16 Şubat 2013 Cumartesi

SIFIR TOLERANS



Polisin Eline Düşünce

SIFIR TOLERANS

Yazarı: İsmail Saymaz

Yayınevi: İletişim Yayınları

Basım Yılı: 1. Baskı - 2012

Sayfa Sayısı: 336



Recep Tayyip Erdoğan'ın "işkenceye sıfır tolerans" söyleminden yola çıkan İsmail Saymaz, polisin eline düşünce durumun hiç de öyle olmadığını gözler önüne seriyor. 

İsmail Saymaz'ı ele aldığı haberlerin fikri takibini yapacak sabrı ve azmi gösterdiği için tebrik etmek istiyorum. En çok da sabrı için.

Zira ben bile, avukat olduğum halde, sinir buhranları içinde okudum yazılanları.

CMK avukatlığı yaptığım dönemde elime gelen dosyalardan da biliyorum. Savcı ve hakimler, dosyada delil namına bulunan polis tutanaklarına adeta bir Kuran hükmü gibi yaklaşmakta, doğruluklarından zerre kuşku duymamakta. Yakın geçmişte avukatlığını yaptığım bir davada sanık, üzerine atfedilen suçu işlemediğini, müşteki ve tanık da suçu işleyenin duruşmadaki sanık olmadığını söylemelerine rağmen, mahkeme heyeti sanığı suçlu buldu. Niye? Eldeki tek veri olan polis tutanağı öyle yazıyor. Halbuki polis tutanağını okuyunca, zorunlu müdafii olmadan ifade alındığı ve kanuna,usule tamamen aykırı yalapşap bir teşhis işlemi yapıldığı hemen göze çarpıyor. Ancak bu hatalar bir tek mahkeme heyetinin gözüne çarpmıyor.

Polisin taraf olduğu davalarda bu yanlı görünüm iyice göze çarpıyor.

Nitekim ÇHD avukatlarından Güray Dağ'ın söylediği gibi:

"...Bağımsız, tarafsız, adil yargılamadan bahsediyoruz ama işin bir ucu polisse, yargı doğrudan kendini taraf hissediyor. O kolluğu korumaya dönük mekanizma arıyor kendi kendine..."

Avukat Güray Dağ, bu açıklamayı Festus Okey davasına müdahil olma taleplerini reddeden ve davanın gereksiz yere uzamasına sebep olan mahkeme için söylemişti. Ancak bu lafın ardından avukat ve muhtemelen böyle düşündüğü için müdahil olma talebinde bulunan diğerleri için mahkeme, bu talepleri reddettiği gibi "mahkemeye ve savcıya hakaret içeren ve mahkemeyi etkileyerek manevi baskı altına almaya yönelik söylemler" iddiasıyla şikayetçi oldu.

Polisin ne yaparsa yapsın neden bu kadar kollandığını anlayamıyorum. Her seferinde "ayağım kaydı, düştüm, silahım böylece ateş almış" deyip deyip maktulü kafasından vurmak nasıl bir ayak kaymasıdır. Nişan alsa ancak bu kadar isabet eder. 

İşin daha komik yanı, polislerin bu insan aklına hakaret savunmalarının itibar görmesi. O kadar itibar görmesi ki, polisin gemi azıya alarak "düğmemi kopardı, boynumu tırnakladı" diyerek şikayet etme cüretini gösterebilmesi.

İçişleri Bakanlığı'nın da bu polislerden yana tutum sergileyemesi en çileden çıkartıcısı. Neden vatandaşın yanında olmayı bir zul addeder ki bu bakanlık. Neden vatandaşa "Zararınız neyse telaffi ederiz, özür dileriz" demek bu kadar zor. Ne kaybedersin? İçindeki çürük elmaları temizlemektense, neden onları ödüllendirirsin? 

Kitapta bu durumlarla ilgili onlarca somut örnek var. Festus Okey, Baran Tursun, Engin Çeber, Şerzan Kurt, Çayan Birben...Olayların nasıl geliştiğini, nasıl örtbas edilmeye çalışıldığını, o polislere ne olduğunu ya da ne olmadığını görürsünüz okudukça.

İyi ki basın var. Böylece birazcık kamuoyu oluşuyor da farkındalık yaratılıyor. Yoksa hiç haberimiz olmadan sümen altı edilecekler.

Daha çok şey var söylenecek ama gerçekten sinirleniyorum. Sinirlenmemek için haberleri izlemeyen insanım ben. Sinirlerim kaldırmıyor ne yapayım. 

Ben mi çok önyargılıyım acaba, diye düşünmeden de edemedim aslında. Keza kitap hakkında da benzer şüphelerim olmadı değil. Çok mu yanlı? Ama görüyoruz, okuyoruz, tanık oluyoruz. Kamuoyunda oluşan polis ve adalet algısını yansıtıyor sadece.









2 yorum:

  1. Birkaç ay önce yazarı tv'de kitabı tanıtırken görmüştüm. Programı bile izlerken o kadar sinirim bozuldu ki kitabı istememe rağmen okuyamayacağımı anladım. Bir de bunları yaşamak nasıl bir şey olur?

    YanıtlaSil