11 Ağustos 2015 Salı

KİTAB-ÜL HİYEL



KİTAB-ÜL HİYEL

İhsan Oktay Anar

1996

İletişim Yayınları - 22. Baskı - 2011

154 sayfa



Teknik kısımlarını saymazsak eğlenceli bir hikaye.

Teknik kısımları saymazsak diyorum, çünkü anlamıyorum. Müyendisler bunu da açıklasın.

Kısaca;

Önce Yafes Çelebi, ardından Calud Efendi'nin sonsuz güce sahip olma hevesiyle yaptıkları tasarılar yer alıyor kitapta. Bu tasarıların hepsi birer Zihni Sinir procesi.



"Eski Zaman Mucitlerinin İnanılmaz Hayat Öyküleri"

alt başlıklı kitap ilk olarak

"Yafes Çelebi Hazretlerinin Görülebilen Menkıbelerinden Bazılarının Bildirilmesi Hakkındadır"

bölümüyle başlıyor.

Kullanılan üslup hep ondan bundan nakledildiğine, rivayet edildiğine, bildirildiğine...göre şeklinde.

Giriş cümlesi:

"Kuledibi'ndeki Tamburlu kıraathanenin, çoğunlukla ariflerden, güngörmüşlerden, sohbet ve kelam ehillerinden olan ahalisi, asırların tüketemediği bu yorgun dünyanın binbir halini yadedip onda baki kalan hoş ve nahoş sedalardan dem vururken, laf dönüp dolaşıp çoğu kez bir zamanların Yafes Çelebi'sine gelirdi."


Yafes Çelebi, kılınç dövme sanatında bir usta. Bir gün tuhaf bir kılınç yapıyor. Namlusu makas gibi ayrılıp rakibin kılıncını kesebilecek cinsten. Ancak bu kılınç, mertlikle bağdaşmaz bulunduğundan Yafes Çelebi'nin ustalığı elinden alınıyor.

Hiyel ilmi, Frenklerin mekanik diye adlandırdıkları, emirlere asla karşı gelmeyecek sadık köleleri, yani makineleri yaratma sanatı olarak adlandırılıyor kitapta.

Yeniçeriler ile Frenkler arasında çıkan bir münakaşada Frenklerden öğrenecek bir ilim olmadığını iddia eden yeniçeri Deli Abuzer Beşe'ye Frenkler "Madem öyle, üçgenin iç açıları toplamı kaçtır?" diye sorunca adam bilemiyor. Yafes ona yardım edip durumu toparlıyor.

Yafes Çelebi, bu adam aracılığıyla mühendishaneye alınıyor. 

Burada dökümcülük yapıyor ve  suda patlayan savaş topları tasarlıyor.

Bunun sırrını öğrenmek isteyen baş mühendisi, ona çaktırmadan cebine yanıcı bir madde koyarak, öldürüyor.

Ardından Yafes Çelebi, başarısızlığı ileri sürülerek mühendishaneden atılıyor.

Parasız pulsuz dolaşan Yafes Çelebi, boş durmuyor ve sürekli bir şeyler tasarlıyor.

DEBBABE denilen bir savaş aracı tasarlıyor mesela. Askerlerin içine girip güçlü adımlarla sürdükleri dev bir fıçı

DEBBABE - Sayfa 21


*

ZENCEFİL ÇELEBİ ile tanışıyoruz şimdi. Kendisi bir kıza aşık. Ancak kızın babasının evlilik için aşırı istekleri var. Hacı olmayana kızını vermeyen baba yüzünden Zencefil Çelebi hacca gidiyor. Bu arada kumaş ticareti yapıyor. 

Döndüğünde evlilik için elde ettiği para ucu ucuna yetişecek miktarda. Ancak Yafes Çelebi ile karşılaşması adamcağızın hayatını karartıyor.

Meyhanede karşılaştığı Yafes Çelebi, Zencefil'e debbabeden bahsediyor. Bu projenin gerçekleşip padişaha sunulması halinde paraya para demeyecekleri konusunda Zencefil'i ikna ediyor. Adamcağız da evlilik için biriktirdiği parayı bu işe yatırıyor.

Debbabenin yapımı nihayet bitiyor ama  kullanımı için gerekli izinlerin alınması tam bir kabusa dönüyor. 

Devlet dairesinde orada oraya savrulan Zencefil, harap ve bitap düşüyor. 

Evrakı en son Hiyel Kalemi'nin reisi UZUN İHSAN EFENDİ'ye havale ediliyor. 

Bu sırada da kızı da başkasına verdiklerini öğreniyor. Zencefil, artık çıldırıyor ve debbabenin içinde yaşayan bir meczup oluyor. Ki sonra bu debbabesine de el konuluyor.

*

Kendisine geçim kaynağı arayan Yafes Çelebi, içine elektrik yüklediği bir çeşit şişe yapıyor. Şişenin ucuna dokunanı elektrik çarpıyor. Bu şişenin içinde cin olduğunu söyleyip insanları kandırarak para kazanıyor. Çelebi ünvanını da zaten bu vesileyle kazanıyor. "Beni çelebi diye çağıracaksınız. Yoksa bir dilek dilerim ve şişedeki cin istediğini çarpar."

Bu şişe işi zamanla değerini kaybedip, Yafes Çelebi de bu işten sıkıldığı ve saygın bir iş yapmak istediği için başka bir yol arıyor.

Yafes Çelebi, "Hırsız Saksağan" adlı parçayı çalan kemancıdan ilham alarak saksağanları takip ediyor. Saksağanlar, yuvalarına altın, gümüş gibi parlak şeyleri istiflermiş. Hırsız saksağanlardan çaldığı bu değerli şeyleri satıp yeni bir icada girişiyor.

DÜŞAHİ ve ZÜLKARNEYN adını verdiği savaş topları tasarlıyor. İcat ettiği silahlara ihtira beratı alıp üretmeyi, bunun için de sermaye bulmayı düşünüyor ama Zencefil Çelebi'nin yaşadıklarını yaşamak gözünü korkutuyor.

Bir gün vergi taşıyan atlılar uçuruma yuvarlanıyor. Saksağanlar, buradan taşan altınları yuvalarına götürüyor. Bunu tek farkeden Yafes oluyor ve saksağan yuvalarından altınları alıyor. Böylece zengin oluyor.

Yafes, padişahla bizzat konuşmayı ve onu hiyel ilminin yararları konusundan ikna etmeyi istiyor. 

Ama padişahla konuşmak herkesin harcı değil tabi. Bunun için bir istida (dilekçe) vermesi gerekiyor. Veriyor ama istidası elden ele dolaşıyor, net bir yanıt alamıyor.

Bunun üzerine Yafes Çelebi, Hiyel Kalemine gidiyor. Hiyel Dairesi dedikleri, dairenin reisi UZUN İHSAN EFENDİ'ye ait evin bahçesindeki bir baraka.

İstidadı Hiyel Kalemi reisi Uzun İhsan Efendi'de artık. İşleri daha hızlı yürüsün diye ona bir de altın veriyor. İhsan Efendi bu altını tanıyor çünkü, onun yıllar önce bir saksağan tarafından çalınan altını. İhsan Efendi bu altını nereden bulduğunu soruyor. Yafes, şehirdeki tek saksağancı ve bu mesleğin gün yüzüne çıkmasını istemediği için kırlarda kuş vururken yanlışlıkla bir saksağan vurduğunu ve ağzından bu altının çıktığını uyduruyor.

Yafes Çelebi, boş durmuyor. Bu defa bir savaş gemisini batırabilecek bir düzenek peşinde. Yeni icadına KALLAB adını veriyor. Bir çeşit denizaltı.



Kallab - Sayfa 45


*

Padişah devriliyor. Ordu yenileniyor. Bu kapsamda Yafes Çelebi'nin icadları da incelemeye alınıyor ve tecrübe edilmeye değer bulunuyor. 

Yafes'ten her bir silahtan bir örnek hazırlamasını istiyorlar. Bunun için kendisine ödenek verecekler. 

Ancak Hiyel Kalemi reisi Uzun İhsan Efendi'den onay alması gerektiğini söylüyorlar. 

Yafes, Uzun İhsan Efendi'nin bu icatlardan haberi olduğunu ama gerekli izni bir buçuk yıldır vermediğini söyleyince paşa çok öfkeleniyor ve Uzun İhsan 'ın yakalanıp falakaya yatırılmasını emrediyor.

Ancak ertesi gün yeniçeriler ayaklanıyor ve ordunun yenilenmesi işi de yatıyor.

*

Yafes Çelebi, başarısızlıkları yüzünden üzülüyor ve kendisini içkiye kaptırıyor. Artık yaşlandığını ve tasarıları için bir yardımcısı olması gerektiğini düşünüyor. Esir pazarından CALUD adlı daha on dört yaşında ama dev gibi bir çocuk alıyor.

Calud'un gücü artık onun gücü oluyor ve tasarılarını sürdürüyor.

Yeni icadı TAHTELBAHİR. Denizin altında gidebilecek bir gemi.


Tahtelbahir - Sayfa 51


Uzuuuun uzun bu icadın teknik detayları var. Mühendis arkadaşların ilgisini çeker belki, ama teknik detaylar benim hiç ilgimi çekmiyor.

*

Yafes, Uzun İhsan Efendi'den berat alabilmek için onun çocuklardan birini kaçırmayı planlıyor. Davud'u kaçırıyor. Davud olağandışı bir çocuk. Maden bükebiliyor ve  hiç büyümüyor.

Uzun İhsan Efendi'ye bir mektupla eğer istediği ihtira beratları verilmezse çocuğunu öldüreceğini yazıyor. Bir sokak çocuğuna mektubu verip Uzun İhsan'a ulaştırıyor. Uzun İhsan da bu sokak çocuğunu alıkoyup "Daha önce de 21 çocuğum vardı, şimdi de 21 çocuğum var, benim için değişen bir şey yok" diyor. Ve o ihtira beratını da artık nah alırsın anlamında bir mektup gönderiyor.

Yafes Çelebi de tahtelbahiri denize indirip, bir anda padişahın karşısına çıkartıp onu etkilemeyi düşünüyor.

Tefeci Avram Efendi'den borç alıyor.

Calud da bu esnada okuma öğreniyor.

Tahtelbahirin içindeyken batıp ölebileceğinden endişelenen Yafes, öldüğü takdirde evini kölesi Calud'a bıraktığını bildiren bir vasiyetname düzenliyor ve okuma öğrendiğini bilmediği kölesi Calud'a veriyor. Eğer sağ dönerse bu kağıdı ondan geri alacağına inanıyor.

Plana göre, padişah namaza giderken karşısında tahtelbahiri görecek. Yafes, denizin altında beklemeye başlıyor. Fakat saatini kurmayı unuttuğu için namaz saatini kestiremiyor. Su yüzüne doğru yükseldiğinde ise tahtelbahir, tam üstündeki bir kalyona çarpıyor. Yafes güç bela kurtuluyor ama o esnada hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden de akıyor.


Sayfa 67



Yafes Çelebi'nin sonu hakkında çeşitli rivayetler var. En kabul göreni Vaka-yı Hayriye zamanında halk tarafından yeniçeri zannedilip öldürüldüğü ve evindeki kör kuyuya atıldığı. Malı mülkü de Calud'da.


"Kara Calud'un Hal Tercümesinin, Hiyel ve Hiylelerinin ve Görülebilen Diğer Menkıbelerinin Bildirilmesi Hakkındadır"

Yafes Çelebi'nin tefeciden aldığı borç için Calud'un kapısına dayanan tefeci, bir sürprizle karşılaşıyor. Yaptıkları sözleşmede vade tarihini kararlaştırmamışlar. Kadı huzurunda yapılan yeni anlaşmada borcun yüzonbir yıl sonra faiziyle beraber ödenmesine karar veriliyor.

Calud, önce saatçi dükkanı açıyor, sonra tamir için sadece saat değil, tabanca, tüfenk ve diğer ateşli silahları da tamir ediyor. Bu sayede çok para kazanıyor.

Calud, dünyayı kendisine benzeyen çocuklarla doldurmak istiyor. Çocuk sevdiğinden değil, iktidarı artsın, kendisine sadık bir nesli yeryüzüne salsın diye. 

Bu onun için zor değil zira Calud'un efsanevi bir maslahatı var. (Maslahat. :)) Pipi la işte. Ama maslahat deyince daha heybetli bir şey akla geliyor tabi. Pipi öyle mi? Bir yanda pipi, bir yanda maslahat varsa elbette maslahattır büyük olan. Bir de zeker var. O da arada bir yerde olsa gerek. Ay bu parantezi bir an önce kapatmalıyım. Kapa kapa)

İktidar sahibi olmayı çok kafasına takan Calud, iktidar taşıyla da ilgileniyor. Yafes ona, iktidar taşının devri daim makinesindeki en önemli parça olduğunu söylüyor. Hiçbir yakıtı olmadan sonsuza kadar işleyebilecek bir makina. Bu makinayla sonsuz güce de sahip olunabilir.

Yafes Çelebi, Calud'a devri daimin sırrını kafasında araması gerektiğini söylüyor.

"Hiçbir yakıt almadan sonsuza kadar çalışabilecek makinanın sırrı, eninde sonunda şu iktidar taşına gelip dayanıyordu. (...) Neresinden bakılırsa bakılsın bu mesele çok önemliydi. Çünkü herhangi bir aygıt, sözgelimi bir buhar makinesi, yakıt olarak tabiattaki bir kuvveti yani ateşi kullanırdı. Oysa devri daim makinesi değil bu kuvveti kullanmak, tam tersine onu üretirdi. (...) Yalnızca iş değil aynı zamanda kuvvet de üreten bu makina, yokluğun ta kendisinden iktidarı elde etmenin tek yoluydu."

Calud, sahip olacağı sonsuz iktidarını miras bırakacağı nesil için uğraşmaya başlıyor. Ne var ki karıları ona hep ölü çocuklar doğuruyor. Ölü ceninleri kör kuyuya atıyor.

Devri daim makinesinin bir parçası olarak kullanmak üzere HESAP MAKİNESİ icat etmeyi düşünüyor. Bunu duyan muhasebeciler, Calud'un üzerine bir kiralık katil gönderiyor ama Calud kurtuluyor.

Hesap makinesi fikrinden vazgeçmeyen Calud, yanına yardımcı almaya karar veriyor. SAMUR ve YAĞMUR Çelebi kardeşleri yanına yardımcı alıyor.

Bu kardeşler, babalarından illallah etikleri için bu teklifi kabul ediyorlar. Calud'dan kazanacakları para sayesinde şirret babalarına bugüne kadarki babalık hakkını ödeyip, kendi yollarına gitmek istiyorlar.

*

ALİ ELMAS'tan bahsetmemiz lazım burada.

Sahip olduğu hazineyi muhafaza etmek için emniyetli bir yer aramış ve en güvenli yerin zindan olduğuna hükmetmiş. Tefeciden borç alıp ödememiş, ve zindana atılmış. Servetinin saklı olduğu kasayı da yanına almış. Böylece hem kendisi hem kasası güvende. Çünkü hiçbir hırsız bu zindana girmeye cesaret edemez.

Kasa ancak şifreyle açılıyor. Onun kasasını çalmayı isteyen hırsızlar, şifreyi çözmesi için Calud'dan yardım istiyor. Soygun başarıya ulaşıyor.

Calud da bu işten iyi para kazanıyor.

*

Devri daim makinesi yapma işi devam ediyor. Kardeşler, hesap kitapla uğraşıyorlar.

Bu arada Calud,  Esmeralda adında bir kadına aşık oluyor. Onu düşlemek, devri daim hayalini biraz yatıştırıyor. Şimdi aklında bambaşka bir icat var. Esmeralda ile geçireceği gecede kadını zevkten deli edecek bir alet.


Calud'un Yılanı - Sayfa 109


Bu gece için çok heyecanlanan Calud, alsında ihtiyacı olmamasına rağmen bir takım güçlendirici haplar alıyor. Fakat ölçüyü fazla kaçırdığı için o dillere destan maslahatı kangren oluyor. O yüzden de kesilmesi gerekiyor.

Zekeri kesilen Calud, artık iyice zalimleşiyor. Canı neyi isterse yok edecek bir silahı tasarlamaya karar veriyor. "Tam yüzelli adım uzunluğunda, içinde altı mürettebat taşıyabilecek, demir pullarla zırhlanmış, korkunç silahlarla donatılmış bir savaş aracı, yürüyen ve uçan her şeyi yok edecek bir yılan"

Yılan - Sayfa 115

(Uzuuuun uzun bunun teknik detayları anlatılıyor kitapta)

Yılanın mukavemet hesaplarıyla boğuşmaktan kafayı yiyip artık her şeyi birer sayıdan ibaret gören Samur ve Yağmur kardeşler intihar ediyor. 

Calid kendisine yeni bir yardımcı buluyor. Adı ÜZEYİR.

Calud, Üzeyir'e de Davud'a da hayatı zindan ediyor. Davud'u dövdüğü bir gün Davud, elindeki taşı Calud'a fırlatıyor ve Calud ölüyor.


"Devri Daimin Sırrını Çözen Üzeyir Bey'in Hal Tercümesi ve Görülebilen Menkıbelerinden Bazılarını Beyan Eder"

Davud ve Üzeyir başbaşadır artık.

Ancak Davud'u da babası Uzun İhsan Efendi almaya gelir. Uzun İhsan Efendi, Üzeyir'e kartvizitini bırakır.

Üzeyir, bu eve geldiğinden beri hiç dışarı çıkmamış, Calud tarafından dışarısının binbir tehlikeyle dolu olduğu söylenerek büyümüştür. O yüzden dışarı çıkmaya korkar. Efendisinin, ölmeden önce üzerinde çalıştığı yılan tasarısını düşünmek üzere avluya çıkar. Avludaki kör kuyuya iner ve yılanı zihninde kurgular.

Kuyudan çıktığında artık hafızasını da kaybetmiştir. Adını, nerede olduğunu, hangi devirde yaşadığını... hep unutmuştur.

Evde dolanırken bir okul belgesi görür, üzerinde Üzeyir yazan. Bu ismi sevip kendi ismi olarak bunu seçer.

Dışarı adımını atar. Bu Üzeyir'in yeniden doğuşu olur. Artık Üzeyir Bey'dir.

Daha önce kendisine verilen kartviziti bulup üzerindeki adrese yani Uzun İhsan Efendi'nin evine gider.

Burada onu Davut karşılar. Ama Üzeyir onu tanımaz. 

Uzun İhsan Efendi de ilgiyle karşılar Üzeyir'i. Yemeğe davet eder.

Yemeğin ardından Üzeyir evine döner. 

Sonra evine bir mahkeme kararı ulaşır. Evinde vaktiyle ikamet eden Yafes Çelebi adında biri, evini ipotek ederek tefeciden borç almış. Bu durumda Üzeyir ya borcu ödeyecek ya da evi boşaltarak, borç parayı veren tefecinin torununun torununa teslim edecek.

Evde son kez dolanan Üzeyir, bir odada taş bulur. Daha sonra bu taş ellerinin arasından kaybolur. 

Kimisi bu taşta hiçbir sihirli gücün olmadığını, hayret edilecek bir şey varsa, onun da bu alelade ametist taşının belli zamanlarda varlığa gelip kısa süre sonra da yok olması olduğunu,

kimisi bu taşın simgelediği Dünya iktidarının, hiçbir ölümlünün elinde uzun süre kalmayacağını,

kimisi de Üzeyir Bey'in bu taşla sonsuza kadar çalışabilecek bir devri daim makinası tasarladığını, ama bunun üzerinde fazla durmadığını

söylermiş.

Bu devri daim makinesi şöyle bir şey:


Devri Daim Makinası - Sayfa 152


"İçi suyla dolu, çok basit bir kapalı pistondu. Belli sürelerle varlığa gelen ve yok olan taş da pistonun içine konuyordu. Bu haliyle o, iki zamanlı bir motor olmaktaydı. Taş, kapalı pistonun içinde varlığa geldiğinde basınç artıyor ve piston yukarı doğru itiliyordu. Taş yok olduğunda basınç düştüğü için aşağıya iniyor ve tekrar varlığa geldiğinde piston yine yukarı çıkıyordu. Taşın varlığa gelip yok olması sonsuz bir zaman içinde sonsuz kere tekrar edeceğinden bu basit makinenin hareketi de sonsuza kadar sürecekti."

Bunun gibi bir şeyler. Ben anlamadım.

Sonunda Üzeyir Bey'in evden ayrıldıktan sonra nereye gittiğini, ne yaptığını bilen yok.

"Ne var ki Uzun İhsan Efendi, onun yanından asla ayırmadığı, üzerinde sadece bir nokta bulunan deftere, kendisinin, evin, ve orada vaktiyle yaşayıp ölmüş insanların muhayyel hayatlarını yazdığını, insanoğullarının hayatları da hayalden çok hiylelerle dolu olduğu için eserine KİTAB-ÜL HİYEL adını verdiğini rivayet etmiştir." 

 *

Bir Puslu Kıtalar Atlası değil tabi. Ama kesinlikle gideri var. 

İcatların tasarlanma hikayesi güzel de o icadın nasıl yapılacağına dair bilgiler sıkıcı oldu benim için. Onun dışında yine romanın içinde kayboldum, bunu seviyorum.

Daha önce de okumuştum bu kitabı. Ama pek hatırlayamadığım için yeniden okuma ihtiyacı hissettim. Çok güzel oldu, çok da güzel iyi oldu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder