8 Ekim 2021 Cuma

ÜÇ HAYAT

 


ÜÇ HAYAT

(There Lives)

Gertrude Stein

1909

İngilizce aslından çeviren: Ferit Burak Aydar

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

1.Basım - Mart 2021

254 sayfa


Canım kadınlar...

Kitapta birbiriyle maddeten alakasız ama ruhen alakalı üç kadının hayatı anlatılıyor. Boşa yaşanmış hayatlar demek istemiyorum ama yazık olmuş. Kendi benlikleri yok gibi kadınların. Ezbere bir hayat yaşıyorlar. Gerçi bundan memnunlarsa hiç sorun yok. Olabilir, kimisi öyle hayat sever, kimisi böyle. Ama bu sevmek, tercih etmek değil, öyle gelmiş öyle gidercilik. O yüzden yazık.

Kadınlar;

Anna, Melanctha ve Lena. Üçü için ayrı ayrı bölümler var kitapta.


İYİ ANNA

Anna, Bayan Mathilda’nın hizmetçisi. Mathilda’nın arkasını topluyor, yeri geliyor onu para harcamaları, eve geç gelmesi gibi konularda azarlıyor.

Anna daha önce Bayan Mary için çalışıyor. Onun kızı evlenip beraber yaşamaya başladıklarında ayrılıyor. Bayan Mary yerine onun kızının emri altında çalışmak istemiyor çünkü. 

Sonra Dr. Shonjen ile çalışmaya başlıyor.

Anna, fırıncı üvey ağabeyi aracılığıyla dul Bayan Lehnmant ile tanışıyor. Onunla dost oluyor. Lehnmant bir gün küçük bir oğlan çocuğunu evlat edinince araları açılıyor. Çünkü Anna’ya göre Lehnmant’ın zaten iki çocuğu var ve onlara bile doğru dürüst bakamazken evlat edinmek için maddi manevi gücü yok. Ama sonra araları düzeliyor.

Anna ağabeyinin karısını sevmiyor. Onların iki çocuğuna karşı da pek bir şey hissetmiyor.

Anna iyi bir kadın, iyi bir insan, iyi bir hizmetçi. Hizmeti altında olduğu insanları azarlayabiliyor ama buna rağmen insanlar ona kızmıyor. Çünkü Anna her şeyi düzene sokuyor, güzelleştiriyor, insanlara yardım ediyor, hayvanlara da yardım ediyor, her eve lazım.

Bayan Mathilda ile araları iyi. Fakat Bayan Mathilda başka bir ülkeye gidecek. Anna onunla gitmiyor, yabancı bir ülkede yalnız kalmak korkusu nedeniyle. 

Anna Bayan Mathilda’nın gidişinin ardından kendi pansiyonunu işletmeye başlıyor. Ama pek kazanamıyor. Çünkü pansiyonerlerden çok para isteyemiyor. Yemek ve hizmet konusunda da hiç tasarrufa gitmiyor. Her şeyin en iyisini, en güzelini kullanıyor. Bu yüzden de pek kazanamıyor. 

Artık yaşlanıyor ve bitap düşüyor. Ameliyat için hastaneye gidiyor, çıkamıyor.

Boşa geçmiş bir hayat mı? Bilemiyorum. Bir sürü insanın ve hayvanın hayatına dokunmuş, onlara hep iyilikler etmiş bir insan. Ama kendisine iyilik etmiş mi?..


MELANCTHA

Melanctha siyahi bir kadın.

Siyahiler konusunda yazarın dan dun lafları var. Pata küte yazmış. 

“Siyah insanlara özgü yalın, hafifmeşrep bir ahlaksızlık", “sunturlu zenci küfürleşmeleri”,”zencilere özgü tarz”, "sıcak zenci zamanlar", "zenci güneşi" Zenci aşağı zenci yukarı. Yav ne farkı var? 

Melanctha çocukluğundan beri bilgeliğin peşinde ve bu bilgeliği erkeklerde arıyor. İş makinesi izleyen dayılar gibi işçi erkekleri, ameleleri, inşaatçıları, gemicileri izlemekten zevk alıyor, onlarla konuşuyor.

Jane Harden ile tanışıyor. İçkiciliği yüzünden okuldan, işten atılan bir kadın Jane. Melanctha’ya bildiği her şeyi öğretiyor. Ama sonra araları açılıyor ve ayrılıyorlar.

Melanctha bir sürü erkekle tanışıyor ama aradığını bulamıyor. Sonunda doktor Jeff ile tanışıyor. Jeff, Melanctha ile ilgili söylentileri, onun başıboş dolaşmalarını biliyor ve onunla ilgilenmiyor. Ama Melanctha’nın annesinin hastalığı ve ölümü sürecinde yakınlaşıyorlar. Fakat doktor Melanctha’nın geçmişi ile ilgili kaygılı.

Sonunda da ayrılıyorlar zaten. Yok sen beni sevmiyorsun, sen beni anlamıyorsun diye kafa ütülüyor Jeff. Melanctha da gelemiyor böyle şeylere. Hakikaten çok yoruyor Jeff. Beni bile yordu okurken. Sürekli bik bik bik konuşuyor, öff bir sus. 

Melanctha, Rose diye bir kadınla arkadaşlık etmeye başlıyor. Rose Melanctha’ya doğru yolu göstermeye, dizginlemeye çalışıyor ama fayda etmiyor. Buna rağmen birbirlerini seviyorlar. Ta ki Rose evlenip ilk çocuğunu kaybedene kadar. Bu andan sonra Rose artık Melanctha’yı evinde istemiyor. Melanctha hakkındaki söylentilerden rahatsız oluyor. Kızı başta kullanıyordu, her ev işine koşuyordu Melanctha. Ama sonra Rose kovuyor kızı. 

Melanctha Jem Richards diye biriyle tanışıyor. Ona açık oluyor. At yarışı bahisleriyle geçinen biri Jem. Bahislerde şansı kötü geçince araları bozuluyor. Ama Melanctha’dan kaynaklı değil. O paraya önem vermediğini söylüyor ama adam oralı değil.

Bu adamla da ayrılıyor. Rose da onunla daha fazla arkadaşlık etmek istemiyor. Melanctha artık hiçbirini görmüyor. 

Melanctha çalışıyor, hastalanıyor, verem oluyor, ölünceye kadar yoksul veremliler için ayrılmış bir evde yaşıyor.

Sonunu iyi bağlayabilseydi Melanctha’nın hayatı fena değildi bence. Gerçi kitapta naif mi anlatılmış, anlayamadım. Melanctha’nın sürekli dolaştığı, sürekli erkeklerle dolandığı anlatılıyor ama sadece dolaşıyor, dolanıyor... diye anlatılıyor. Sanırım ayrıntılar hayal gücümüze kalmış. 


KİBAR LENA

Ah kuzuuuuuum, en üzüldüğüm. 

Herkes aptalsın salaksın bönsün diye azarlıyor Lena’yı. O da artık duymaz, işitmez, umursamaz hale geliyor. Bir insana etrafındaki herkes bunları söylerse ne olur?

Halası Lena’ya kendisi gibi birini buluyor. Anne babasıyla yaşayan ve onların sözünden çıkmayan Herman adlı bir adamla evlendiriyorlar. Herman, Lena, Herman’ın anne babası aynı evde yaşamaya başlıyorlar. Herman’ın annesi sürekli azarlıyor Lena’yı. Herman rahatsız bu durumdan ama ömrü boyunca anne babasına karşı gelmemiş. Lena hamile olunca Herman’a bir güç geliyor. Baba olmak için sabırsızlanıyor. Karısı umrunda değil, kötü de davranmıyor ama pek de ilgilenmiyor. Daha sonra iki çocukları daha oluyor. Herman çocuklarıyla yakından ilgileniyor. Lena ise yavaş yavaş çekiliyor. Ruhu çekiliyor, hayattan çekiliyor gibi, kendinde değil. Dördüncü çocuğunu doğururken hem Lena hem çocuk ölüyor. Herman üç çocuğuyla mutlu mesut, bir daha evlenmeden yaşıyor.

Hadi Anna ve Melanctha için bir parça kendileri seçti, başka hayat seçmeleri mümkündü denebilir ama Lenacık için ı-ıh. Kızcağızın aklı başında değil gerçekten, çünkü herkes aptal gibi muamele ediyor kıza. 

*

Canım kadınlar :(

*

Kitapta bazı cümleler tekrar tekrar kullanılıyor. İlk defa böyle bir şeye rastlayınca aynı satırı bir daha mı okuyorum diye tereddüde düştüm. Ama yok, yazarın tarzıymış bu,  “Geleneksel doğrusallığı bozan tekrarlar...” diye geçiyor bu durum kitabın arka kapağında “...yazarın edebiyattaki yerleşik kurallara karşı çıkışını gösterir.”

*

Yazar Picasso ile arkadaş.

Picasso onun bir portresini de çizmiş hatta. 


"Gertrude Stein’in Portresi (Portrait of Gertrude Stein): Kübist ressam Pablo Picasso, Amerikalı avantgarde yazar Stein’ın yüzünü bir türlü hatasız resmedememekten şikayet etmişti. Stein’ın 1905 tarihli bu tablo için 19 kez poz verdiği söyleniyor. Picasso’nun yüzü sadece bir günde bitirdiği, “Artık sana baktığımda seni göremiyorum” dediği, bu nedenle de tablonun bir nevi ‘eksik‘ bırakıldığı iddia edilir." (Kaynak: https://www.diken.com.tr/bu-yuzlere-bir-bakan-bir-daha-unutamiyor/ )



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder