William Golding etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
William Golding etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2021 Perşembe

KULE

 


KULE

(The Spire)

William Golding

1964

İngilizce aslından çeviren: E. Efe Çakmak

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

10. Basım- Ocak 2020

242 sayfa



Ne kuleymiş!

Baş rahibin biri tutturmuş kilisenin tepesine kule yapılacak diye. Öyle böyle değil, metrelerce uzunlukta, upuzun, arşa değecek boyu.

İşçiler bu kadar uzun bir kulenin yapılamayacağını, yıkılacağını söylüyor ama başrahip Joselin dinlemiyor. Tanrı tarafından seçilmiş bir insan olduğuna ve bu kulenin yapılması için görevlendirildiğine inanıyor.

Yapı ustası Roger Mason gece gündüz çalışıyor, rahibe de söylenip duruyor olmaz bu iş diye. Karısı Rachel de ortalarda söylene söylene, gevezelik ede ede dolaşıyor.

Roger Mason ağzı bozuk ve saygısız bir adam ama Joselin bu adamın peşinden ayrılmıyor. Bu kuleyi yapsa yapsa bu adam yapar diye. 

Temizlik işlerine bakan Pangall adlı topal bir adamcağız var. İşçilerin alay malzemesi olmuş. İşçiler adamcağızla dalga geçiyor. 

Pangall'ın karısı Goody, güzelliğiyle dikkat çekiyor. Rahip bile gözünü alamıyor ondan ama kızı gibi sevdiğini söylüyor, günahı boynuna.

Bir gün rahip, Roger ile Goddy'i birlikte görüyor. O günden beri rahibin kafası iyi değil. Ondan önce de iyi değildi ama o günden sonra iyice iyi değil.

Pangall daha fazla dayanamayıp gidiyor. Rahip Joselin de yalnız kalan ve üstelik hamile olan Goody'e iyilik olsun diye onu bir manastıra göndermek istiyor. Ama Goody ölüyor.

Joselin'in akıl sağlığını asıl bu olay etkiliyor. 

Bu arada kilisenin asıl işleri ile ilgilenemediği için Joselin hakkında soruşturma da yapılıyor. 

Nihayet Joselin hasta olup yataklara düşüyor. Kendine geldiği her an kuleyi soruyor yıkıldı mı diye. Yıkılmıyor ama bir gün yıkılacak, herkes öyle düşünüyor. Kulesine doyamadan ölüyor Joselin. 

Ölmeden önce kuleyi, seçilmiş insan olup olmadığını, yaşananları sorguluyor ve anlamsızlığına kanaat getiriyor. Her şeyin boş olduğunu görüp ölmesi tatsız oldu bence. O büyük inancıyla ölseydi daha rahat ederdi.

*

Kitabın İngilizcesinin Benedict Cumberbatch okumuş. Şuradan dinleyebilirsiniz: 

https://www.youtube.com/watch?v=vKC2Dao_Gac&t=837s

Ben dinledim. Cumberbatch'in her karakter için ayrı ses kullanması ve Joselin taklidi çok iyi. Kitabın filmi yapılırsa Joselin'i oynasa keşke.


27 Haziran 2015 Cumartesi

SİNEKLERİN TANRISI



SİNEKLERİN TANRISI

( Lord Of The Flies)

William Golding

1954

İngilizce Aslından Çeviren: Mina Urgan

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

28. Basım - Ocak 2015

261 sayfa


Bir uçak saldırısı sonucu ıssız bir adaya düşen, yaşları 6 ile 12 arasında değişen çocukların yaşam ve iktidar mücadelesi anlatılıyor.

Bu yaşta çocuklar nereden bilir iktidar mücadelesini? Bu uğurda insan öldürmeyi göze almayı?  Asıl mesele bu. 

Yetişkinlere yakıştırılabilecek bu çabayı çocuklarda da görmek insanı düşündürüyor. Çocuklar melektir, algısını sarsıyor. O zaman kötülük, doğuştan gelen bir dürtü. Mü acaba?

*
---spoiler---

Kitapta önce Ralph', ve Domuzcuk'u tanıyoruz.

Domuzcuk'un adını hiçbir zaman öğrenemiyoruz. Yavrucak o kadar "Bana Domuzcuk demesinler" diye uğraşıyor, gene de bu şekilde anılıyor.

Diğer tarafta Jack var. Kötülüğün simgesi bu çocuk. 

Çocuklar, Ralph'ı şef olarak seçiyorlar.

Ralph, adadan kurtulmak için civardan geçen gemilerin görebileceği bir ateş yakılmasını istiyor. Ateşi Domuzcuk'un gözlüğü ile yakıyorlar. Gözlük camını güneşe tutup tutuşturuyorlar dalları. Ateşten sorumlu Jack oluyor.

Jack, aynı zamanda avcı. Domuz avlıyor. Bir gün bir av sırasında ateşi ihmal ediyor. Ralph de Jack'e bu yüzden çok yükleniyor. 

Çocuklar arasında adada canavar olup olmadığı tartışması başlıyor. Tepeye düşen ölü paraşütçüyü canavar sanıyorlar çünkü.

Onun yakınına gidip canavar olmadığını gören Simon, bunu diğer çocuklara anlatmaya gidiyor. Ancak o esnada çocuklar bir çeşit avcılık dansı yaptıkları ve kendilerini buna fazlasıyla kaptırdıkları için Simon'u canavar zannediyorlar ve hunharca öldürüyorlar.

Ralph, bu vahşiliğe dayanamıyor. Aralarındaki iktidar mücadelesinde Jack baskın çıkıyor.

Ralp sadece Domuzcuk ve ikizlerle kalıyor. 

Jack, etrafına topladığı çocuklarla vahşi bir kabile gibi davranıyor. Ralph'i ve arkadaşlarını dövüyor. İkizleri kaçırıyor. Domuzcuk'u öldürüyor. Ralph'i de yakalasa öldürecek. Halbuki İngilizsiniz siz. İngiliz çocuklara yakışacak davranışlar mı bunlar cık cık cık.

Tam o esnada nihayet bir kurtarıcı geliyor. Dumanı görüp gelen bir gemiden çıkan subay, çocukları topluyor etrafına. "Siz ne biçim İngilizsiniz" diye bir fırçalıyor önce bunları. Başta her şey düzgündü, sonra bozuldu, diye ağlıyor Ralph'cik. 

*
---spoiler---

Kitabın adına dair, sondaki sonsözde Mina Urgan şu açıklamayı yapıyor:

"Kitaba adını veren Sineklerin Tanrısı, bu hastalığı, yani insanların içindeki kötülüğü simgeler. Sineklerin Tanrısı, üstüne sineklerin konduğu bir domuz başıdır: Jack, ilkel bir insanın inancıyla karanlık güçleri yatıştırmak, kendini ve kabilesini canavardan koruyabilmek amacıyla, öldürdüğü bir domuzun başını kesip iki ucu sivriltilmiş bir kazığa geçirmiş, kazığı bir put dikercesine toprağa çakarak, bu kokuşmuş domuz başını canavara sunmuştur. İngilizlerin Beelzebub dedikleri şeytanın Kutsal Kitap'taki İbranice adı, Sineklerin Tanrısı anlamına gelen Ba-al-z-bub olduğu için de Golding kitabına bu adı vermiştir. " sf. 257

Bu arada Mina Urgan'ın son söz olarak yazdığı kısım, romanın şahane bir özeti. Kitabın ortasında ben bu son sözü okudum, kitabı okumanın anlamı biraz azaldı bu yüzden, siz bunu yapmaktan sakının, gerçekten son olarak okuyun.

Kitabın adıyla ilgili aklıma takılan bir şey var. Orijinal adı: "Lord of The Flies" Bu "Sineklerin Tanrısı" diye çevriliyorsa, "Lord of The Rings" niye "Yüzüklerin Tanrısı" değil de "Yüzüklerin Efendisi" diye çevrildi?