AŞKTAN DİNLE
Yazarı: Cemalnur Sargut
Yayınevi: Nefes Yayınları
Basım Yılı: 1. Baskı- Kasım 2011
Sayfa Sayısı: 311
Cemalnur Sargut'u ilk defa bir Ramazan programı mıydı neydi, o şekilde görmüştüm televizyonda. Nasıl naif, nasıl şeker bir dille konuşuyordu. Suratımda tebessümle dinliyordum kendisini. Onun tebessümünden geçiyordu belki de bana.
İşte yine öyle bir programdaki konuşmalar bu kitapta toplanmış. Nevval Sevindi sormuş, Cemalnur Sargut yanıtlamış.
Mesnevi okumaları demişler adına. Mesnevi'den bazı konuları ele almışlar, onun çevresinde konuşmuşlar. Aşk olsun, yalan olsun, hasetlik, kıskançlık,sabır, kibir,hastalık, gösteriş, cömertlik, cimrilik bir dünya dolusu konu.
Çok iyi, çok güzel ama benim kafacığım bir türlü algılayamıyor bu kadar derin düşünceleri. Bir sürü derde, belaya maruz kalıp da ''Allah'tan geldi'' demek tamam çok iyi, çok güzel. Öyle de en nihayetinde ama bu kadar büyük bir sabır göstermek...
Örnek vermiş mesela. '' Onbir evladını Konya'da Zümrüt Apartmanı çöktüğü zaman kaybeden sevgili Mehmet amcamın ' O müteahhit cennette mutlaka olacaktır. Çünkü benim ona onbir evladımı şehit etmesinden dolayı ettiğim dua onu cennete götürecektir', diye halinden memnun olma seviyesine yükselmesi, işte kanaatin had safhasıdır.'' demiş.
Benim içinse bu, çok başka bir şeyin had safhasıdır.
Bu kadarı fazla değil mi?
Bu bakış açısı bizi mutlu eder gerçi. Kalbin rahatlar. Depresyon falan bilmezsin hayata böyle bakarsan. İşte böyle bakanları dev takdir ediyorum. Her ne kadar sağlıklı bir düşünce olup olmadığı noktasında şüphelerim olsa da.
Bu inanışta olanlara göre bu dünyadaki dertler, kederler hep sınav. Ne kadar acı çekiyorsan, Allah'ın o kadar sevgili kulusun. Acı çekmeden olmuyor mu hocam bu işler. Bunun için de şu örneği vermiş Cemalnur Sargut: ''Hiç sınav yapmayan bir hoca düşünün'' demiş. ''Sene boyu hiç sınav yapmıyor, kimin iyi kimin kötü olduğunu anlayamadığı için de herkesi sınıfta bırakıyor. Diğer yandan da sık sık sınav yapan bir hoca var. O sınavlar sayesinde kimin iyi kimin kötü olduğunu anlıyor ve ona göre sınıftan geçiriyor.'' Ben şimdi aklımda kaldığı kadarıyla anlattım, o daha güzel söylemiş ama bu mealde birşey işte.
Arkadaş, iki cihanda da mutlu olmak diye bir şey yok mu? İkisini de istiyorum ben. Yok mu böyle bir paket program?
SİNEMA YAZILARI
Yazarı: Memet Baydur
Yayınevi: İletişim Yayınları
Basım Yılı: 1. Baskı -2004
Sayfa Sayısı: 181
Memet Baydur, tiyatro ile olduğu kadar sinema ile de yakından ilgilenmiş. Hatta o kadar ilgilenmiş ki, bu konuda dersler bile vermiş, hocalık etmiş.
Bu kitap da zaten ders notu niteliğinde. Bildiğin sinema tarihi dersi.
Sinemanın doğuşu ve geçmişten bugüne nasıl bir yön izleyerek geldiğini, öyle teknik bilgiler değil de herkesin anlayabileceği yalınlıkta anlatan şahane eğitici bir kitap bence.
İlk filmlerden başlıyor kitap. Tarihin ilk filmlerinden. Sinema perdesinde sadece dalgaların kıyıya vuruşu, trenin istasyona yanaşması gibi çok kısa görüntüler oynatılmış ilkin. İnsanlar için bu görüntülerin hareketli olması bile yetmiş ilgi çekmeye.
İşte te oradan, şimdinin bilgisayar efektli görsel harikalıklar içeren filmlerine. Nereden nereye hocam.
Yönetmenleri ve filmleri de tek tek ele alarak kronolojik bir kısa tarihini yazmış sinemanın Memet Baydur bu kitapta. Ders kitabı gibi resmen.
SESSİZ GÜVERCİNLER ÜLKESİNDE
Cumhuriyet Yazıları
Yazarı: Memet Baydur
Yayınevi: İletişim Yayınları
Basım Yılı: 1. Baskı, 2006
Sayfa Sayısı: 331
Tiyatrodan hocamız hepimize hakkında araştırma yapmamız için bir yazar ismi vermişti. Benim ödevim de Memet Baydur'du.
Bugüne kadar ismini hiç duymamıştım. Kim olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Bir fikrim olduğundaysa kendisi çoktan rahmetli olmuş. Epey geç kalmışım kendisini tanımakta. Bu da benim ayıbım.
1951-2001 yılları arasında yaşamış. Kısa öyküleri, denemeleri, sinema ve tiyatro hakkındaki muazzam bilgi birikimi ile kendisine hayran kaldığımı belirtmeliyim.
1999-2001 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde haftalık köşeyazıları yazmış. O yazıların biraraya getirilmesiyle ortaya çıkmış bu kitap.
''Kuşbakışı'' adını verdiği köşesinde kültürden, sanattan, bilimden bahsetmiş hep. Okuduğu kitapları anlatmış mesela. Okumadığı kitap kalmış mı merak ettim. Hele hele bilime duyduğu ilgi beni çok şaşırttı. Yerçekimi ile, Kuantum ile, Newton ile yakından ilgilenmiş. Hatta bilim hakkında oturup tartışmalar yaptığı küçük bir arkadaş grubu bile varmış.
Kitabın adı, Güner Sümer'in şiirinden geliyor. Şiirde bir tiyatro yönetmeni bir oyunun provasında oyuncuyla konuşuyor:
Tanır mısın
Tanıtmak isterdim
Koşmadan yorulmadan
Sessizce
Oraya doğru yürü
Dur
Bir adım at! Çok uzun oldu.
Uzaklara gittin
Geri gel
Geri gel
O kadar değil
Yarım adım daha
Of
Olmadı uzaklaştın
Ülkeleri aştın
Bilir misin
Neleri ezdin
Yeniden başlayalım
Bak
Dikkatli ol
Bütün bir dünya
Ayaklarının altında
Bir adım
Bir adım daha
''YENİ ANAYASA TARTIŞMASI,
TÜRKİYE'DE SAFİ BİR METİN TARTIŞMASI DEĞİL,
BİR ANAYASAL DÜZEN DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞMASIDIR.''
YOL AYRIMINDA
STATÜKODAN ÖNCE SON ÇIKIŞ
Yazarı: Osman Can
Yayınevi: Timaş Yayınları
Basım Yılı: 1. Baskı Şubat 2012
Sayfa Sayısı: 222
Tam da yeni Anayasa tartışmalarının gündemde olduğu bir dönemde okunabilecek bir kitap. Bu aralar okudunuz okudunuz, ondan sonra yeni Anayasa olur, biter bunu okumanın da bir anlamı kalmaz. O yüzden gel vatandaş gel.
Bir hukukçu olan Osman Can, Anayasa ve bu bağlamda ele alınabilecek konuları tartışmanın sadece hukukçulara ait olmasını yanlış bulduğunu söylüyor ki hiç böyle düşünmemiştim ben ve şaşırdım. Bu tartışmalarda '' Hukukçu değilim ama...'' diye başlanıyor ya konulara. Osman Can da hukukçu olmayanlar da konuşsun, hatta asıl onlar konuşsun. Çünkü hayatın içinde olanlar asıl onlar. Hukukçular teori bilir. Hayat pratiğinden çok anlamaz, diyor kabaca.
Sonra, Anayasa nedir, çok mu lazımdır, bugüne kadar nasıl oldu, başka ülkelerde nasıl oluyor bu işler gibi konuları anlatıyor.
Ufuk açıcı buldum. Hukukçular da , hukukçu değilim ama'lar da okusun bence.
ZİYAN
Yazarı: Hakan Günday
Yayınevi: Doğan Kitap
Basım Yılı: 1. Baskı Eylül 2009, 6. Baskı Kasım 2011
Sayfa Sayısı: 252
Hakan Günday külliyatını bitirmek için almıştım bu kitabı. Hakkında hiçbir bilgim yoktu.
Sonuna kadar askerlik anıları okuyacağımı zannettim. Buna rağmen tespitleri çok sağlamdı. Gideri vardı.
Derken, yazılanların sıradan bir askerlik anısı olmadığını farkettim. Hikayesi, kurgusu olan şahane bir romanmış meğer. Atatürk, İzmir suikastı, Ziya Hurşit...
Bugüne kadar kitapla ilgili olarak halkı askerlikten soğutmak suçu ile ilgili aklıevvel bir savcının dava açmamış olmasına şaşırdım. Neyse, buradan şimdi eşeğin aklına su kaçırmayayım.
Askere gidecek olanların veya hali hazırda asker olanların okumasını tavsiye etmem yalnız. Sonra okuyun siz.
AZİL
Yazarı: Hakan Günday
Yayınevi: Doğan Kitap
Basım Yılı: 1. Baskı Şubat 2007 , 7. Baskı Ağustos 2011
Sayfa Sayısı: 213
Aha işte Hakan Günday'ın gene bir ''Ben acıların çocuğuyum'' kitabı. Gene bir '' Allah bana güzel bir aile, iyi bir yuva, bir eli yağda bir eli balda bir yaşam vermiş, ama benim kıçıma rahat battığı için atın beni denizlere'' kitabı.
Kitabın özeti 179.sayfada verilmiş. İlla ben kitabı okuyacağım diyenler okumasın da hevesleri kaçmasın:
'' Otuz yaşındaydı ve benzersiz bir hayat sürdürmüştü. Sıradan bir çocuk olarak doğmuş, nedeni hiçbir zaman öğrenilemeyen bir deliliğe hapsolmuş, benzerlerinin, ancak asla Asil'e benzemeyen çocukların gittiği okullara devam etmiş, alkole bağımlı yıllar devirmiş, aşık olmuş, intihar etmeye çalışmış, ailesini öldürmeyi denemiş, kural danışmanlığı yapmış, medyumluk hizmeti vermiş, bir kadının intihar etmesine neden olmuş, insanların kötülük topraklarında doğduklarını kanıtlayan bir belgesel çekmiş, ülkenin meclisinde asla telaffuz edilemeyecek konuşmalar yaptırmış ve kalın duvarlı, sessiz evden, kimbilir kaçıncı kez kaçıp, yarımayın yarısını aydınlattığı sahile gelmişti.''
Asil'in gerçekten nedeni öğrenilemeyen deliliği ve depresifliği içimi baydı. Hakan Günday kitapları içimi karartmaya devam ediyor. Ama gene de sadistçe bir zevk alıyorum kitaplarından ve okumaya devam ediyorum.
MALAFA
Yazarı: Hakan Günday
Yayınevi: Doğan Kitap
Basım Yılı: 1. Baskı Ekim 2005, 6. Baskı Haziran 2011
Sayfa Sayısı: 210
Bir kuyumcudaki alışverişten nasıl 200 sayfalık kitap çıkar arkadaş? Bu. Bütün kitabın olayı bu. Bir turist kafilesi dev bir kuyumcu ''center''ına gidiyor. Buradaki tezgahtarlar, bu turistleri kafalamaya çalışıyor. Kim kimi kafalıyor o belli değil ama. İşte bütün kitapın özütü bu.
Ben o yüzden kitap yazmayı çok istememe rağmen yazamıyorum işte. Birkaç cümleyle anlatılabilecek bir mevzuyu, sayfalarca anlatamam ki ben. İçim sıkılır. Nitekim bunda da sıkıldı.