9 Mart 2026 Pazartesi

HARİKA BİR HAYAT

 


HARİKA BİR HAYAT 

Hikmet Hükümenoğlu 

İthaki Yayınları 

1.Baskı - Kasım 2025 

358 sayfa 



1919'da İstanbul'da doğan Harika'nın hayat hikayesi. Müthişti. Çok beğendim. 

*

Veysel Bey gazeteci. Eşi Melek Hanım ve oğulları İrfan ile işgal yılları İstanbul'unda yaşamalarına rağmen nispeten iyi durumdalar. Veysel Bey gazeteci dediysek öyle acar bir muhabir değil. Cebinde defteri gördüklerini, duyduklarını, izlenimlerini yazıyor. Pek cesur biri değil. Vatanı için iyi niyetler besleyen ama bunun için bir atılımda bulunmayan biri. 

Her hafta gazete, edebiyat ve benzeri çevreden dostlarının katıldığı akşam yemekleri düzenliyorlar. Melek Hanım da edebiyatla ilgili. Şiir ve roman yazmaya çalışıyor ama bir türlü ortaya bir şey çıkaramıyor. 

Bir kız çocukları oluyor. Veysel Bey, kızına bakıp ilk aklına geleni isim olarak koyuyor: Harika

Yalnız Harika bebeğin ismi gibi bir hayatı olamıyor. Baş sorumlusu da anası. 

Melek Hanım tipik bir erkek çocuğunun aşığı, kız çocuğunun düşmanı. Kızcağızın her yaptığına bir kulp takıyor. Halbuki o kadar akıllı, çalışkan bir kız. Sadece radyoda dinleyerek kendi başına beş dil öğrenen bir çocuk. Bulmaca ve benzeri şifreli oyunları anında çözen hatta kendisi de bulmaca ve şifreli oyunlar üreten, temiz kalpli, akıllı uslu bir yavrucak. Annesi sevsin diye sürekli, hayatı boyunca ödünler veriyor kendisinden. Kıyamam.

Bir tane arkadaşı var. Gülizar. Melek Hanım Gülizar ve ailesini kendi ailesinden aşağı gördüğü için pek hoşlanmıyor onlardan ama bir şey de demiyor. Harika ve Gülizar beraber büyüyorlar, İrfan ikisine de abilik ediyor. 

Veysel Bey kumara bulaşıyor. Tombala, piyango derken kumar borcu boyunu aşıyor. Evini teminat göstererek bankadan kredi çekiyor. Çektiği krediyle de kumar oynayıp kaybediyor. Kimseye söyleyemiyor. Stresten hasta olup ölüyor. Evi ellerinden alınınca Melek Hanım, Harika, İrfan şok!

Eski zengin bir tanıdık, Kamuran Bey, sahip olduğu apartmanda bir daireyi onlara veriyor. Melek Hanım memnun değil ama başka çare yok.

Bu arada Fransız Kız Mektebi ve ardından üniversitede Tarih okuyor Harika. Aslında Matematik okumak istiyor ama annesinin isteğiyle Tarih okuyor. O arada da apartmanın altındaki pastanede garsonluk yapıyor. Annesi yine kızıyor. Aile şerefi, yakışıyor mu garsonluk, şu bu...

Bir gün pastaneye gelen bir delikanlının unuttuğu defteri görüyor Harika. Gazeteden kesilmiş haberlerin yapıştırıldığı bir defter. Delikanlı defteri almaya geri geliyor. Bu vesileyle tanışıyorlar. Adı Selçuk. İngiliz Konsolosluğunda pasaport memuruymuş. Dolu dolu aşk yaşıyorlar. Melek Hanım yine onaylamıyor. 

Bu arada Melek Hanım da boş durmuyor. Sık sık toplantılarına gittiği bir dernekten tanıştığı Harun Bey ile nişanlanıyor. Harun Bey, Harika ve İrfan'ın ideolojik olarak tam zıttı. Nazi Almanya'sının Avrupa'da nam saldığı bir dönem. Harun Bey de Nazilerden yana. Melek Hanım da az biraz öyle. 

Harika, annesinin nişanına Selçuk'u da çağırıyor. Böylece ilk kez annesiyle tanıştırmış olacak Selçuk'u. Ancak Selçuk gelmiyor. Şok!

Selçuk'un izini de bulamıyorlar sonra. Ortadan kayboluyor.

Bir zaman önce Selçuk'un ısrarıyla bir şiir yarışmasına katılmıştı Harika. Ama yarışmaya kendi adıyla değil H.Kara mahlasıyla katılmıştı. O yarışmada birinci olduğu haberi geliyor. Ödül gecesine Kamuran Bey ile katılıyor. Harika, rahat edebilmek için saç, makyaj, kıyafet değiştirdiği gibi karakter de değiştiriyor ve adeta başka bir insana, H.Kara'ya, dönüşerek ödül gecesine gidiyor. Gecede dans sırasında biri geliyor yanına, kim? Selçuk.

Selçuk meğer ajanmış. Bu sebeple gitmesi gerekmiş o gece. Haber de verememiş. 

Harika affediyor onu. 

*

Beraber büyüdükleri ve biricik arkadaşı olan Gülizar ile Harika'nın abisi İrfan çocukluktan beri birbirlerine aşıklarmış. Evlenmeye karar veriyorlar.  Melek Hanım şiddetle karşı çıkıyor ama İrfan kararlı. Evleniyorlar. Gülizar hemşire, İrfan matbaada çalışıyor. 

Melek Hanım ile Harun Bey de evlenecekler. Selçuk davet ediliyor ama yine gelmiyor. Yine ortada yok. Selçuk’un daha önce bir akrabam diye tanıştırdığı Fuat’tan öğreniyor ki Selçuk, ajanlığı ortaya çıkınca öldürülmüş. Harika yıkılıyor tabii. 

Bir zaman sonra Harika, Kamuran Bey aracılılığıyla tiyatroda iş buluyor. Çehov’un Martı’sını oynayacaklar. Tiyatroda arka plandaki işleri yapan Harika, bir rol sahibi hasta olup gelemeyince onun rolünü üstleniyor. Bu kez kullandığı isim H.Ak. 

Daha önce Selçuk'un akrabası diye tanıdığı Fuat Aydınoğlu müfettiş ve tiyatroları teftişe gidiyor, komünist unsur var mı diye. O ara Harika’ya aşık oluyor. Harika da ona. Harika'nın ona aşkı biraz vicdan azaplı tabii. Zaten kız hep üzülmeye yer arıyor. Üzülmeye, kendini suçlamaya. Kuzum ya, kıyamam. 

Harika, bir gün sokakta Selçuk’u gördüğünü sanıp Selçuk’un evine gidiyor. Radyo frekanslarını karıştırıyor onunlayken yaptıkları gibi. Selçuk'un bir görevi de radyo frekanslarına gizlenmiş şifreleri deşifre etmekmiş. Harika ondan daha iyi yapıyordu bu işi. 

Harika, radyodan şifreli mesaj alıyor. Mesaj Selçuk'tan. Ölmemiş. 

Fuat’a anlatıyor Harika. Fuat Selçuk’un yaralandığını ama ölmediğini, güvenlik için başka ülkeye gönderildiğini itiraf ediyor. 

Harika Fuat’tan yeni bir hayat istiyor. 

Bir gün haber geliyor. Selçuk’un evinde yangın çıkmış, Harika da oradaymış, ölmüş. 

Harika öldü diye biliyor herkes. Ama o Selçuk’un yanına gidiyor. 

Selçuk'la beraber yabancı memlekette üç yıl kalıp gidiyor. 

Gülizar ve İrfan'a her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden isimsiz bir kartpostal geliyor. Gülizar ve İrfan da hafiften şüphelenmeye başlıyor bu kartpostalları gönderen Harika mı diye ama bir delilleri yok. 

Selçuk Harika'nın bir yerlerde olduğunu düşünüyor ve bu kitabı yazıyor. Kitabı yazarken Kamuran, İrfan ve Gülizar’ın anlatımlarına da başvuruyor.

Melek Hanımsa Harun Bey Demokrat Parti'den milletvekili olduktan sonra çıktıkları gemi seyahatinde başını çarpıp ölüyor. Harun Bey, vatana ihanetten yargılanıp sonra serbest kalıyor .

*

Kitapta hem bu bireysel hayat hikayeleri hem de dönemin olayları kısa ve sade şekilde yer alıyor. Atatürk'ün ölümü, Tan gazetesi baskını, Sabahattin Ali-Nihal Atsız kavgası, Alman Naziler ve faşizm, İkinci Dünya Savaşında Türkiye'nin durumu gibi.

*

Çok severek beğenerek okudum. 

6 Mart 2026 Cuma

SIRLARIN SIRRI

 

SIRLARIN SIRRI

(The Secret of Secrets)

Dan Brown

2025

Türkçesi: Petek Demir İpek Demir

Altın Kitaplar Yayınevi

1.Basım - Temmuz 2025

655 sayfa

 

İnsan zihninin beynin -daha genel olarak bedenin- içinde yer almadığını, zihin için bir fiziksel sınır olmadığını, dolayısıyla beden dışı deneyimlerin mümkün olduğunu anlatan bir profesör var. Bu bilgilere dair yazdığı kitabı yayımlanmak üzere. Fakat CIA bu bilgilerin yayılmasını istemediği için kitabı ortadan kaldırmaya girişiyor. Bunun için de sik sik işler yapıyor. Hikaye bu. 

Öncelikle “dünyayı sarsacak bilgi” diye lanse edilen hiçbir şeyin dünyayı sarsacağını sanmıyorum. Bilgi bu kadar önemli bir şey değil çünkü. Bilgi sayesinde insanların rasyonel davranacağını ummak çok saf, çok romantik. Al bugün ABD Başkanı Trump’ın pedofili bir yamyam olduğunu biliyoruz da ne oluyor? Örnekleri çoğaltın istediğiniz kadar. Ne işe yarıyor bu bilgiler? Sosyal medyada tonla bilgi dolaşıyor. Doğru bilgiler o doğruları sulandıran başka bilgilerle karışıyor ve hayatımıza bu bilgileri öğrenmeden öncesi ve öğrendikten sonrası arasında hiçbir fark olmadan devam ediyoruz. O yüzden kitapta bana CIA’nin bu bilgiler yayılmasın diye çabalaması zorlama geldi. Niye bunun için uğraşsınlar? Birkaç internet trolü ile her gerçek ve doğru bilgi çarpıtılabilir, sulandırılabilir ve ciddiyetsizleştirilebilir. Çok daha kolay bir yöntem bu. Ancak kitapta CIA bunun yerine neler yapıyor bakın.

*

Robert Langdon. Dini simgebilim uzmanı. Dan Brown romanlarının ana karakteri.

Dr. Katherine Solomon. Noetik Bilimci.( Noetik Bilim, insan bilincini inceleyen bir bilim dalı.)

Bu ikisi sevgililer, Prag’da Four Seasons Otel’deler. Katherine, Prag Karl Üniversitesinde konferans verecek. O yüzden oradalar.

Nörobilimci Dr. Brigita Gessner davet etmiş Katherine’i. Bu Gessner’e dikkat! Kötü bir insan!

*

Robert ile Katherine sabah otelde yatakta ne güzel ağnanacaklarken kurtlu Robert yerinde duramıyor. “Yirmağa gideyrum” diye çıkıyor otelden. Sabahları yüzmezse kendine gelemiyormuş.

*

Havuzda yüzmesini yüzdükten sonra otele dönerken yolda ne görse beğenirsiniz? Güneş taçlı, mızraklı, ölüm kokulu hayalet gibi bir kadın. Tam da gece Katherine’nin rüyasında gördüğü gibi. Katherine gece bir rüya görüyor, sonra Robert’a anlatıyor.  Rüyasında Katherine bu kadını (Güneş taçlı, mızraklı, ölüm kokulu hayalet kadın ) görmüş ve sonra otel patlamış.

Robert, kadını görünce Katherine’nin bu rüyasını hatırlıyor ve hemen otele koşup oteli boşaltın, acil durum, tehlike, diyor, yangın alarmını çalıştırıyor. Odaya koşuyor ama Katherine’yi odada bulamıyor. Odanın camından cumburlop Vltava Nehrine atlıyor. Buz gibi nehirde bir süre yüzüyor, bakıyor otel patlamamış, sakinleşip otele geri gidiyor.

Odasına giriyor, Katherine not bırakmış, laboratuvara gittiğine dair. Dr. Brigita Gessner, Katherine’yi laboratuarına davet etmiş.

*

Çekya istihbaratından (UZSI) biri geliyor Langdon’un odasına. Adı Janacek. Sabah neden oteli boşalttırdığını sorguluyor. Langdon, yanılmışım, bomba olacak sandım, diyor ama anlatamıyor. Janacek, gerçekten de ekibim sabah bir bombayı etkisiz hale getirdi, diyor. 

Bu arada Abd Büyükelçiliği hukuk ateşesi Michael Harris geliyor. Abd vatandaşlarına yardım edermiş.

Langdon rüya hikayesini anlatmak zorunda kalıyor. Janacek inanmıyor tabii. Janacek’in iddiasına göre Solomon geleceği görmekle ilgili kitap yazıyor, bu da onun reklam çalışması için tasarlanan bir olay.

Langdon, Janacek ve Janacek’in şoförü aynı zamanda yeğeni Pavel, Katherine’nin gittiği Gessner’in laboratuvarına gidiyorlar. Kapıyı açan yok. Ses yok. İçeri giriyorlar. Bir heykel yanlış yerleştirilmiş. Langdon fark ediyor, heykeli düzeltince bir geçit açılıyor. Langdon çaktırmadan bu geçitten giriyor.

Büyük bir cam kapsül görüyor. İçinde bir kadın var. Önce Katherine’yi gördüğünü sanıyor ama içerideki Brigita Gessner. Ölmüş.

Gessner’in yardımcısı Sasha Vesna’yı görüyor sonra. Sasha epilepsi diye çocukken akıl hastanesine yatırılmış. Gessner onu oradan alıp iyileştirmiş. Epilepsi hastalarını iyileştiren çalışmalar yapıyor Gessner. Sonra Sasha’yı asistanı yapmış.

*

Şimdi burada Golem’den bahsetmeliyim.

Golem, kil canavarı. 16.yy efsanesi. Bir haham, halkını korusun diye kilden canavar yapıp başka alemden gelen bir ruhla aşılamış. Alnına da ibranice EMET yani GERÇEK yazmış. Adını İbranicede "ham materyal" anlamına gelen Golem koymuş. Ama sonra canavar, topluluğun güvenliğini sağlamak için öldürmeye başlayınca Haham, harflerden birini silmiş, anlam ÖLÜM’e dönüşmüş. 

“Gerçek, Ölüm olmuştu.” Sf.57

Sasha akıl hastanesindeyken hemşirelerden çok dayak yemiş. Ailesi de ilgilenmemiş. Zavallı terk edilmiş kimsesiz bir yavrucak. O gün orada Golem ile Sasha’nın ruhları karşılaşmış. Golem onu hemşire dayağından kurtarmış. Ve artık Sasha’nın koruyucu meleği olmuş. Ona ihanet eden herkesi öldürecekmiş.

*

Golem de labaratuvara geliyor gizlice. Janacek’i uçurumdan itiyor, Janacek ölüyor. Az öncesinde Amerikan büyükelçisi Janacek’e telefon edip “Otele hiç bomba konulmadığını biliyoruz” diyor. Meğerse kodaman biri Janacek’i arayıp Katherine ve Langdon’u tutukla demiş.

Sasha Vesna ve Langdon çıkıyorlar labaratuvardan. Sasha’nın evine gidiyorlar. Sasha ile Michael Harris daha öncesinden tanışıyorlar. Harris de Sasha’nın evine gelecek, telefonda öyle konuşuyorlar.

Michael Harris ile Sasha’nın tanışıklığı görev icabı. Büyükelçi Heide Nagel, üstlerinden gelen bir emirle Michael’e Sasha ile yakınlık kurması görevi vermiş. Michael bu görevden etik olarak huzursuz ama emir demiri keser diyerekten devam ediyor.

Sasha’nın evinde kapının altından bir not bırakılıyor. Not Langdon’a. Notta yazıyor ki: “Katherine elimde. Petrin Kulesi’ne gel.” Yola çıkıyor Langdon.

Dayısı Janacek’in Langdon tarafından öldürüldüğünü düşünen Pavel, mavi alarm veriyor. Bir polisin öldürüldüğü haberi ve öldüren olarak da Langdon’un resmi yayınlanıyor. O sırada Langdon takside, taksici ihbar ediyor. Pavel oraya doğru yola çıkıyor.

Langdon Petrin Kulesinde bir çiftten telefon rica edip maillerine bakıyor. Katherine’den mail gelmiş olabilir diye. Gelmiş gerçekten de. Enokyan dilinde bir mail atmış Katherine.

 “Genellikle Melek Dili olarak bilinen Enokyan dili, Prag’da kendilerini gizemci ilan eden John Dee ve Edward Kelley adlarında iki İngiliz tarafından 1583 yılında keşfedilmişti. Bu dil sayesinde medyumların ruhlarla konuşup başka alemlerden bilgi alabildikleri iddia ediliyordu.” Sf.224

Pavel de geliyor kuleye. Langdon onu görüp kaçıyor. 

Katherine’nin mailini çözmeye çalışıyor. Harfleri İngilizceye çevirince CODEX XL oluyormuş. “Şeytanın İncili” diye bilinen esrarengiz bir kitapmış. Bir keşiş tarafından bir gecede yazıldığı rivayet ediliyor ama yazması on yıllar sürecek nitelikte dev boyutta bir kitap. Ona şeytanın yardım ettiği söyleniyor.

Langdon bu incilin olduğu Klementinum’daki kütüphaneye gidiyor. Pavel de peşinden.

Pavel sahte yangın alarmı verdirip kütüphaneyi boşalttırıyor. Langdon, kütüphanedeki kitaplık görünümlü gizli kapıyı bildiği için gizli kapıyı açıp giriyor. İçeride Katherine.

Katherine'nin kitabının basılacağı yayınevinin IT elemanı, Katherine’ni aramış ve kitap kopyasının heck’lendiğini, kendisinin de güvenli bir yere geçmesini söylemiş. Katherine hemen otelin bilgisayarından kitabın çıktısını alıp Robert’a gizli şifreli maili atıp kütüphaneye saklanmış.

Pavel, gizli kapının yerini öğreniyor müze görevlisinden. Robert kaçmak için Katherine’nin kitabını yakıp küçük bir yangın çıkartıyor. Böylece kurtuluyorlar.

Büyükelçilikten yetkililer karşılıyor onları dışarıda. Büyükelçinin konutuna gitmek üzere arabaya biniyorlar.

Yolda Robert, Katherine’ne kitapta ne yazdığını soruyor, bu kadar önemli ne buldun? 

Tekrarlanabilirlik krizi veya replikasyon krizi. Bilim insanları deneyler yapıyorlar, ilkinde tutuyor ama bir daha tutmuyor. Ganzfeld Deneyi adlı bu deneyde iki ayrı odadaki denek birtakım görselleri birbirlerine zihinsel olarak iletiyorlar. Zihinsel telepati mümkün yani. Ama tekrarlanamayınca eleştirilmiş bu deney. Katherine diyor ki, halbuki örneğin atletizmde bir atlet rekor kırdı diyelim. Aynı performansı iki kez tekrarlayamaması bunun gerçekleşmediği anlamına gelmez. Bilimde tekrarlanabilirlik bilimin ayrılmaz parçası. Ama makro düzeyde böyle. Kuantum dünyası öngörülemez. Bilinç de etten kemikten bir organ değil, kuantum dünyasında yer alıyor. Bu yüzden onun da öngörülebilirliğini gözlemlemek çok zor. Nasıl ki ayna olmadan gözünü kendi gözlerinle gözlemleyemezsin. Bilinci de kendi bilincinle gözlemleyemezsin. 

GABA yani gama aminobütirik asit. Beynin gelen verileri filtrelediği biyolojik mekanizma. Örneğin yeni doğan bebeklerin yüksek GABA seviyeleri var. Bu, gözünün önündekiler dışında her şeyi filtrelemelerine sebep oluyormuş. Biz yetişkinler de kalabalık bir ortamda karşımızdakini ilgiyle dinlerken başka sesleri duymayız ama sıkıldığımızda dışarıdaki gürültüyü fark ederiz. Yani beyne girecek sinyallere karar vermek. 

Bu konuya çalışırken Brigitte Gessner’in çalışmalarına ulaşmış. Epilepsi çipi yapmış Gessner. Çip, beynin GABA tepkisini tetikleyip başlayacak nöbeti engelliyormuş. 

Etrafımızda algılayamadığımız bir gerçeklik var, GABA beynimizin kaldıramayacağı şeyleri deneyimlemeyi engelleyen bir perde. Ölüm esnasında GABA seviyesi düşüyor yani beynin tüm filtreleri kalkıyor. O yüzden ölümden dönenler mutluluktan, ruhlarının bedenlerinden çıkmış gibi olduğundan, huzurdan bahsediyor.

“Bana göre bilincimiz ölüm anında fiziksel alemi bırakıyor ve tekrar bütünle birleşiyor. Artık sinyali almak için bir bedene ihtiyaç kalmıyor. Sinyal sen oluyorsun.” Sf.335

Peygamberler ve Einstein, Galileo gibi bazı dehalar bu filtreleri ölmeden kaldırabilmiş insanlar.

Tesla’nın dediği: “Beynim sadece bir alıcı. Evrende, bilgiyi çektiğimiz bir merkez var.” Sf.336.

Uyuşturucu maddeler de bu filtreleri kaldırıyor diye mutluluk veriyormuş. İnsanlar beyin filtrelerini kaldırır ve bütün halindeki bir tür olduğuna inanırsa kapsayıcılık ve birliktelik duygusu olan bir gelecek olabilir.

“Genişlemiş bilinç, evrensel bağlantı, sınırsız sevgi, ruhsal uyanış, yaratıcı deha. (…) Hepimizde bu kapasite var, bizler sadece bunu deneyimleyecek kimyasallardan yoksunuz.” Sf.338

 

*

Büyükelçinin konağına geliyorlar, Petschek Villası. Eskiden varlıklı bir sanayicinin eviymiş, sonra Naziler işgal etmiş. Sonra da Abd hükümetinin olmuş.

(Yazar böyle her ev, kule, bina, otel, park, bahçe, kafe, tarihi turistik her yerin gelmişini geçmişini de anlatıyor. Elinde bu kitapla Prag gezen insanlar olabilir. Rehber gibisine. Öyle bir aktivite var. Okuduğu romandaki yerleri gezmek.)

Büyükelçi diyor ki, kitap basıldığında ulusal güvenliğe tehdit oluşturacağına inanan güçlü kurumlar var. Bay Finch gelecek, bu işle ilgilenen, ama önce gizlilik sözleşmesi imzalamalısınız.

Yani kitap hakkında konuşacaklar, böylece sözleşme gereği Katherine bir daha kitabı yazamayacak.

Büyükelçiye bir telefon geliyor, büyükelçi odadan çıkıyor. Robert, yayınevinin editörünü arıyor. Editör diyor ki sisteme girip kitabı çalanları bulduk. İn-Q-Tel diye bir şirket. CIA’nin fonladığı bir şirket, kısaca Q. Büyükelçi de eski CIA ajanı.

Büyükelçiye gelen telefonda Michael Harris’in Sasha’nın evinde ölü bulunduğu, Sasha’nın ise evde olmadığı söyleniyor. Büyükelçi bir çalışanını kaybetmeye ve kukla olmaya dayanamıyor ve Finch’ten kurtulmaya karar veriyor.

Büyükelçi CIA’in bu kitaptan neden kurtulmak istediğini bilmiyor. Şunu biliyor, CIA bu kitabın Q’nun en önemli yatırımına tehdit oluşturacağını düşünüyormuş. Prag’da yapılan bu çok gizli tesisin adı Eşik imiş. İnsan bilinciyle ilgili bilimsel araştırma tesisi bir çeşit. Tesis yeraltında. 1950’de Sovyet bombalarından sığınmak için Prag’da dev sığınaklar inşa edilmiş. Eşik de oradaymış. Folimanka Parkın altında.

Robert, kendilerini kurtaracak bilginin orada olduğunu düşünüyor ve Robert, Katherine, Nagel hep birlikte oraya gidiyorlar.

Eşik’in girişi Gessner’in Haç Burcu denilen yerdeki laboratuvarında. 

Golem de oraya gidiyor.

Bu sırada büyükelçi Nagel’i bir çalışanı arıyor. Michael Harris’in üzerinde Büyükelçiye yazılmış bir mektup varmış. O mektubu almak üzere Nagel büyükelçilik binasına gidiyor. Mektupta yazıyor ki “Sasha’ya yardım edin” Bir de YouTube adresi var. Golem’in Gessner’e işkence ederek söylettiği itiraflar.

Eşik’e varan Robert ve Katherine cerrahi bir ortamla karşılaşıyor. Anlıyorlar ki insan beyni ve bedeni üzerinde beden dışı deneyimler yaşatacak deneyler yapıyorlar. Denek de zavallı Sasha.

Burada GABA seviyesini etkileyecek beyin çipi yapıyorlar. Bilinç savaşları çıkacağını düşünen Abd ve CIA, psişik silahlanma yarışına girişmiş.

Burada Katherine’in imkansız olarak gördüğü yapay nöron yapmışlar. Nöron teknolojisi konusunu Katherine kitabında yazmış. Hem de doktora tezinde, yirmi üç yıl önce bahsetmiş ilkin.

Katherine’nin araştırması ve kitabının konusu davranışsal senkronizasyon. Kuşlar, balıklar birlikte hareket ediyor. Işık hızından daha hızlı tepki süreleri var. Tek bir organizma gibiler. Aynı anda hareket ediyorlar, çünkü birbirlerine bağlı bir sistemleri var.

“Tıpkı birleşerek bizi oluşturan vücudumuzdaki hücreler gibi.” Sf.227

 “Aynı şeyin biz insanlar için de geçerli olduğuna inanıyorum. Kendimizi yalnız bireyler olarak görüyoruz ama aslında çok daha büyük bir organizmanın parçalarıyız. Hissettiğimiz yalnızlığın sebebi, gerçeği göremeyişimiz. Aslında, bütüne entegre olmuşuz. Ayrı oluşumuz, bizim ortak yanılgımız.” Sf.227

Beyin bir alıcı. “Mevcut küresel bilinç bulutundan almak istediği özel sinyalleri seçiyor.” Sf.256

Hafızamızdaki tüm veriler biz onlara ulaşıncaya kadar başka bir yerde bekliyor.

*

Finch, Katherine ve Langdon’u buluyor Eşik’te. Öldüresi var ama öldürmeden önce uzun uzun kendini ve sistemini anlatıyor, tipik. Anlatmayıp yekten vursa hikaye biter. O yüzden anlatıyor. "Eşik, yaşamla ölüm arasındaki o gizemli yerdir.” diyor. Sf.524

“Biz Ölürken GABA seviyesi düşer, beyin filtreleri kalkar ve gerçekliği çok daha geniş bir bant aralığımda algılarız.” Sf.524

CIA bunu yapıyor Eşik’te alet edevatla. Bu anı dışarıdan gözlemleyebiliyorlarmış. Böylece yerleşik olmayan bilinçle beden dışı deneyim yaşanmasını sağlayabiliyorlarmış.

“Kapsüllerdeki deneklerden biri ölümün eşiğine getirildiğinde bilinçleri bedenlerinden ayrılır. Güçlü zihin bağlarını koparmış bir ruh haline gelir, fiziksel bedenin dışındaki bir bilinç de denebilir. Bu durumdaki kişiye psikonot diyoruz. Ve bu olduğu da yani psikonot kapsülün dışına çıktığında, kubbeden yukarı yükseldiğinde ve dışarıdaki dünyaya ulaştığında neler gördüğünü tam manasıyla izleyebiliyoruz. Bu ekranlar bize bedeninden ayrılmış zihnin gözünden… sözün kısası, yerleşik olmayan bilincin tüm deneyimlerini gösterecek.” Sf.525

Matrix gibisine. İnsanların canlısını köle ettikleri gibi ölüsünü de köle edecekler kendilerine. Ve onları dron gibi yöneten bir pilot olacakmış. Böylece savaş alanlarını, toplantı odalarını hiç fark edilmeden izleyecekler. Hıyarlar, bu olursa bunun savurucusuda olur. Bu yapılırsa bunun sinyal kesici gibi olanı da yapılır. O mümkünse bu da neden mümkün olmasın?

Eski Stargate projesinin devamıymış bu. O zaman başarısız oldu diye tepki çekmiş proje. Beden dışı deneyim yaşayan eski çalışanlar anılarını kitaplaştırmış. CIA bu kitaplara müdahale etmeyip çalışanları üçkağıtçı eski çalışanların yanıltıcı bilgileri demiş.

*

O sırada Golem de Eşik’te. Patlatacak orayı, düzeneği kuruyor. Sonra da Finch’in sesini duyup onların yanına gidiyor. Finch’i etkisiz hale getirip Katherine ile Langdon’a kaçın, diyor, patlayacak burası. Katherine ile Langdon kaçıyor. Golem Finch’i deney kapsüllerine sokuyor. Al şimdi sen ol bakalım psikonotbok.

Robert ve Katherine Eşik’ten çıkıp Sasha’nın evine gidiyorlar. Gizli bir odada Sasha'yı buluyorlar. Ama…

Golem meğer Sasha imiş. Sasha’nın bedeninde iki farklı kişilik.

Michael Harris’i Sasha’nın evinde öldüren Golem.

Langdon’a Katherine’nin Petrin Tepesinde olduğu uyduruk notunu Golem göndermiş. Langdon evden gitsin de Harris geldiğinde Harris’i rahatça öldürebilsin diye. Çünkü Harris Sasha’ya ihanet etti. Onu seviyormuş gibi davrandı.

Gessner’i de Golem öldürdü. Sasha’nın bedenini ve zihnini istismar ediyor diye. Gessner’i öldürmeden önce ondan öğreniyor Prag’ın altında Eşik adlı kan dondurucu şeyler yaptıkları bir yapı inşa ettiklerini.

Ve Golem aslında Sasha imiş.

ŞOK!

Sasha, büyükelçi Nagel’e gidiyor. Kendisine ne olduğunu, neler yaptığını bilmiyor. Michael bir zaman demiş ki kendini tehlikede hissedersen Nagel'e git. Nagel, Sasha’yı korumaya karar veriyor. ABD’ye yolluyor iltica için. Önemli biri olduğundan ona iyi bakılacağını düşünüyor. Kendisi de bizzat ilgilenecekmiş.

*

Katherine’nin kitabı yok olmamış bu arada.  Langdon, kütüphanede Pavel'den kurtulmak için kitabı yakmıştı ama sadece biyografi kısmını yakmış.

Katherine Langdon’a seni seviyorum diyor, böyle bitiyor hikaye.

 *

Kitapta anlatılan metafizik, kuantum ve benzeri konulara sıcak bakıyorum. Bence de zihin ya da bilinç ya da ruh, adı her neyse, bedenle sınırlı olmak zorunda değil. O çıksın dolaşsın, fiziksel olarak onu tutan yok. 

Yazarın derdi asıl bunu anlatmak. Bakın neler öğrendim, neler biliyorum, demek. Ama bunu anlatmak için yarattığı aksiyon ne beya? Attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmez bence. (Katherine'nin rüyasını odaya konulan dinleme cihazından duymuşlar. Sonra prodüksiyon yapmışlar, o kılıkta kadın geçecek de Langdon panikleyecek de... Amaaaaan!)

Bir de  akıllı, başarılı, olgun, güzel profesör kadın ve bu kadının Langdon'a aşık olması, hikayenin sonunda da kadının Langdon'a "Seni seviyorum!" demesi... Tam altmış yaş erkek yazar fantezisi.

*

Dan Brown'dur, eğlencesine okuyoruz.


28 Ocak 2026 Çarşamba

KIRMIZI PAZARTESİ

 



KIRMIZI PAZARTESİ

İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü

(Cronica de Una Muerte Anunciada)

Gabriel Garcia Marquez

1981

İspanyolca aslından çeviren: İnci Kut

Can Yayınları

18.Basım - Temmuz 2006


İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayet. Ama kimse önleyemiyor. Yani bir şeyin olacağı varsa oluyor.

*

Yeni evlenen genç kadın, bakire olmadığı damat tarafından anlaşılınca iade ediliyor. Ayıplı mal çünkü. Böyle domestik şeyler. Ağabeyleri soruyor kıza kim yaptı diye. Kız, Santiago Nasar diyor. 

Kızın ağabeyleri her yerde fellik fellik Santiago Nasar'ı arıyor. Nerede bu adam, diye soruyorlar. Öldüreceğiz biz onu, diyorlar. Namus meselesi, diyorlar. İnsanlar ciddiye almıyor, sarhoş zırvası diye düşünüyorlar, cinayet işlenecek olsa herhalde böyle bangır bangır söylenmez diye şaka olarak söyleniyor sanıyorlar. Sanıyorlar da sanıyorlar. 

Santiago Nasar'ın bu arada dünyadan haberi yok. Nişanlısının evine gidiyor. Nişanlısı olanları duymuş. Santiago'yu namusunu kirlettiği o kızla evlendireceklerini düşünüyor, üzülüyor. Kızın babası Santiago'ya söylüyor seni öldürmeye gelenlerden haberin var mı diye. Santiago orada öğreniyor, çok şaşırıyor ve yusuf yusuf kaçıyor. 

Ağabeyler bulup bıçakla delik deşik edip öldürüyorlar Santiago Nasar'ı.

Ondan sonra da kasaba ahalisi vah vah da vuh vuh! geçmiş olsun!

(Santiago Nasar'ın gerçekten tecavüz edip etmediği de ortaya çıkmıyor. Buna ilişkin delil bulunamıyor.) 

*

Kitabın bu hikayeyi anlatış tarzı belgesel gibi. 

Tek tek insanlara kamera tutulmuş da Santiago Nasar'ı nasıl bilirdiniz, cinayet günü ne yapıyordunuz... diye sorulmuş gibi. 

Filmi de varmış. İzlerim belki. Ya da muhtemelen izlemem. Belli olmaz benim sağım solum. 


26 Ocak 2026 Pazartesi

SEVİŞEN BEDEN

 


SEVİŞEN BEDEN

Her Yönüyle Kadın ve Erkek Cinselliği

(How Sex Works)

Dr. Sharon Moalem

2009

İngilizce Aslından Çeviren: Begüm Turgut

Alfa Yayınları

1.Basım - Ocak 2012

272 sayfa



Seks nedir, ne değildir?

Tam olarak böyle olmasa da sevişmek, insan bedeni, arzular, cinsel çekicilik gibi konularda bilgiler veriyor kitap. Sevişmenin anatomisi diyebilir miyiz? Diyebiliriz. 

*

Anatomi demişken, insan dişisinde memeler var. Pek benzeştiğimiz primatların dişisinde ise yok. Dişi primatlarda erkekten farklı meme yok. Çünkü diyorlar ki memeler aslında kalçaların taklitçisi. Primatların çoğunda erkek, dişiye arkadan yakınlaşır. İnsanlar iki ayak üzerinde dikilince ve en uygun cinsel pozisyon yüz yüze olunca, dişiler kalçaların taklitçisi olarak iki yuvarlak göğüs geliştirdi. Vay anasını, evrim sürecinde neler dönmüş!

Erkeklerde de eser miktarda meme var. Üstelik erkeklerde de süt bezleri varmış:

"Kadınlara nazaran daha nadir olsa da erkeklerin de meme dokularına sahip olması, onların da meme kanserine yakalanabileceği anlamına gelir. Erkek süt bezleri genel koşullarda etkin değildir ve süt salgılamazlar, fakat bazı özel koşullarda erkeklerin de süt salgıladığı bilinmektedir. Örneğin, bazı prostat kanseri hastaları, kanserlerinin yavaşlaması için tedavinin bir parçası olarak dişi cinsiyet hormonları aldığında bu hormonlar bazen erkeğin süt salgılamasını tetikler. Aşırı derecede açlık çeken erkeklerin de süt salgıladığı bilinmektedir. Açlığın ön hipofız bezinden (beynin tabanında bulunan) prolaktin salgılanımını tetiklediği ve erkek göğüs bezelerine süt salgılattığı düşünülmektedir."

Memeler ilginizi çektiyse şu kitabı öneririm:

Bkz: Havva/ Cat Bohannon

*

Aşkın gözü kördür'e de değiniyor kitapta. Bunu daha akademik şekilde ifade ediyor:

"İnsanlar halihazırdaki partnerlerine aşık olduklarını düşündükleri anda, karşı cinsin diğer çekici üyelerine karşı görsel dikkatleri dağılıyor."

Aşkın gözü kördür demiyor tabii, okumuş insan.

Bu körlüğe, pardon, görsel dikkat dağınıklığına dair bir deney var. Duymuşsunuzdur belki, ben duymuştum internetlerde, Terli Erkek Tişörtü Deneyi. Kadınlara terli erkek tişörtleri koklatıyorlar. Öğğgh!  Ve kadınlar beğeniyor bu kokuları. "Kokunun Brad Pitt'i yoktur.” diyor yazar. Zaaa!

Kendilerine en değişik gelen kokuyu beğenmiş kadınlar. 

“Gönüllüler her seferinde, kendi bağışıklık sistemlerinden farklı bağışıklık sistemlerine sahip erkeklerin kokularını en çekici kokular olarak belirlediler.”

Bizden daha farklı olanı beğenmemizin sebebi bağışıklık sistemimizi güçlendirme isteğimizmiş. "Nisbi çeşitlilik" diye geçiyor kitapta bu konu. Nisbi çeşitlilik ne kadar zenginse bağışıklık sistemimiz o kadar dirençli oluyormuş.

"Çünkü bu şekilde, daha geniş bir potansiyel mikrop grubunu tanıyarak, onlarla savaşabilecektir. Böylece enfeksiyonel hastalıklara karşı daha dirençli ve iyi silahlanmış olacaksınız. Nisbi çeşitlilik önemlidir."

 *

Kitapta neler neler yok ki! Pornodan da bahsediyor mesela. İlginç bir bilgi: 

"Pornografik görüntüler izleyip mastürbasyonla boşalan erkeklerde, görüntüye bir erkek de katılırsa, spermlerin daha hareketli olduğu gözlenmiştir."

Pornosuna daha fazla eğlence katmak isteyen beyler denesin.

*

Ananas ve meni tadı arasındaki ilişkiyi duymuşsunuzdur. Ben duydum internetlerde. (Ben internette nerelerde takılıyorum?) 

Ne yediğiniz, meni tadını etkiliyormuş gerçekten: 

"Acı yiyeceklerle, kahve ve alkol gibi acı içecekler, meninizin daha acı olmasına yol açar. Ananas, kereviz, karpuz gibi daha zayıf aromalı yiyecekler ise meninizin daha az güçlü tatmasına yol açar. Et bakımından zengin bir diyeti olan kişilerin menileri, kesinlikle daha yoğun ve yapışkan olur. En hafif meni için, şefin tercihi vejetaryenlerdir."

*

Canım kadınlar tahrik olduklarını bazen anlamıyorlarmış:

"Genital organların vazodilatasyonu (damar çaplarının genişlemesi), erkeklerde ereksiyon, kadınlarda vajinanın kayganlaşması ve benzeri işaretleri içeren fiziksel tahrik, bilinçli bir cinsel arzudan veya zihinsel tahrikten, yani cinsel ilgi düşüncesinden önce gelebilir. Diğer bir deyişle, vücudunuz, siz fark etmeden tahrik olabilir. Sonrasında 2007'de McGill Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, sıcaklık göstergesi kullanarak, porno izleyen erkeklerin ve kadınların genital bölgelerindeki sıcaklık artışlarını ölçtüler. Sıcaklıktaki artışın nedeni, genital bölgeye kan akışıdır ki bu normalde vücudu cinselliğe hazırlar. Çalışmada, erkekler de kadınlar da on dakikada tahrikin zirve noktasına ulaştılar. Bu sonuç beraberinde, kadınların tahrik olmasının erkeklerden daha uzun sürdüğü veya pornografiye karşı daha az duyarlı oldukları inancını sarsacak şüpheler getirdi"

*

Homoseksüellikten de bahsediliyor kitapta. Hayvanlardan örnekler veriliyor ve hayvanlarda da homoseksüellik olması o zaman cinselliğin tek amacının üremek olmadığını düşündürüyor.

Aynı cinsler arasında cinsel ilişki olması heteroseksüel ilişki gibi yakınlık ve bağlanma sağlıyor, saldırganlığı ve gerginliği azaltıyormuş. 

Hayvanlar demişken, doğum kontrolü hayvanlarda da varmış. Babunlar, Siyah Afrika eriği ve yaprakları yiyorlarmış ki bu bitki doğurganlığı etkiliyormuş. Ama bilerek yediklerine dair somut bir veri yokmuş.

*

Bunların yanı sıra kitapta kadın boşalması (boşalma sırasında kadının çıkardığı sıvıya idrar diyen erkekler), cinsel yolla bulaşan hastalıklar, menopoz ve benzeri pek çok konu yer alıyor. 

23 Ocak 2026 Cuma

ADAMIN OĞLU

 


ADAMIN OĞLU 

(Le Fils de L'homme)

Jean - Baptiste Del Amo

2021

Fransızca aslından çeviren: Canan Özatalay

Can Yayınları

1.Basım - Kasım 2024

213 sayfa


Uzun ve yorucu betimlemelerin ardından sürükleyici ve kahredici bir hikaye geldi. 

Zavallı bir çocukcağızın kafası gidik babası yüzünden ne travmalara maruz kaldığını okuyoruz. 

*

Anne, baba, çocuk. İsimleri yok. Böyle bilmemiz yeterli demek ki.

Arabayla gidiyorlar. İlk elli sayfa, belki daha fazla, gidiyorlar. Nereye, neden gidiyorlar? Bilmiyoruz. Ama mutlu bir yolculuk olmadığını anlıyoruz. 

Dağ başında bir eve varıyorlar. Pek sağlam görünmeyen, eski bir ev.  Bir süre o evde yaşayacaklarmış. 

Anne bu durumdan memnun değil. Bir gerilim var kitapta. 

İlerleyen sayfalarda annenin bir gün ağzından kaçırmasıyla çocuğun istenmeyen bir çocuk olarak dünyaya gelmiş olduğunu okuyoruz. Çocuk doğmuş, baba gitmiş, altı yıl sonra çocuğun karşısına çıkmış, ben senin babanım diye. 

Dağ başındaki evde baba evin tamiri ile uğraşıyor. 

Bir gün baba oğlana soruyor, ben yokken annene yardım eden bir erkek oldu mu, diye. Tony Amca, diyor çocuk. Hah! Baba kesin kötü bir şey yapacak Tony'e. Bir akşam Tony’i eve çağırıyor baba. Eski arkadaşlarmış zaten bu ikisi. Yemekten sonra baba, Tony’e bir daha karşıma çıkma, beni görürsen yüzünü çevir, seni öldürmekten korkuyorum, diyor. İyi, bir şey yapmıyor, sevindim. 

Anne hamile kalıyor, kardeşin olacak, diyor çocuğa. 

Baba, annenin karnındaki bebeğin babasının kendisi olmadığını söylüyor çocuğa. Çocuğu da tembihliyor, “Sevmekten uzak dur, sana hiçbir fayda getirmez.” diyor.

Babanın manyaklığı kendi babasından gelmiş. Babanın babası bir arazi almış ve oraya ev yapmak istemiş. Görevli memur gelip idarî bazı yasaklardan, cezalardan bahsetmiş. Adam öfkelenmiş. O öfkeyle iş yerinde ihmalkarlık edip kaza geçirmiş, kolunu kaybetmiş. Artık tek amacı bu arazideki evi inşa etmekmiş. O arada karısı da ölmüş. Bu inşaat adamın hınçla bağlandığı ve çocuğuna da aktardığı bir saplantıya dönüşmüş. Çocuk kaçmış oradan. Sonra babasının ölüm haberini almış. Yalnız ve hayvanlar tarafından vücudunun bir kısmı yenmiş şekilde bulunmuş babasının cesedi.

Büyükbabanın bu eve olan takıntısı küçük babaya geçmiş. 

Baba, karısını ve çocuğunu dağ başındaki bu eve getirip inşaat işlerine girişiyor. Fırtınada çatı uçup gidiyor. Adam hâlâ burada kalacağız diyor. Kadın hamile yedi aylık. Yok, diyor adam, buradayız. 

Bir gece baba uyurken kadın oğlunu da alıp evden kaçıyor. Gidiyorlar ama bir müddet sonra hamile kadından kan geliyor. Kadın oğluna, eve dön, babanı bul, diyor. Baba anneyi bulup eve geri getiriyor. Doktora götürmüyor. Kadın doğum sırasında ölüyor. Kız bebek dünyaya geliyor. Baba uzun bir süre anneyi gömmüyor, odada öyle bırakıyor. Yavrum çocuk da annesi orada yatıyor diye bir ihtiyacı var mı diye bakıyor ara sıra. Ölüm mölüm bilmiyor ki yavrucak. 

Ölü annenin kokusuna daha fazla dayanamayarak gömüyor nihayet baba. Yavrucak için nasıl travmalar bunlar!

Çocuk, bebek kardeşini de alarak kaçıyor bir gün. Hadi başar çocuk! 

Çocuk ve bebecik ormanda koşuyor, kaçıyor, mağaralar, dereler. Derken baba onları buluyor. Çocuk, kucağında bebekle kaçıyor kaçıyor. Bebecik ağlıyor. Bebeği yere bırakıyor, kaçıp bir kuytuya saklanıyor. Baba bebeğin yanına gelince çocuk çıkıp babasına silah doğrultuyor. Vurdu mu? Bilmiyoruz. Burada bitiyor .

*

Ne gerdi be!

Bu gerilim hikayesi bana şu kitabı hatırlattı:

Bkz: Kya'nın Şarkı Söylediği Yer/ Delia Owens

Orada da erkek şiddetinden kendisini korumaya çalışan bir kız çocuğu vardı. Babası yüzünden annesi ve kardeşleri evden kaçmıştı.

*

Başlardaki kaçma hikayesi de başka bir kitabı anımsattı. Nereye neden kaçtıklarını anlamayan çocuk hikayesi olarak:

Bkz: Biz Kimden Kaçıyorduk Anne/Perihan Mağden



22 Ocak 2026 Perşembe

KASİYER

 


KASİYER

(Konbini Ningen)

Sayaka Murata

Çeviren: H. Can Erkin

İthaki Yayınları

1.Baskı – Kasım 2025

101 sayfa

 

Kendi normalini yaşayan bir kadına, “Hayır, normal bizim dediğimiz!” diye diretenler var. Kadın, onların normal dediğini yaşamaya başlayınca onu da beğenmiyorlar.

*

Furukura toplum için değişik bir kız. Pür mantık. Duygusallık ve duygusal zeka yok. Bence gayet iyi. İnsanlara bir zararı da yok. Kimseye karışmıyor. Sadece hayatı anlamlandıramıyor. İnsanların kızmalarını, söylenmelerini anlayamıyor ve bence gayet haklı.

Öyle böyle okulları bitiyor, bir markette yarı zamanlı çalışmaya başlıyor daha üniversite öğrencisiyken. Yıllarca da çalışmaya devam ediyor. On sekiz yılı deviriyor o markette. İnsanlar tuhaf buluyor, otuz sekiz yaşında bekar kadın, yarı zamanlı çalışıyor. Uvvvv ne büyük tehlike, ne büyük tehdit!

Bir gün markette bir adam çalışmaya başlıyor. Şiraha. Ama çalışmaya gönlü yok. Serseri, işe yaramaz bir tip. Hayattan şikayet edip duruyor, çok ve boş konuşuyor. Zaten kısa zaman sonra işten çıkarıyorlar.

Furukura insanların yadırgayıcı bakışlarından kurtulmak için şunu akıl ediyor. Şiraha ile evlenmek. Ah benim güzel kızım! Korkunç bir fikir ama insanlar da zaten korkunç.

Şiraha başta tereddüt ediyor. Sonra işine geliyor ve kabul ediyor. Arzu ettiği gibi hiç çalışmadan, hiç dışarı çıkmadan, ekmek elden su gölden yaşayabilecek.

Erkek arkadaşı olduğunu söyleyen Furukura’yı herkes tebrik ediyor, herkes onun adına çok mutlu oluyor. Ama erkek arkadaşının işsiz güçsüz olduğunu öğrendiklerinde yine tatlar kaçıyor. Ama tahammül ediyorlar. Çünkü hiç değilse bir erkekle, hiç değilse evlenecekler. Bir de yarı zamanlı işi bırakırsa tamamdır.

Halbuki Furukura markette çalışmayı seviyor. Marketin bir organı gibi. Bütün hayatını markete göre yaşıyor ve bundan memnun, rahat. Ama toplum baskısına daha fazla dayanamayıp işi bırakıyor. Sudan çıkmış balığa dönüyor tabii.

Şiraha kendisi çalışmayıp Furukura’ya iş arıyor. Furukura bir mülakata gidecek yolda bir markete rastlıyor. Raflar, reyonlar, ürünler… Hemen müdahale ediyor, bir şeylerin yerlerini değiştiriyor, kasiyer kıza tavsiyelerde bulunuyor. Ve anlıyor. Yeri burası. Market.

Mülakatı boşveriyor. Şiraha zaten umurunda değil. Markette çalışacak. Kesin kararlı.

Hay yaşa!

Kendi bildiğin yol var, mis gibi. Dünyanın en mükemmel şeyi insanın ne yapmak istediğini bilmesi. Ne derlerse desinler, aman, sanki onlar çok şey.

 

 

 


11 Aralık 2025 Perşembe

BİR YANGININ TARİHÇESİ

 


BİR YANGININ TARİHÇESİ 

(A History of Burning) 

Janika Oza 

2023 

Çeviren: Serkan Toy 

Dedalus Kitap 

1.Baskı - Şubat 2025 

448 sayfa 


1898’den başlayıp 1990’lara kadar uzanan bir aile nesli hikayesi. 

Ailemizin babası Hintli ve Hindistan’da yaşıyor. Fakat oradan Afrika ve Avrupa’ya uzanan bir göç hikayesi oluşuyor. Her göç hikayesi gibi acılar, kayıplar, bilinmezlikler yaşanıyor. 

*

Pirbhai

On üç yaşında. Hintli. Fakir. Kız kardeşi hasta, anası yoksul. 

Bir gün bir adam iş vaadiyle Pirbhai’yi kandırıyor, gemiyle başka bir ülkeye demir yolu yapmaya götürüyor. Teknik olarak iş ama yaptığı aslında kölelik. 

Efendisinin emriyle demir yolunun geçeceği küçük bir yerleşimdeki evleri yakıyor. Ödül olarak zengince bir iş adamının yanında amelelik yapmaya başlıyor. 

Patronunun dokuz çocuğu var. En büyüğü Sonal adlı kız. Pirbhai çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile patronun güvenini kazanınca patron kızı Sonal’ı Pirbhai ile evlendiriyor. İkisini kuzeninin eczanesine yolluyor. Orada çalışsınlar, para göndersinler, aile daha da zenginlesin diye. 

Pirbhai ve Sonal'ın üç tane çocukları oluyor. Kızları Sarita, Varsha ve oğulları Vinod. 

Hepsi büyüyor, evleniyor. 

Vinod'un karısı Rajni. Babası okul müdürü olduğu için Rajni iyi eğitimli, iyi aile kızı. 

Rajni, Vinod ile evlenip Uganda'ya yerleşiyor. Çocukları oluyor. Latika, Mayuri, Kiya

Büyükbaba Pirhbai yaşlanıp vefat ediyor. Sonal oğlu, gelini ve torunlarıyla biraz yaşadıktan sonra o da vefat ediyor. 

*

Latika sorumluluk sahibi büyük kız. Annesi keşke erkek olsaydın diyor, ona.

İşlettikleri pansiyona Arun adlı Hukuk 1.sınıf öğrencisi bir pansiyoner yerleşiyor. Arun öğrenci olaylarına katılan, ülkedeki haksızlıklara sessiz kalamayan devrimci bir genç. Latika da ondan etkileniyor. Latika, üniversiteyi kazanıyor. Birlikte öğrenci isyanlarına, toplantılara katılıyorlar. Arun mezun olup bir hukuk firmasında çalışmaya başlıyor. Latika da gazetecilikten mezun oluyor. Evleniyorlar. 

Latika’nın ailesi istemiyor bu evliliği, annesi gelmiyor düğüne. 

Bir süre Arun’un anne babasının evinde yaşıyorlar. Latika ev hanımı olmaya zorlanıyor. Ev halkı kötü davranıyor, Arun dahil. Latika şok. Evde hapis hayatı yaşıyor. Neyse ki bir yıl sonra kendi evlerine çıkıyorlar. Bir çocukları oluyor Harilal

Bu arada diğer kardeşlere bakalım.

Mayuri yurt dışında üniversiteye gidiyor, Hindistan’a, Bombay Üniversitesi.

Kiya da Uganda'da ailesininin yanında okuyor ama sokaklar güvenli değil. Çünkü Uganda’da darbe oluyor. Askerler sık sık kontrol ediyor. Bunu yaparken kızları taciz ediyorlar. Kiya da bir askerin tacizine uğruyor.

Uganda'da yabancıların istenmediği ve sınır dışı edildiği bir Afrikanizm politikası izleniyor. Hintlileri ve diğer tüm Asyalıları ülkeden gönderiyorlar. (Darbenin arkasında elbette İngiltere var.)

Arun ve Latika hükümet karşıtı bir gazete bastıkları için Arun yakalanıyor. 

Romana konu ailemizin ülkeden gitmeleri gerek. Etnik temizlik yapılıyor. Hee yabancıya gitmesi emrediliyor. 

Ama Latika, Arun içerideyken gidemiyor. Çocuğu Harilal'ı da vermek istemiyor. Kaos yaşanıyor. Rajni alıyor çocuğu ve gidiyor. 

İngiltere'ye gidiyorlar. Rajni çocuk bakıcılığı yapıyor. 

Latika, Arun'un hayatta olmasından ümidini kesince yıllar sonra çocuğunun yanına gidiyor. Harilal şok. 

Tam hayatlarını düzene koyacaklar İngiltere'de sokak protestoları yapılıyor. Irkçılık artıyor. Onlara yine yer yok. Yine gitme planları yapıyorlar.

Böylece ailenin 1898'de başlayan göç hikayesi, yıl 1992 olmasına rağmen devam ediyor. 

*

Kahredici. 

Bir türlü kök salamamak. Huzurla yaşayacağın bir ülkenin olamaması. 

*

Benzer bir göç hikayesi için 

Bkz: Sınırsız Ülke

*

Hikayedeki yaşama azmi, hayata tutunma çabası çok takdir edici. Şöyle bir cümle vardı:

 “Oturup sızlanmaktan çok daha fazlasını yapan insanların soyundan geliyordu." Sf.341 

Doğru. 

Bir doğru da şu cümle:

“Bu dünyaya nasıl geleceğimize karar veremeyiz ama bu dünyadan nasıl gideceğimizi seçebiliriz.” Sf.166