ÇILGIN VE ÖZGÜR
Neyzen Tevfik’in Romanı
Hıfzı Topuz
2014
Remzi Kitabevi
14.Basım - Haziran 2024
246 sayfa
Neyzen Tevfik gerçekten çok çılgın bir kişilik. Neyzenliği tartışmasız. Ünlü ünsüz pek çok insan onun neyini dinlemek için can atıyor. Hatta bir sürü insan ona evinin kapısını açıyor, gel burada kal diyorlar, gez dolaş, akşam yatmaya gel. Yok! Neyzen Tevfik duramıyor, barınamıyor. Sokakları, meyhaneleri kendisine ev belliyor. Son zamanlarında da Bakırköy Akıl Hastanesini.
*
Gazi Mustafa Kemal Paşa ile oaln bir anısıyla başlıyor kitap. O sırada Balıkesir'de bulunan Atatürk, Neyzen Tevfik’in ününü duyuyor ve onu onu yanına çağırıyor. Dinliyor ve çok beğeniyor. Ne istersin diye soruyor Neyzen'e.
Neyzen kimlik istiyor:
-Senin nüfus tezkeren yok mu?
-Yok paşam, bundan önce hükümet mi vardı ki nüfus tezkerem olsun?..
*
1879 Bodrum doğumlu Tevfik. Babası Hafız Hasan Fehmi Efendi, Bafralı, Bodrum
Rüştiyesinde başöğretmen.
Dokuz yaşındayken babası kahvehaneye götürüyor Tevfik'i. Oraya neyzenler geliyor. Tevfik
dinliyor ve çok etkileniyor. Kendisi kamışlardan ney yapıp çalıyor. Babası
ondaki bu yeteneği görüp destekliyor.
Bir gün eşkıyaların kesik başlarının sopalarla sokaklarda dolaştırıldığını görüyor. Ve bu
durum onun psikolojik dengesini bir parça sarsıyor.
Babasının Urla’ya tayini çıkıyor. Urla’ya gidiyorlar. Kaval çalıyor hep Tevfik. Bir
berberde ney çalan birini görüyor. Ondan öğreniyor. Bu sırada sara nöbetleri tutuyor.
İstanbul’a gönderiyorlar. Doktor, çocuğu sıkmayın, ne istiyorsa yapsın diyor.
En çok ney sevdiği için neye başlıyor. Urla’ya dönüyor. Avcılık tutkusu
başlıyor Tevfik'in. Kuş öldürüp duruyor. Babası bu durumdan korkunca İzmir’e taşınıyorlar.
Orada Mevlevihane’ye giriyor. Babası oradan İstanbul’a gönderiyor Tevfik'i.
Galata Mevlevihane’sine giren Tevfik, bir gün şair Akif ile tanışıyor bir kahvehanede. (Mehmet Akif
Ersoy) Mevlevihane’de pek barınamıyor. Namazı, abdesti yok diye. Dost
meclislerinde dolaşıyor. İçkiye alışıyor.
Plakları oluyor ama bundan para kazanamıyor. “Para için neyi dudaklarıma
götürmeyi hakaret sayarım.” diyor. Sf.39
Padişah aleyhine sözler ettiği için tutuklanıyor. Hayırlı dostlar sayesinde çıkıyor ama artık hep polis takibinde. Bir gün yine sarhoş oluyor, ben sadrazamım diyor. Nezarete alınıyor. Sadrazamlık beş para etmiyormuş, ben istifa
ettim diyor, salınıyor. Bu zapturapta dayanamıyor, Kahire’ye gidiyor. Orada
kahvehanelerde çalıyor, geçimini sağlıyor. Yine iktidar aleyhine bu sefer kral
hakkında yazı yazıyor ve İskenderiye’ye kaçıyor. Meşrûtiyet ilan edilince
İstanbul’a dönüyor. Eski dostlarıyla bir araya geliyor. Akif de onlardan biri.
Ama Akif artık içki içmiyor, sakal bırakmış, dindar olmuş. Neyzen’e yemin
ettiriyor içkiyi bırakması için. Ama Neyzen tabii bu sözü tutamıyor. Fakir doyurmak anlamında köpeklere
ekmek vererek kefareti budur diye yeminini bozuyor.
Bir gün ney çaldığı bir evde bir kıza aşık oluyor. Cemile. Kız da ona. Kızın
babası da bu evliliğe razı. Ama kızın dindar babası Tevfik’i de öyle
zannediyor. Evleniyorlar. Öyle olmadığını görünce kızını ondan almaya çalışıyor.
Bu sırada bir kızları oluyor, Leman. Neyzen karısını boşamak istemiyor ama Cemile’nin babası bir şekilde
onların boşanmasını sağlıyor.
Savaş çıkıyor. Neyzen’i Askeri Müzede mehteran takımında görevlendiriyorlar.
Enver Paşa ve Sultan Reşat onu dinliyor, beğeniyor.
1920’de alkol komasından Haydarpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine yatırılıyor. Orada
çok üretken oluyor, 28 şiir yazıyor.
Mustafa Kemal’in mücadelesine destek oluyor. Ankara’ya daha yakın olmak için
Bolu’ya gidiyor. Annesi de Bolulu. Oradan Ankara’ya geçiyor. Kurtuluş Savaşı
kazanılmış, bunun coşkusuyla şiirler yazıyor. 1924’te İstanbul’a dönüyor.
Yine bunalımlar geçiriyor. Zeynep Kamil’de yatıyor. Oradan Toptaşı Bimarhanesi
yani akıl hastanesine. Yıllar sonra Mina Urgan’ın demesine göre Neyzen aslında
alkolik değil, dipsomaniak. Yani delice içme. Bazen haftalarca içmeyip sonra
durup dururken içki nöbeti gelmesi ve ara vermeden çılgınca içmek.
Kendisini dinlemeyi seven Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın annesinin davetiyle yeniden Kahire’ye gidiyor. Burada eski dostu Mehmet Akif’le karşılaşıyor. Akif
ile din konusunda tartışmalara düşüyorlar. Akif, Tevfik’e karşı yazdığı
şiirleri Safahat adlı kitabına almıyor, ona saygı duyuyor. Mehmet Akif, Mustafa Kemal’in
yanında yer alıyor ama Şapka Devriminde ona ters düşüyor. Prens Abbas Hilmi
Paşa’nın davetiyle Mısır’da Hilvan’a yerleşiyor. Mısır Üniversitesinde Edebiyat
bölümünde görev alıyor, Türk Edebiyatı dersi veriyor. Akif, Neyzen'i buradaki evinde konuk ediyor.
Sonra yine İstanbul'a geliyor Neyzen. Atatürk için yazdığı bir şiir üzerine Atatürk onu yanına
çağırıyor. Rakı konusu oluyor. Atatürk soruyor ne kadar içersin diye. Neyzen de
geceden içmiş, böyle çok içtiğim zamanlar içmeye devam etmek için şöyle yaparım
diyor. Tencereye rakı dolduruyor. İçine ekmek doğruyor. Kaşık kaşık yiyor.
Atatürk bu görüntüden hoşlanmıyor. İğrenç buluyor. Bir daha da görüşmüyorlar.
1938’de Atatürk’ün ölümüne Neyzen çok üzülüp ağlıyor.
Zaman zaman Bakırköy Hastanesine gidiyor. Orada kendisine ayrılmış bir oda var.
Bir gün kendisini Hitler sanan bir adan gelip beni öldürdüklerini sandılar ama
ben kaçıp buraya geldim diyor. Neyzen de ben de Mussolini’yim, beni de
öldürdüklerini sandılar, ama kaçtım buraya geldim diyor. Eğlenceli biri. Ressam Fikret Mualla da bir
dönem burada kalıyor ve onunla da dostluk ediyor.
Bir gün Bakırköy Hastanesinin meşhur doktoru Mazhar Osman’la karşılaşıyorlar yolda. Neyzen’in elinde bir şişe rakı.
Mazhar Osman, hani bırakmıştın diyor. Arkadaşımla içeceğiz, yarısı
onun, diyor Neyzen. Dök, diyor doktor, senin payına düşen yarısını. Dökemem, benim payım altta
kaldı diyor Neyzen.
Belediye konservatuarında iş veriyorlar Neyzen'e. Geçimi kolaylaşıyor bu sayede. Ancak
Atatürk sonrası değişen yönetimle görevi elinden alınıyor.
Son yıllarında Beşiktaş’ta Nuri Demirağ ona bir ev tahsis ediyor ve aylık
bağlıyor.
Meşhur “Behey Dürzü” şiiri ona ait mi değil mi bilinmiyor. Çünkü şiirlerini bir
kenara yazıp dost meclislerinde okuduktan sonra atıyor. Biriktirme, tutma,
kitapta toplama yok. Bazen kitapta topladıklarını söylüyorlar ama onun eline
bir şey geçmiyor.
Bir kaç kere filmde oynuyor.
Neyzen, Adnan Menderes’e sempati besliyor. Yazar Hıfzı Topuz, Menderes'in sonraki yıllarını göre
yine de sever miydi acaba diye soruyor kitapta.
1953’te 74 yaşında ölüyor Neyzen Tevfik Kolaylı. Vasiyetine uyularak Kartal Mezarlığına gömülüyor.
*
Benim bu hikayede en merak ettiğim Neyzen'in kızı: Leman Kolaylı.
Kitapta Neyzen'in evlendiği ve kızı olduğu bilgisi verildikten sonra bir daha hiç bahsi geçmiyor kızının Tahminimce Neyzen'in aklına bile gelmemiş olabilir. Çünkü onda koca ve baba materyali göremedim hiç.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder