28 Eylül 2020 Pazartesi

ERKEKLER MARS'TAN KADINLAR VENÜS'TEN

 


ERKEKLER MARS’TAN KADINLAR VENÜS’TEN

(Men Are From Mars Women Are From Venus)

John Gray

1992

Türkçesi: Gülden Şen

Altın Kitaplar Yayınevi

32.Basım – Şubat 2020

288 sayfa

 

Erkekler ve kadınların farklı olduğunu anlatan ve bu farklılığa anlayışla yaklaşmamız için başka gezegenlerden gelmişiz gibi düşünmemizi isteyen bir kitap.

Erkekler şöyledir kadınlar böyledir genellemeleri bana pek sıcak gelmiyor ama neyse...

*

Kitapta erkekler her olumlu hareketlerinin ardından takdir bekleyen insanlar olarak resmedilmiş. Hep aferin bekliyorlar. Sofrayı mı topladın? Aferin. A-aaa bulaşıkları mı yıkadın sen? Bravo. Çocuğu parka mı çıkardın? Mükemmelsin. Gelirken süt mü aldın? Alkış!

Erkeklerin sevildiğini anlama şekli buymuş. Takdir edildikçe sevildiklerini anlıyorlarmış ve daha çok takdir edilmek için de daha çok iyi şeyler yapma istekleri oluyormuş. Kahraman olma isteği bir çeşit.

Erkeklerden bir şey yapmalarını isterken de “yapabilir misin?” diye sormak itici geliyormuş onlara. “Yapar mısın?” demek daha yerindeymiş. Yapabilir misin, edebilir misin…  gibi kalıplardan güvensizlik hissi alıyorlarmış. Bu da onlara itici geliyormuş. Kadının kendisine güvenmesinden (Yaparsın aşkım! Halledersin aşkım!) sevildiği hissini alıyorlarmış. Eleştirildiklerinde de kadının kendisine güvenmediği hissi aldıkları için sevilmedikleri zannına kapılıyorlarmış.

Ayrıca diyelim ki yapar mısın diye sorduk, hayır dedi. Bunu sessizlikle karşılamalıymışız. Hayır deme hakkı olduğunu ve hayır dediğinde kendisine gücenilmediğini gördükçe bir dahaki istekleri yerine getirmek için daha hevesli olurlarmış. Çünkü kadının isteğine hayır der ve kadın da dırdır ederse bu isteği baskı altında yerine getirdiği hissine kapılırmış, bu da onu itermiş. Baskı altında değil, kendi rızasıyla kadının isteklerini yerine getirmek istermiş.

İsteklerin net şekilde dile getirilmesi de önemliymiş. Kadınların ben söylemeyeyim, o anlasın arzusu işe yaramazmış, çünkü anlamazlarmış. Bu noktada yazar Marslı-Venüslü ayırımını hatırlatıyor.

*

Yazara göre kadın-erkek arasındaki ayırımı anlamak için erkeklerin Mars’ta, kadınların Venüs’te yetiştiğini düşünmek, bir gün Dünyada bir araya geldiklerini varsaymak gerekirmiş. Böylece aynı dili konuşmadığımız, o yüzden birbirimize anlayışlı olmamız gerekirmiş.

*

Kadınlara nasıl davranılması ve davranılmaması gerektiği konusunda erkeklere verdiği tavsiye kadınları dinlemek gerektiği.

Kadın bir sıkıntısını anlattığında erkeğin hemen o sıkıntıya bir çözüm sunması kadınlara itici gelirmiş. Kadın sadece anlatıp rahatlamak ve karşısındaki kişinin de kendisini dinleyerek duygularına ortak olmasını istermiş. Ona çözüm önerileri sunulduğunda kadın karşısındakinin kendisini dinlemediğini, kendisiyle ilgilenmediğini düşünürmüş. Özellikle erkeklerin takma kafana, sıkma canını, amma büyütüyorsun tarzı söylemleri iyice kendilerini kötü hissettirirmiş. Yazar burada erkeklere aklınıza geleni tutun, söylemeyin, kadın anlatsın, rahatlasın, sonra gerekirse söylersiniz diyor.

*

Erkeklerin zaman zaman kendi iç dünyalarına gitmek isteyebileceklerini, böyle zamanlarda onları rahat bırakmak gerektiğini öğütlüyor. Yazarın “mağara” diye adlandırdığı bu iç dünyasında kadınla görüşmek, konuşmak istemeyen erkek bir süre sonra sanki hiç gitmemiş gibi sevecenlikle geri dönermiş. Burada kadınların anlayışlı olmasını söylüyor. Eğer erkek bu mağaraya gidemez, gittiğinde de rahat bırakılmazsa kendisini baskı altında hissedip soğurmuş. Kadınlar erkeklerin bu gidişlerini bir sevgisizlik olarak görmemeliymiş.

Kadının iç dünyasına çekilmesi ile ilgili de benzer öğütlerde bulunup kadının iç dünyasını da “kuyu” diye adlandırıyor.

*

 

Yazar kendisine gelen danışanlardan da örnekler veriyor. Uzun yıllardır evli olup boşanmanın eşiğindeki insanlar bu ve bunun gibi tavsiyelerle evliliklerini mutlu bir şekilde sürdürmüşler.

Uzun yıllar evli olup da birbirinin huyunu suyunu anlamamak mümkün mü gerçekten?

Gerçi burada yazar şu örneği veriyor ki haklı bence. Kadın erkeğe bir derdini anlatıyor. Erkek ya şöyle yap, böyle yap diye tavsiyesini verip gidiyor. Kadın bu durumda duyguları paylaşılmadığı için kendisini kötü hissediyor.

Ya da erkek bunda üzülecek ne var diyor, kadın da sorunun kendisinde olduğu hissine kapılıyor, yine kendini kötü hissediyor.

Bunun ardından kadın bir daha bir derdini erkeğe anlatmamaya karar veriyor. Çünkü erkekten aldığı yanıtlar onu sessizliğe itiyor. Ona anlatmadıkça da içinde birikiyor. Ve evet, bir gün birikenler volkanik bir etkiyle patlıyor.

Bu noktada yazarın anlattıkları belki işe yarayabilir. İletişimi kesmemek, anlayacağı dilden konuşmak.

Ben kadın olarak okuduğum için sanki bana yükleniliyormuş, kadın hep alttan alsın, suyuna gitsin isteniyormuş gibi bir önyargıyla okudum ama aslında yazar eşit davranmaya çalışmış. Erkeklere de eş düzeyde ödev yüklemiş.

Bir parça anlayabiliyorum. Herkesin sevgisini gösterme ve sevildiğini anlama şekli farklı olabilir. Anne babalarımızdan, bizi büyütenlerden ne gördüysek, ne öğrendiysek onları sürdürüyoruz bir ömür. Üstüne kendi kendimizi yetiştirmemizden de bir şeyler katıyoruz. Sonra bambaşka koşullarda yetişmiş bir insandan bizi anlamasını ve sevmesini istiyoruz.

Karşılıklı anlayış ve çaba ile olursa olur, olmazsa da olmaz be amaaan.

Bu konularda;

bkz: Beş Sevgi Dili

bkz: Erkek Beyni

bkz: Kadınlar Ne İster



 

 

 

 


7 Eylül 2020 Pazartesi

ÖYLESİNE BİR AŞK

 


ÖYLESİNE BİR AŞK

(Un Amore)

Dino Buzzati

Çeviren: Aydın Arıt

Yılmaz Yayınları

1.Baskı – Haziran 1990

222 sayfa

 

 

Benim Hüzünlü Orospularım”ı hatırlattı bana bu kitap.

Genç orospu ve yaşlı adam aşkı.

Adam kıza aşık oluyor, onun aylık ödemesini üstleniyor ve başka kimseyle birlikte olmamasını istiyor, ama kıza hiç güvenmiyor. Kendi kafasında kızın kendisini kandırdığına dair kuruntulara kapılıyor.

*

Yaşlı adam Antonio Dorigo adlı 50 yaşında sahne düzenleyicisi bir adam.

Geneleve gidiyor canı istediğinde. Kadınlarla bunun dışında kurulacak bir yakın ilişkiyi daha zor buluyor:

“Evet, sadece yirmi bin liret karşılığında… Hatta bazen daha azına bile hemen ve hiçbir zorluk ya da tehlikeyle karşılaşmadan harika bir kıza sahip olabiliyordun. Oysa bu kızlarla şu oyunun dışında, sıradan yaşam çemberi içinde tanışsan, çok zaman ve para harcanması bir yana, kim bilir başına ne belalar açarlardı.” Sf.10

Genelevde bu kez Laide adlı 20 yaşında bir kızla birlikte oluyor. Sonra da kıza aşık oluyor. Kız da bu aşkı çok güzel kullanıyor. Ya ne olacağıdı?

Kız, Antonio’ya yalanlar söyleyerek başkalarıyla da birlikte olmaya devam ediyor. Antonio bu konuda kuşkulara kapılıyor ama kızın yalanlarına inanıyor her seferinde. Gerçi tam da inanmıyor, kendi kendisini yiyor, kendi kendisini aşağılıyor:

“Herkesin elde edebileceği bir telekıza tutulmak, küçük bir orospunun kölesi olmak… Akıl almaz bir şey!” sf.64

Laide’yi de aşağılıyor. Ama Laide’nin yüzüne karşı söyleyemiyor, çünkü Laide’den çekiniyor. Kızın kızıp bir daha kendisiyle görüşmek istemeyeceğinden korkuyor.

Çok küçülüyor koca adam çok. Utanç verici hallere giriyor. Onur, gurur bunların hiçbir kırıntısı kalmıyor.

Laide hakkındaki şüpheleri her seferinde Laide tarafından geri püskürtüldüğü için dedektif bile tutuyor şüphelerini kanıtlayabilmek için.

*

Velhasıl sonunda Laide’yi kaybediyor.

Laide’nin bir arkadaşına dert yanıyor. “Onu bütün kalbimle seviyordum” diye.

Arkadaş ise çat çat cevap veriyor adama:

“Bütün kalbinle, öyle mi? Sen sadece ona tutkundun. Hepsi bu! Onun etine ihtiyacın vardı. (…) Onu kendi yaşamının kapsamına aldın mı? Onu evine götürdün mü? Ailene tanıştırdın mı?” (…) Ayda şu kadar paraya onu satın aldın. Tamam! O sana vücudunu sattı. Ama sen onun ruhunu da satın almakta direttin.(…)

Adam “Fakat namusuyla çalışan milyonlarca kız var.” kartını kullanarak Laide’yi suçlamaya kalktığında arkadaşı yine cevabı yapıştırıyor:

“Eğer Laide seninki gibi bir ailenin çocuğu olsaydı, telekız mı olurdu sanıyorsun?”

*

Ha aradan zaman geçip ortalık yatıştıktan sonra Laide ile yeniden bir araya geliyorlar ama adam artık eskisi kadar manyak değil.

*

Kitap bence erkeklerden ve erkeklikten iğrendirici. Hele de yaşlı olanlarından. Hele de fularlı/entelektüel geçinenlerinden. 

Yalnız hakkını yemeyeyim, kitaptaki karakter kendisi ile özeleştiri de yapıyor. Bu durumunu "entel fantezisi" ya da "adım adım yaklaşan yaşlılığın oluşturduğu acı ve yalın gerçek" diye değerlendiriyor.

*

Esasen genelevlerle ilgili bir derdim yok. 

Yasal mevzuatımızda da bununla ilgili bir dert yok.

Türkiye'de seks işçiliğini düzenleyen tüzüğümüz var. Bkz: GENEL KADINLAR VE GENELEVLERİN TABİ OLACAKLARI HÜKÜMLER VE FUHUŞ YÜZÜNDEN BULAŞAN ZÜHREVİ HASTALIKLARLA MÜCADELE TÜZÜĞÜ 

Bu tüzükte genel kadın ve genelev tanımı, genel kadın ve genelevlerin bağlı olacağı kurallar yer almaktadır. 

Genel kadınlar : Madde 15 –  Başkalarının cinsi zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadınlara (Genel kadın) denilir. 

Genel evler: Madde 16 – Genel kadınların bir arada oturarak fuhuş yaptıkları veya bu mak- sat için toplandıkları yerlere (Genel ev) ismi verilir.

Tescil şartları: Madde 21 – Komisyonca bir kadının genel kadın olarak tesciline karar verilebilmesi için, aşağıdaki şartların bulunması lazımdır: a) Fuhşu kendisine sanat edinmek veya 20 nci madde gereğince hakkında komisyonca karar verilmiş olmak, b) 21 yaşını bitirmiş olmak, c) Yabancı tabiiyetinde bulunmamak, d) Tabiiyetsiz olmamak.

Sağlık şartları ve bölge: Madde 46 – Genel evlerin açılabilmesi için: a) Polis teşkilatı olmak, b) Hükümet veya belediye tabibi bulunmak, c) Bu Tüzüğün sağlık kayıt ve şartlarına ait hükümlerini uygulayacak vasıtalara malik olmak veya bu hükümlerin uygulanmasını mümkün kılacak müesseselerin kurulmasını sağlamak, şarttır. 

*

Ceza Kanunumuzda da "fuhuş" suç olarak tanımlanmamıştır. Suç olan fuhuş eylemi değil bunu teşvik etmek, aracılık etmek... vb

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

Fuhuş Madde 227- (1) Çocuğu fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran, bu maksatla tedarik eden veya barındıran ya da çocuğun fuhşuna aracılık eden kişi, dört yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun işlenişine yönelik hazırlık hareketleri de tamamlanmış suç gibi cezalandırılır. 

(2) Bir kimseyi fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran ya da fuhuş için aracılık eden veya yer temin eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanılarak kısmen veya tamamen geçimin sağlanması, fuhşa teşvik sayılır. 

(3) (Mülga: 6/12/2006 – 5560/45 md.; Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/18 md.) Fuhşu kolaylaştırmak veya fuhşa aracılık etmek amacıyla hazırlanmış görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünleri veren, dağıtan veya yayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden iki bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. 

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, hile ile ya da çaresizliğinden yararlanarak bir kimseyi fuhşa sevk eden veya fuhuş yapmasını sağlayan kişi hakkında yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır. 

(5) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların eş, üstsoy, kayın üstsoy, kardeş, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da kamu görevi veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. 

(6) Bu suçların, suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. 

(7) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. 

(8) Fuhşa sürüklenen kişi, tedaviye veya psikolojik terapiye tâbi tutulabilir. 

*

İşin kanuni kısmı bu.

Ahlaki kısmı ile ilgili benim yaklaşımım; alan memnun, satan memnun, başkalarına zararı yoksa bana ne.

28 Ağustos 2020 Cuma

TANRI GÖRMÜŞ KÖPEK


 

TANRI GÖRMÜŞ KÖPEK

 Dino Buzzati

Çeviren: İhsan Akay

Milliyet Yayınları

1.Baskı – Haziran 1995

181 sayfa

 

 Metafor metafor hikayeler.

 

BÜYÜCÜ

Profesörün biri bir yazarla atışıyor. Yazmak çok saçma, hiçbir işe yaramıyor, sen istediğin kadar güzel bir kitap yaz, insanlar kolaya gider, şu bu.

Yazar da başta saygıyla dinlese de sonra dayanamıyor, yükseliyor.

Profesör de hah şöyle diyor. “Bu akşam öyle bitkin gördüm ki seni, öyle umutsuz göründün ki bana. İşte onun için, keyifsizliğini biraz gidermek yürekliliğini pekiştirmek istedim. “Sf.118

Ters psikoloji yapmış yani.


BAHÇEDE TÜMSEKLER

Güzel bir metafor var bu hikayede.

Çocuk bahçede gezerken tümseğe takılıyor. Bahçıvana soruyor. Çocuğun ölen bir arkadaşı için o tümsek oradaymış. Arkadaşı başka yere gömülmüş ama “sizin bahçenizdir bu ve hayatınız boyunca başınıza gelen her şey yankısını bulacak burada.” diyor. Sf.11

Her ölen yakını için bahçede bir tümsek yükseliveriyor. Yazar da hisleniyor: “Rastgele bir bahçede günün birinde bana ait bir tümsek çıkıverecek mi ortaya.”Sf.13


BÜYÜLÜ CEKET

Adam terzide bir ceket diktiriyor. Elini cebine attıkça para geliyor. Banka soyulmuş, cebinden banka soygunundan çalınan kadar para çıkıyor. Fabrika yanmış, cebindeki para fabrikanın yanan kasalarındaki para kadar. Yaşlı bir kadın emekli maaşını kaybettiği için intihar etmiş, adamın cebinden o emekli maaşı kadar para çıkıyor. Anlıyor ki ceketin sağladığı paranın kaynağı cinayet, kan, umutsuzluk.

“Cehennemden geliyordu bu para. Ama nedende kafam bu işte bana ait bir sorumluluğu kabule hiç mi hiç yanaşmıyordu.” Sf.20

Sonunda dayanamayıp ceketi yakıyor. Tüm zenginliğini de kaybediyor. Eski hayatına dönüyor.

 

MORUK AVCILARI

İhtiyarları avlayan gençler var. Sokaklar yaşlılar için tehlikeli olmuş.

Yeni kuşaklar ihtiyarlara karşı amansız bir nefret duyuyordu. Belirsiz bir iç tepki torunları dedelere, oğulları babalara başkaldırtıyordu.”Sf.22

Gençlerden oluşan çeteler yaşlıları avlıyor. Öyle ki evlatlar babalarını avlamaktan çekinmiyor.

Arkadaşlarıyla beraber babasını kovalayıp uçurumdan düşmesine sebep olan delikanlı da kısa zamanda yaşlanıyor ve genç çetelerin hedefi haline geliyor.

“Gençlik, sanki hep sürüp gidecekmiş, sonu hiç gelmeyecekmiş gibi görünen çaçaron ve amansız bir mevsimdi.” Sf.28


KONSERVE KUTUSU

Plakçıda “Konserve Kutusu” şarkısını dinlerken bir oğlanla tanışıyor kız. Ama sonra oğlanın kendisinden sıkıldığını düşünüyor. Hatta oğlan da aslında yokmuş. Hatta hatta kız da aslında yokmuş. Tenekeymiş kız.


DURGUN GECE

Kadın gece uykusundan uyanıyor körü bir rüyanın tesiri ile. Kocasından dışarıyı kolaçan etmesini istiyor. Adam bakıyor ama dışarıda bir şey yok. Aslında var ama küçük dünyada var. Çiftleşen böcekler, örümceğe yakalanan çekirge...


HIZIR GİBİ

Işınlanmayı becerebilen adam. Şu an Moskova’da olayım diyor ve hop Moskova’da. Şimdi şu kadının yatağında olayım diyor, hop yatağında. Ama kadın uyanınca yanındaki yabancı adamı görüp çığlığı basıyor. Adam hemen evde olayım diyor ve evde oluveriyor. Bu şekilde denemelerle işin tehlikesini görüyor. Fark edilirse öldürülür. Devlet başkanları örneğin, aniden enselerinde bitebilen bir adam istemezler. O yüzden kullanmıyor bu yeteneğini.


YANLIŞLIKLA ÖLEN ADAM

Ünlü ressam, gazetede kendi ölüm haberini okuyor. Gazete müdürü ile görüşüyor yanlışlık düzeltilsin diye. Müdür, bu krizi fırsata çevirmesini öneriyor. Ölen ressamların eserleri daha çok satar. Ressam da ortadan kayboluyor. Ama bu arada karısı ile gazete müdürü arasında ilişki başlıyor. Ressam bunu anlayınca tabuta girip kapağını kendi üstüne kapatıyor.

 

YUMURTA

Hizmetçi kız, sadece zengin çocukların katılabildiği yumurta festivaline sokuyor çocuğunu gizlice. Fark edilince çocuğun elindeki yumurtayı alıyorlar. Bunu gören anne öfkeden deliye dönüyor. Kadını zapt etmeye çalışıyorlar, kadın her sataşanı öldürüyor. Ordu peşine düşüyor kadının. Kadın onlara da karşı koyuyor. Sonunda devlet barış şartlarını soruyor kadına. “Bir yumurta isterim yavruma.” diyor sadece.

 

GİZLİ SİLAH

ABD ile SSCB savaşıyor. ABD komünist oluyor, SSCB kapitalist. Ahah. Yine birbirlerine düşman oldukları için yine savaşıyorlar.

 

AKŞAM ÖYKÜCÜKLERİ

Babasının öldüğü yaşa gelmesinin hissettirdiklerini anlattığı “Yıldönümü” hikayesi,

Kuzgunları çok seven büyük sanayicinin kuzguna dönüşmesinin anlatıldığı “Kuzgun” hikayesi,

Herkesin birbirinin arkasından konuştuğu “Ev” hikayesi,

Son dileği falcıya fal baktırmak olan idam mahkumunun “Falcı Kadın” hikayesi. 

Halkın önünde konuşma yaparak halkın oyuyla hapisten çıkarılıp çıkarılmayacaklarına karar verilen mahkumların olduğu Ağır Hapiste Bulmaca” hikayesi

 

KARA BALIK

Sadece öldürmeye niyet ettiği denizcilere gözüken, başka kimsenin göremediği kara balığı görür denizci Stefano. Yaşlanana kadar ondan kaçar. Yaşlandığında ise kara balık ile yüzleşmeye ve onu öldürmeye karar verir. Öldürür de nitekim ama kara balık, bunca zaman ona Denizlerin Sultanı tarafından sunulan bir inci verecekmiş meğer.

 

BALİVERNA’NIN ÇÖKÜŞÜ

Bir binanın çöküşüne ve insanların ölümüne sebep olan adamın ortaya çıkma korkusunun hikayesi.


TANRI GÖRMÜŞ KÖPEK

Kendisine her gün fakirlere ekmek dağıtması vasiyet edilen adam mirastan olmamak için bu vasiyeti istemeye istemeye yerine getiriyor.

Bir de köpek dadanıyor. (Galeano) Adam insanlara da hayvanlara da kimseye ekmek vermek istemiyor ve hıncını köpekten çıkarmaya çalışıyor.

Köpeği yakalama çabaları başarısız oluyor. Köpeği takip edince onun bir dervişin köpeği olduğunu öğreniyor.

Derviş ölünce insanlar köpeğin Derviş gibi ulu bir kimsenin ölümüne tanık olduğu için kutsandığına, köpeğin Tanrıyı gördüğüne inanıyorlar.

Fırıncı hala köpekten nefret ediyor. Onu öldürüyor. Daha doğrusu öldürdüğünü zannediyor ama ölmemiş.

Kasaba halkı hayatını adeta köpeğe göre yaşıyor. Köpek bir gün felç olunca yiyecek içecek taşıyorlar köpeğin etrafına.

Sonra artık köpek ölüyor eceliyle.

Bu defa da nereye gömüleceği sorunu çıkıyor. Dervişin yanına gömme fikri akla geliyor ama kimse el atmıyor. Kimse ilgilenmiyor bir zamanlar kutsal bulup çekindikleri köpekle. 


GELİP GEÇİŞ

Eskiden bakan olan adamın artık bakan olmayışı, kimsenin onu tanımaması, eski saygınlığının kalmamasının hikayesi. İçimin yağları eridi.


BENİM ADIM MAYIS


 

BENİM ADIM MAYIS

Buket Uzuner

1986

Everest Yayınları

13.Basım - Şubat 2003

181 sayfa


Buket Uzuner’in ilk kitabı. İlk kitap olmanın naifliği hissediliyor. Acemilik, tecrübesizlik demeyeyim aslında da cicilik, duygusallık, gençlik daha çok.

 İşte o öyküler:


ELVAN D

Bir zamanlar yakınken sonra araya mesafelerin girdiği eski yakın arkadaş hikayesi.

 

DOSTOYEVSKİ SEVEN BOZKIR KURDU

Oğuz Atay ile Hermann Hesse ile ve Dostoyevskli ile dostluk eden sıradan bir adamın hikayesi

 

KIRK YILLIK DOSTUM SULHİ

Fotoğrafçı Sulhi’yi gözünde büyüten, sonra onun çiğliğini anlayan, ama Sulhi’nin bir inceliğiyle yine ona hayranlık duyan adamın, dostu Sulhi’yi bize tanıtma hikayesi.

 

RESTORAN LATERNA

Çocukken babası intihar eden, elinde iple babasının tuvalete girdiğini gören çocuğun hikayesi.

 

VEHBİ ŞANLI’NIN FAUST TUTKUSU

Dört kez evlenmiş Vehbi Şanlı. Her karısını da psikolojik olarak çökertmiş. Sonuncusu hariç. Son karısı bunun bir oyun olduğunun farkında ve oyunun kurallarını biliyor.

 

BİR KADIN YAZARIN SATIŞ REKORLARI KIRACAK KİTABI

İnsanlar artık sevda hikayeleri değil, geneli ilgilendiren tarihsel konulara ilgi duyuyor diye editörünün tavsiyesi ile savaş romanları yazmaya karar veren yazarı, bireysel hikayelerin karakterleri rahat bırakmıyor. Başlık parası yüzünden evlenemeyen gençler, kızının günlüğünde okuduğu anılar, boşanmış annelerin tek başına çocuk yetiştirmesi… Bunları yazmak varken savaş yazmak zor geliyor.

 

ADI KONMAMIŞ YALNIZLIKLAR

Yurt dışında bir arkeoloji öğrencisinin hikayesi.

 

UZAK KASABALARIN GRİ HÜZNÜ

Kitap okuduğu ve bir işi olmadığı için oğlundan utanan bir baba. Evlenip ait olmadığını hissettiği bir hayata atılan kadın. İntihar. Yalnızlık. Of.

 

BİR KIZ ÇOCUĞU ELİNDE ÇİÇEKLER VE ŞARKI SÖYLÜYOR

Babasının ölümünün ardından onun mezarına çiçekler götüren ve insanların da keşke çiçekler gibi olmasını dileyen kızın hikayesi.

 

STOCKHOLM’DE ÖLÜM

Beş yıl sonra bir araya gelen iki eski dost. Aslında sevgili olasılarmış ama olamamışlar, adam çok yakışıklı kadın çok akıllıymış, birbirlerinden korkmuşlar mı ne olmuş.

 

OBLOMOV BAR’DA BİR ÖĞLE SONRASI

Sevgililer. Ayrılacaklar. Biri bir yere gidecek. Ama temelli gidecekmiş, diğeri bilmiyormuş. Niyeyse söylemiyor. Kendi içinde drama yaratıyor.

 

CIVIL CIVIL, ÇIĞLIK ÇIĞLIK İSTANBUL

Tiyatro aşkıyla başka ülkelere giden, bu sebeple karısını ve oğlunu ihmal eden, İstanbul’a da hasret kalıp deliren bir adamın hikayesi.

 

AYIŞIĞINDA CEHENNEM RENGİ BİR DÜNYA

Genç bir kadınla evlenip bir de çocuk yapan adamın hezeyanları diye başladı hikaye. Kadınla ayrılacaklarmış, sürpriz değil. Ama meğer kadın kansermiş, ölecekmiş, böylesi bir ayrılıkmış. Tamam şimdi ciddiye aldım. Küçük bir kızları var, ona yalan söylüyorlar, annen dedeni görmeye gidecek, gelecek sonra diye ama kız zehir. Anlıyor kendisine yalan söylendiğini. Ama anlayamadığı şu, büyükler çocuklara yalan söylemenin yanlış olduğunu tembihlerken neden kendileri yalan söylüyor?


ÇIĞLIĞIN İÇİNDEKİ ÇIĞLIK

Sevdiği kadını buluşma yerinde beş saat bekleyen adam dramı. Daha çok bekler, çünkü kadın hayalinde.

 

OTUZ YAŞ

Otuz yaşına girmesine üç hafta kalan evli ve bir çocuklu adamın heyecanı. Otuz yaşına girince ne olacak? Memurlar daha mı iyi davranacak, gençlerden saygı, yaşlılardan ilgi mi görecek? Dört yaşında bir oğlu var, oğlu otuz yaşına geldiğinde okusun diye ona bir mektup yazıyor. Ama evde mektubu saklayacağı bir yer yok diye üzülüyor.

 

EMİNÖNÜ VAPURUNDA TUHAF BİR ADAM

Kısa bir vapur yolculuğunda aynı kitabı okuyan kadın ve erkeğin sohbeti. Daha çok erkeğin ben insanları sevmem, herkesi sevmek zorunda değiliz monoloğu.

 

BENİM ADIM MAYIS

Mayıs ayında doğduğu için adı Mayıs (Mayo) konulan Santiagolu çocuk. Norveç’te balık biyolojisi okuyormuş. Çocukluğundan bir anısını anlatıyor. Oyuncak tank istemiş. Dayısı tanklar ateş saçar, savaştır, cinayettir diye anlatıp almamış, onun yerine gitar almış.

 

*

Her öyküde drama yaratan bir tipleme var. Beni bayıyor böyle şeyler.


KALBİN TEMİZSE HİKAYEN MUTLU BİTER

 


KALBİN TEMİZSE HİKAYEN MUTLU BİTER

Hakan Mengüç

2018

Destek Yayınları

185.Baskı – Ocak 2020

231 sayfa

 

Kitabın adı şunu hatırlatmıyor mu?

“Herkes kalbinin ekmeğini yer.”

Seda Sayan

*

Kardeşimin kitaplığında buldum bu kitabı ve daha önce okuduğumu.

Diğeri için bkz: Ben Ney’im 

Diğeri hakkında söyleyecek laflarım olmuştu ama bu o kadar mıy mıy o kadar…

*

Bu kitapta daha çok kadın erkek ilişkilerine yer vermiş ve daha çok da kadınlara öğüt vermiş. Bu tarz kitapları okuyanların daha çok kadınlar olacağını bilerek.

*

Gereksiz ve sıkıcı bulduğum bir kitap ama kimisine iyi gelebileceği için saygı duymaya çalışıyorum. Gerçekten de iyi gelebilir. Güç içinde, kalbini temiz tut, olduğun halinle güzelsin… gibi laflar işitmek/duymak iyi hissettirebilir.