BİZ İNSANLAR
Peyami Safa
1937 (Gazetede tefrika)
1959 (Kitap olarak basım)
Ötüken Neşriyat
400 sayfa
Çok güzel kitap.
Çok beğendim.
Bayıldım.
Çok sevdim.
Kütüphaneden ödünç aldığım için geri vermek zorundayım ama
kendi kitaplığımda da bulunsun isterdim.
*
Orhan bir öğretmen.
Bir gün okulda Cemil adlı çocuk, Tahsin adlı çocuğa “Eşek
Türk” diye hakaret ediyor, Tahsin de Cemil’e taş atıyor.
Tahsin fakir bir çocuk. Annesi ölmüş. Babası Mustafa
hapiste.
Cemil ise zengin bir çocuk.
*
Orhan, Cemil’in ailesi ile konuşmaya gidiyor.
Zengin bir konak.
O dönem İstanbul İngiliz ve Fransız işgali altında. Bu konağın
hanımı Samiye Hanım’ın da bu yabancılarla yakınlığı var.
*
Orhan bu evde Vedia ile tanışıyor. Vedia, yengesi Samiye
Hanım’dan farklı. Yabancı hayranlığı yok. Aklı başında bir kız. Yalnız çok
hassas, çok kırılgan.
*
Orhan kendisini sevdiriyor konak halkına. Vedia’dan da
hoşlanıyor.
Vedia da Orhan’dan hoşlanıyor ama bir de Rüştü var. Vedia’nın aklı zaman zaman ona da gidiyor.
*
Kitapta Orhan, arkadaşı Necati ve arkadaşı olmayan Süleyman
ile materyalizm, muhafazakarlık, milliyetçilik üzerine konuşuyor.
Vedia ile de kadın-erkek ilişkileri hakkında. Ve bu konuda
son derede doğru tespit ve tahlillerde bulunuyorlar.
*
Vedia Orhan ve Rüştü’yü kıyaslıyor.
Orhan fakir, görünüşü cazip
olmayan, ortamlarda sönük kalan ama konuştuğunda akıllılığı ile göz dolduran
bir tip.
Daha sonra amcasından mirasa konup zengin oluyor. Zenginliği ile aldığı yeni eşyaları, yeni giyimi Vedia pek şık bulmasa da yine de seviyor Orhan'ı.
Rüştü ise tersi olarak zengin, çekici, daha aktif ama pek akıllı
değil.
Neden bütün iyi özellikler tek bir erkekte olmaz ki diye düşünüyor Vedia:
"Niçin bu erkekler yarım yarımdırlar? Kimi tüccar, yahut da mirasyedidir, cebi dolu ve kafası boştur; kimi tersine..." sf.351
Vedia iyi eğitimli, görgülü ama sevme konusunda zayıf. Bunun da farkında. Hizmetçileri İclal ise eğitimsiz ve görgüsüz olmasına rağmen sevmeyi becerebiliyor. Vedia takdir ediyor bunu:
"İclal gidiyor. İşte, Vediacığım, sevmesini bunlar biliyorlar. Susarak sevmesini. Erkek susar, kadın da. 'Beni seviyor musun'lar yok. 'Daha az mı, çok mu?'lar yok. Maziden ve istikbalden şüpheler yok. Emniyet yüzde yüz. Fedakarlık bitirmiş. 'Ben seninim, sen benimsin.' O kadar: 'Sözlüyüm' diyorlar. Bitti. İki taraf da ölünceye kadar öteki için parçalanmayı göze alıyor. Sessiz. Aşk mektupları, sitemler ve tehditler yok. (...) Sessiz. Dil dökmüyor. Dil olmayan yerde yalan olur mu?
"Sevmesini bunlar biliyorlar. Bunlar olmasa dünya ne kadar tenha ve hazin olur. Anladın mı Vedia Hanım? Günde on defa Chopin çalsan bunu onlar kadar anlayamazsın.
Bizim aşklarımız tam sevgi olamadığı için, manilere rastladığı için, taşlara çarpan su gibi kabarıyor, sıçrıyor, dağılıyor, gideceği yere rahat gidemiyor. Bütün tereddütlerimiz, şüphelerimiz, korkularımız, itimatsızlıklarımız, küçük görüşlerimiz, kendimize güvenemeyişlerimiz, iç çekişmelerimiz, öfkelerimiz, isyanlarımız, hepsi, hepsi, aşkımızın tam aşk olamamasından, yolunu bulamamasından. Bizimkisi aşk değil, aşk hastalığı; onlarınki aşk hastalığı değil, aşk."
sf.364
*
Orhan Vedia’nın bu kıyaslamalarını Vedia’nın defterinden
okuyor, kız hastanede yatarken.
Neticede Vedia, Orhan’ı sevmiş.
Fakat
---SONUNU SÖYLÜYORUM---
Hastanede Vedia’nın öleceği düşünülürken iyileşiveriyor.
Gelgelelim Orhan ölüyor. Çarpıntı yakalayıveriyor onu.
----SON---
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder