Gabriel Garcia Marquez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gabriel Garcia Marquez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2026 Çarşamba

KIRMIZI PAZARTESİ

 



KIRMIZI PAZARTESİ

İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü

(Cronica de Una Muerte Anunciada)

Gabriel Garcia Marquez

1981

İspanyolca aslından çeviren: İnci Kut

Can Yayınları

18.Basım - Temmuz 2006


İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayet. Ama kimse önleyemiyor. Yani bir şeyin olacağı varsa oluyor.

*

Yeni evlenen genç kadın, bakire olmadığı damat tarafından anlaşılınca iade ediliyor. Ayıplı mal çünkü. Böyle domestik şeyler. Ağabeyleri soruyor kıza kim yaptı diye. Kız, Santiago Nasar diyor. 

Kızın ağabeyleri her yerde fellik fellik Santiago Nasar'ı arıyor. Nerede bu adam, diye soruyorlar. Öldüreceğiz biz onu, diyorlar. Namus meselesi, diyorlar. İnsanlar ciddiye almıyor, sarhoş zırvası diye düşünüyorlar, cinayet işlenecek olsa herhalde böyle bangır bangır söylenmez diye şaka olarak söyleniyor sanıyorlar. Sanıyorlar da sanıyorlar. 

Santiago Nasar'ın bu arada dünyadan haberi yok. Nişanlısının evine gidiyor. Nişanlısı olanları duymuş. Santiago'yu namusunu kirlettiği o kızla evlendireceklerini düşünüyor, üzülüyor. Kızın babası Santiago'ya söylüyor seni öldürmeye gelenlerden haberin var mı diye. Santiago orada öğreniyor, çok şaşırıyor ve yusuf yusuf kaçıyor. 

Ağabeyler bulup bıçakla delik deşik edip öldürüyorlar Santiago Nasar'ı.

Ondan sonra da kasaba ahalisi vah vah da vuh vuh! geçmiş olsun!

(Santiago Nasar'ın gerçekten tecavüz edip etmediği de ortaya çıkmıyor. Buna ilişkin delil bulunamıyor.) 

*

Kitabın bu hikayeyi anlatış tarzı belgesel gibi. 

Tek tek insanlara kamera tutulmuş da Santiago Nasar'ı nasıl bilirdiniz, cinayet günü ne yapıyordunuz... diye sorulmuş gibi. 

Filmi de varmış. İzlerim belki. Ya da muhtemelen izlemem. Belli olmaz benim sağım solum. 


6 Ağustos 2024 Salı

YÜZYILLIK YALNIZLIK

 


YÜZYILLIK YALNIZLIK


Gabriel Garcia Marquez

 

Ben bu kitabı binlerce yıl evvel okumuştum. Bkz: Yüzyıllık Yalnızlık 

Sonra elbette unuttum. Geçenlerde duydum ki filmi yapılacakmış ya da dizisi miydi. Tekrar okumak istedim. Okudum. Ama muhtemelen yine unutacağım. Çünkü çok katmanlı bir roman.

Aslında nesilden nesle geçen aile hikayelerini severim. Atalar, torunlar, karakter aktarımı, değişen hayatlar... vs. Bu da öyle bir hikaye ama bütün mesele herkesin aynı adı alması. Jose Arcadio aşağı Jose Arcadio yukarı. Ya da Aureliano. 

Fantastik öğelere değinmiyorum. Hikayenin içinden çıkarıp alsan fantastik duracak şeyler romanın içinde eriyor, hiç abes durmuyor, inanıyor insan öyle şeyler olabileceğine. 

*

Soy ağacı Jose Arcadio Buendia ve karısı Ursula’dan başlıyor. Jose Arcadio Buendia, köye gelen çingene Melquiades’te bir mıknatıs görüyor. Mıknatısı alıp altın aramaya başlıyor. Başarılı olamıyor. Çingene sonra büyüteç getirip ateş çıkarıyor. Jose Arcadio Buendia bunu da alıyor ama yine bir şey elde edemiyor. Yaptığı deneyleri anlattığı bir kitap yazıp hükümete gönderiyor. Yanıt gelmiyor. Deneylerine devam eden Jose Arcadio Buendia dünyanın yuvarlak olduğu sonucuna ulaşıyor. Böyle meraklı bir birey olan atamız köyün dışına keşfe gidiyor bir ekiple. Köyün etrafının denizle çevrili olduğunu görüp dönüyor. Daha iyi bir yere taşınalım diyor karısına ama karısı çocuklarınla ilgilen deyip reddediyor. Çocukları büyük oğul Jose Arcadio (14), Aureliano (6) ve kızları Amaranta.

*

Jose Arcadio Buendia ve karısı Ursula amca çocukları. Çocukları hilkat garibesi olur diye evlenmelerini istemiyor büyükler ama evleniyorlar. Ursula bundan korktuğu için bekaret kemeri takıyor, sevişmiyor. Jose Arcadio Buendia köyde alay konusu oluyor, kendisiyle alay eden bir adamı öldürüp ardından Ursula ile sevişiyor. Öldürdüğü adamın ruhu onları rahat bırakmıyor. Taşınıyorlar. Macondo adını verdikleri yere yerleşiyorlar yanlarında gelen serüvenci dostlarıyla.

*

Büyük oğul Jose Arcadio büyüyor, komşu kadın Pilar ile ilk cinsellik deneyimlerini yaşıyor gizli gizli. Pilar hamile kalıyor. Bunu öğrenen Jose Arcadio, kaçıyor bir çingene kızla. Oğlunu bulmak için Ursula da peşlerinden gidiyor. Aylar sonra Ursula dönüyor, ardında bir kafile, oğlunu bulamamış ama zamanında kocasının keşfedemediği yolu bulup dönmüş.

*

Pilar’ın çocuğu doğuyor, ona da Jose Arcadio adı veriliyor. Ursula ve kocası çocuğu kabul ediyor. Çocuğun gerçek kimliğini öğrenmemesi şartıyla yanlarına alıyorlar.

*

Bir gün uzak bir akraba kız geliyor. Elinde mektup, annesi babası ölmüş, kızı bunlara emanet etmişler. Jose Arcadio Buendia ve Ursula bu akrabaları hatırlamasalar da kızı alıyorlar. Aileden biri gibi oluyor kız. Adı Rebeca

*

Kasabaya bir gün bir sulh yargıcı atanıyor. Don Apolinar Moscote. Evler maviye boyanacak diye emir çıkartıyor. Jose Arcadio Buendia karşı çıkıyor. Yargıçı vazgeçiriyor.

Yargıcın iki kızı var: 16 yaşındaki Amparo ve 9 yaşındaki Remedios. Jose Arcadio Buendia (Aureliano) (oğul), Remedios’a aşık oluyor. Babasından istiyorlar. Jose Arcadio Buendia (Aureliano) (oğul) ve Remedios evleniyor. Remedios çok küçük, çocuk gelin vakası. 

*

Rebeca ve Amaranta eve gelen müzik hocası Pietro Crespi’ye aşık oluyor. Rebeca ile evlenmeleri uygun bulunuyor ama Amaranta lanet ediyor o ikisinin evlenemeyeceklerine dair.

Rebeca ile Pietro Crespi  evlenecek ama evlenemesinler diye Amaranta zehirlemek istiyor Rebeca’yı, yanlışlıkla Remedios zehirlenip ölüyor.

Pilar’ın Aureliano’dan olan oğlu Aureliano Jose’ye Remedios bakıyordu. Ölünce Amaranta bakmaya başlıyor.

*

Bir gün yıllar önce evi terk edip giden oğul Jose Arcadio geri geliyor. Dev gibi cüsseli. Rebeca aşık oluyor, evleniyorlar. Kardeş oldukları için dışlanıyorlar ama umursamıyorlar.

*

Ülkede seçimler oluyor. Don Apolinar Mascote hileler yapıyor ve düşman ediniyor. Savaş başlıyor. Mascote’un damadı, Aureliano köyde savaşa katılanların başı. Artık Albay Aureliano Buendia adı. Ünlü oluyor savaşçılığıyla. Başka bir savaş birliğine katılmak üzere gidiyor. Yetkilerini Arcadio’ya veriyor. Arcadio diktatörlük yapıyor köyde. Ursula kırbaçla döverek onu hizaya sokuyor ve yönetim Ursula’ya geçiyor.

*

Amaranta, Pietro Crespi ile evlenmek istemiyor artık. Crespi intihar ediyor.

*

Arcadio, Pilar’a aşk beslemeye başlıyor. Hatta düpedüz yürüyor. Annesine yani? Pilar, kendisini bekleyen Arcadio’ya Santa Sofia de la Piedad adlı genç kızı gönderiyor. Bu ikisinin bir kızı oluyor. Sonra bir oğlu.

Arcadio, köye saldırılar olunca yeniliyor ve idam ediliyor. Ölmeden önce kızının adı Ursula, oğlunun adı Jose Arcadio olsun diyor. Amcasına değil, babasına benzesin diye. Ama kıza Ursula değil Remedios adını koyuyorlar. Zaten Arcadio da son anda öyle olmasını istediğini geçirmişti aklından.

*

Albay Gerineldo Marquez, Albay Aureliano Buendina’nın arkadaşı.

*

Baba/dede Jose Arcadio Buendia yaşlanıp ölüyor.

*

Albay Aureliano Buendina'nın savaşta bir sürü oğlu oluyor çeşitli kadınlardan. Öldükten sonra bile şehre oğulları gelmeye devam ediyor.

*

Amaranta kendi büyüttüğü Aureliano Jose ile sevişiyor ama yanlış olduğunu biliyorlar gizli saklı yapıyorlar bu işi.

*
Yıllar sonra torun Aureliano Segundo. Karısı Fernanda del Carpio.

İkiz oğulları Jose Arcadio ve Aureliano. Kızları Renata Remedios.

İkizler aynı kadınla birlikte oluyor. Kadın önce anlamıyor, tek kişi sanıyor, sonra anlayınca da bozmuyor. Nihayet Aureliano Segundo kadını bırakıyor, Jose Arcadio kadınla. Kadının adı Petro Cotes. Jose Arcadio, başka bir kadınla evleniyor ama karısının rızasıyla Petra’yla yaşamayı sürdürüyor. Onun şans getirdiğine inanıyor.

*

Şehre yabancılar geliyor. Muz yetiştiriciliği için. Remedios’un güzelliğinden etkileniyorlar. Ama Remedios oralı değil, azıcık saf. Ve saflıktan bir gün uyuyor, bir bakıyorlar ki gökyüzüne yükselmiş.

*

Muz şirketi sahipleri yerel yönetimi değiştiriyorlar, polis yerine kiralık katiller getiriyorlar. Bu polislerden biri bir çocuk üzerlerine yanlışlıkla şerbet döktü diye çocuğu satırla doğrayarak öldürüyor. Albay Aureliano Buendia tüm oğullarını bu yönetimle savaşmak için seferber ediyor ama on yedi oğlu da öldürülüyor. Sonra kendisi de ölüyor.

*

Aureliano Segundo ve karısı Fernanda'nın kızları Meme. Bir kızları daha oluyor sonra, adı Amaranta Ursula.

Meme aşık oluyor muz şirketinde ustabaşı Mauricio Babilonia’ya.

Meme, falcıya gidiyor, falcı Pilar.

Pilar Ternera. Meme’nin dedesi Arcadio’nun, sonra da Aureliano Jose’nin annesi ama Meme bilmiyor Pilar Ternera’nın onun ninesi olduğunu. “Aşk denilen dert yataktan başka yerde iyileşmez” diyor Pilar. Sonra Meme ve Mauricio Babilonia sevişiyorlar. Bunu öğrenen annesi kızı odaya hapsediyor. Oğlan çatıdan giriyor, hırsız sanılarak vuruluyor, yatağa bağlı yaşamak zorunda kalıyor. Öylece yaşlanıp ölüyor tek başına. Yanında sadece gençken de kendisini takip eden sarı kelebeklerle.

Annesi Fernanda, Meme’yi manastıra kapatıyor. Orada Meme’nin bebeği doğuyor. Fernanda saklıyor çocuğu. En yeni Aureliano bu çocuk.

*

Ölümlerin ardından yeni nesil doğuyor.

Amaranta Ursula rahibeler okulundan dönüyor Macondo’ya. Kocası Gaston. En küçük Aureliano (Meme’nin çocuğu, Amaranta Ursula’nın yeğeni) teyzesi Amaranta Ursula’ya aşık oluyor. Sevişiyorlar. Gaston başka bir ülkeye gidiyor. Amaranta ile Aureliano’nun çocuğu dünyaya geliyor. Büyük büyük ninesinin korktuğu şey oluyor, domuz kuyruğu var bebekte.

Amaranta doğum esnasında kan kaybından ölüyor. Aureliano çocukluğundan beri çingene Melquiades’in yazdıklarını okuyup anlamaya çalışıyordu. Artık kendi geçmişi ve hatta geleceğini öğreniyor, daha doğrusu bir geleceği olmadığını.

“Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkum edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı.”

*

Yoruyor. Kayboluyor insan kitabın içinde. 

 


14 Aralık 2020 Pazartesi

KOLERA GÜNLERİNDE AŞK

 


KOLERA GÜNLERİNDE AŞK

(El Amor En Los Tiempos del Colera)

Gabriel Garcia Marquez

1985

Türkçesi: Şadan Karadeniz

Can Yayınları

333 sayfa

 

Ben bu kitapta bugünkü korona salgını gibi bir dönem var sanıyordum. İnsanlar evlerinde, karantina var, salgın hastalık nedeniyle herkes ölüyor, böyle bir ortamda yaşanan aşk sanıyordum. Yuooo değilmiş. Tee kitabın sonunda koleranın varlığı gündeme geliyor. Onun öncesinde hayat devam ediyor gayet.

*

Doktor Juvenal Urbino ve karısı Fermina Daza. Yetmişli yaşlardalar. Elli yıldır evliler. Bir oğulları ve bir kızları var, onlar da kendi yuvalarını kurmuşlar.

Birbirlerini seviyorlar, birbirlerini tanıyorlar ve birbirlerine alışmışlar, her şey yolunda gözüküyor.

Doktor Urbino, çok beklenmedik bir şekilde ölüyor. Evcil papağanının peşinden ağaca çıkıyor, kaçan papağanı yakalamak isterken ağaçtan düşüyor. Ölüyor.

Kitap da geçmiş ve bugün arasında yolculuk yaparak bize Doktor Urbino ve Fermina Daza’nın ilişkisini anlatıyor. Bugünlere nasıl gelmişler? Urbino bir ara aldatmış, Fermina ayrılmış, ama sonra yine devam etmişler. "Kocasının ona ödünç verdiği bir yaşamı yaşıyormuş" gibi hissediyor ama yine de devam ediyor. 

*

Fermina, evlenmeden önce Florentino Ariza varmış hayatında. 

Yıllar önce Florentino Ariza ve Fermina Daza bir gönül ilişkisi yaşamış. İki yıl kadar mektuplaşmışlar. Fermina’nın babası öğrenince kızını başka bir şehirdeki akrabasının yanına göndermiş. Çünkü baba bu ilişkiyi onaylamıyor, kızını daha iyilerine layık buluyor.

Fermina döndüğünde aklında hala Florentino var, fakat Florentino ile karşılaştığında birden onu sevmediğini fark ediyor. Aniden gelen bir aydınlanma ile reddediyor onu.

Florentino aşırı yıkılıyor ve dağılıyor. Bayağı götü başı dağıtıyor. Kendisini evlenmeyi umduğu kadına saklıyordu. Hem ahlaken doğrusunun bu olduğunu düşünüyordu hem de gözü gerçekten başka kimseyi görmüyordu. Ancak sonra hayatı boyunca yüzlerce kadınla birlikte oluyor.

Fermina da şehre yeni gelen ve herkesin saygı duyduğu genç doktor Urbino ile.

Urbino, Fermina’yı görür görmez beğeniyor. Fermina da onu. Fermina’nın babası da onaylıyor bu birlikteliği. Hatta doktor damadı olsun diye özel olarak uğraşmaya da hazır ama onun uğraşmasına gerek kalmadan gençler birbirini beğeniyor, evleniyorlar.

Florentino her ne kadar sürekli başka başka kadınlarla birlikte olsa da Fermina’yı aklından hiç çıkarmıyor ve bir gün onunla birlikte olacağının hayalini kuruyor. O gün için kendisini maddi olarak hazırlıyor. Başarıyor da.

Hikayenin sonuna geleyim;

Doktor ölünce Florentino’ya gün doğuyor. Fermina’nın yanına gidiyor hemen. Peşi sıra her gün mektup, yüzlerce mektup. Fermina başta istemese de zamanla ısınıyor Florentino’ya. Hatta beraber gemiye binip geziye çıkıyorlar. Gezide baş başa kalabilmek için Florentino gemide kolera salgını olduğu haberini yayıyor, diğer yolcular başka gemilere aktarılıyor. Kaptan, kaptanın sevgilisi, Florentino ve Fermina baş başa devam ediyorlar. Ne zamana kadar? Florentino Ariza’nın hep hayalini kurduğu gibi “Bütün bir yaşam boyu.”

*

Şimdiiiiiii,

Aşk meşk bunlar güzel şeyler. Ancak hikayede çok tadımı kaçıran kısımlar var.

Öncelikle aşkın böyle saplantılı hali benim hoşuma gitmez, öyle yıllarca unutamamalar falan, hiç sağlıklı değil, ben bunu aşk diye de tanımlamam, saplantı düpedüz ama bana ne tabii.

Yalnız bu Florentino Ariza adi bir şerefsiz. Tecavüzcü.

“…hizmetçi kızlardan birine, evin merdiveninin arkasında, ayaküstü, giyimli, saldırmış, bir Filipin horozundan daha kısa bir sürede gebe bırakmıştı onu. Şerefine leke sürenin, onu bir kez bile öpmemiş olan pazarları buluştuğu bir sevgilisi olduğuna yemin etsin diye, dayalı döşeli bir ev armağan etmek zorunda kalmıştı ona; yaman şekerkamışı biçicileri olan kızın babasıyla dayıları da kızla evlenmeye zorlamışlardı oğlanı.” Sf.281

Bir vukuatı daha var.

Akrabalardan biri on dört yaşındaki kızlarını okul okusun diye Florentino’nun yanına gönderiyorlar. Kız yatılı okula gidecek, hafta sonları Florentino amcası (ya da dedesi) onunla ilgilenecek. Florentino puştu bu kızcağıza da tecavüz ediyor:

“…önce ayı kardeşin hatırı için şu ayakkabıları, sonra köpek kardeşin hatırı için şu gömleği, sonra tavşan kardeşin hatırı için şu çiçekli donu; şimdi de babacığının kutucuğuna kondurduğu bir öpücük…” sf.263

Puşt herif. Kız neye uğradığının farkında değil, normal sanıyor. Aşık oluyor bu puşta.

Kızcağız başta derslerinde çok iyiyken Florentino’nun Fermina ile birlikteliğinin ardından önce dersleri bozuluyor, sonra da intihar ediyor.

İğrenç bir adam.

Ve iğrençliğini sessiz, sünepe görüntüsü altında saklıyor. Bu görüntüsü ile kimse onun bir kadın avcısı, bir tecavüzcü olduğunu düşünmezmiş.

"Başarılarından hiç söz etmezler, gizlerini kimseye açmazlardı; öyle dalgın görünürlerdi ki, iktidarsız, soğuk, en çok da ürkek hanım evladına çıkardı adları; Florentino Ariza'nın durumunda olduğu gibi. Ama yanlış anlaşılmak hoşlarına giderdi; çünkü yanlış anlaşılmak korurdu onları." sf.162

Florentino'nun kendisi de tecavüze uğruyor. Gemide kendi halinde yürürken kamaradan bir kadın eli onu içeri çekiyor ve kadın Florentino'yu yatırıp üzerine atlıyor. Kadının yüzünü görmüyor. Kadın işini bitirince Florentino'yu dışarı atıyor. Florentino neye uğradığını şaşırıyor ve artık eskisi gibi kendisini sevdiği kadına saklama düşüncesinden vazgeçiyor.

Kitapta bir de tecavüz güzellemesi var. Bir kadın daha önce tecavüze uğramış, kadın hayatı boyunca kendisine tecavüz eden adamı aramış, hayır cezasını çekmesi için değil, bir daha tecavüz etsin diye.

“Çok gençken, yüzünü hiç görmediği güçlü, kuvvetli, becerikli bir adam, onu ansızın dalgakıranın üstüne yıkmış, paralarcasına soymuş, bir an çılgınca sevişmişti onunla. Taşların üstüne uzanmış, her yanı yara bere içinde, o adamın hep orada kalmasını, onun kolları arasında aşktan ölmeyi istemişti. Yüzünü görmemişti, sesini işitmemişti, ama binlerce erkek arasında, biçiminden, yapısından, sevişme tarzından onu tanıyacağından emindi. O zamandan beri, kendisini dinleyecek kimi bulursa, şöyle diyordu: ’Bir on beş ekim gecesi saat on birlerde, Escollera de los Agogados’ta oturan zavallı bir zenci sokak kızının ırzına geçen iriyarı bir adam hakkında bir şey biliyorsanız, söyleyin ona, gelip beni bulsun.” Sf.230

Bir erkek yazar elinden çıkma olduğu anlaşılan satırlar.

Yazarın “Benim Hüzünlü Orospularım” kitabında da benzer fanteziler var. Orada da doksan yaşında adam on dört yaşında kız çocuğuyla birlikte oluyordu. Yazarın diğer kitaplarında da muhtemelen benzer sapıklıkların olduğunu sanıyorum. Gabriel Garcia Marquez, bugün çıksa bu “saygın” üne kavuşamazdı sanırım. Çünkü artık tacizlerin taciz olduğu ve bunun da suç olduğu konusunda bir farkındalık var. İyi ki de var. 

*

Bu iğrençlikleri bir kenara koyup şirinliklerden bahsedeyim. Yabancı eserlerde Türkiye’den bahsedilince gelen minik bir gülümseme oluyor bende ne yalan söyleyeyim. Bu kitapta da bir Türk halısı ifadesi geçiyor, bir de Türkiye’de yetişen siyah güller. Karayipler’de geçen bir hikayede bunlardan bahsedilmesi cici geliyor bana. İhih :) 


*

Kitabın filmini de izledim.

Benim burada şöyle tecavüzcü, böyle pis iğrenç adam dememe sebep olan kısımlar filmde yok. Filmde daha sempatik bir adam olarak canlandırılmış Florentino. Javier Bardem'i oynatmışlar zaten, gel de bu adama pis iğrenç de.

Florentino'nun orta yaş ve yaşlılık dönemini Javier Bardem canlandırırken ilk gençlik dönemini başka bir oyuncu canlandırmış. Gençlikten yetişkinliğe geçişi de o yüzden evrim gibi olmuş, birden değişmiş. 

Yaşlılıkları ise bence komik. Gencecik insanlar yaşlı rolü yapıyorlar. Yüzler, ciltler cillop, sadece saçlar beyazlamış, bir de ağır aksak yürüyorlar, çünkü yaşlılık bunu gerektirir. 

Kitaba sadık kalınmış. Olay örgüsü büyük ölçüde aynı. 

Adettendir, kitabı mı daha iyi filmi mi karşılaştırması yapmak. Ben filmi daha sevimli buldum. 



18 Mart 2019 Pazartesi

BENİM HÜZÜNLÜ OROSPULARIM



BENİM HÜZÜNLÜ OROSPULARIM

( Memoria de mis putas tristes )

Gabriel Garcia Marquez

2004

İspanyolca aslından çeviren: İnci Kut

Can Yayınları

102 sayfa


“Doksanıncı yaşımda, kendime bakire bir yeniyetmeyle çılgınca bir aşk gecesi armağan etmek istedim.”

Bu cümleyle başlıyor kitap.

Doksan yaşına basan bir ihtiyar, kendisine doğum günü hediyesi olarak bir bakire ile birlikte olmayı seçiyor.

Üffff iğrenç.

*

İhtiyar, sık sık gittiği genelevin patroniçesi Rosa Cabarcas’a söylüyor bu isteğini.

İsteği yerine getiriliyor, on dört yaşında bir kızcağız bulunuyor. Adı Damiana.

Kız korkmasın diye bir şeyler içirmişler, o yüzden uyukluyor kız.

İhtiyar da sadece onu seyrediyor.

Böyle birkaç gece daha yaşıyorlar, kız uyukluyor, ihtiyar seyrediyor.

*

Beri yandan bu ihtiyarın sadece arkadan ilişkiye girdiği bir hizmetçisi var. Yıllar önce başlamış ilişkileri, hizmetçi kız yaşlanmış. Gençliğinden beri ihtiyarı seviyormuş hatta dediğine göre bu adamdan başkasıyla birlikte olmamış ve hala bakireymiş.

*

Öfff iğrenç.

*

İhtiyar, aynı zamanda bir gazetede yazıyor. Doksan yaşında olmaya dair tecrübeler ve aşk hakkında yazıyor. Geçimini böyle karşılıyor.

*

Bir gün genelevde bir cinayet işleniyor. İhtiyar, Damiana’ya bir süre ulaşamıyor. Bir zaman sonra ulaştığında da artık Damian’sız yapamayacağını düşünüyor.

Rosa Cabarcas’ın evini satın almayı teklif ediyor ihtiyar. Öldüğünde her şeyi kıza kalsın istiyor. Rosa da ölümünün ardından her şeyi kıza bırakacağını söylüyor. İhtiyara diyor ki, sen her şeyini bana bırak "ben kızın bakımını üstlenirim, sonra da her şeyi ona bırakırım, hem seninkini hem benimkini.” diyor. Ki bence yalan söylüyor. Rosa ayrıca kızın, ihtiyara aşık olduğunu söylüyor, ki bence bu da yalan.

Nihayet kitap, ihtiyarın mutlu anıyla son buluyor:

“Sonunda gerçek yaşam buydu işte, kalbim kurtulmuş, yüz yaşımdan sonra herhangi bir gün mutlu bir can çekişmesi içinde aşktan ölmeye mahkum olmuştu.”

*

İğrenç demiş miydim?

Hiç hoşuma gitmedi bu hikaye benim.

6 Ekim 2012 Cumartesi

YÜZYILLIK YALNIZLIK



YÜZYILLIK YALNIZLIK

(Cien Anos de Soledad)

Yazarı: Gabriel Garcia Marquez

Türkçesi: Seçkin Selvi

Yayınevi: Can Yayınları

Basım Yılı: 1. Basım- 1984, 33. Basım- 2008

Sayfa Sayısı: 356


''Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım."

diyor yazar kitabın arkasında.

Deli bir sülalesi varmış yazarın. İnsan bu sülalenin yaptıklarını dinleye dinleye büyürse elbette bütün bunları kusmak ister. Yazar da bunu tam istediği gibi edebiyat aracılığıyla kusmuş. Çok da güzel yapmış. 

Olaylar ve kişilerin gerçekliği, olağandışı kısımları da yutmamızı sağlıyor. Domuz kuyruklu çocuklar doğması, yerden yükselip göğe karışmak falan hepsi gayet normal gibi geliyor. Olur ki öyle şeyler, çok normal. 

Gabriel Garcia Marquez'in okuduğum ilk kitabı bu. Başlarda bana biraz İhsan Oktay Anar havası verdi. Onun tarzı da böyle gibi. Ama sonra dağıldı o hava. 

Kitaba çok kaptırınca kendini o manyak sülalenin içinde buluyorsun. Dağlara taşlara. Böyle zırdeli insanların arasından çık, kitap yaz, Nobel Edebiyat Ödülü al. İşte dezavantajları avantaja dönüştürmek budur.