Nil Gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nil Gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2017 Salı

UYGULAMALI ÇEKİM YASASI


UYGULAMALI ÇEKİM YASASI

Sıkça Sorulan Sorular

Nil Gün

2008

Kuraldışı Yayıncılık

6. Baskı – Nisan 2015

251 sayfa


"Her şey enerjidir"

Motto bu.


Enerjin yüksekse hayatına giren insanlar da, yaşadığın olaylar da buna uygun oluyor.


Enerjin düşükse de buna uygun insanlar ve olaylarla karşılaşıyorsun.


*


Nil Gün’ün birkaç kitabını daha okumuştum. Her şeyi ve herkesi hayatımıza kendimizin çektiğini anlatıyordu.

O kitapların ardından pek çok soru gelmiş. Bu kitapta o soruları derleyip yanıtlamış.

*

Enerjini yüksek tutmanın da düşük tutmanın da senin elinde olduğunu söylüyor. 

Kurban psikolojisinden çıkmanı, olumlu bakmanı tavsiye ediyor.


*

Hayatımızı bizzat bizim kendimizin şekillendirdiğimizi düşünüyorum ben de.

O halde neden iyi şekilde şekillendir(e)miyoruz?


Kitapta bunu anlatmaya çalışmış. Bilinçaltındaki kayıtlar, geçmişten gelen bilgilerle vs birtakım kodlar oluşuyormuş kafamızda. Onlara ulaşıp değiştirmek gerekliliğinden bahsediyor. 

Evet, her şey kafada bitiyor yani.

23 Nisan 2016 Cumartesi

KÜÇÜK BEYAZ ŞİFA KİTABI


KÜÇÜK BEYAZ ŞİFA KİTABI

Nil gün

2013

Kuraldışı Yayıncılık

251 sayfa


Hastalıkların, bedenin bir mesajı olduğunu anlatıyor.

Vücudumuz bize bir şey anlatmaya çalışıyormuş.

Ya da daha doğrusu ruhumuz sanırım.

Hastalıkları tek tek yazıp, bu hastalıklara yol açan duygu durumunu ve onu düzeltmek için tekrarlamamız gereken olumlama cümlelerini (afirmasyon) yazmış. 

Bunun teorik olarak daha kapsamlı ve doyurucu olanı için bakınız: Düşünce Gücüyle Tedavi



KÜÇÜK RENKLİ DİLEK KİTABI




KÜÇÜK RENKLİ DİLEK KİTABI

Nil Gün

2010

Kuraldışı Yayıncılık

3. Baskı - Ekim 2012

139 sayfa



İstiyoruz, inanıyoruz ve oluyor.

He mi?

Bütün mesele düşüncelerimizi, inançlarımızı değiştirmekte.

Olumlu bakabilmekte.

Bu demek değil ki gerçeklerden kaçalım, engelleri yok sayalım. Sadece "engellerin üstesinden gelebileceğimize inanmak ve bu inanca göre seçimler üretip ona göre davranmak." sf. 68

Anlamlı buluyorum bu bakış açısını değiştirme, olumlu düşünme mevzularını.

Deniyorum kendi hayatımda.

Ha "Sonuç?" diye soracak olursanız, deniyoruz dedik yahu durun.

En azından güzel bir deneme süreci bu.

(İyi denemeydi Montaigne. 
Hep bunu söylemek istemiştim, özür dilerim.)

Kendimize "afirmasyon" denilen olumlu cümleler telkin etmemizi tavsiye ediyor. 

"Hayatın bana sunduğu bütün fırsatlara kendimi açıyorum."

"Hayatımın her alanında olumlu değişiklikler yapmaya hazırım." 

gibi.

Başlangıçta bunlara inanmayıp direnç gösteriyoruz. Sabırlı olup söylemeye devam edersek o direncin kırılacağını ve bu bakış açısın olağanlaşacağını söylüyor.

Bu gibi olumlamaları tüm dileklerimize uyarlayabiliriz.

Kitapta örnek olarak verilen dilekler AŞK, PARA, SAĞLIK.

Aşk konusunda tavsiyesi önce kendimizi sevmemiz ve

"Aşkı, neşeyi ve özgürlüğü seçiyorum. Kalbimin kapılarını ardına kadar açıyorum ve harikulade bir sevgilinin hayatıma girmesine izin veriyorum."

gibi şeyler söylememiz kendimize.


Para konusunda da bolluk içinde yaşadığını düşünüp bunu kendine telkin etmeni istiyor. 

"Beş param yok, olacağı da yok." "Para geldiği gibi gidiyor." yerine 

"Tüm ihtiyaçlarımı rahatlıkla karşılıyorum. Bolluk içinde yaşamayı hak ediyorum."

demeyi tavsiye ediyor.

Çünkü bilinç neye odaklanırsa onu üretirmiş. 

Sağlıkta da aynı şeyler.

Bakınız: Küçük Beyaz Şifa Kitabı

Önemli husus şu ki, olumlama cümlelerini gelecek zaman ekiyle değil, şimdiki zamanla söylemeliymişiz. Çünkü geleceğe dair istekler hep geleceğe atılırmış. "Çünkü bilinçaltı söylediğiniz şeyi yorumlamaz." Gelecekte değil, şimdi istediğinizi anlamaz. 

Kitabın sonunda da örnek afirmasyonlar var. Onları sık sık tekrarlamayı önemli buluyor.

Hadi bakalım.


Meryem Ana Kilisesi'nde. Milletin dileğine tebelleş oldum. Herkes mi aynı şeyleri ister yahu? Aşk, para, sağlık. Genel anlamda huzur ve mutluluk.

KÜÇÜK SARI CESARET KİTABI


KÜÇÜK SARI CESARET KİTABI

Nil Gün

2009

Kuraldışı Yayıncılık

2. Baskı - Mart 2011

147 sayfa


"Cesaret, korkunun olmaması değil, korkuya rağmen adım atabilme yürekliliğidir."

İnsanı cesaretsiz kılan ilk neden yaşam amacını bilmemekmiş. Sonra, "yapamazsın" diyen dış sesler, yeterince zeki değilim güvensizliği, çabuk pes etmek...

Cesaretli olmak içinse deneyime açık olmak, umutlu olmak, esnek olmak gibi özellikler gerekiyormuş.

Reddedilmekten korkmamak ve yılmamak çok önemli.

Burada önemli isimlerin reddedilme hikayelerine yer veriyor.

Evet şimdi biraz ilgi çekici oldu kitap. Gerçek insan hikayelerini severim.

Örneğin;

Richard Bach'ın Martı kitabı, James Joyce'un Dublinliler kitabı onlarca yayınevi tarafından reddedilmiş.

Playboy dergisi sahibi Hugh Hefner, Esquire dergisinde çalışırken maaşına beş dolar zam isteyip reddedilmiş. İstifa edip Playboy dergisini çıkarmış.

Picasso'nun resimleri beğenilmemiş.

Muppet Show, büyük televizyon kanalları tarafından reddedilmiş.

Onlarca örnek. 

Fikrine ya da işine itimadın varsa, pes etmemek lazım yani. 

*

Bu konunun romanı için Martin Eden'i önerebilirim. Kendine inanmanın ve pes etmemenin romanı benim için. 



KÜÇÜK KIRMIZI AŞK KİTABI


KÜÇÜK KIRMIZI AŞK KİTABI

Nil Gün

2009

Kuraldışı Yayıncılık

3. Baskı - Ağustos 2012

131 sayfa


Aşık olduğumuz kişi, bizi yetiştiren insanların olumlu ve olumsuz yanlarını taşırmış. Çocukluk ortamına yeniden dönmek istermişiz. Ama bunu yaparken örneğin terk eden ebeveyn yerine güvenilir bir eş, aşırı koruyucu ebeveyn yerine özgür bir eş seçemiyormuşuz. Çünkü eski koşulları yeniden yaratıp anne babayı düzeltmek istiyormuşuz.

Öncelikle çocukluk ihtiyaçlarımızın farkına varıp onları tanımalıymışız. 

"Eğer çocukluk yaralarımızı iyileştirip kendi içimizde bütünlüğe erişirsek, gelişim yolculuğunda bilinçli olarak istediğimiz özelliklere sahip bir eşi, sevgiliyi hayatımıza çekme yeteneğini kazanırız." sf. 45

Doğru eş bulmaktan önce amacımız doğru eş olmakmış. Yani eşinde ( eşi burada ille evlilik anlamında yorumlamayın. Sevgili diyeyim.) olmasını istediğin özelliklere önce sen sahip olmalıymışsın. Böylece en ıuygun kişiyi hayatına çekermişsin.

"İstediğimiz özelliklere sahip eşi hayatımıza çekmenin sırrı bu özelliklere önce kendimizin sahip olmasıdır. Bizde olmayan bir özelliği partnerimizden talep etmeye hakkımız yoktur." sf. 46

"Hazır olduğunuzda aşk mutlaka kapınızı çalacak." sf. 90

Ay hadi inşallah.

Cosmopolitan okuyormuş gibi hissettirdi bu kitap.

9 Nisan 2016 Cumartesi

KÜÇÜK PEMBE MUTLULUK KİTABI




KÜÇÜK PEMBE MUTLULUK KİTABI

Nil Gün

2010

Kuraldışı Yayıncılık

3. Baskı - Aralık 2012

217 sayfa


Küçük, pembiş bir mutluluş kitabıy mıymışsın sen? Aman da mutluş mu yapacak mısın insanları? 

Bir çocuk kitabı sevimliliği, bir şekerlik görünümü var ama kitabın n'apayım?

*

Kitap, yazarın kendini "mutsuz değilim." diye tanımlayıp neden "mutluyum." diye tanımlamadığını fark etmesiyle başlıyor.

Aynı ben.

Ben de kendimi "yoo mutsuz değilim." diye tanımlıyorum. Ama "mutluyum." demeye de çok dilim gitmiyor. Dilim dönmüyor sanki.

Peki neden?

( Çünkü ebenden ötürü.)

Yazar çok iddialı bir giriş yazmış kitaba: "Bu kitaptan öğrendiklerini uyguladığında sadece birkaç dakikada kendini çok kötü hissediyorsan, daha iyi hissedeceğine garanti veririm." sf.19 diyor. 

Hadi bakalım.

*

İş ve para kazanma mevzularından giriyor.

"Para kazanmak için insanın sevmediği işleri yaparak kendisini cezalandırması, sevdiği işi yaparak para kazanacağına inanmaması galiba kültürel bir şey." sf.11
Amerika'da da bulunmuş, böyle bir gözlemi varmış.

Mutlu insanların zihinlerinde iş eğlence ayrımı yokmuş. Çünkü zaten yaptığı işten zevk alırmış. Abraham Maslow öyle demiş.

Mutluluk kendiliğinden gelmezmiş. Emek lazımmış, emek. 

"Herkes mutlu olmak istediğini söylüyor. Ama çok az kişi bunun için çaba gösteriyor. Mutluluk bir kendin olmak çalışmasıdır. Kendin olmanın ürünüdür mutluluk. Kendin olmak doğrultusunda yaptığın her çalışma, attığın her adım gittikçe seni daha mutlu bir insana dönüştürecektir." sf.217

Ay hadi inş

"İstediğin şeyi elde edemiyorsan, o şey ya yoktur ya da gerçekten istemiyorsundur." sf. 12
İste ve inan, ama çok inan, diyor.

Mutluluk öyle evim olsun, işim olsun, aşık olayım... mutlu olurum, gibi bir durum değilmiş. Bunlar dış etkenli, geçici mutluluklarmış. 

Mutluluk nerede?

Bunu hepimiz biliyoruz, evet "İÇİMİZDEEEEE \O/

"Mutluluk içinde başlar, çünkü mutluluk içten, özden verebilme yetisini kazanmakla başlar. İnsanların çoğu neden mutsuz, en azından mutlu değil? Vermeden almayı ya da önce alıp sonra vermeyi düşündükleri için." sf.51

Neye ihtiyacın varsa onu ver, diyor. "Sevgiye ihtiyacın varsa sevgini ver. Paraya ihtiyacın varsa paranı ver. Zamana ihtiyacın varsa zamanını ver. Dostluğa ihtiyacın varsa dostluğunu ver. Neşeye ihtiyacın varsa neşeni ver." sf.55

"Evrensel yasa" gereği bunlar sonra sana dönecekmiş. 


Kendini mutlu hissetmeyen insanın ağırlıklı olarak yaşadığı kendini yetersiz, önemsiz, değersiz hissetme, sevildiğini hissedememe, sevememe, acizlik... gibi olumsuz duyguların enerjisi düşükmüş, o yüzden de bedenimizin enerji ihtiyacına yetişemezmiş. "İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor"un sebebi buymuş.

Bunun aksine sevecenlik, neşe, cömertlik, sevdiğini ve sevildiğini hissetme gibi olumlu duygular frekansı yüksek olduğundan bu yüksek frekans vücudumuzda dolaşırken bizi de enerjik ve canlı kılarmış.

Düşünce de bir enerjiymiş ve düşüncemizi neye odaklarsak onu önce enerji olarak hisseder, sonra da deneyim olarak yaşarmışız. "Bu deneyime uygun olayları, insanları, koşulları yaydığın enerji doğrultusunda yaşamına mıknatıs gibi çekersin." sf.32

O zaman "Bütün manyaklar da beni bulur." derken, aslında manyağın önde gideni bizmişiz, anladığım kadarıyla.

"Neye odaklanırsan onu görürsün."  sf.178

"Hayatında olumsuzluklara odaklanırsan, bir süre sonra sadece olumsuzlukları görmeye başlarsın. Hayatın boktan olduğuna karar verirsen, bu düşünceni destekleyecek kanıtı her yerde görmeye başlarsın. Hayatın güzelliklerine odaklanırsan, bu düşünceni destekleyecek kanıtları da her yerde görürsün." 

Olumlu, olumsuz bütün duyguları yaşa ama kararında yaşa, abarma, diyor.

"Kendini mutsuz hissettiğin anlarda kendine mutsuzluk izni verecek kadar rahat ol. Mutluluğun değerini anlayabilmek için bazen böyle anlara ihtiyaç duyabilirsin. Bu izin bazen birkaç saat, bazen daha uzun olabilir. Ama üç günü asla geçirme. Baştan tayin ettiğin zaman dilimi içinde kendine hüzün izni ver. Çoğu kez, hüzün zamanı dolmadan mutsuz duygulardan sıyrıldığını hissedeceksin." sf. 80

Sürekli şen şakrak olma hali değil mutluluk. "Olumsuzlukları gerçekçi bir gözle görebilmek, bu engelleri aşabileceğine yürekten inanmak ve aşabilme gücünü içinde hissedebilmek."


Kendindeki sorunları tespit edip çözeceksin. Bu sorunları tespit etmek için şu soruları sor diyor kendine:

- Bir başkası olsaydın kendinle iş ortaklığına girer miydin?

- Kendini arkadaş olarak, güvenilir bir dost olarak seçer miydin?

- Karşı cinsten biri olsaydın, şimdiki kendini eş olarak seçer miydin?

Bunlara cevabın evetse, tamam sen geç, sorun yok. (Ben de kendimi üç evetle uğurluyorum. Beğenmeyen küçük oğluna almasın.)

Hayırsa da neden hayır? Tek tek yaz mesela, üzerine düşün.

Değiştirmek elimizdeymiş. Bakış açısı meselesi diyor bu tarz kitapların hepsi. Bilinçaltına bu yönde komutlar gönderirsek bu iş tamam.

Hatta bir deney yapılmış. 





Mutluluk için bir de timüs salgı bezi varmış. Onu şöyle harekete geçirebiliyormuşuz. 





Bunun dışında düzgün nefes al (tercihen karnından, nefes alıp verdiğinde göğsün değil de karnın şişsin) düzgün beslen. (et yiyorsan mesela hayvanlar boğazlanırken bedeninde salgılanan hormonlar eti tüketince bizim bedenimize geçermiş ve ben sanmıyorum ki boğazlanırken hayvanlar güzel hormonlar salgılasın.) 

Kitabın vaat ettiği küçük pembiş mutluluşu ben aldım açıkçası


21 Mart 2016 Pazartesi

ÇEKİM YASASI




ÇEKİM YASASI

Nil Gün

2006

Kuraldışı Yayıncılık

25. Baskı - Şubat 2013

164 sayfa


Çekim yasası, dikkatini neye yönlendiriyorsan, onu kendine çektiğini ifade ediyormuş.

"Birileri ile ilgili kötü şeyler düşündüğümüzde o düşünceler bizim zihnimizden kaynaklandığı için yine bizim hayatımızda yansımalarını görürüz.

Kime ne yaparsak kendimize yapıyoruz aslında.

Bir başkası için kötü, kendimiz için iyi dileklerde bulunmak evrensel yasanın işleyişi açısından imkansızdır." sf.22

"Evrensel yasa şikayetleri de emir gibi algılar ve bize şikayet ettiğimiz şeyi fazlasıyla verir. Birilerinin sizi kızdırdığından şikayet edip bir şey yapmıyorsanız, o kızgınlık duyduğunuz davranışı hayatınıza daha fazla çekersiniz." sf.23

"Dünyada 'Savaşa Hayır!', 'Uyuşturucuya Hayır!', 'Açlığa Hayır!' kampanyaları düzenleniyor. Ama bunların hepsi artıyor. Çekim yasası neye odaklanırsak onu hayatımıza çekeceğimizi söylüyor. İstemediğimiz şeylere, ona direnmek ya da yenmek adına odaklandığımızda istediğimiz şeylerin bize doğru akmasını engelliyoruz."

Üff, nüansa bak.

Yani eğer savaş karşıtıysan barış için çalışmak, açlık karşıtıysan insanların yiyecek bulması için çalışmak, kötü politikacıların karşıtıysan rakibi için çalışmak gerekiyor.

Aleyhine propoganda yapılan politikacılar, bu yüzden mi kazanıyor? El birliğiyle evrene bu mesajı mı gönderiyoruz?

"Bir düşünceyi tekrar tekrar düşünürseniz zihninizde iz bırakır ve o düşünceye bağlanırsınız. Çok okuyan bir insan olduğuma inanmak beni daha fazla okumaya teşvik eder. Utangacım demek insanlarla iletişimimi keser ve özgüvenimi azaltır." sf.25

Hmmm,

O zaman mesela "Bolluk içinde yaşıyorum." diyerek bolluğu kendimize çekebilir miyiz? Ay mümkün mü böyle bir şey, olsun çünkü.

"Parasızlıktan ya da paranın yetmediğinden yakındığımız sürece, parasal durumumuzu iyileştiremeyiz. Parasızlığa odaklandığımızda hayatımızda bu durumu tekrar tekrar yaratırız. Param yok, param yok, dedikçe hayatımızda parayı yok ederiz." sf.40

O kadar istedik, olmadıysa,

ya 

evrenin takvimi her zaman bizimkiyle uyum içinde olmayabilirmiş. (ayy götüm)

ya da

isteğimizin gerçekleşeceğinin eminlik duygusunu içimizde taşımadığımız içinmiş.

"İstediğiniz şeye odaklandığınızda istediğiniz şeyi hayatınıza çekiyorsunuz. İstemediğiniz şeye odaklandığınızda istemediğiniz şeyi hayatınıza çekiyorsunuz." sf.45


sf.46

Şöyle bir sıralama varmış:

Önce istediğin şeyi OLMUŞ GİBİ HAYAL ET

Sonra o şey için uygun adımları atarak GEREKENLERİ YAP

Sonra da SAHİP OL.

Örneğin, sana değer veren biriyle beraber olmak istiyorsan önce kendin değerli olduğunu hisset. Sonra sana değer vermeyen kişiyi hayatından çıkar. Böylece hayatına sana değer veren insanları çekecekmişsin.

*

Mış gibi yapma olayı var. Neşeliymiş gibi davranmak mesela.

Bu bir kandırmaca ama yazar buna diyor ki:"Burada mış gibi yaparak başkalarını kandırmaya çalışmıyoruz. Kendimizi yeni bir bakış açısına inandırma çalışması bu."

*

"Tüm iyi erkeklerin/kadınların kapılması" sendromuna dair de şunları söylüyor yazar:

"Eğer tüm iyi partnerlerin 'sahipli' olduğunu, geriye işe yaramazların kaldığını düşünüyorsanız, ilişki kurmak isteyeceğinizi düşündüğünüz bir insanla tanıştığınızda onun 'sahipli' olduğunu görürsünüz." sf.71

Aboov deme öyle gı.

*

Bu tarz kitapları gaza gelmek için okuyorum. Bu gaz beni bir süre mutlu ediyor.

Mesela şu cümle de önemli bir itici güç benim için:

"Hiçbir hayalimiz yoktur ki içinde onu gerçekleştirecek gücü barındırmasın. Olmasaydı zaten o şeyin hayalini kurmazdık. Kuramazdık." sf.96

Allah'ım sana geliyorum.