaplarında da sıkça geçiyor. 

Bugün etrafa baktığımızda Orhan Kemal'in bu karakterlerinin kitaptan fırlamış da aramıza katılmış olduğunu görmek mümkün. 

Bunlar hep Orhan Kemal.
Kitapçıya girdim. Bir kampanya vardı. 5 liralık kitaplar. Bir baktım, Orhan Kemal kitapları 5 TL. Aklımı yitiriyordum, bunu da, bunu da, bunu da... diye raftaki bütün Orhan Kemal'leri aldım. Hah şöyle yaa, kitap fiyatları 5 lira olsa, bütün dünya buna inansa, hayat bayram olsa.

Tam da hasta olduğum döneme denk gelmişti bu kitabı okumam. Aslında tam da hasta olmadım. Bir burun akıntısı, bir ses kısıklığı baş gösterdi önce. Hemen tedbirimi aldım. Kış çayıdır, meyvedir, sıcak su torbasıdır... Hastalık ilerleyemeden önledim.
Hani bir oyuncak var. Deliklerden canavarlar başlarını çıkartıyor, sopayla o başlara vurup puan kazanıyorsun. Hah işte benim hastalık mikropları da öyle bir baş gösterdi, hemen vurdum sopayı.


KUŞATILAN TÜRKİYE


KUŞATILAN TÜRKİYE

Gülen Hareketinin Perde Arkası

Yazarı: Merdan Yanardağ

Yayınevi: Destek Yayınevi

Basım Yılı: 1. Baskı - Mayıs 2006, 25. Baskı - Eylül 2011

Sayfa Sayısı: 183

Merdan Yanardağ 2006'da Kanaltürk'te bir program hazırlayıp sunuyor. Bu programa Fethullah Gülen'le beraber 35 yıl kalmış,  "Gülen'in 35 yıllık yol arkadaşı" Nurettin Veren katılıyor.

Yine aynı programa, emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma hakkında ilk soruşturmayı yapan ve rapor hazırlayan, tabi sonra görevinden edilen İstanbul Emniyeti Organize Suçlar Şubesi eski müdürü Adil Serdar Saçan da katılıyor. 

Kitap, bu iki isimle yapılan söyleşilerden oluşuyor.

Ama ağırlık Nurettin Veren'de.

Nurettin Veren, Fethullah Gülen ile birlikte yola çıkmış bir isim. Sonra yolları ayrılıyor. Nurettin Veren'in açıklamasına göre bunun sebebi Fethulah Gülen'in son derece yanlış ve tehlikeli yollara sapması.

Başlangıçta her şey Allah için yapılıyor.

"Bizim insanımızın en zayıf noktası, Allah rızası için Şefaat ya Resulallah düşüncesi ile, gözyaşıyla suistimal edilmeye açık bir yapıda olması. Yani verdiği iyiliğin Allah'a ulaşacağını ve karşılığında Allah'tan hoşnutluk alacağı düşüncesi her zaman halkımızın en açık kapısıdır."

Ondan sonra Karl Marx "Din toplumun afyonudur" deyince höykürüyorsunuz.

Her gün ayrı bir yolsuzlukları ortaya çıkıyor, üstüne kör beyinler görsün diye belgeli, hatta ses kayıtlı. Ama ne, ağzından Allah lafı eksik olmuyor diye hala ve ısrarla bu adamlara inanılıyor.



Neyse, konu Fethullah Gülen burada.

Gerçi Fethullah Gülen'den bahsedince AKP'den de bahsetmek eşyanın tabiatı gereği. Onların siyasi kolu olarak yola çıktı zira. Her ne kadar şimdi araları bozuk olsa da.

Ki o da çok enteresan. Kim derdi AKP ile cemaatin bir gün arasının açılacağını. 

İşte bu Allah'ın adıyla toplanan paralarla okullar, dersaneler, hastanaler...yapılıyor.
Hepsi de özel.

Yardım paralarıyla açılan okullar neden paralı oldu? Fakirlerin parasıyla zenginler okuyor. Para verenlerin gıkı çıkmıyor.

Televizyon kanalı, gazete ve dergiler gibi pek çok yayın organı da kuruluyor tabi.

Hiçbir kaydı olmayan bu paralar Fethıullah Gülen'in eline veriliyor.

Özellikle yurtdışında açılan Türk okulları ile igili muazzam şaibeler var. 

"Bugün internet sayfamda Azerbaycan'dan fevkalade mailler aldım. Diyor ki, biz Türk kardeşlerimizin burada okul açmasından, Haydar Aliyev döneminde açılan üniversitelerden ve okullardan çok memnun olduk ve üstün gördüğümüz bu okullara çocuklarımızı verdik. Ama şimdi bizim çocuklarımız bizi terk etti. Fethullah Gülen'in örgütü tarafından devletin üst düzeylerindeki mevkilerde Azerbaycan'ı ele geçirmek ve kontrol etmek için bir yapılanma içerisinde. Biz kendi ülkemizin bağrını açtık. Ama bizim ülkemizi işgal etsinler diye evlatlarımızı size vermedik...Aynı şey Türkmenistan'da, Kazakistan'da, Kırgızistan'da bütün Avrasya coğrafyasında oluyor."

İnternette kısa bir araştırma ile bu okulların, bulundukları ülkelerdeki idari ve kültürel yapıya sızmaya çalıştığı, ABD için casus topladığı vb gerekçelerle kapatıldığı iddialarını görebilirsiniz.

Bu okulların belki masumiyetini ve başarılarını göstermek için düzenlenen Türkçe Olimpiyatları ile ilgili de şunu söylüyor Nurettin Veren:

"Okullar vitrin olarak kullanılıyor...Halbuki kendi saltanatı ve ütopyası için, insanın gözünün içine baka baka paravan olarak kullanmak, bir din adamına, hele hele bir Müslüman kimliğine hiç yakışmaz. O okulların hepsinde eğitim dili İngilizce'dir. Yurtdışındaki Fethullah'ın okullarında öğrenciler en az 20 saat İngilizce görürler. Türkçe seçmelidir."

Hepsinden öte adam soruyor. Fethullah Gülen niye 137 dönümlük,  Pensylivanya eyaletinde, New York'a 2,5 saatlik mesefade, içinde sekiz tane villa olan,bir sürü hizmetçiler, korumalar barındıran bir malikanede yaşıyor?

Sözüm ona mütevazi hayat diye bir ara Fethullah Gülen'in kaldığı odanın fotoğrafları yayınlanmıştı. Koca malikanenin bir odasının fotoğrafını gösterip, ne kadar da mütevazi bir görüntü çizdiğine inanmak mümkün mü? Ben de 3+1 evimin içinde sadece kitaplık ve tek kişilik koltuk bulunan en küçük odasını fotoğrafını paylaşıp, ben işte burada yaşıyorum, diyeyim. Siz de yiyin.

Yaz yaz bitmez. O yüzden kendiniz okuyun, ben mi anlatacağım her şeyi. 

İlk emri "Oku" olup da daha bu ilk emre uymayan insanlar Müslümanlık taslamasın. Valla inandırıcı olmuyor.

Son olarak, Nurettin Veren bu açıklamalarında samimi midir? 

Okuyup siz karar verin.

Ben inandırıcı buluyorum. Zira Fethullah Gülen'le arasını hiç bozmayıp nispeten rahat bir hayat yaşayabilecekken, şimdi ölüm tehditleri alıp dışlanmış bir hayat yaşamayı boşu boşuna seçmiş olamaz. 

Söylemlerinde sık sık "Ben bu yola canımı koydum" demekten geri durmuyor. 

Ama merak etmesin. Öldürmezler. Cemaat ve onlardan öğrendikleriyle AKP, öldürmeyi pek tercih etmiyor. Daha etkili bir yöntemleri var. İtibarsızlaştırmak. Hedef seçtikleri kişi hakkında iftiralar, kasetler, çamur at izi kalsınlar, sahte delillerle tutuklamalar, hapse atmalar şeklinde bir yöntem izliyorlar ki daha etkili olduğu muhakkak.