6 Şubat 2023 Pazartesi

ÖLÜM BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ


         ÖLÜM BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

(As Intermitencias da Morte)

Jose Saramago

2005

Çeviren: Mehmet Necati Kutlu

Kırmızı Kedi Yayınevi

29.Basım-Ekim 2021

236 sayfa


Öyle bir ülke ki kimse ölmüyor? Korkunç. 

Kendi adıma ölmeyi kötü bir son olarak düşünmüyorum. Benim için uygun. O yüzden ölümsüzlük bana korkunç gözükür.

Romanda da son yirmi dört saattir kimsenin ölmediği fark ediliyor ve bu durum fark edilince herkes teyakkuza geçiyor. Televizyondaki tartışma programlarında büyücüler, falcılar bu durumu açıklamaya girişiyor. Politikacılar ölüm olmamasında endişe edecek bir şey olmadığı şeklinde açıklamalar yapıyor. Din adamları da tedirgin. Ölüm yoksa diriliş olmaz, diriliş umudu ortadan kalktığında da da kilise yok olur diye.

Bir kadın, ölmeyecek olmanın mutluluğuyla balkona bayrak asıyor. Sonra bu hareket dalga dalga yayılıyor, bayrak asmayan yaşam düşmanı sayılıyor.

Cenaze işiyle uğraşanlar iflasın eşiğine geliyor. Hükümetten bari ev hayvanlarının cenaze işlemleri için yasal zorunluluk çıksın diye talepte bulunuyorlar. 

Hastanelerde sorunlar çıkıyor. Çünkü hasta ve yaralı insanlar gelmeye devam ediyor ama kimse ölmediği için yer boşalmıyor. Ölümcül olan ama ölmeyenlerin eve gönderilmesi talep ediliyor.

İnsanlar, sigorta şirketlerinden hayat sigortalarının iptalini istiyor. Sigorta şirketleri buna karşılık şöyle bir teklif sunuyor: Seksen yıllık sigorta, ardından temsili bir ölüm, kişi dilerse ikinci seksen yıllık sigortalama.

*

Bir köyde ölümcül hastalık içinde olan yaşlı bir adam ve torunu bebek var. Hayatları hayat değil. Aslında yaşamıyorlar ama ölemiyorlar da. Yaşlı adam, ölümün devam ettiği komşu ülkeye götürün beni ve torunumu diyor. Oraya geçince ölüyorlar ve gizlice gömülüyorlar.

Bu duyulunca başkaları da sınırı geçiyor. Sınır adeta bir giyotin oluyor.

Devlet bunu durdurmak için ajanlar temin ediyor. Ama durdurma konusunda çok gönüllü değil, çünkü artan nüfus artışına bir çözüm oluyor insanların bu kaçışları.

Sınır ötesine canlı/ölü taşıma olayı maphia eline geçiyor. (Mafya değil, mafyadan farklarını ortaya koymak için kendilerine maphia diyorlar.) Devlet maphia ile işbirliği yapıyor.

*

Bir gün bir televizyon kanalı müdürünün masasında bir mektup bulunuyor. İmzalayan: Ölüm. Mektupta ölümlerin geri geleceği yazıyor. Televizyonda okunuyor bu mektup. Halk paniğe kapılıyor. 

Kilise dua etmişti ölümler geri gelsin diye. Ama bu defa da niye ve bu kadar hızlı geldi diye tartışmalar oluyor.

Maphia bu defa ölüme karşı korumak için insanları haraca kesiyor.

*

İnsanlara ölüm tarafından eflatun zarf içinde ne kadar saat/gün sonra öleceğine dair mektuplar gidiyor. Ama kimse vasiyet yazayım, sevdiklerimle vedalaşayım, borçlarımı ödeyeyim diye düşünmüyor. Sadece umutsuzluğa kapılıyorlar. Halk ölüme nefret beslemeye başlıyor.

*

Bir gün bir mektup ölüme geri geliyor, iade oluyor. Elli yaşına yeni girmiş bir viyolonselci. Halbuki kırk dokuz yaşında ölmesi gerekiyordu. Ölüm telaşa kapılıyor. Hemen viyolonselci adamı bulup takip ediyor. Ona mektubu ulaştırması gerek. 

Ölüm, kadın kılığına giriyor. Adamın konserlerini izliyor. Tanışıyorlar. Aşık oluyorlar. Adamın evine gidiyor. Yatıyorlar. Adam uyurken kadın kılığındaki ölüm, çantasından mektubu çıkarıyor ve mektubu koyacak yer arıyor. Sonra vazgeçiyor ve mektubu yakıp yatağa dönüyor. 

Ölüm uyumaz ama o uyuyuveriyor.

Ayyy yani aşk kazanmış aşk!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder