10 Kasım 2023 Cuma

EV, KADINLAR, SEKS

 

EV, KADINLAR, SEKS

(Haus, Freuen, Sex)

Margit Schreiner

2001

Çeviren: Serap Gülerçin Karluk

Yapı Kredi Yayınları

2.Baskı – Ağustos 2023

119 sayfa

 

Nafaka mağduruyuz ühühühh diye ağlayan erkekler var ya. Tam onların manifestosu olabilecek bir kitap. Neyse ki pek okumuyorlar da böyle kaynaklardan beslenemiyorlar.

*

Kitapta karısı tarafından terk edilen bir adamın müthiş kadın düşmanı sızlanmaları yer alıyor. Karısı aslında bir hiçmiş de kendisi olmasa hiçbir şeyi beceremezmiş de feminist arkadaşları aklına girmiş de…

*

Yirmi yıllık evlilermiş. Bir çocukları varmış sekiz yaşında.

Karısı, çocuğu da alıp evi terk etmiş. Artık dayanamıyormuş. Boşanma davası açmış. Hakim karşısına bir kere çıkmışlar. Nafaka mevzusunda anlaşamamışlar. Tekrar duruşmaları olacak.

Kitapta adam, bu süreci kendi dünyasından değerlendiriyor. Ancak bir kadın okur olarak o kadar sinir bozucu ki yazılanları okumak. Okurken kitabı yazanın erkek olduğunu düşündüm. Ama kadınmış. Şaşırdım.

*

Adamın anlattığına göre karısı çok çekingenmiş. Kendi başına hiçbir şey yapamazmış. Dışarıdaki bütün işleri adam kendisi halledermiş. Hem çalışıp hem de dışarıdaki sosyal yaşamı sürdürmeye çalışmak çok zormuş. Bir de eve gelince karısının evi temiz tutmadığını, yemek yapmadığını gördükçe iyice canı sıkılıyormuş.

Kadın bir markette kasiyerlik yapıyormuş. Kazandığı para çok azmış. Adamın kazandığı para daha çokmuş ve giderlerine yetiyormuş. Kadının çalışmasının neredeyse hiç ekonomik getirisi yokmuş. Çalışmasa da bir şey fark etmezmiş. Ama kadın buna rağmen sevmediği bu işte çalışıyor, yorgun şekilde eve geliyor, dolayısıyla evin işlerini yapamadığı gibi sevişmek de istemiyormuş.

Adam uzun uzun buna gerek olmadığını anlatıyor. Ben ona çalış demedim, çalışmasa da olurdu, ama o özgüvenini kaybetmemek için çalışmak istediğini söyledi, fakat yine de özgüveni yoktu… diye anlatıyor.

Kadın hamile kaldığında işi bırakmış. Çocuğuna bakarken de çalışmamış. Adam buna sevinmiş önce. Nihayet ev temiz olacak ve evde sıcak yemek pişecek diye. Fakat kadın yine bunları yapmıyormuş. Adam yine uzun uzun bu durumdan yakınıyor. Evin temizliği ile ilgili bir eleştiride bulunsa kadının ne kadar öfkelendiğinden de bahsediyor. Karısını histerik olmakla suçluyor.

Karısına meşgale olsun diye dikiş makinesi almış adam. Karısı zamanla dikiş işini ilerletmiş ve elbise siparişleri almaya başlamış.

Adam da o dönem işten kovulmuş. Kadının kazandığı parayla geçinmeye başlamışlar. Adam onlarca yıl kendi kazandığı parayla geçinirlerken kendisinin hiçbir şey demediğini ama şimdi kadının kazandığı parayı kullanıyorlar diye kadının etmediği laf kalmadığını anlatıyor.

Adam, işten kovulmasının sebebi olarak da işyerlerindeki kadın kotası uygulaması olduğunu iddia ediyor. Kendisi kadar iyi olmayan iki kadın çalışan kovulmazken, yıllarını bu işe vermiş olan kendisinin kovulmasını haksızlık olarak görüyor. O kadınların şefle yattıklarını öne sürüyor. Başka bir açıklaması olamayacağını düşünüyor.

Karısının kendisinden ayrılma sebebi olarak da başka bir adam bulmuş olduğundan şüpheleniyor. Başka türlü böyle bir şeye cesaret edemeyeceğini düşünüyor.

Kadının çocuğu da alıp gitmesi nedeniyle çocuğun bakımını da kadının üstlenmesi gerektiğini düşünüyor. Çocuğa nafaka vermek istemiyor. Bir çocuğun yemesi, içmesi, barınma ve ısınması için ne kadar para lazım ki, diye düşünüyor. Hem tüm bunları kadın kendisi de kendisi için harcıyor zaten, çocuk için ekstra bir şey harcamayacak, ne gerek var diyor.

...ve benzeri.

Sinirlendim okurken.,

En son bu kadar mizojiniyi Tolstoy’un “Kreutzer Sonat” ve Schopenhauer’in “Aşka ve Kadınlara Dair” kitaplarında okumuştum.


6 Kasım 2023 Pazartesi

YARALI DOSTLARIMIZA

 


YARALI DOSTLARIMIZA

(De nos freres blesses)

Joseph Andras 

2016

Fransızca Aslından Çeviren: Özgü Berksoy

İthaki Yayınları

1.Baskı – Haziran 2022

106 sayfa


1950’li yıllar.

Fransa.

Fransa’nın Cezayir üzerindeki sömürgeciliğine karşı olup Cezayir’in bağımsızlığını savunan bir grup insan bombalı eylem planı yapıyor.

Bu plan polislerce öğreniliyor. Bombaların yerini ve diğer örgüt üyelerini öğrenmek isteyen polis, yakaladıklarına işkence ediyor. 

Yakalananlardan biri olan Fernand, işkencelere dayanamayıp örgüt arkadaşlarının ismini veriyor. İsim vermesi sebebiyle kendi iç dünyasında yaptığı muhasebede “Kahramanlar hangi malzemeden yapılmışlardır?” diye soruyor kendi kendine “derisi, kemiği, iskeleti… acı içindeyken.”

Yapılan yargılamada Fernand “Evet, ben komünist bir militanım.” diyerek başlıyor savunmasına. Fransa’yı seviyorum ama sömürgecileri sevmiyorum. Bir Cezayirliyim ve Cezayir halkının mücadelesini destekliyorum… diyor.

“Biz Fransız Hükümeti’nin dikkatini Cezayir topraklarında daha büyük bir sosyal refah sağlamak için mücadele eden savaşçıların artan sayısına çekmeye karar vermiştik.” Sf.51

Bombayı insanların olmadığı, sadece bir iki duvarın yıkılacağı bir yere koymuşlar. Böylece can kaybı olmayacakmış planlarına göre. Zaten bomba patlamadan bulunuyor.

Yargılama sonucu Fernand’ın idamına karar veriliyor.

Bu kararın doğru olup olmadığı ile ilgili kamuoyu tartışmaları da oluyor. Ama sonuç olarak karar değişmiyor ve 11 Şubat 1957’de Fernand Iveton giyotinle idam ediliyor. Kitap arkasındaki bilgiye göre “Cezayir Savaşı’nda giyotine gönderilen ilk ve tek Fransız kökenli Cezayirlidir.”

Kitapta ayrıca geçmişe de yer verilip Fernand ve eşi Helene’in tanışma hikayeleri de anlatılıyor. 

Helene, kocası Fernand’a temiz ve şık kıyafetler getiriyor duruşma için. Güzel görünmesinin önemli olduğunu biliyor.

*

Burada suç teşebbüs aşamasında kalmış. İdam cezası olmamalıydı bunun cezası. Ama belli ki Fransız devleti hukuki değil politik bir tutum sergilemiş burada.

*

Fransız yargı sistemi ile ilgili olarak kitaptan öğrenip ilginç bulduğum birkaç husus var:

- “Nordmann kişiliğini ortaya koyan rahat tavrı ile mahkuma dönüyor ve tek çarenin mahkeme başkanı Rene Coty’nin affı olacağını dile getiriyor.” Sf.65

Mahkeme başkanının af yetkisi mi varmış?

Bizde af yetkisine TBMM ve cumhurbaşkanı sahiptir.

Anayasa md.87: Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.”

Anayasa m.104: “Cumhurbaşkanı (…) Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.”


- “Temyiz prosedürü oldukça hantal işler: Yüksek Yargı Kurulu’na, diğeri Cumhurbaşkanlığı’na ve Milli Savunma Bakanlığı’na gönderilmek üzere üç dosya hazırlamak gerekiyor.” Sf.75

Bizde temyiz prosedürü yalnızca Yargıtay’a temyiz dilekçesi göndermekle yerine getirilir. Gerçi kitapta idam cezası söz konusu. Belki idam cezasının temyiz prosedürü daha yoğun olabilir. (Türkiye’de idam cezası 2004’de kaldırıldı. Fransa’da idam cezası 1981’de kaldırıldı.)

 *

Gerçeklerden yola çıkarak yazılmış bir roman olduğu için ilgimi çekti. İşin hukuki kısmını ilgiyle okudum. Edebiyat kısmı ise ilgimi çekmedi. Ama yazarın bu ilk romanı edebi açıdan ödüle layık bulunmuş. Goncourt Ödülü verilecekmiş ama yazar reddetmiş. Rekabet ve yarışmanın edebiyat dünyasında yeri olmadığını düşünüyormuş yazar, bu yüzden ödülü kabul etmemiş. 


 

MUTLU OLMA SANATI

 

MUTLU OLMA SANATI

(Die Kunst, glücklich zu sein)

Arthur Schopenhauer

Almanca aslından çeviren: Şebnem Sunar

Can Sanat Yayınları

10.Basım - Kasım 2021

53 sayfa

Yazar filozof Schopenhauer, mutlu olmak ile ilgili bugün kişisel gelişim kitaplarında da sıklıkla bahsedilen konuları ele alıyor. 

Kusursuz bir mutluluk değil, nispeten daha az acı çekilen bir durum beklentisi içinde olmamız gerektiğini belirterek başlıyor tavsiyelerini vermeye.

- Kıskançlıktan kaçın.

- Güçlü ve zayıf yanlarını tanı.

- Doğal yeteneklerini geliştir, böylece yeteneğinin az olduğu şeylere çaba harcama.

-Başkalarını taklit etme. “Başkalarının niteliklerini ve özelliklerini taklit etmek, başkalarının kıyafetlerini giymekten çok daha onur kırıcıdır.” Sf.17

- Değiştiremeyeceğin şeyler için üzülme. “Başımıza gelen hiçbir kötülük, bizi bunun önlenebileceği koşulları düşünmekten daha fazla üzmez.” Sf.18

- Bir işe girişmeden önce enine boyuna iyice düşün. İşi yapıp sonuç beklerken olası tehlikeleri düşünüp korkuya kapılma. Zamanında düşünüp taşındın, sonuç kötü olursa bu her şey rastlantıya bağlı olduğu içindir.

- Bir talihsizlik olduğunda başka türlü olabileceği fikriyle kendini yorma. Başka sefere daha temkinli ol.

- Çok konuşma. “Hiçbir şey insanın başkalarıyla pek az, kendisiyle ise bol bol konuşması kadar fayda sağlamaz.(…) Sf.28

- Dedikodudan kaçın. “Meseleyi kendine saklamayan biri, meselenin sahibini de kendine saklamayacaktır.” Sf.28

- Neşeli olmaya izin ver. “Neşeli olmak için nedenimizin olup olmadığını düşünerek ya da bizi ciddi düşüncelerimizden ve yoğun endişelerimizden uzaklaştırmasın diye kapıdan içeri girişine izin vermekte tereddüt etmek yersizdir.” Sf.29

-Sağlığını koru. “Hiçbir şeyin keyfe dışsal mutluluklardan daha az, sağlıktan da daha fazla katkıda bulunmadığı kesindir.” Sf.29 Bir şeyi hastayken görmek ile sağlıklı iken görmek farklıdır. “Sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan daha mutludur.” Sf.44

-Şiddetli heyecanlardan, büyük zihinsel çabalardan kaçın.

-En az iki saat açık havada hızlı hızlı hareket et. (Hızlı hızlı hareket et diyor, yürüyüş demek istiyor herhalde.)

-Mevcut anın farkına var. Gelecek ve geçmişe takılma. “Kesin olmayan ya da belirsiz sıkıntıların bütün hayatımızın huzurunu kaçırmaması için bunları ya hiç olmayacakmış ya da kesinlikle şimdi olmayacakmış gibi görmeye kendini alıştır.” Sf.30

- Hayal gücünü dizginle. Böylece hayal kırıklığına uğrama. Ya da karanlık hayallere dalma.

- Hiçbir ani durum karşısında büyük coşkuya ya da büyük kedere izin verme. Çünkü her an her şey yeniden değişebilir.

- Çok mutlu olmayı isteme, taleplerini ölçülü düzeye indir. 

- Sahip olduğun iyi durumları unutma. Büyük acılar, küçük acıları yok eder. Büyük bir acı varken daha küçük diğer acılar hissedilmez olur. Tersine büyük bir acı yokken de en küçük dertler bile canımızı sıkar. Örneğin, işini kaybetme tehlikesi olan bir adam, rüyasında çocuğunun hasta olduğunu görmüş olsun. Acısı birden küçülür. Çünkü çocuğu sağlıklıdır ve bunu düşününce iş kaybetme tehlikesinin acısı yatışır.

-Öfkeni ve nefretini dile getirme, bunu dile getiren sözcüklerden kaçın. Öfke ve nefret içeren sözcüklerden kaçınmak, öfke ve nefretle hareket etmeni de engeller.

-Her meseleyi ona ait zamanda düşün, diğer her şeyle ilgili endişelenmeyi bırak. “Adeta düşüncelerimizin çekmeceleri olmalıdır ki birini açtığımızda diğerlerini kapayalım.” Sf.36

- Faal ol. Bir şeyler yap, bir şeyler öğren. “Engelleri aşmak, insan varoluşunun en büyük zevkidir.” Sf.42

- Sahip olmadıklarına özenmektense sahip olduklarının değerini bil. Örneğin eşinin, çocuğunun, dostlarının… vb. “Sahip olmadığımız şeylere bakarken, ‘Benim olsaydı nasıl olurdu’ diye düşünme eğilimindeyizdir ve işte böylece yokluğu hissederiz. Oysa bunun yerine sahip olduğumuz şeyler için sık sık şunu düşünmemiz gerekirdi: ‘Bunu kaybetsem ne olurdu?” Sf.40

-Senden daha kötü durumda olanları gözlemle. “Asıl kötülüğümüz için başkalarının çok daha büyük acılar çektiğini gözlemlemekten daha etkili bir teselli yoktur.” Sf.40

Kitabın sonunu sert bitiriyor:
“Ahmak her zaman ahmaktır ve ruhsuz bir hödük sonsuza dek ruhsuz bir hödük olarak kalır, isterse cennette çevresini huriler sarsın.” Sf.53

*

Görüldüğü üzere düpedüz kişisel gelişim kitabı. Kişisel gelişim kitaplarına burun kıvıranlar,  buyurunuz Schopenhauer da kişisel gelişim yazmış işte.

Ben kendisini sevmem. Benim kendisini sevmeyişim şu kitabına dayanır:

Bkz: Aşka ve Kadınlara Dair

*

Mutluluk ile ilgili başka kitaplar için ise

Bkz: Mutlu Beyin
Bkz: Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor?
Bkz: Mutlu Olma Sanatı

 


25 Ekim 2023 Çarşamba

AY IŞIĞI SOKAĞI

 

AY IŞIĞI SOKAĞI

(Die Mondscheingasse)

Stefan Zweig

Almanca Aslından Çeviren: Regaip Minareci

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

18.Basım - Aralık 2020

74 sayfa


Hepsi birbirinden dokunaklı hikayeler.

1- Ay Işığı Sokağı

2- Leporella

3- Nişan

4- Leman Gölü Kıyısında Olay

5- Avare

Hepsinin sonu ölümle bitiyor. Çok yazık.

 

1) AY IŞIĞI SOKAĞI

Adam, treni rötar yapınca kendisine yabancı bir ülke olan Fransa’da bir gece geçirmek zorunda kalıyor.

Bir gün Almanca bir şarkı duyuyor. Şarkının çalındığı meyhaneye gidiyor.

Meyhanede bir kadın, kendisini sevdiği belli olan ama utangaç bir adama adeta eziyet ediyor. Bu  manzarayı gören yabancı, rahatsız olup meyhaneden çıkıyor. Adam da peşinden geliyor ve ona içerideki durumun aslını anlatıyor.

İçerideki kadın onun karısıymış.

Adam eskiden zenginmiş. Ama karısı para istediğinde onu yalvartırmış. Karısının yalvarmasından zevk alırmış. Bir gün kadın, hasta annesi için para istemiş. Adam yine yalvartınca kadın artık dayanamamış ve evi terk etmiş. Kötü yola düşmüş. Adam karısını bulmuş, kendisini affettirmiş. Ancak dışarıda yemekteyken garson eksik para verince adam bu paranın peşine düşmüş ve kadın yine sinirlenmiş. Adamı yine terk etmiş.

Adam, yabancı yolcudan karısıyla konuşmasını ve karısını dönmeye ikna etmesini rica ediyor.  Yoksa kadını öldüreceğini söylüyor.

Yabancı yolcu, trenini kaçırmamak için bu maceraya atılmıyor. Adama son kez baktığında onu elinde metal bir şeyle görüyor. Adamın elindeki para mı bıçak mı anlayamıyor.


2) LEPORELLA

Crescenz, anasız babasız bir kız çocuğu. Hizmetçilik yaparak büyümüş. Hiç kimseden sevgi saygı görmemiş, katılaşmış, alıklaşmış.

Hizmetçilik yaptığı son evde evin sahibi karı-koca iyi geçinemiyor. Adam hovarda, çapkın, kadın düzenli. Kadın, kocasının bu haline dayanamadığı için hep kavga çıkıyor.

Bir gün nüfus sayımı sırasında adam, Crescenz’in doğup büyüdüğü memleketle ilgili anılarını anlatıyor ve Crescenz bundan çok mutlu olup adama karşı birtakım hisler beslemeye başlıyor.

Adamın karısı, doktor tavsiyesiyle senatoryuma gönderiliyor. Adam, karısının yokluğunu fırsat bilip eve başka kızlar alıyor. Crescenz de ona yardım ediyor. Hatta adamın bir şey söylemesine gerek kalmadan Crescenz evin her işini yapıyor, adama büyük bir mutlulukla yardımcı oluyor.

Ama karısı artık dönecek. Adam üzülüyor bu habere. Patronunun üzüldüğünü gören Crescenz gerekeni yapacağını söylüyor. Adam üzerinde durmuyor. Ava gidiyor. Avdayken haber geliyor, karısı intihar etmiş, gazla öldürmüş kendini. Tanık da Crescenz imiş.

Adam, karısını Crescenz’in öldürdüğünü düşünüyor ama ispatı da yok. Hizmetçiden korkmaya başlıyor. Onu kovuyor.

Kovulduğuna çok üzülen Crescenz o güne kadar biriktirdiği tüm para ve adamın ona verdiği küçük hediyelerin olduğu kutuyu adamın masasına bırakıyor, ortadan kayboluyor.

 Köprüden Tuna nehrine atlayıp öldüğü haberi geliyor.

*
Adamın kadın arkadaşlarından biri Crescenz’in bir opera karakteri olan Leporella adını takıyor. Hikayenin adı buradan geliyor.
*

Yalnız bu hikayeden çok iyi gerilim filmi olur.


3) NİŞAN

Fransız albay, savaşta bayılıyor. Düşman topraklarında açıyor gözlerini. Yanından geçen bir İspanyol’u öldürüyor. Kendi üniformasını çıkarıp İspanyol’un giysilerini giyiyor. Ama Napolyon’un verdiği nişanı bırakmaya gönlü el vermiyor, onu da cebine atıyor.

Albay aç, dilencilik yapıyor, sonra yine ormana dönüyor.

Ormanda Fransız askerleri görüyor. Kurtulduğunu zannederken askerler onu düşman sanıp ateş ederek öldürüyor.

Cesedin yanına giden askerler, onun cebinde Napolyon nişanını görünce iyice öfkeleniyorlar. İspanyol, Fransız bir askerden bu nişanı çalmış diye düşündüklerinden dipçikleriyle delik deşik ediyorlar cesedi.



4) LEMAN GÖLÜ KIYISINDA OLAY

İsviçre’de bir balıkçı, gölde çıplak bir adam buluyor. Adam yabancı. Dilini bilen biri çıkıyor, Rusmuş. Askere alınmış, kaçmış, şimdi evine, karısına ve çocuklarına dönmek istiyor. Ama savaş devam ettiği için dönemeyeceğini söylüyorlar. Anlamıyor. Sınırı neden geçemeyeceğini, hatta sınırın ne demek olduğunu, neden eve dönemeyeceğini anlayamıyor. Köyünde kendi halinde bir köylüymüş. Savaş için askere çağırmışlar. Ailesinden ve yurdundan uzak düşmüş. Evine dönebilmek istiyor.

Bir gün aynı balıkçı gölde yine bir adam buluyor. Aynı adam. Ancak cesedini. Gitmeye çalışmış yine.



5) AVARE

21 yaşında lise öğrencisi. Sınıfta kalmış hep. Aslında çalışkan ama ilk kez sınıfta kalmasının ardından çalışma şevki azalmış. Her kalışında daha da azalmış. Sınıfta bırakılmasını haksız bulmaya başlamış.

Bir gün öğretmeni ile atışıyor. Öğretmen, onun dinleyip dinlemediğini sınamak için “En son ne dedim?” diye soruyor. “Gevezelik ettiniz” diyor çocuk. Küstahsın, sen küstahsın, hayır sen derken öğretmeni itekliyor. Sonra da sınıftan çıkıyor. Köprüye gidiyor. Atlıyor.

 


23 Ekim 2023 Pazartesi

GEÇMİŞE YOLCULUK

 

GEÇMİŞE YOLCULUK

(Die Reise In Die Vergangenheit)

Stefan Zweig

1976

Almanca Aslından Çeviren: Regaip Minareci

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

14.Basım - Mart 2023

52 sayfa

Bir yasak aşk hikayesi.

Evli kadın – bekar erkek.

Sonra kadının kocası ölüyor.

Ama o arada bekar erkek evlenmiş oluyor.

Bu defa

Bekar kadın – evli erkek.

*

Ludwig, kimyacı bir genç adam. Yoksulluktan gelmiş. Kendisini iyi yetiştirmiş. İyi bir müdürü var. Müdürünün özel asistanı oluyor ve müdürün karısına aşık oluyor.

Geçmişte insanların kendisine hor davrandığını, küçümsediğini düşünen Ludwig, bu özel asistanlık teklifini başta reddediyor. Yine birilerinin karşısında boyun eğmek istemiyor. Ama müdür de karısı da ona korktuğu gibi davranmıyor. Tam da bundan etkileniyor aslında Ludwig.

Müdürün karısına aşık oluyor ama bu aşkı içinde yaşıyor. Dışarıya yansıttığı herhangi bir durum yok.

Ama bir gün müdür, iş için Meksika’ya yolluyor Ludwig’i. İki yıllığına Meksika’ya gitmesi lazım. İşte o zaman Ludwig, müdürün karısından da ayrılacağı için üzülüyor ve gitmeden önce kadına bir hamle yapıyor. Kadın da karşılık veriyor ama sonra durduruyor. Şimdi olmaz, döndüğünde, diyor.

Ludwig, Meksika’ya gidiyor. Kadınla mektuplaşıyorlar. Ama iki yılın dolmasına az zaman kala savaş çıkıyor ve dönemiyor. Mektuplar da kesiliyor. Ludwig kadını unutuyor. Orada evlenip iki çocuk yapıyor.

Beş yıl sonra savaş bitince Ludwig’in aklına bu kadın geliyor. Ona tüm beş yılını anlatan bir mektup yazıyor. Kadın da ona cevap yazıyor. Kocası savaşta ölmüş. Ludwig’e de evliliğinde mutluluklar diliyor.

Yeniden mektuplaşmaya başlıyorlar.

Adamın bir gün Almanya’ya işi düşüyor. Gitmişken kadının evine de gidiyor. Kadının yıllar önce verdiği sözü hatırlatıyor. Döndüğünde, demişti kadın.

Kadın hatırlıyor verdiği sözü ama kendisini yaşlı buluyor artık. Pek istekli davranmıyor o yüzden.

Ludwig çıkıyor evden ama aklında kadın. Sonra geri dönüyor kadına ve başka bir şehre gitmeyi teklif ediyor. Beraber trenle gidiyorlar.

İndikleri şehirde nereye gideceklerini bilmiyorlar. Rastgele bir otele giriyorlar. Ama odayı sevmiyorlar, oraya uygun olmadıklarını düşünüp dışarı çıkıyorlar.

Dışarıda yürüyüş yaparlarken Ludwig, gölgelerini görüyor ve anlıyor ki ne kendisi eski Ludwig, ne de kadın o zamanlardaki kadın. Anılara tutunup yabancılaşmışlar.

Ludwig bunları fark ediyor, kadının, neyin var, sorusuna hiç diyor ve son.

*

Çok arabesk buluyorum böyle aşk hikayelerini.

Bir de tarafları çok salak buluyorum. Başka birine aşıkken evlenmek, hadi evlendin çocuk yapmak… Müthiş akılsızca bir hareket.

Bunun yapıldığı bir başka hikaye için

Bkz: ÖlmüşBir Kadının Evrak-ı Metrukesi

Aynı halt bu kitapta da var. İnsanlar hayatı kendilerine zorlaştırmak için her şeyi yapıyor. Sadece kendi hayatlarını zorlaştırsalar, bir de başkalarına kıyıyorlar. Hadi yetişkinler arasında kalsa bu kıyım, yine mesele değil, ama bir de çocuk yapmaları yok mu?.. Aptallar.

*

Bu hikayeyi yazar 1920’lerde yazmış ama ölümünden (1942) çok sonra ortaya çıkmış. Taa 1970’lerde.

15 Ekim 2023 Pazar

KAPUÇİN MAYMUNLARI NEDEN SALATALIK SEVMEZ

 

KAPUÇİN MAYMUNLARI NEDEN SALATALIK SEVMEZ?

Engin Topuzkanamış

On İki Levha Yayıncılık

2.Baskı – Nisan 2023

179 sayfa

“Maymunlarda Eşitlik Deneyi” diye bir deney var.

İki maymun var. İkisine de aynı görev veriliyor. Görevi başaran iki maymuna da salatalık veriliyor ödül olarak. Bu birkaç kez tekrarlanıyor. Daha sonra maymunlardan birine ödül olarak üzüm veriliyor, diğerine yine salatalık. Salatalık verilen maymun, diğer maymun ile aynı görevi yaptığı halde kendisine diğer maymundan daha düşük ödül verilmesine tepki gösteriyor.

https://www.youtube.com/watch?v=4gy06sP6ZJc

İşte bu da maymunlarda bir eşitlik ve adalet duygusu olduğunu ortaya koyuyor.

Buradan da insan olarak bizlerin çıkaracağı dersler var.

Kitapta yazar bu deneyden ilhamla hak, hukuk, adalet ve eşitlik konularında görüşlerini anlatıyor.

Bu kavramların çeşitli kaynaklardan tanımlarını, hukukun sermaye ile ilişkisini, hukukun çeşitli dallarını vb anlatıyor.

Başta ilgi ile okudum kitabı ama sonra ilgim azaldı. Yazarın kişisel görüşlerini çok da merak etmediğimi fark ettim.

Yalnız yazarı kitap için seçtiği isimden ötürü tebrik ederim, yaratıcı ve merak uyandırıcı. Zaten de bu meraka kapılarak kitabı aldım. 

*

Maymun demişken kendileriyle yapılan başkaca deney ve gözlemler için 

Bkz: Bonobo ve Ateist

 


ÇİNGENELER

 

ÇİNGENELER

Osman Cemal Kaygılı

1939

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

1.Basım - Mayıs 2022

316 sayfa


Yazar, gerçekten çingenelerin arasında yaşamış bir süre. Gözlemlerini yazmış ve önce gazetede yayımlanmış. Sonra kitap olmuş. Kitabın sonunda fotoğraflar da var.

*

Romanın baş karakteri İrfan. Müzik tutkunu.

Bir gün bir ninni duyuyor. Söyleyen çingene bir kadın olan Nazlı. Daha sonra Nazlı’yı aramaya koyuluyor. Aslında isteği bu sesi ve ninniyi tekrar duyabilmek. Ama o Nazlı’yı ararken herkes onun bir çingene kıza sevdalandığını düşünüyor. Kendisi bunu şiddetle reddediyor. Derdinin müzik olduğunu söylüyor.

Araya araya sonunda Nazlı’yı buluyor. Hatta onu evinde bir süre misafir ediyor. Ama Nazlı, şehir hayatından sıkılıp yine bildiği yerlere, çadırlarına dönüyor.

İrfan çingenelerle musiki alemlerinde takılıyor. Bu insanlardaki müzik yeteneğine hayran kalıyor. Bu esnada Neyzen Tevfik ile bile tanışıyor. Ney yerine flüt çalsaydı ve düzenli bir hayatı olsaydı dünyaca ünlü olacağını söylüyor.

Bu çingenelerden, özellikle Etem’den, bıkıp başka bir çingene alemine dalıyor. Reha Beyler ile tanışıyor. Bu alem içkili ve daha taşkın. Bundan da zamanla sıkılıyor.

Nazlı’dan sonra bir başka çingene olan Emine ile gönül ilişkisi yaşıyor. Ama Emine’yi seven Feridun, İrfan’ın peşine düşüyor. Kavgalar oluyor.

Annesi üzülüyor İrfan’a bu çingenelerle takılıyor, hazır para yiyor, çalışmıyor diye.

Bir zaman sonra çingenelerden uzaklaşıyor İrfan.

Onlardan edindiği izlenimlerle Çingeneler adlı opera hazırlamaya çalışıyor.

Emine, İrfan’a aşkından deli divane oluyor. İrfan acıyor haline. Feridun’u yatıştırıp Emine ile evlenmeye karar veriyor.

Ama Feridun bıçak çekiyor İrfan’a. İrfan da Feridun’un kafasına sandalye indiriyor. Feridun ölüyor. İrfan hapse giriyor. On iki buçuk yıl hapis yatıyor. Çıkıyor. Annesi ölmüş. Evi alacaklılar tarafından satılmış. Çingenelerden kimse yok yanında. Etem sarhoş şekilde havuza girmiş, boğulup ölmüş. Nazlı tımarhanede ölmüş. Emine’nin üç çocuğu olmuş.

İrfan Çingenelerle keman çalıp para kazanmaya çalışıyor.

Bir gün eşki dostlarını görüyor. Onlara tüm bu hikayenin yazılı olduğu hatıra defterini veriyor.

Sonra da İrfan’ın sokakta öldüğü haberi geliyor.

*

Kitaptan öğreniyoruz ki o yıllarda İstanbul’un bugün kalabalıklığı ile bildiğimiz yerleri tenhaymış, çingeneler oralarda çadır kurarmış.


Örneğin Vidos Köyü. İstanbul Güngören ilçesinin eski adıymış.

*

Kitapta “Çingenece” diye ayrı bir lisandan da bahsediliyor. Farsça, Rumca, İngilizce, Fransızca karışıkça bir dil.

Örneğin Çingenece sayılar:

1- Yek
2- Tuy
3- Tirin
4- İştar
5- Panç
6- Şov
7- Efta
8- Ohto
9- Enya
10- Deş

Sf.126

*

İrfan’a çok sırnaşan Etem adlı laf cambazı bir çingene var. Onun ettiği bir dua var, çok komik:


"Abe Allahım, duyarsın ahım! Çoktur günahım!
Ayakta pabuç, başta külahım!
Açtım elimi, kırdım belimi, tuttum dilimi!
Ziytin tanesi, ekmek dilimi!
Yüreğim sızlar, kulağım vızlar, okur hafızlar!
Bayılır buna, çadırda kızlar!
Kusurum çoktur, mangizim yoktur!
Halim bom…tur!
Ben aç gezerim, İrfan Bey toktur!
Çektim çok acı, sen bana acı!
Etem duacı, olmuştur şinci mübarek hacı!
Amin, amin, amin, Veledi Ali amin!"


Sf.197

*

Çingenelerin laf dalaşına da çokça örnek var kitapta:

-Hay çarpsın seni evliyalar!
-Evliyalar çarparsa beni, sana neyim kalacak?
-Ensenin kılları kalacak!
-Ensemin kılları yüzüne peçe olsun!
-Benim yüzüm de senin ağzına keçe olsun!


Sf.164

Hacivat Karagöz gibi.


*

Eğlenceli bir roman. İnsanların gerçekliği ve eski İstanbul’un şekli şemali için güzel bir eser.