23 Mart 2026 Pazartesi

VEJETARYEN

 


VEJETARYEN

Han Kang

2016

Türkçesi: Göksel Türközü

APRIL Yayıncılık

19.Baskı – Mart 2025

176 Sayfa

 

Deli bir hikaye.

Kadın vejetaryen oluyor gördüğü korkunçlu bir rüya üzerine. Vay efendim nasıl et yemezsin? 

Manyak mısınız ayol? Size ne? 

*

Ben pesketaryen besleniyorum. Balık hariç et yemiyorum şimdilik. Belki bir gün balık yemeyi de bırakırım. 

Duygusal sebeplerden bıraktım et yemeyi. Tavukçuklar, inekçikler sırf biz yiyelim diye bitki gibi yetiştiriliyorlar. Kafeslerde, büyüme hormonlarıyla, hareketsiz. Onlar adına üzülüyorum ve bu zalim endüstriyel hayvancılığa katkım olsun istemiyorum. Bu koşullarda yetişmiş hayvanların etinden de hayır geleceğini sanmıyorum.

Balıklarla henüz empati yapamıyorum. Bir gün balıklara da bu raddede üzülürsem onları da yemeyi bırakırım.

Ben bu beslenme kararımı açıkladığım zaman klasik tepkiler oldu. Et yemeden olur muymuş? Niye olmasın ayol? Sen yiyorsun da ne oluyor? Sanırım sekiz yıl olmuştur ben et yemeyeli, bir sakıncasını görmedim.

Ayrıca yetişkin insanların ne yiyeceğine karışmayı da çok hadsizce buluyorum. Ben birine "Et yeme!" demiyorsam kimse de bana "Et ye!" dememeli. Ne cüret! Yiyen yesin. 

Kitapta da bu hadsizliği görüyoruz ileri boyutta.

*

Karı koca, sıradan bir evli çift.

Önce kocanın dünyasından okuyoruz kitabı. Karısının ortalama güzellikte, az konuşan, saygılı, sıradan bir kadın olduğundan bahsediyor. Sanki kendisi çok şey.

Kadın bir gün bir rüya görüyor. Rüyasında kanlı etler, ölü hayvanlar, vahşetli bir rüya. Ardından et yemeyi bırakıyor. Kendisi et yemediği gibi eve et sokulmasına da karşı çıkıyor. Evdeki bütün etleri çöpe atıyor. Kocası anlam veremiyor bu duruma. Kadının ailesine anlatıyor. Kadının annesi, babası, ablası da hayret ediyor.

Kadının anne babası çiftimizi yemeğe davet ediyor. Yemekte et var. Herkes, hadi ye, yemeden olmaz, etsiz olur mu… diye diye kadını darlıyor. Kadının babası daha da ileri gidiyor. Kadının ağzına etli yemek sokmaya çalışıyor zorla. Tutuyorlar kadının ellerini kollarını, ağzına zorla et sokmaya çalışıyorlar. Kadın şiddetle karşı çıkıyor. Gerçekten şiddetle. Eline aldığı bıçakla bileğini kesiyor kadın. Anca o zaman bırakıyorlar kadını.

Koştur koştur hastaneye. Kadın hastaneden çıkıyor ama et yememeye devam ediyor. Kocası terk ediyor. Kadın yalnız yaşamaya başlıyor. Rüyalar görüyor korkunç korkunç.

*

Kadının ablasının kocası, yani enişte, sanatçı. Kitabın ikinci kısmını onun gözünden okuyoruz. Enişte, baldızının hayalini kuruyor. Hayalinde baldızının vücudunu çiçek desenleriyle boyuyor, onun öyle fotoğraflarını, videosunu çekiyor. Sonra dayanamayıp bu hayalini kadınla paylaşıyor. Kadın kabul ediveriyor. Aklı gidik zaten kadının, neyi kabul ettiğini anlamamış da olabilir.

Enişte kadını boyuyor. Videosunu çekiyor. Ama yeterli bulmuyor. Bir de diyor çiçek desenli bir adamla bu ikisi sevişse. Kendi bedenini buna layık bulmayan adam iyi bedenli bir tanıdığından rica ediyor. Genç delikanlının bedenini de çiçek desenleriyle kaplıyor. Kadın ve delikanlı yakınlaşıyorlar. Fakat delikanlı rahatsız oluyor, daha ileri gitmiyor, “Porno mu çekiyoruz, hayırdır!” deyip bırakıyor, gidiyor.

Giden delikanlının ardından kadın “Islanmıştım!” deyince bizim enişte kadına yumulmaya çalışıyor. Ama kadın itiyor onu reddediyor. “Onda çiçek desenleri var diye hoşuma gitmişti. Sanki gerçekten çiçekmişiz gibi.” diyor kadın. Bunu duyan enişte koşarak kendi bedenini çiçekletmeye gidiyor. Kime gidiyor? Eski sevgilisine. Diyor, beni çiçeğe boya.

Kendisini de çiçek desenlerine boyatan enişte, çiçek desenli baldızıyla sevişiyor. Videoya çekiyor. Sanatı oldu.

Bu sanatın sabahında kadının ablası, yani eniştenin karısı geliyor. Videoyu izlemiş. Gerçi izlemesine ne hacet! Zaten iki çiçek orada yan yana yatıyor. Kitabın üçüncü bölümü de ablanın gözünden.

Burada ablanın insanlığına hayran kaldım. Kardeşini asla suçlamıyor. Onun aklının gidik olduğunu biliyor. Kocasını suçluyor, kardeşimin akıl zayıflığından faydalandın diyerek. Ablanın ihbarıyla bu ikisi akıl hastanesine yatırılıyor. Koca bir zaman sonra akıl hastası olmadığını ispatlayarak çıkıyor. Ablanın hayatından da çıkıyor, komple.

Kadın ise iyice yitiriyor aklını. Yemeden içmeden tümden kesiliyor. Serumla, hortumla, hiçbir şekilde besleyemiyorlar kadını. Kadın diyor ki, ben ağacım, beni sulayın... İç parçalayıcı.

Abla burada kendisini ve hayatını sorguluyor. Kocamı seviyor muydum, kardeşimi koruyabilir miydim?.. Canım benim, senin yapabileceğin bir şey yoktu. Sen yapabileceğin her şeyi yaptın. Kıyamam kuzum. Belki de bu bir rüyadır, diyor ama yok bayağa gerçek gibi.

Kadıncağızı rahat bıraksalar normal hayatına devam edecekti belki ama ailesinden hastanesine herkes deli etti kadını. 

*

Kitapta Kore’deki orul orul ataerki dikkatimi çekti. Kadın etli yemek yapmıyor, kocası da bu yüzden et yiyemiyor diye kadının anne babası, damatlarından özür diliyordu. Höh!

*

Filmi de varmış. Belki izlerim.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder