William Shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
William Shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2021 Pazartesi

VENEDİK TACİRİ

 


VENEDİK TACİRİ

(The Merchant of Venice)

William Shakespeare

1600

Remzi Kitabevi


Antonio soylu bir tüccar. Gemilerle ticaret yapıyor. Arkadaşı Bassanio, Antonio'dan borç istiyor. Böylece Bassanio sevgilisi Portia'ya kavuşacak. 

Antonio arkadaşına yardım etmek istiyor ama o sıra parası yok. Denizdeki gemileri geldiğinde paraya kavuşacak. Ama Bassanio'nun o kadar zamanı olmadığı için Antonio, Yahudi tefeci Shylock'tan borç alıyor. Gemiler gelince borcunu ödeyecek. Shylock, borcun ödenmemesi ihtimaline karşılık Antonio'nun vücudundan et kesme şeklinde bir cezai şart koyuyor. 

Böylece Yahudi tefeci Shylock'un manyak psikopat olduğunu düşünmemiz isteniyor. Fakat adam boşuna böyle manyak psikopat bir şart koşmuyor. Adamı Yahudi diye aşağılayıp durmuşlar hep. Dışlanmış, küçük düşürülmüş. Eline böyle bir fırsat geçince de intikam hissiyle bu şartı koymuş. Şartını manyakça buluyorum Shylock ama seni anlıyorum. 

Shekespeare eserlerinin olmazsa olmaz bir özelliği olarak ters giden bir şey olmalı. İşte o ters giden şey de, hikayenin başından beri olacağı korkusunu hissettiren, gemilerin dönmemesi ihtimali. 

Antonio'nun beklediği gemiler dönmüyor, gemilerin battığı haberi geliyor. Böylece Shylock, hakkını yani Antonio'nun etini istiyor. 

Yargılama yapılıyor. Antonio'yu savunan avukat kılık değiştirmiş olan Portia. Portia, avukat kılığında şöyle bir savunma yapıyor. Anlaşmaya göre Shylock, Antonio'nun etini kesecek, ama kanı akmamalı. Çünkü anlaşmada kan yok, sadece et var. Eğer kan akarsa, bir Hristiyan'ın kanını akıttığı için Shylock'un tüm mal varlığına el konulacak.

Sonunda Shylock vazgeçiyor. Ama bir Hristiyan'ın canına kast ettiği için mallarına el konuyor, hayatı da Hristiyan olması şartıyla bağışlanıyor.

*

Portia'nın eş seçimi konusu da ayrı bir hikaye. Bizim padişahın kızı ile evlenmek isteyenlerin yarışa tutulması gibi, üç sandık varmış da, biri altın, biri gümüş, biri kurşundanmış da, doğru seçimi yapan prensesi kapacakmış da...

Yukarıdaki kısım daha ilgi çekici geldi bana. 

30 Mart 2021 Salı

OTHELLO

 


OTHELLO

William Shakespeare

1603

İngilizce aslından çeviren: Özdemir Nutku

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

126 sayfa


Erkek şiddetine maruz kalıp öldürülmüş bir kadın hikayesi.

Gerizekalı Othello, pek güvenilir (!) adamı Iago'nun laflarına aldanıp karısı Desdemona'nın kendisini aldattığını düşünüyor. Koskoca erkek Othello'yu aldatmanın bedeli tabii ki ölüm olmalı, değil mi? Off salak herif!

*

Mağripli Othello, askeri hizmetlerde bulunmuş, Venedik'te saygı kazanmış bir soylu.

Othello, bir senatör olan Brabantio'nun kızı Desdemona ile evlenir. Desdemona'nın babasının bu evliliğe rızası yoktur. Ama kızının da Othello'yu sevdiğini öğrenince kabul etmek durumunda kalır. 

Venedikli bir bey olan Roderigo da Desdemona'yı sevmektedir, o yüzden Othello'ya düşman kesilir.

Othello'nun bir başka düşmanı da çavuş Iago'dur. Othello, Iago'yu dürüst ve güvenilir sanır, halbuki hayatını karartacak Iago. Çünkü Othello, yaveri Cassio'yu Iago'dan daha üst bir mevkiye getirmiş. Iago da bunun haksızlık olduğunu düşünmüş. 


"Değer veren yok kıdeme,

Yükselmek ya kayırmaya bakıyor ya tavsiyeye."


Iago intikam için Desdemona'nın Othello'yu aldattığı iftirasını atar. Aslında Iago'nun bunun için çok uğraşması bile gerekmez, hıyar Othello'nun inanası varmış zaten. Ne hıyar adam yaa, bak düşündükçe sinirleniyorum. Elin adamı karın hakkında ileri geri konuşuyor, sen de buna itimat ediyorsun. 

Desdemonacık neyle suçlandığını bile anlayamıyor kocası tarafından öldürülürken. 

Ha tabii ki sonra gerçekler ortaya çıkıyor, Othello da çok gururlu(!) olduğu için kendini öldürüyor. Offff kenarımın gururlusu. 

*

Hikayede Osmanlılar da var. Osmanlıların Kıbrıs'a doğru yola çıktığı haberi geliyor. Ama sonra Osmanlı ordusu fırtınaya yakalanıyor ve Kıbrıs Osmanlı tehlikesinden kurtuluyor. 

Olaylar da Kıbrıs'ta geçiyor. Othello, "Hıristiyanlığın baş düşmanı Osmanlılara" karşı  Kıbrıs'a gitmek üzere görevlendiriliyor. Cassio, Desdemona, Iago, Iago'un karısı ve aynı zamanda Desdemona'nın yardımcısı Emilia da Kıbrıs'a gidiyor. 

Iago, Cassio'yu sarhoş edip onun bir kavgaya karışmasına sebep oluyor. Daha yeni savaş tehlikesi ortadan kalkmışken askerinin bir kavgaya karışmasını affetmeyen Othello, Cassio'yu görevden alıyor. 


"Nedir bu rezalet? Bu da nereden çıktı?

Kendimizin düşmanı olduk da

Kendimize mi yapacağız Tanrı'nın Osmanlıya yasakladığını

Hıristiyanlık aşkına kesin vahşiler gibi hırlaşmayı."


Iago, Cassio'ya Desdemona'dan yardım istemesini tavsiye ediyor. Desdemona isterse Othello onu kırmaz, Cassio'yu affeder diye. Cassio da bunun üzerine Desdemona'dan yardım istiyor. Desdemona da Othello ile Cassio'yu affetmesi için konuşuyor. 

Iago burada hain planını devreye sokuyor. Desdemona'nın Cassio ile bir ilişkisi olduğuna dair şüphe tohumlarını ekiyor Othello'ya. 


"Kendisi için ısrarla ondan Mağripliye yalvarmasını isteyecek.

Ben de o sırada Mağriplinin kulağına zehrimi akıtırım:

Karısının Cassio'ya cinsel bir çekim duyduğunu,

Cassio'ya yaranmak için böyle yalvardığını anlatırım.

Böylece karısının erdemlerine olan inancını

Mağriplinin gözünden silerim,

Desdemona'nın o kar beyaz namusunu

Katran kuyusuna çeviririm."


Bir de Othello'nun Desdemona'ya verdiği bir mendil varmış. Iago o mendili Cassio'nun odasına koyuyor. Othello artık emin oluyor Desdemona'nın kendisini aldattığından.

Gidiyor Desdemona'yı yastıkla boğarak öldürüyor.

Gerçekleri Iago'nun karısı Emilia anlatıyor. Othello da bunun üzerine vay ben ne yaptım diyip kendini hançerliyor. 


"Nasılsam öyle söz edin benden.

Hiçbir şeyi hafifletmeyin, ama hiçbirini de

Anlatmayın kötü niyetle.

Benim için, akılsızca ama çok seven biri deyin,

Kolayca kıskanmayan, ama bir kez de kıskandı mı

Kendini kaybeden biri diye söz edin benden."


Senden "mal" diye söz edeceğim ben Othello. Kolayca kıskanmam ama kıskandım mı da gözünün yaşına bakmam, öldürürüm, bravo.

Desdemona yavrum, Othello'nun ona birden kötü davranmaya başlamasını anlamıyor tabii. Hatta Othello önce bir tokat atıyor ona. Desdemona diyor ki:


"Sevgim o kadar büyük ki ona,

Sertliğinde, azarında, öfkesinde bile,

Bir çekicilik, bir sevimlilik var."


Ah balım yaaaa!


20 Mart 2021 Cumartesi

MACBETH

 


MACBETH

William Shakespeare

1606

İngilizceAslından Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

139 sayfa


Kralı öldürüp tahta geçen Macbeth'in krallığını korumak için yeni cinayetler işlemesi ve zamanla bu kötülüklerin altından kalkamamasının hikayesi.

*

İskoçya kralı Duncan, savaşta kahramanlıklar göstermiş Macbeth'i yeni bir ünvanla ödüllendirir ama bu Macbeth için yeterli olmaz. Onun gözü kral olmaktadır. 

Cadılar da ona kral olacağını söyler. Bu gazla ve karısı Leydi Macbeth'in de desteğiyle Macbeth kral Duncan'ı öldürür ve suçu uşakların üstüne yıkar.

Burada Duncan'a üzülüyor insan çünkü adamcağız insanların ihanetinden yakınıyordu. İyi bir insan olduğunu düşündüğü kimselerce ihanete uğramış, kötülük beklemediği kimselerden kötülük görmüş. Bu durumdan duyduğu üzüntüyü de açık açık dile getirmişti Macbeth'e. Zavallı kral yine güvendiği bir insan tarafından ihanete uğruyor ve artık dönüşü yok. 

Bu şüpheli ölüm üzerine Duncan'ın oğulları Malcolm İngiltere'ye, Donalbaim İrlanda'ya kaçar. Bu kaçış onların halk gözünde babalarının katili olduğu izlenimi uyandırır. Macbeth tahta geçer ve kendini kral ilan eder.

Macbeth kral oluyor olmasına ama hala mutlu değil. Çünkü bu defa da krallığını koruması gerekiyor.

"İş kral olmakta değil, kral olup sağ kalmakta"

Tahta rakip olabilecek general Banquo ve oğlu Fleance'ı da öldürtmek ister. Banquo'yu öldürtür ama oğlu kaçmayı başarır. 

Yine huzura kavuşamaz Macbeth, Banquo'nun hayaletini görmeye başlar.

Bir kez daha cadıları dinler. Cadılar Macbeth'in Fife baronu Macduff'a dikkat etmesini söyler. Macduff o sıralarda sürgündedir, Macbeth, Macduff'un karısını ve çocuklarını öldürtür.

Onu öldür, bunu öldür, sonunda kafayı yiyor. Çünkü belli ki komple kötü bir insan değil. İçinde az da olsa iyilik parçacıkları kalmış ki o parçacıklar vicdanını harekete geçirmiş. Ha harekete geçirdi de ne oldu, insanlar öldükleri ile kaldı.

Cinayet planları yaparken ve bu planları eyleme geçirirken de tereddütlüydü zaten. Bir halt işleyeceksen arkasında dur. Yoksa böyle çıldırırsın. 

Leydi Macbeth de işlenmesine destek olduğu cinayetlerin altında ezilip delirir ve ölür.

*

Macduff ve Malcolm, İngiltere'de plan yapıp İskoçya'ya Macbeth'e saldırmaya karar verirler ve Macduff, Macbeth'i öldürür. Duncan'ın oğlu Malcolm İskoçya'nın yeni kralı olur. Ülke huzura kavuşur.

*

Yükselme hırsı insanın gözünü böyle bürüyor herhalde. Kuduz gibi saldırıyor herkese. Sonra  işlediği cinayetlerin hayaletleri çıkıyor karşısına, vicdanı dile geliyor belki. Bununla da baş edemez hale geliyor ve kendi sonunu hazırlıyor. 

Macbeth'in içinde bir birim yükselme hırsı varsa karısının azmetmesi ve cadıların kehanetleri ile beş birime çıkıyor. Karısı ile bu açıdan iyi bir çift olmuşlar. Birlikte yükselip birlikte deliriyorlar. İyi günde kötü günde, bravo. 

Ayrıca falın tehlikesi de var kitapta. Fal baktırmak iyi bir fikir değil. "İnanmıyorum, keyfine baktırıyorum, eğlence olsun diye" demek de iyi bir fikir değil. Çünkü ister istemez insan bir beklentiye girebiliyor. Falcı "başına şöyle iyi/böyle kötü bir olay gelecek" dediğinde mutluluk ya da tedirginlik hissediyorsan inanıyorsun demektir işte. Lafta inanmıyorum demekle his olarak inanmamak aynı şey değil ki. 

Kimseye geleceğim hakkında söz sözleme hakkı vermeyi uygun bulmuyorum. Hele hele falcı, cadı, beni tanımaz etmez, uydurukçu bir insana. 

Macbeth cadıların söylediklerine inanıp olayları ona göre yorumluyor. 

Cadılar, Büyük Birnam Ormanı Dunsinane Tepesi'ne gelmediği sürece Macbeth'in yenilmeyeceğini söylüyorlar. Ormanın hareket etmesi mümkün değil tabii. Ama Malcolm ve Macduff, Macbeth'e saldırırken ormandaki ağaç dallarını kesiyorlar ve askerler bu dallarla saldırıya geçiyor. Uzaktan bakınca da orman harekete geçmiş gibi gözüküyor. Macbeth de cadıların kehanetini hatırlayıp sonunun geldiğini düşünüyor. Belki bu kehaneti bilmiyor olsaydı böyle bir değerlendirmede bulunmayacak, sonuna kadar savaşacaktı. 

Yani, fala inanma, falsız da kal. 

*

Ayrıca yükselme hırsın olmasın demiyorum, yine ol, yine yüksel, ama hak ederek ve kurallara uyarak yüksel. Bu uğurda insan öldürmek nedir, ilkel ilkel hareketler, ne çirkin. 

14 Mart 2021 Pazar

BİR YAZ GECESİ RÜYASI


 

BİR YAZ GECESİ RÜYASI

(A Midsummer Night's Dream)

William Shakespeare

1594

Çeviren: Bülent Bozkurt

Remzi Kitabevi

47 sayfa


Aşıklar, karşılıksız aşklar, talihsiz olaylar, tesadüfler... Bildiğin romantik komedi ayol!

*

Lysander, Hermia'ya aşık.

Hermia da Lysander'e aşık.

Ne güzel!


Fakat Hermia'nın babası Egeus'un bu aşka rızası yok. O kızını Demetrius ile evlendirmek istiyor.

Demetrius da Hermia'ya aşık.

Ama Hermia, yukarıda söyledim, Lysander'e aşık.


Demetrius'a aşık olan biri var: Helena

Ama Demetrius, yukarıda söyledim, Hermia'ya aşık.

*

Daha anlaşılır olması için;

Lysander, Hermia'ya,

Demetrius, Hermia'ya,

Hermia, Lysander'e,

Helene, Demetrius'a aşık.

Tamam mı?

*

Demetrius, kendisine aşık olan Helena'ya çok kötü davranıyor, aşağılıyor onu. Helena da çok gurursuz davranıyor ve Demetrius'un peşini bırakmıyor.

Bu durumu görüp Helena'nın haline üzülen Periler Kralı Oberon, Peri Puck'tan Demetrius'a büyü yapmasını istiyor. Bir çiçek varmış, o çiçeğin suyunu uyuyan kişinin göz kapağına damlatırsan uyanınca gördüğü ilk kişiye aşık olurmuş. 

Oberon bu iksiri Periler Kraliçesi Titania için de kullanıyor. Böylece kendisini aldatan Titania'nın bir eşeğe aşık olmasını sağlıyor. İntikamını aldıktan sonra durumu düzeltiyor.

*

Puck, bu sihirli iksiri Demetrius'a damlatacak, Demetrius Helena'yı görüp aşık olacak.

Ancak Puck, bu iksiri Demetrius sanıp yanlışlıkla Lysander'e damlatıyor. Lysander uyanıp Helena'yı görüyor ve Hermia'yı unutup Helena'ya aşık oluyor. Helena'ya aşıkane laflar edip Hermia'yı aşağılıyor. 

Helena, Lysander'in kendisiyle alay ettiğini düşünüp üzülüyor. 

Periler bu yanlışı fark edince Demetrius'a iksiri damlatıyor ve Demetrius, Helena'ya aşık oluyor ve o ana kadar hep aşağıladığı kadına artık aşık aşık laflar ediyor. Ama Helena ona da inanmıyor. Herkesin kendisiyle alay ettiğini düşünüyor.

Hermia bu olanlardan Helena'yı sorumlu tutuyor, sevgilimi ayarttın diyerek. 

Periler yarattıkları bu karmaşayı düzeltmek için bir büyüye daha başvuruyorlar. Bir sis çıkaracaklar, hepsi uyuyacak, uyandıklarında tüm bu olanlar rüya gibi gelecek, herkes doğru kişiyle eşleşecek.

Gerçekten de uyandıklarında Hermia ve Lysander yine birbirlerini seviyor, Demetrius da artık Helena'yı seviyor. 

Oh, işler yoluna girdi. 

*

Bu arada oyun içinde bir oyun daha var.

Atina dükü Theseus ile nişanlısı Hipplyta evlenecekler. Düğün için bir eğlence düzenleniyor. Eğlencede bir oyun sergileniyor. Oyunun adı Pyramus ile Thisbe'nin Aşkı. Bunlar da kavuşamayan aşıklar. Buluşacaklarken bir aslan Thisbe'nin pelerinini yırtıyor. Thisbe kaçmayı başarıyor. Ama ardından gelen Pyramus, Thisbe'nin yırtık pelerinini görünce onun öldüğünü düşünüp kendi canına kıyıyor. Pyramus'un öldüğünü gören Thisbe de kendini öldürüyor. Offf! Üstelik bu oyun son derece amatör oyuncular tarafından sergileniyor. Kral ve maiyetindekiler de dalga geçiyor tabii.

Nihayetinde Puck tarafından "Sürç-ü lisan ettiysek affola!" denilerek hikaye sonlanıyor.

*

Eğlenceliymiş.

Bundan önce "Hamlet" ile "Romeo ve Juliet"i okumuştum. Ölümler, trajediler, kahredici sonlar vardı. Onların üzerine bu çok iyi oldu, çok da güzel iyi oldu. Hafif ve ferahlatıcı bir hikayeydi ki sonunda da bu dile getiriliyor zaten:

"Tamam, mevzu biraz zayıftı, ama altı üstü bir düştü işte." 



11 Mart 2021 Perşembe

ROMEO VE JULIET


 ROMEO VE JULIET

(Romeo and Juliet)

William Shakespeare

1597

Remzi Kitabevi

72 sayfa


İki düşman ailenin birbirine aşık gençlerinin hikayesi.

*

Romeo'nun Juliet'ten önce tıpkı Juliet'e duyduğu aşk gibi büyük bir aşkla Rosaline adlı başka bir kadına aşık olduğunu biliyor muydunuz? 

Bu hikayenin adı "Romeo ve Roseline" olabilirmiş, eğer Roseline de Romeo'ya aşık olsaydı. Ama Rosaline belli ki akıllı bir kadınmış. Romeo'nun ne kadar ayran gönüllü, güvenilmez biri olduğunu anlamış. Evet, Romeo tam olarak böyle biri bence. Juliet'e aşık olma sebebi de Juliet'i Roseline'den daha güzel bulması. Bizzat kendi ifadesi bu. 

"Gönlüm hiç sevmedi şimdiye dek?

İnkar edin gözlerim! Çünkü gerçek güzelliği

Görmedim bu geceye dek."

Halbuki Roseline için de söylemiş aynı şeyleri zamanında. Bunu Rahip Lawrance'in söylediklerinden öğreniyoruz. Rahip, Roseline'in Romeo'nun gerçek yüzünü anladığını düşünüyor:

”O pek güzel biliyordu ki, senin aşkın doğru dürüst sökemeden ezber okumaktadır.” 

Romeo'nun her güzele vurulması ile ilgili olarak da:

"Gençlerin sevgisi yüreklerinde değil, gözlerindeymiş meğer." diyor adam.

Romeo ve Juliet kavuşabilselerdi büyük ihtimalle Romeo, Juliet'ten daha güzel bulduğu bir kadını görecek ve yeni bir aşka yelken açacaktı. Ulan Romeo!

Romeo'nun arkadaşı Benvolio da biliyor arkadaşının bu huyunu:

"Yanında başkası olmadığından güzel gördün onu.

Hele sevgilinin aşkı bir başka kızınkiyle

O billur terazilerde bir tartılsın,

O zaman pek de güzel gelmeyecek

Şimdi en güzel görünen."

Adamın gol diyor Romeo.

*

Romeo ve Juliet'in tanışma ve aşık olma hikayelerine gelelim. 

Verona şehrinin iki düşman ailesi: Capulet ve Montague ailesi.

Romeo Montaguelerden, Juliet Capulet.

Soylu bir genç olan Paris, Juliet ile evlenmek istiyor. Juliet'in ailesi de bu evliliğe razı. Paris ve Juliet için bir şölen düzenliyor Montague ailesi. Şöleni tesadüfen öğrenen Romeo ve arkadaşları da katılıyor. İşte burada görüyor Romeo ve Juliet birbirini. İlk görüşte aşık oluyor Allah'ın delileri. Büyük büyük laflarla tarif ediyorlar aşklarını:

Juliet:

"Git adını sor. Evliyse, gelin döşeğim olacak demektir mezarım."


Romeo:

"Bak nasıl dayıyor yanağını eline! 

Ah şu elin giydiği bir eldiven olaydım da 

Dokunaydım o yanağa"


Tarkan:

"Belindeki kemer olayım,

Saçındaki toka olayım."


*

Birbirlerinin düşman ailelerden olduklarını öğrenince tabii yıkılıyorlar. 

"Ah Romeo neden Romeosun sen." diye sızlanıyor Juliet balkondan Romeo'ya:

"İnkar et babanı, kendi adını reddet;

Bu elinden gelmezse, yemin et beni sevdiğine,

Vazgeçeyim ben Capulet olmaktan.

Yalnız adındır benim düşmanım olan;

Montague olmasan da kendinsin sen.

Hem Montague nedir ki? El değil, ayak değil,

Kol değil, yüz değil,

Ne de insanın başka bir uzvu.

Ah, bir başka ad bul kendine!

Adda ne var ki? Şu bizim gül dediğimiz

Aynı güzellikte kokmaz mı

Bir başka ad alsa da?

Onda bu san olmadan da bulunan kusursuzluk

Yine kalırdı onda.

At bu adı Romeo!

Senin parçan olmayan adına karşılık da

Bütün varlığımı al."


Oyyyşş ne abartmak ne abartmak!


*

Gençler birbirini görmüş, beğenmiş. Büyükler razı olmayacak, belli. Gençler plan yapıyor. 

Romeo’nun planına göre Juliet, günah çıkarmaya diye kiliseye gidecek. Orada hem günah çıkaracak, hem de evlenecekler. Rahipten yardım istiyorlar. Rahip de gençleri gizlice evlendiriyor. 

*

Romeo’nun arkadaşı Mercutio, Capuletlerin Tybalt ile dövüşüyor. Tybalt biraz agresif bir genç. Montaguelerden birini görünce eline, beline, diline hakim olamıyor, sataşıyor. Bu dövüş de Tybalt'ın sataşmasıyla başlıyor ve Mercutio "Allah belasını versin iki ailenin" diye diye ölüyor.

Arkadaşının ölümü üzerine Romeo, Tybalt ile dövüşüyor. Bu defe da Tybalt ölüyor. 

Romeo bu nedenle sürgünle cezalandırılıyor.

Bunu duyan Juliet “bekaretimi Romeo’ya değil, ölüme vereceğim.” diye üzülüyor.

Abart Juliet abart. Ne kadar tanıdın, ne yaşadın da ölümüne aşık oldun zaten hiç anlamadım. Yaşının küçüklüğüne veriyorum bu heyecanlarını ki kendisi on dört yaşında.

*

Bu arada Juliet’in ailesi Juliet’i Paris ile evlendirmekte kararlı. Hem de Tybalt’ın ölümünden dört gün sonra, aile arasında bir törenle. Aceleniz ne acaba?

Juliet, Paris’le evlenmek istemeyince babası çirkinleşiyor. Kokmuş, solgun maskara, donyağı suratlı... gibi laflar ediyor kızına. Ne çirkin laflar.

*

Rahipten yardım istiyor Juliet. Rahip ona bir şişe veriyor. İçindekini içince kırk iki saat ölü gibi yatacak. Herkes öldüğünü düşünecek. Mahzene götürecekler Juliet'i. Rahip, Romeo’ya haber verecek. Romeo gelecek, Juliet uyanınca beraber gidecekler.

Juliet ilacı içiyor. Herkes onu öldü sanıyor.

Romeo'nun uşağı Balthasar, Romeo’ya Juliet'in ölüm haberini veriyor.  Rahibin mektubu ise Romeo’ya ulaşmıyor, çünkü mektubu göndereceği kişinin kaldığı evde veba çıkmış, salgın yüzünden mektubu götürecek kimseyi bulamamış. Adam mektubu rahibe geri getirmiş.

Rahip, Romeo’ya yeniden mektup yazıyor. Juliet’i de kendi hücresine götürüp Romeo gelinceye kadar saklamayı düşünüyor.

Ama tezcanlı Romeo, Juliet'in ölüm haberi üzerine çoktan yıkılıp kendini öldürmeyi planladı bile. 

Zehir satın alıyor Romeo. Juliet’in mezarına gidiyor. Onu son kez görüp kendini öldürecek.

Yalnız Romeo orada Paris ile karşılaşıyor. Vuruşuyorlar, Paris ölüyor.

Sonra da Romeo, Juliet’in ölü olduğunu sandığı bedeninin yanında zehrini içiyor ve ölüyor oracıkta.

Juliet uyanıyor. Bakıyor ki Romeo ölmüş. Romeo'nun yanında da  Romeo'nun kendini öldürdüğü zehir şişesi.

“Sadık sevgilimin elinde bir şişe ha?

Zehirden olmuş demek vakitsiz göçmesi.

Cimri! Hepsini içmiş!

Bana yoldaş olarak bir damlacık bile bırakmadın demek?

Ben de dudaklarını öpeyim, orada, 

o vaktiyle hayat veren yerde bir parça zehir kalmıştır ola ki.”

deyip öpüyor Romeo'nun zehirli dudaklarını. Yetmiyor, bir de hançerliyor kendisini.

*

İki kavgalı aile bu manzara karşısında barışıyorlar. 

Yani illa bunun mu olması gerekiyordu?

*

Bunu daha önce de okumuştum: http://birazkitap.blogspot.com/2012/03/romeo-ve-juliet.html

Yine okumak çekti canım. 






27 Şubat 2021 Cumartesi

HAMLET

 


HAMLET

William Shakespeare

1609

İngilizce Aslından Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

133 sayfa


Yıllar önce okumuştum. Bkz: http://birazkitap.blogspot.com/2012/05/hamlet.html

Yine okumak çekti canım.

*

Danimarka kralı ölmüştür. Ölüm sebebinin bağ evinde uyurken yılan sokması olduğu söylenir. Ancak işin aslı farklıdır. Kralı, kralın kardeşi Claudius öldürmüştür. Claudius tahta geçmiş ve ölen kralın karısı Gertrude ile evlenmiştir.

Bu gerçeği söyleyen ise ölen kralın hayaletidir.

Hayalet kral, oğlu Hamlet'e bu gerçeği anlatıp intikam almasını ister. 

Hamlet öncelikle Hayalet'in söylediğinin doğru olup olmadığının sağlamasını yapar. 

Şehre gelen tiyatro oyuncularından babasının öldürülmesini temsil eden bir oyun sergilemelerini ister. Oyunu izleyen amcası kral Claudius öfkeyle salonu terk eder. Bu da Hamlet'in istediği sağlama olmuştur. 

"Çürümüş bir şey var Danimarka krallığında." 

*

Kral, Hamlet'i bir tehdit olarak gördüğü için onu İngiltere'ye gönderir, sözde geciken alacaklarını istemek için. Orada Hamlet'in öldürülmesini isteyen bir ferman hazırlar. Ancak Hamlet bu fermanı öğrenir ve kendisini öldürecek olanları öldürerek Danimarka'ya döner. 

Hamlet, annesi Gertrude ile konuşurken perde arkasından dinleyen sarayın başmabeyincisi Polonius'u kral zannederek öldürür. 

Polonius'un kızı Ophelia babasının ölümüne üzülerek önce aklını, sonra intihar ederek hayatını kaybeder. 

Polonius'un oğlu Laertes de babasının katili Hamlet'ten intikam almak için onunla bir düelleyo girişir. Ancak kral düelloda hile düzenleyerek Laertes'e ucu zehirli kılıç verir. B planı olarak da zehirli içki hazırlar.

Düelloda Hamlet yaralanır. Daha sonra kılıçlar karışır ve bu defa Laertes zehirli kılıçla yaralanır. Zehirli içkiyi de Hamlet'in annesi kraliçe Gertrude içer.

Laertes ölmeden önce her şeyi kralın planladığını açıklar. Hamlet amcasını yani kralı öldürür. Annesi yani kraliçe zehirli içki nedeniyle ölür. En sonunda da Hamlet ölür.

Eğlenceli değil mi? Tamam, normalde değil. Ama bana eğlenceli gözüktü. Herkesin sırayla öldüğü bir parodi gibi. Ölüm ve son. Suçlular ölerek cezasını çekiyor, suçsuzlar da arada kaynıyor. 

Hamlet, ölmeden önce tek dostu Horatio'dan gerçekleri insanlara anlatmasını ister.

Cenazeleri de Norveç Prensi Fortinbras kaldırır. Fortinbras aslında Danimarka'ya savaş açacaktı, Norveç kralı buna karşı çıkıp Fortinbras'ın kulağını çekti, o da bu defa Polonya'ya savaş açtı. Danimarka'yı da transit geçiş için kullanıyordu. Polonya zaferinden dönerken bu manzarayla karşılaşıyor. 

Yaşasaydı Hamlet ve Fortinbras iyi bir düşmanlık ya da iyi bir dostluk kurabilirlerdi. İkisi de genç, cengaver, yiğit mert gençlerdi. 

*

Hamlet eğlenceli bir tip. Özellikle dalkavukluk edenlerle çok alay ediyor. Örneğin;

Hamlet ile Polonius ile bir bulutun şekli üzerine konuşuyorlar. Hamlet bulutu deveye benzetiyor. Polonius "Doğru, vallahi, tıpkı bir deve." diyor. Hamlet fikrini değiştirip fareye benzetiyor. Polonius "Evet, sırtı tam bir fare sırtı." Hamlet bu defa balinaya benzetiyor. Polonius yine onaylıyor. 

Ya da bir başkası. Lord Osric ile olan muhabbeti. Havadan konuşuyorlar. Osric "Hava pek sıcak" diyor. Hamlet "Yoo, çok soğuk." Osric de hemen "Evet, biraz soğukça galiba efendimiz, haklısınız." Hamlet hemen ardından "Ama yine de bunaltıcı bir sıcak var." Osric de "Dayanılmaz bir sıcak efendimiz." 

Ahahahahaha!

Dili pek nüktedan. Örneğin Polonius "Şimdilik izninizi alıp gideyim efendimiz." diyor. Hamlet'in cevabı: "Bundan daha seve seve verebileceğim hiçbir şey alamazsınız benden bayım." 

Ahahahajah!

*

Meşhur "Olmak ya da olmamak, işte bu bütün mesele bu." diye bildiğimiz kısım "Var olmak mı yok olmak mı, bütün sorun bu!" diye çevrilmiş. Şaşırdım. 

Hamlet'in babasının ölümü ile ilgili öğrendikleri üzerine kafasını kurcalayan düşünceler yumağında geçiyor bu kısım:

"Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!

Düşüncemizin katlanması mı güzel,

Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,

Yoksa diretip bela denizlerine karşı

Dur, yeter demesi mi?"

*

Azıcık kadın düşmanı mı ne Hamlet?

Annesi babasının ölümünden iki ay sonra başkasıyla evlendi diye kinlenmiş. Bunun acısını Ophelia'dan çıkarıyor. "Tanrı size bir yüz vermiş, siz tutup başka bir yüz yapıyorsunuz kendinize. Kırıtmalar, fıkırdamalar, yapmacıklı konuşmalar..." diye kıza atarlanıyor. 

Tiyatroda oyunculara söylettiği metinde

"Yalnız ilkini öldüren varır ikinci kocasına.

İkinci evlenmeye kadını sürükleyen şey

Aşağılık bir hesaptır, sevgi değil.

Bir kez daha öldürmüş olurum kocamı

Bir kocaya açarsam yatağımı."

dedirtiyor. 

Oldu canım. Adam ölünce kadın ömür boyu onun yasını tutacaktı. Tersi için de geçerli. Karısı ölünce de koca ömür boyu onun yasını tutmasın. Yani Hamlet, annene dersini vereceksin diye bütün kadınları gömdün, oldu mu şimdi?

*

Hamlet'in ağzından dönemin tiyatro modasını da eleştiriyor Shakespeare. 

Hamlet, oyunculara verdiği parçanın rahat, özentisiz, söz parlatmadan, el kol havalara savrulmadan, ölçüsünde, tadında söylenmesini istiyor. "Yürekler acısı geliyor bana gürbüz bir delikanlının takma saçlar sakallar içinde, bir acıyı yüreğini paralarca, didik didik ederce bağırıp halkın kulaklarını yırtması.(...) En başta gözeteceğimiz şey, yaratılışa tabiata aykırı olmamak. Çünkü bunda sapıttık mı tiyatronun amacından ayrılmış oluruz. Doğduğu gün de bugün de tiyatronun asıl amacı nedir? Dünyaya bir ayna tutmak, iyilerin iyiliklerini, kötülerin kötülüklerini göstermek..."

*

Soylular ve soylu olmayan halk tabakası arasındaki adaletsizliğe de değiniyor.

Ophelia intihar ettiği için normalde bir cenaze töreni düzenlenmeyecekken soylu bir aileden olduğu için cenaze töreni yapılır. 

Bu konudaki eleştiriyi mezarcılara söyletir. 

"Bu kadın soylulardan olmasaydı, zor gömerlerdi Hıristiyan mezarlığına. (...) Yüksek tabakanın kendini asmaya, boğmaya hakkı var, öteki Hıristiyan dindaşların yok..."

Hamlet'in o meşhur sahnesi olan eline kafatası aldığı kısım da burası. Mezarcıların toprağı kazarken savurduğu kemikler ve kafataslarını görünce Hamlet ölüm ve insanın yaşarken yaptıklarının nasıl önemsiz hale geldiğini düşünür. 

"Bu da niçin bir avukatın kafası olmasın? Nerede şimdi o kanun cambazlıkları, söz perendeleri, maddeler, fıkralar mıkralar? Nasıl katlanır bu kaba herifin tepesine çamurlu küreğine indirmesine? Neden bir dava açmıyor hemen?" 

*

Bir eleştirisi de her devrin insanı olanlara. 

"Zamanımız böylelerine hayran işte, böyle günün türküsünü çağıranlara! Gösterişler, kırıtmalar altında köpüğe benzer boş bir beyin. Bununla en parlak, en ince görüşlü insanların ağzından girip burnundan çıkmayı becerirler. Oysa içlerini yoklarsanız, bir üfürmede su kabarcıkları gibi patlayıverir neleri varsa."

"Zamanımız" dediği zaman 1600'lü yıllar. Ahah! Aynısı bugün.

Muazzez İlmiye Çığ'a atfedilen bir laf var: "Sümer tabletlerinde 'Bu gençlik nereye gidiyor?' yazısını gördüğümden beri gençleri sorgulamıyorum." diye. Sümer tabletleri Milattan Önce 2000'li yıllara ait.

1092'de Selçuklu veziri Nizamü'l-Mülk'ün yazdığı Siyasetname'de de yine bugün için de geçerli eleştirilerin yer alması gibi.

İnsanlık olarak bazı konularda nasıl oluyor da binlerce yıldır değişim gösteremiyoruz? Binlerce yıl boyunca aynı dertlerden yakınmak, aynı şeyleri eleştirmek... Huysuz ihtiyar gibiyiz. Dünyacak, insanlıkcak huysuz ihtiyarız. Değişime direnç gösterdiğimiz gibi sürekli de yakınıp duruyoruz. 

Hazır değiliz demek ki. 

"Serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin. Şimdi olacak bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa, bugün olmaz. Bütün mesele hazır olmakta." 

*

Hamlet'i Ophelia'nın gözünden anlatan bir film var:

Bkz: Ophelia 

Orijinal eserden farklılıkları var tabii.

Orijinal eserde Ophelia soylu iken filmde fakir.

Orijinalde Ophelia, Hamlet'in pek umurunda değil. Ama filmde büyük aşk yaşıyorlar.

Orijinalde Ophelia, babasının ölümünün ardından gölde boğularak ölüyor.

Filmde Ophelia zehir içip göle giriyor. Zehrin etkisiyle insanlar onu ölü sanıyor. Mezardan onu Horatio çıkarıyor. O sırada da zehrin etkisi geçtiği için kendine geliyor. Hamlet'in yanına gidiyor. "Gidelim buralardan" diyor. Hamlet babasının katili olan amcasına karşı intikam hırsıyla dolu olduğu için gelmiyor. 

Ophelia tek başına manastıra gidiyor. Orada Hamlet'ten olan kızını doğuruyor. Filmin sonu Ophelia'nın kızıyla mutlu olduğu görüntülerle bitiyor. 

Çiçek gibi son. Ama Shekespeare'in eserinde Opelia kim ki Hamlet'in yanında?

*

Ophelia demişken, Ophelia'nın gölde ölümü pek çok resme de ilham olmuş.



John Everett Millais - 1851 - Tate Britain/Londra



Friedrich Heyser - 1900 - Wiesbaden Müzesi/Almanya