John Steinbeck etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
John Steinbeck etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2018 Salı

AY BATARKEN



AY BATARKEN

(The Moon is Down)

John Steinbeck

1942

Türkçesi: Aslı Biçen

Sel Yayıncılık

1. Baskı – Temmuz 2016

110 sayfa


İşgalciler bir ülkeyi işgal eder.

Bu ülkenin küçük bir şehrinde madencilikle geçimini sağlayan kendi halinde bir halk vardır.

Belediye başkanı yıllardır bu şehrin başkanıdır ve halk tarafından sevilmekte, sayılmaktadır.  İşgalcilere boyun eğmek istemez ama halkı da bunun için örgütleyecek durumda değildir.

İşgalciler kendilerine karşı gelen insanları cezalandırır.

Halkın arasından iki kişi yurt dışına kaçar. Oradan şehirlerine yardım edecek bir yöntemle dönerler.
Şehrin üzerinden uçaklar uçmakta, uçaklar paraşütle yere patlayıcı düzenekleri bırakmaktadır. Patlayıcıların nasıl çalışacağının yazılı olduğu notlara birlikte.

İşgalciler bunu fark eder ve engellemeye çalışır. Belediye başkanı ve yardımcısı olan doktor Winter'ı tutuklarlar.

*

Başkan kendisini öldüreceklerini bilir ve bu noktada arkadaşı doktora Sokrates’in son sözleri ile veda eder.

“Kriton, Asklepios’a bir horoz adamıştım. Borcumu ödersin değil mi?” Doktor Winter da “Borç ödenecek” der.


3 Eylül 2017 Pazar

GAZAP ÜZÜMLERİ


GAZAP ÜZÜMLERİ

(The Grapes of Wrath)

John Steinbeck

1939

Sel Yayıncılık

Türkçesi: Belkıs Dişbudak

3. Baskı – Ekim 2016

557 sayfa


Çok hüzünçlü.

*

Joad ailesi, binlerce başka aile gibi yerlerinden yurtlarından ediliyor.

Gördükleri ilanlara kanıp Kaliforniya’ya göç etmeye karar veriyorlar. Çünkü ilanlarda Kaliforniya’da portakal toplayacak işçilere ihtiyaç olduğu yazıyor.

Fakat ihtiyaçtan çok daha fazla insan akın edince çiftlik sahipleri bu insanları yok pahasına çalıştırmaya başlıyor.

Çalışmazsan aç kalırsın.

Çalışsan da aldığın para çok az olduğu için yine karnın doymuyor.

*

Tek çıkış yolu örgütlenmek.

Ama bu da çok zor. Çünkü bu gidişe dur diyenleri polisler susturuyor. “Kızıl” diyerek onları öldürüyorlar.

İnsancıklar da öğrenilmiş çaresizlik içinde hayatta kalmaya çalışıyorlar.

***SONUNU YAZIYORUM***

Kitabın ana karakterlerini içeren Joad ailesinden Tom, bir cinayet sebebiyle hapis yatıp şartlı salıverilmiş. Aslında eyalet dışına çıkması yasak ama ailesinin yanında o da gidiyor. Çeşitli olaylara karışıyor ister istemez. Yine birini öldürüyor ve kaçak olarak hayatta kalmaya çalışıyor.

Tom'un arkadaşı eski bir rahip var. Bırakmış artık o işi çünkü tanrıya inanmaz hale gelmiş. O da Joad ailesiyle yola çıkıyor ama bir kavgaya karışıp hapse giriyor. Hapisten çıktığında sömürülen insanların haklarını aramak üzere isyan çıkartıyor. Fakat öldürülüyor.

Tom’un kardeşi Al, arabalarla çok ilgili. Bir garajda çalışmak istiyor ama iş yok. Arabaların yanı sıra kızlarla da ilgili. En son bir kıza aşık olup ailesi yerine kızı tercih etme noktasına varıyor.

Ailenin anne babası. Aslında baba ilk zamanlar otoriterken zamanla anne kontrolü eline alıyor. Çünkü baba tükeniyor. Anne zaman zaman bilerek babayı kızdırıyor erkekliğine laf ederek. Çünkü eğer baba kızarsa hala umut var demektir. Baba öfke bile duyamaz hale gelirse o zaman hasta olup ölür diye düşünüyor.

Büyükanne ve büyükbaba yolda ölüyor.

Büyük ağabey Noah, yolda ailesini bırakıp kendi yoluna gidiyor.

Rose of Sharon, ailenin hamile kızı. Kocası olacak mıymıntı, karnı burnunda kızcağızı terk ediyor.

Kitabın sonunda;

Rose of Sharon doğuruyor ama çocuğu ölü doğuyor.

Bu arada kaldıkları yeri sel bastığı için başka yere gidiyorlar. Gittikleri yerde açlıktan ölmek üzere olan bir adam var. Rose of Sharon adama memesini uzatıyor süt içsin diye.

*

Bizdeki bir umut İstanbul'a göç etmek gibi bu insanların da Kaliforniya'ya göç etmesi.

Gittikleri yerlerde aşağılanıyorlar.

Bir yerde bir miktar rahat ediyorlar, orası da bu insanların örgütlenip polisi bile içeri sokmadıkları, kendi asayişlerini sağladıkları bir yer. 

Kitapta polisin düzen sağlamak yerine düzen bozduğu sık sık görülüyor. 

*

Kitabın arka kapağında diyor ki:

"John Steinbeck'in tartışmasız en büyük eseri olan ve ona Pulitzer ödülünü kazandıran Gazap Üzümleri, 1939'da ilk kez yayınlandığında şok etkisi yaratmış ve büyük tartışmalara yol açmıştı. Tüm dünyayı etkileyen 'Büyük Buhran' döneminde, tarımın kapitalistleşmesi ve krizler yüzünden yoksullaşan ve mülksüzleşen yığınların ayakta kalma mücadelesinin anlatıldığı bu destansı romanda Steinbeck, açlık, sefalet ve zorbalık yüzünden evlerini terk edip yollara düşmek zorunda kalan binlerce işçi ailesinden birine odaklanıyor."

*

Filmi de var:





28 Kasım 2016 Pazartesi

FARELER VE İNSANLAR


FARELER VE İNSANLAR

(Of Mice And Men)

John Steinbeck

1937

Türkçesi: Ayşe Ece

Sel Yayıncılık

1. Baskı - Eylül 2012

126 sayfa


Tiyatro oyunu olarak ilanını gördüm, aklıma düştü kitap. Okumuştum daha önce ama unutmuşum.Yeniden okudum.


*

Lennie ve George iki yol arkadaşı.

Lennie'nin dev bir cüssesi ama o kadar olmayan aklı var.

George ise ufak tefek ama akıllı bir adam.

Çiftliklerde çalışıp para biriktirmek, kendileri için küçük bir arazi almak istiyorlar. Lennie bu hayali o kadar seviyor ki sık sık George'dan bu araziyi, yapacakları işleri anlatmasını istiyor.

Son çalıştıkları çiftlikte, çiftlik sahibinin oğlunun şırfıntı bir karısı var. İşçilere musallat oluyor.

Lennie'yi yalnız yakalayan kadın, onunla biraz sohbet etmek istiyor.

Lennie her ne kadar kalbinde kötülük barındırmayan iyi biri olsa da bazen kötü şeyler yapabiliyor.
Mesela kadının yumuşak saçlarını okşuyor. Kadın bırakmasını isteyince de korkup daha sıkı sarılıyor. Panik olup kadını susturmaya çalışırken...

---Sonunu söyleyeceğim---

Kadının boynunu kırıyor.

Lennie sadece yumuşak şeyleri okşamayı seviyor. Fareleri, köpekleri, elbiseleri. Bunu yaparken zarar verebileceğini düşünemiyor.

Kötü bir şey yaptığını anlayan Lennie kaçıyor.

George onu buluyor.

Çiftlik sahibi ve adamları Lennie'yi bulurlarsa hapseder hatta linç eder. Bunu bilen George...

Ay çok fena ama...

George, Lennie'nin ensesine silah dayayıp...

Öldürüyor arkadaşını.

*

Unutmuşum ben bu sonu. Sarsıldım.

Acıklı bir hikaye bu.

Hayal kurmaları bile acıklı.

O kadar hissediliyor ki hayallerinin gerçek olmayacağı. Halbuki hem incecik bir kitap hem de dili itibariyle son derece basit. Herhangi bir edebi oyun, köpüklü cümleler, uzun anlatımlar yok. Bu hissi nasıl uyandırıyor ki?
İnşallah sahnede de izleyebilirim.

6 Temmuz 2013 Cumartesi

FARELER VE İNSANLAR


FARELER VE İNSANLAR

( Of Mice and Men)

Yazarı: John Steinbeck

Türkçesi: Ayşe Ece

Yayınevi: Sel Yayıncılık

Basım Yılı: 1. Baskı - Eylül 2012

Sayfa Sayısı: 126


John Steinbeck'in ilk olarak "İnci" kitabını okumuştum. Az ve öz bir anlatımla hedefini vuruyordu. 

Bu da öyle. 

Son derece yalın, net bir şekilde derdini anlatıyor. Tasasız bir dil.

Hikayede iki tarım işçisi var. Biri zeki George, diğeri kıt akıllı ama hayvani güçlü Lennie. 

Lennie'nin heybetiyle ters bir şekilde adeta bir çocuk saflığında olması nedeniyle başları sık sık belaya giriyor. Buna rağmen George, Lennie'yi bırakmıyor. Belalardan birlikte kaçıyorlar. Birlikte hayal kuruyorlar. 

En son gittikleri çiftlikte ise...

Offf. sonunu bilseniz var yaa...

Çok vurucu.

Gerçi bir sürü insan ilkokulda okumuş bu kitabı. Öğretmenleri ödev vermiş, tavsiye etmiş falan. Bir bana okutulmamış. 

Geçenlerde bu kitap hakkında soruşturma mı açılmıştı, bir öğretmen, öğrencilerine bu kitabı okutuyor diye velinin biri şikayet mi etmişti, öyle haberlere konu olmuştu.

Manyak mıdır nedir bu insanlar ya?

Kitabın kapağında nal gibi Milli Eğitim Bakanlığı'nın tavsiye ettiği 100 Temel Eserden biri olduğu yazıyor. Öğretmen bu kitabı tavsiye ediyor diye öğretmeni şikayet etmek nedir?

Bak, kitabın içeriğinde rahatsız olunacak hiçbir şey olmamasını geçtim. Olabilirdi de. Ya da bazı insanların rahatsız edicilik algısı farklıdır. O da olabilir. Ama şikayet merciini böyle yanlış kullanmak olmaz.

Hadi veli, bu yüzden öğretmeni şikayet etti. Şikayeti dinleyen merci, bunu ciddiye alıp bir soruşturma başlatmamalı. Verilecek cevap belli. "Milli Eğitim Bakanlığı tavsiyeli bir kitaptır. Öğretmen müfredat çerçevesinde davranmıştır. Şikayeti haklı kılan bir sebep yoktur" Bunu diyeceğine ciddiye almalar, soruşturma başlatmalar, haberlere konu olmalar...

Tabi bu söylediklerim tamamen haberin bu şekilde aklımda kalmış olması. Geçmiş zaman, insan unutuyor. Sürekli de gündem değişiyor anacığım, hangi birini aklımızda tutalım.  Ondan sonra da "Türk milleti balık hafızalı" Ulan bir gün içinde bile gündemin değişebildiği bir memlekette gene iyiyiz.

31 Mart 2013 Pazar

İNCİ



İNCİ

(The Pearl) 

Yazarı: John Steinbeck

Sayfa Sayısı: 93



İnsanoğlu ne açgözlü, ne doymak bilmez, ne öküz, ne hayvan...

Fakir fukara Kino, denizden süper şahane bir inci çıkarıyor. Yaşadıkları yer de küçük bir yer olunca bu hemen yayılıyor.

Şerefsizin önde gideni bir doktor var. Kino'nun oğlunu akrep ısırınca oğlanı doktora götürüyor. Doktor, paraları yok diye bakmıyor başta. " Yerli çocukların akrep ısırmasını tedaviden başka işim mi kalmadı? Doktorum ben, baytar değil." diyor. Bak bak insan müsvettesine bak.

Ama sonra kapıdan çevirdiği adamın dev bir inciye sahip olduğunu öğrenince kendisi gidiyor ayaklarına. Annenin acil müdahalesi ile zaten iyileşmiş çocuğa bu doktor artık ne veriyorsa çocuk fenalaşıyor. Sonra da "açılın ben doktorum" Senin gelmişine geçmişine sövsünler. 

İnci simsarları da kokoyu alıyor. Kino'nun inciyi satmak için kendilerine getireceklerini bildiklerinden ve adamın da cahilliğinden faydalanıp ucuıza kapmayı planlıyorlar inciyi.

Kino her ne kadar cahil olsa da, dönen oyunu seziyor. Bulduğu incinin bu kadar az para etmeyeceğini biliyor. O yüzden onlara satmayıp, şehre götüreceğini söylüyor.

Ondan sonra da felaketler peşlerini bırakmıyor. Kino ve ailesine rahat yüzü göstermiyor şerefsiz itoğluitler. Eve girip her tarafı altüst ediyorlar. Adamcağızın tek geçim kaynağı, ta dedesinden kalmış sandalı parçalıyorlar. Evi yakıyorlar. 

Kino bakıyor rahat yok, alıyor karısını ve çocuğunu, kaçıyor gizlice.

Dağ, tepe, orman kaçıyorlar ama adamlar peşlerinde.

Yakalanmalarına ramak kala Kino, peşindeki adamları öldürüyor. Ama bu arada biricik bebecikleri de ölüyor.

Bitip tükeniyor aile. Bütün bu zahmete oğulcuğu için katlanmıştı. O okusun, eğitimli olsun, bilgili olsun diye inciyi o dolandırıcılara satmamıştı. Şimdi o ölünce ne yapsın parayı, pulu.

Gerisin geri köylerine dönüyor karı koca. İnciyi de herkesin gözü önünde denize fırlatıyorlar.

İnsanoğlunun açgözlülüğü ve kar hırsıyla neler yapabileceği bu kadar net, bu kadar yalın ve bu kadar sert anlatılabilir ancak.