10 Ağustos 2026 Pazartesi

ESİR ŞEHRİN İNSANLARI

 


ESİR ŞEHRİN İNSANLARI

Kemal Tahir

1956

İthaki Yayınları

1.Baskı - 2005

463 sayfa

 

1920’li yılların İstanbul’undayız.

Kamil Bey, Abdülhamid’in en zengin vezirlerinden Selim Paşa’nın tek çocuğu. Büyük bir mirasa konarak karısı ve kızıyla zengin ve rahat bir hayat sürüyor. 1914’te Birinci Dünya Savaşı ve sonra çıkan diğer savaşlar sırasında yurt dışında çeşitli dostlarının yanında. Savaştan kaçtığı sanılmasın, sadece savaş onun hayatını etkilemiyor. Rutin gezileri, dost ziyaretleri bunlar.

Her mirasyedi gibi bir zaman sonra maddi sıkıntılar yaşamaya başlıyor. Mondros Mütarekesi imzalanıp savaş bittiğinde artık maddi açıdan zor durumda. Gemiye binip karısı Nermin ve kızları Ayşe ile İstanbul’a dönüyor.

İstanbul’da Nermin’in halasında kalacaklar. Hala, kocası ve bir kızları savaş İstanbul’unda zengin ve rahat bir hayat sürüyorlar. Çünkü Enişte Bey İngilizlerle beraber çalışan bir müteahhit. Ailecek İngilizlerle iyi ilişkileri var.

Bu Ingilizlerden biri Kamil Bey’in Kerkük’teki arsasını satın almak istiyor. Aslında Kamil Bey de satma niyetindeydi ama İngiliz’in ısrarı tadını kaçırıyor.

Bu dayatmalara daha fazla dayanamayarak ailesiyle birlikte Üsküdar’da anneannesinden kalma köşke taşınıyor. Köşk, yıllarca bakımsız kaldığı için harabeye dönmüş.

Köşkün yanındaki evde oturan çocukluk arkadaşı komşusu Mahir Fuat’ın yardımıyla evi yaşanabilir hale getiriyorlar. Fuat bir derviş. Kadiri tarikatından. Karısı onu aldatıp kızıyla birlikte kaçmış. Fuat da kendisini dervişliğe vurmuş. İzole bir hayat sürüyor.

*

Bir gün Kamil Bey’e okuldan arkadaşı Ahmet ulaşıyor. Ahmet ve arkadaşları gazete çıkarıyorlarmış, Kamil’den de yardım istiyorlar. Kamil kendisini zengin sandıkları için para yardımı diye düşünüyor, parası olmadığı için üzülüyor. Ama kendisinin parasını değil bilgisini istedikleri için seviniyor. Epeydir aylak dolaşıyordu, çok mutlu oluyor bir işe yarayacağı için.

Gazetenin adı Karadayı. Yine Kamil’in okul arkadaşı olan İhsan ve karısı Nedime çıkarıyor gazeteyi. Kuvayı Milliye taraftarı görüşleri var. Bugün tarih kitaplarında bunu kahramanlık olarak görüyor, takdir ediyoruz, ancak o dönem bu durum iktidar tarafından anarşi olarak görülüyordu.

 

 Bu nedenle İhsan hapse giriyor. Yayın işleriyle karısı Nedime ilgileniyor. Bir kadının üstelik de Osmanlı’da bir kadının ve bir de gebe olarak bu işlerle ilgilenmesini herkes yadırgıyor başta ama Nedime’nin kararlılığı, yiğitliği, akıllılığı karşısında hepsi ona saygı duyuyor.

Burada yer yer Kamil’in karısı Nermin ve Nedime’yi bakış açısı olarak karşılaştırmasını görüyoruz. Kamil, vatan harp ve yoksulluk içindeyken zevk-i sefa yaşadığı dönemlerden utanarak var gücüyle çalışıyor ama Nermin bu duruma hiç anlam veremiyor.

Nermin’e kızamam. O da zengin bir ailede büyümüş. Bir zaman sonra babasının iflası dolayısıyla yoksulluğu öğrenecek gibi olmuş ama Kamil Bey’le evliliği hayat standartlarını aynı şekilde sürdürmesini sağlamış. Hafif konularla ilgilenmiş hep, başka konulara ilgilenmesi gerekmemiş, kendi sosyal çevresi dışında bir ortama girmemiş. Kendi dünyasına uygun davranıyor.

*

Nedime ve dostları Anadolu’ya gizlice silah göndermeye çalışıyor. Silahların gideceği gemiye Nedime binecekken Kamil onun gebeliği dolayısıyla bu işi kendisi üstleniyor. Yakalanıyor.

*

Kamil’i tutuklayıp Nedime’nin adını vermeye zorluyorlar. Paşa çocuğu olduğu için işkenceyle değil iyi yerde memuriyet, Roma’da elçilik gibi tekliflerle aklını çelmeye, itiraf almaya çalışıyorlar. Hepsini reddediyor. Sonuçta yedi yıl hapis cezasına çarptırılıyor.

Harp mahkemesinin bu kararı vermesiyle üç ciltlik eserin ilk cildi bitiyor.

Kamil de okuyucu olarak ben de şok!

*

Bugün tarih okuduğumuzda İstanbul ve dahi tüm yurt yabancı askerlerce çevrilmiş işgal altındayken herhalde herkes vatanını savunma derdinde olmuştur sanıyoruz ama ı-ıh, işin aslı öyle değil.

Bu yabancı kuvvetlerin asla yenilemez olduğunu, yenme gayretine girmenin de gereksiz yere düşmanı azdırmak olacağını düşünenler var ve böyle düşünenler güçlü ve karar verici konumdalar. O yüzden Mustafa Kemal Paşa’yı ağza ve akla gelmez şekilde suçluyorlar. Ona inanan ve onun gibi düşünen bir avuç insanın canı pahasına yaptıkları küçük büyük pek çok atılım sayesinde bugün vatanımız var.

Romanda bugün kahramanlık olarak gördüğümüz zaferlerin o dönem dikkate alınmadığı, hatta konuşulmansın bile suç unsuru sayıldığı anlatılıyor. Örneğin Kamil Bey’in görüş gününde İnönü Zaferlerinden bahsediliyorken görevli kişi “siyasi konuşmayın” diye uyarıyor.  

İnsanın aklı almıyor nasıl olur da kendi ülkenin düşman işgalinden kurtulmasını istemezsin? Düşmanla iş birliği yaparsan istemezsin. Bu iş birliği nedeniyle kazanç elde etmiş, savaş zengini olmuşsan düşman artık senin dostun olmuştur. Kitapta da bu rezil örneklere yer veriliyor.

*

Bir eleştiri yapacağım yalnız. Yazarın cinsiyetçi bakış açısı dikkatimi çekti. Babası olmayan kız çocuğunun orospu olacağı hezeyanı, siyasi gerekçelerle ceza almış bir adamın karısı boşanmak istiyor diye kadını ayıplamak, “Bütün esmer kız çocukları gibi üzerinden şirretlik aktığı halde…”sf.192 diye bir ifade…

Hadi neyse diyelim bakalım, neyse…