ESİR ŞEHRİN
İNSANLARI
Kemal Tahir
1956
İthaki Yayınları
1.Baskı - 2005
463 sayfa
1920’li yılların
İstanbul’undayız.
Kamil Bey,
Abdülhamid’in en zengin vezirlerinden Selim Paşa’nın tek çocuğu. Büyük bir
mirasa konarak karısı ve kızıyla zengin ve rahat bir hayat sürüyor. 1914’te
Birinci Dünya Savaşı ve sonra çıkan diğer savaşlar sırasında yurt dışında
çeşitli dostlarının yanında. Savaştan kaçtığı sanılmasın, sadece savaş onun
hayatını etkilemiyor. Rutin gezileri, dost ziyaretleri bunlar.
Her mirasyedi gibi
bir zaman sonra maddi sıkıntılar yaşamaya başlıyor. Mondros Mütarekesi
imzalanıp savaş bittiğinde artık maddi açıdan zor durumda. Gemiye binip karısı
Nermin ve kızları Ayşe ile İstanbul’a dönüyor.
İstanbul’da Nermin’in
halasında kalacaklar. Hala, kocası ve bir kızları savaş İstanbul’unda zengin ve
rahat bir hayat sürüyorlar. Çünkü Enişte Bey İngilizlerle beraber çalışan bir
müteahhit. Ailecek İngilizlerle iyi ilişkileri var.
Bu Ingilizlerden
biri Kamil Bey’in Kerkük’teki arsasını satın almak istiyor. Aslında Kamil Bey
de satma niyetindeydi ama İngiliz’in ısrarı tadını kaçırıyor.
Bu dayatmalara daha
fazla dayanamayarak ailesiyle birlikte Üsküdar’da anneannesinden kalma köşke
taşınıyor. Köşk, yıllarca bakımsız kaldığı için harabeye dönmüş.
Köşkün yanındaki
evde oturan çocukluk arkadaşı komşusu Mahir Fuat’ın yardımıyla evi yaşanabilir
hale getiriyorlar. Fuat bir derviş. Kadiri tarikatından. Karısı onu aldatıp
kızıyla birlikte kaçmış. Fuat da kendisini dervişliğe vurmuş. İzole bir hayat
sürüyor.
*
Bir gün Kamil Bey’e
okuldan arkadaşı Ahmet ulaşıyor. Ahmet ve arkadaşları gazete çıkarıyorlarmış, Kamil’den
de yardım istiyorlar. Kamil kendisini zengin sandıkları için para yardımı diye
düşünüyor, parası olmadığı için üzülüyor. Ama kendisinin parasını değil
bilgisini istedikleri için seviniyor. Epeydir aylak dolaşıyordu, çok mutlu
oluyor bir işe yarayacağı için.
Gazetenin adı
Karadayı. Yine Kamil’in okul arkadaşı olan İhsan ve karısı Nedime çıkarıyor
gazeteyi. Kuvayı Milliye taraftarı görüşleri var. Bugün tarih kitaplarında bunu
kahramanlık olarak görüyor, takdir ediyoruz, ancak o dönem bu durum iktidar
tarafından anarşi olarak görülüyordu.
Bu nedenle İhsan hapse giriyor. Yayın
işleriyle karısı Nedime ilgileniyor. Bir kadının üstelik de Osmanlı’da bir
kadının ve bir de gebe olarak bu işlerle ilgilenmesini herkes yadırgıyor başta
ama Nedime’nin kararlılığı, yiğitliği, akıllılığı karşısında hepsi ona saygı
duyuyor.
Burada yer yer
Kamil’in karısı Nermin ve Nedime’yi bakış açısı olarak karşılaştırmasını görüyoruz.
Kamil, vatan harp ve yoksulluk içindeyken zevk-i sefa yaşadığı dönemlerden
utanarak var gücüyle çalışıyor ama Nermin bu duruma hiç anlam veremiyor.
Nermin’e kızamam. O
da zengin bir ailede büyümüş. Bir zaman sonra babasının iflası dolayısıyla yoksulluğu
öğrenecek gibi olmuş ama Kamil Bey’le evliliği hayat standartlarını aynı
şekilde sürdürmesini sağlamış. Hafif konularla ilgilenmiş hep, başka konulara
ilgilenmesi gerekmemiş, kendi sosyal çevresi dışında bir ortama girmemiş. Kendi
dünyasına uygun davranıyor.
*
Nedime ve dostları
Anadolu’ya gizlice silah göndermeye çalışıyor. Silahların gideceği gemiye
Nedime binecekken Kamil onun gebeliği dolayısıyla bu işi kendisi üstleniyor.
Yakalanıyor.
*
Kamil’i tutuklayıp Nedime’nin
adını vermeye zorluyorlar. Paşa çocuğu olduğu için işkenceyle değil iyi yerde
memuriyet, Roma’da elçilik gibi tekliflerle aklını çelmeye, itiraf almaya
çalışıyorlar. Hepsini reddediyor. Sonuçta yedi yıl hapis cezasına
çarptırılıyor.
Harp mahkemesinin
bu kararı vermesiyle üç ciltlik eserin ilk cildi bitiyor.
Kamil de okuyucu
olarak ben de şok!
*
Bugün tarih
okuduğumuzda İstanbul ve dahi tüm yurt yabancı askerlerce çevrilmiş işgal
altındayken herhalde herkes vatanını savunma derdinde olmuştur sanıyoruz ama
ı-ıh, işin aslı öyle değil.
Bu yabancı
kuvvetlerin asla yenilemez olduğunu, yenme gayretine girmenin de gereksiz yere
düşmanı azdırmak olacağını düşünenler var ve böyle düşünenler güçlü ve karar
verici konumdalar. O yüzden Mustafa Kemal Paşa’yı ağza ve akla gelmez şekilde
suçluyorlar. Ona inanan ve onun gibi düşünen bir avuç insanın canı pahasına
yaptıkları küçük büyük pek çok atılım sayesinde bugün vatanımız var.
Romanda bugün
kahramanlık olarak gördüğümüz zaferlerin o dönem dikkate alınmadığı, hatta konuşulmansın
bile suç unsuru sayıldığı anlatılıyor. Örneğin Kamil Bey’in görüş gününde İnönü
Zaferlerinden bahsediliyorken görevli kişi “siyasi konuşmayın” diye uyarıyor.
İnsanın aklı
almıyor nasıl olur da kendi ülkenin düşman işgalinden kurtulmasını istemezsin?
Düşmanla iş birliği yaparsan istemezsin. Bu iş birliği nedeniyle kazanç elde
etmiş, savaş zengini olmuşsan düşman artık senin dostun olmuştur. Kitapta da bu
rezil örneklere yer veriliyor.
*
Bir eleştiri
yapacağım yalnız. Yazarın cinsiyetçi bakış açısı dikkatimi çekti. Babası
olmayan kız çocuğunun orospu olacağı hezeyanı, siyasi gerekçelerle ceza almış
bir adamın karısı boşanmak istiyor diye kadını ayıplamak, “Bütün esmer kız çocukları gibi üzerinden şirretlik aktığı halde…”sf.192
diye bir ifade…
Hadi neyse diyelim
bakalım, neyse…
