5 Ocak 2020 Pazar

İÇİMDEKİ PSİKOPAT



İÇİMDEKİ PSİKOPAT

(The Psyhopath Inside)

James Fallon

Çeviren: Anıl Ceren Altunkanat

Yabancı Yayınları

1. Baskı - Ekim 2014

225 sayfa


Psikopat katillerin beyin taramaları üzerine çalışan uzman, kendi ailesinin de beyin taramalarını yapıyor. Ve ilginç bir durumla karşılaşıyor. Ailesindeki beyinlerden biri, psikopatlarda görülen beyin özelliklerine sahip. Bu kişi kendisi.

*

Aslında psikopatlığın net bir tanımı yokmuş. Genel itibariyle empati yoksunluğu psikopatlık olarak değerlendiriliyormuş. 

Psikopatlarda ortak olan çeşitli özellikler: mükemmellik algısı, narsisizm, benmerkezcilik, heyecan arayışı, bağımlılık, ilişkilerde yüzeysellik.

*

James Fallon genetik ile uğraşıyor. Psikopat diye adlandırılan insanların beyinlerinde ortak bazı özellikler olduğunu görüyor. Ancak kendi beyninde bu özellikleri görünce genetiğin tek başına bir cevap olmadığını anlıyor.

"Psikopatların son derece şiddete meyilli, dengesiz, empatiden yoksun, manipülasyon konusunda uzman bireyler olduklarını düşünüyordum. Beni sevin ya da sevmeyin, potansiyel ya da fiili bir suçlu değildim. Beynim, araştırdığım canilerinkine fazlasıyla benziyor olabilirdi ama kimseyi öldürmüşlüğüm, kimseye acımasızca saldırmışlığım yoktu. Şiddet içeren eylem hayalleri kurmamış, başka birine zarar verme fantezilerine kapılmamıştım. Başarılı biriydim, mutlu bir evliliğim ve üç çocuğum vardı; gayet normal bir adamdım." sf.69

Diğerlerini psikopat yapıp kendisini yapmayan şeyin ne olduğu anlamaya çalışıyor. Kitap da esasen bir yüzleşme gibi. Geçmişini değerlendiriyor yazar. Psikopat değil ama çok da düzgün biri de olmamış. İnsanları kandırmak, yerli yersiz şakalar yapmak, sorumluluklardan çılgınca şeyler yaparak uzaklaşmak... gibi. 

Bence yazar, psikopat beynine sahip olduğunu öğrendikten sonra olayları ona göre yorumlamış. Her ne kadar kendisi bu şaşırtıcı bilgiyi öğrendikten sonra korkmadığını söylese de -ki tamam korkmamıştır da ama- etkilenmiş olması kaçınılmaz. Çocukluk anılarını psikopatlık kırıntıları arayışıyla değerlendiriyor gibi geldi bana. Çocukken şöyle bir şey yapmıştım, gençken şunu yapmıştım, herkes ağlamıştı ben hiç üzülmemiştim demek bu yüzdenmiş... gibi psikopatlık özellikleri arayarak değerlendiriyor geçmişini.

Ama yazarın yaptıkları hep muzipçe bulunmuş hep. Ailesi, öğretmenleri, okulları konusunda şanslı olmuş. Eğer şiddete eğilimli bir ailede ya da çevrede büyümüş olsaydı psikopat olacaktı büyük ihtimalle. Bu da başta aile olmak üzere çevrenin ne denli önemli olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin tüm psikopatların taciz edildiğini tespit ediyor. 

Ebeveynler de aslında çocuklarındaki psikopatlığı fark edermiş:

"Fark ettikleri, çocuğun size nasıl baktığıdır. Çocuk sizi delip geçer gibi, yani arkanıza bakar, sanki orada olmanızı umursamıyordur. Böyle çocuklar çok az korku belirtisi gösterir, son derece cesur olabilirler. Sizi manipüle etmeye çok erken yaşta başlarlar." sf.104


*

Kuşaklar arası süregelen şiddetle ilgili şöyle bir görüşü var yazarın:

"Kronik olarak şiddet eğilimli bir toplulukta kızlar zaman geçirmek ve büyük olasılıkla çiftleşmek için kendilerini en iyi şekilde koruyabilecek, muhtemelen saldırganlıkla ilişkili genleri taşıyan erkekleri seçecektir. Birkaç kuşak sonra saldırganlıkla ilgili genlerin oranı yoğunlaşmaya başlayabilir. Dolayısıyla üç ya da dört kuşak sonra toplumda özellikle saldırgan bir alt grup görülmeye başlanabilir." sf.110

Bu bana insanların mağaralarda yaşadığı ilkel çağlara ait bir tez gibi göründü. Ama biraz düşününce bugünkü seçimler de çok farklı değil gibi. Ülkemizde şiddete meyil olmadığı söylenemez. Saldırganlığa yöneliyor gibiyiz.

İnsanları saldırgan yapan ya da saldırganlıktan alıkoyan tek başına genetik değil. Bunu bir deneyle ortaya koyuyorlar. Arap çöllerindeki bedevileri inceliyorlar:

"Çölün sert koşulları altında hayatta kalmak için işbirliği yapmak gerekir. Şiddete meyilliyseniz toplumdan dışlanır, tek başınıza kalır ve ölebilirsiniz. O halde bu durumda, insanların saldırganlığını engelleyen genetik değil, çevresel kültürün kabullenilmesiydi. Doğa değil yetiştirilme". sf117

*

Psikopatların nasıl olup da eş bulabildiklerine de değinmiş yazar. 

"Psikopatlar genellikle yalanlar duymak isteyen eşlerini ilgi yağmuruna tutma konusunda çok başarılı olabilirler.(...) Aile üyeleri, özellikle de anneler ve eşler, psikopatları hoş görür çünkü bir empati belirtisi ararlar ve karşılarındaki kişiyi değiştirebileceklerini düşünürler." sf.208

Öyle düşünmeyin annem! Değişmez. 

Yalnız yazar burada örnek verirken çirkinleşmiş:

"Bu, seks partisinde tanıştığı kızla evlenip iki yıl sonra onu başkasıyla sevişirken yakalayınca şaşıran adamın öyküsüne benzer." sf.208

Erkek yazarların, bilim insanı da olsalar, arınamadıkları bir bakış açısı bu. 

(Bir benzerini "Optimum Denge Modeli" adlı kitabında Tamer Dövücü yapmıştı. İğrenç eril bir dili vardı.) 


Genetik özelliklerin yüzyıllar geçmiş olsa bile aktarımına dair çarpıcı bulduğum bir örnek var kitapta.







Buradan anladığım, büyük büyük anne babalardan aldığımız genlerimiz tenhada bekliyor. Uygun bir çevresel koşul oluştuğunda pırt diye çıkıveriyorlar. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder