29 Temmuz 2022 Cuma

AKŞAM GÜNEŞİ


AKŞAM GÜNEŞİ

Reşat Nuri Güntekin

1927

İnkılap Yayınları

205 sayfa


Bunun nasıl dizisi yapılmamış, hayret! Türk televizyonlarına layık aşk, entrika, heyecan... Türlü malzeme çıkar, çok bereketli bir hikaye. Romanın özüne uyulması bile tek başına yeterli olabilecekken bizim senarist ve yapımcılar bir de güzelce allar pullar konuyu, beş sezon rahat çıkar. 

*

Ana karakter olan Nazmi, genç, çapkın, hovarda biri. 

Küçükken annesi ölmüş. Babası bir adada çiftlik alıp inziva hayatına çekilmiş. Nazmi’yi Galatasaray Sultanisi’ne göndermiş. Sonra babası da ölmüş. Nazmi'ye amcası ve yengesi bakmış.

Asker olmaya karar vermiş Nazmi. Paris’e gitmiş. Paris’te dünyanın her tarafından gönderilmiş genç zabitler varmış. Bunlardan Balkanlar’dan gelenlerin bir ortak noktası varmış: Türk düşmanlığı. Üzdü. 

Şam, Kudüs, Akka gibi yerlerde görevlendirilmiş. Buralarda çeşitli gönül maceraları olmuş.

*

Bir gün Nazmi'nin amcasının kızı Naciye’nin kocası siyasi bir cinayete kurban gidecekken kurtuluyor. Naciye atlatamıyor şoku. Kızı Jülide ile bile ilgilenemiyor. Naciye, daha fazla dayanamayıp kardeşi Şükran’a itiraf ediyor; Meğer kocasını öldürmeye kalkan kendisi imiş. Naciye, kocasının hayatında başka bir kadın olduğunu öğrenmiş ve kocasını öldürmek istemiş. Son anda vazgeçmiş ama bu durum onda büyük bir buhran yaratmış. Sonunda da ölmüş. 

Nazmi, Naciye'nin kızı Jülide ile ilgilenmiş bir süre. Çocuk da severmiş Nazmi ağabeyini. Nazmi, komşu kızı Nazan'a aşık olunca onunla görüşebilmek için zaman zaman Jülide'yi kullanmış. Jülide sizi görmek istedi, bahanesiyle. Ama Jülide'nin annesi ölünce Jülide'nin babası, kızını da alıp gitmiş. 

Neyse ki Nazan'ın da gönlü var Nazmi'ye. Ama bir gün Nazmi hastalanınca işler değişiyor. 

Nazmi'nin kalbinden rahatsızlığı oluyor. Doktorlar askerliği bırakması gerektiğini söylüyorlar. Heyecandan ve hareketten uzak durmalıymış. Yoksa maazallah uzun yaşamazmış. 

Nazmi, askerliği, o çok beğenilen üniformasını bırakınca Nazan artık ondan hoşlanmaz oluyor. Çünkü Nazan onu genç, yakışıklı, şık bir zabit olduğu için sevmişti. Nazmi de doğrusunun bu olduğunu düşünüyor ve Nazan'a olan sevdasından vazgeçerek babasının bir zamanlar çiftlik aldığı adaya gidiyor. (Bu ada kitapta M Adası diye geçiyor.) 

Nazmi, adada rahat ve huzur içinde sakin bir hayat sürecek. Ama adada yalnız kalmak istemiyor. Amca kızı Şükran’la gitmek istiyor. Çünkü Nazmi'nin amcası, yani Şükran'ın babası da öldü, Şükran da adaya gelirse ikisi de yalnız kalmamış olacak, birbirlerine yoldaş olacaklar. Yalnız Nazmi iki akraba olarak yaşamak yakışık almaz diye düşünüp Şükran'a evlilik teklif ediyor. Şükran da kabul ediyor. Zaten anaç bir kadın. Ayrıca önceden beridir de severmiş Nazmi’yi.

M adasına yerleşiyor Nazmi ve Şükran. İki çocuk evlat ediniyorlar. 

İlk defa çocukken babası ile geldiği ada Nazmi'de hayal kırıklığı yaratmış:

“Sevdiklerimiz vardır ki ayrı bulunduğumuz zamanlarda sık sık düşünürüz; ayrılığın sevgimizi artırdığını duyarız. İlk görüşeceğimiz gün için fevkalade bir şeyler hayal ederiz. Fakat vaktaki kavuşma zamanı gelir. Onlar yabancı bir tavırla, lakayt bir bakışla bizi karşılar. Anlarsınız ki sizi onlara yaklaştıran ayrılık, onları bilakis sizden uzaklaştırmıştır. Beni sisli ve yağmurlu bir günde yabancı bir çehre ile karşılayan M, bende adeta bir hayal inkisarı uyandırıyordu.” 

Öyle veya böyle karı kocanın hayatı mutlu mesut, sakin sakin ilerliyorken bir gün bir haber geliyor. Jülide’nin babası ölmüş. Annesinden sonra babasını da kaybeden Jülide, adaya Şükran Teyzesi ve Nazmi Eniştesinin yanına geliyor. Tabii aradan on yıl geçmiş, herkes değişmiş. Özellikle Nazmi. Nazmi artık eski yakışıklı, şık zabit değil. Adadaki köy hayatına uyum sağlamış, giyimi kuşamı duruşu değişmiş. Jülide ilk gördüğünde tanıyamıyor Nazmi'yi. Tanıdığında da pek sevemiyor. Nazmi de Jülide'yi sevemiyor. Çünkü soğuk yaklaşıyor teyzesi ile eniştesine, üstten bakan bir tavır sergiliyor onlara. 

Jülide hoppa, uçarı bir kız. Örneğin; bahçede kızlarla dans ediyor, evlat edindikleri yetim Ayşe’yi kendisine benzetiyor diye Nazmi Jülide’den rahatsız oluyor. 

Jülide kitap okumak istiyor, kitap soruyor Nazmi'ye. Bundan da rahatsız oluyor Nazmi. Diyor ki:

“Ben, bu adaya geldikten sonra, müthiş bir kitap düşmanı kesilmiştim. İnsanlara bütün zehrin ondan geldiğine kanaat ediyordum. Kitap, bizi hiçbir zaman hakikat olmayacak rüyalar, arzularla zehirleyip çıldırtıyordu. Etrafımızdaki sakin hayata razı olamıyor, ömürlerimizin mütevazı nasibine kanaat etmiyorduk. Benim fikrimce insanlara kitap okutmak, kanatları kesilmiş, ayakları bağlanmış kuşlara geniş ufukları göstermek nev’inden bir zulümdü.”

Kızın yaptığı her şey batıyor adama. Tamam kız köy hayatına pek uyumlu değil, laf söz oluyor, huzur kaçıyor ama kız da annesini ve babasını kaybetmiş genç bir kız, bir zahmet yetişkin bir insan olarak anlayışlı ol biraz. 

Zamanla oluyor gerçekten de. Nazmi fark etmiyor ama okuyucu şunu fark edecek ki Jülide aslında Nazmi'nin gençliği. Hoppalık, uçarılık, bir günü bir gününü tutmaması... Zamanında Nazmi için kullanılan laflardı bunlar. Üstelik Nazmi de annesiz babasız büyümüş. En çok onun anlaması lazım kızın halinden. Nitekim zamanla anlıyor. Zamanla kendisinin büyük olduğunu ve anlayışlı olması gerektiğini idrak ediyor. Bundan sonra ikisi de daha huzurlu oluyor. 

*

Bir gün Nazmi ve Jülide, Nazan ile karşılaşıyorlar. Jülide çok hassaslaşıyor. Eski aşkını gören Nazmi'nin teyzesini aldatacağını düşünüyor. Nazmi Jülide'nin bu endişesi ile dalga geçiyor. Zaten Nazmi sık sık Jülide ile alayla karışık konuşuyor. Kız da o yüzden üzülüyor. Ancak bu defa durum ciddi. Çünkü Jülide bu konuda çok hassas. Nasıl olmasın? Jülide'nin annesi niçin ölmüştü? Babası onu aldatıyor diye. Kadın kahrından ölmüştü. O yüzden Jülide, Nazmi'nin Şükran Teyzesini aldatma ihtimalini düşünüyor ve dehşetli üzülüyor. Böyle bir şey olmuyor şükür. 

*

Jülide'nin evlenmeyi düşündüğü bir bey varmış. Adı Burhan. Pek düzgün bir genç adam. Ama Nazmi, Jülide’nin Burhan’ı sevmediğinden şüpheleniyor. Aralarında bir aşk olmadığını düşünüyor. Bana da öyle gibi geldi. Kız, babasının annesini aldatması konusunda travmaya sahip olduğu için muhtemelen böyle bir şeye hiç yeltenmeyeceğini düşündüğü biri ile olmak istedi. Mantığı ona bunu söyledi. Ama kalbi, mantığı ile aynı frekansta değil. 

*

Nazmi ile Jülide'nin arası düzelince bunların arası fazla mı düzeldi sanki, diye tadımın kaçtığı anlar oldu. Mehtapta baş başa kayık sefası, baş başa atlı gezintilere çıkmalar, aman Şükran'a söylemeyelim, endişelenmesin diye saklamalar... Yoksa... Böyle bir şey de olmadı şükür. Nazmi gerçekten kızı gibi görüyor Jülide'yi. Ara ara bundan şüphe ettim ama sonra şüphe ettiğim için utandım. 

Fakat... Jülide acaba Nazmi'yi babası gibi görmüyor olabilir mi?

Her şey yolunda gözükürken, bir baloda hepsi güzel güzel eğlenirken, Jülide odasına gidiyor. Sonra odasında ölüsünü buluyorlar. İntihar etmiş. Aniden. Öylece. Sebebi neydi ki? Okuyucunun hayal gücüne mi bırakmış? Bırakma. Çünkü o zaman Jülide'nin Nazmi'ye aşık olduğunu, hassas kalbinin bu yasak aşka dayanamayıp intihar ettiğini düşünürüm ki böyle düşünmek istemiyorum. Ah be güzelim! Gençsin, olur böyle hoşlantılar. Zamanla geçerdi. Sarstı. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder