17 Temmuz 2016 Pazar

YALNIZLIĞA ÇARE BULUNDU



YALNIZLIĞA ÇARE BULUNDU

(Playing With Matches)

Suri Rosen

2014

Çeviren: Şafak Tahmaz

Parodi Yayınları

1. Baskı - Ocak 2015

270 sayfa


Amerikan sinema endüstrisi bunun filmini yapmadı mı? Çok Amerikan işi bir hikaye. Buram buram ikinci sınıf Amerikan romantik komedi filmi tadında.

*

Rain, otobüste tanışıp arkadaş olduğu Tamara'yla bir adamı tanıştırır. Tamara ve adam birbirlerini severler ve evlenirler.

Bunun üzerine Tamara, Rain'in çok iyi bir çöpçatan olduğunu düşünüp arkadaşlarına ondan bahseder. İş büyür ve Rain artık "Usta Çöpçatan" rumuzuyla tanınan biri olmuştur. Bir sürü yalnız kadın ve adamdan mailler alır, onları birbirleriyle eşleştirir. Kimisi başarıyla sonuçlanır, kimisi fiyasko olur.

Aslında en çok ablasını mutlu etmeye çalışmaktadır ama ona uygun birini bulamaz. Bu arada çöpçatanlık işleri nedeniyle derslerini ihmal eder, talihsizlikler yaşar, sevdikleriyle arası bozulur.

*

Tipik Amerikan romantik komedisi demiştim, kitabın sonu da bu yüzden tabii ki mutlu biter. Rain, ifşa olur, artık herkes onun Usta Çöpçatan olduğunu bilir. Yanlış anlamalar ortadan kalkar. Ablasına da hayırlı bir kısmet bulur.

*

Kitabın "Playing With Matches" olan orijinal adını "Yalnızlığa Çare Bulundu" diye çevirmek de biraz şey. Ben olsam "Usta Çöpçatan" diye çevirirdim, hikayeyle daha uyumlu bir başlık olurdu. (Ama kimseyle de bunu tartışacak değilim, çünkü ne gerek var?)

KAPALI GİŞE YALNIZLIK


KAPALI GİŞE YALNIZLIK

Serkan Özel

2014

Destek Yayınları

1. Baskı - Nisan 2014

214 sayfa



"Artık seni kim severse sevsin, benim seni sevdiğim kadar sevilmeyeceksin."

*

"Keşke sen de sevseydin beni...
Ya da 
Keşke hiç sevmeseydim seni."

*

"Hayatı terbiye edemiyorsan, gülerek küfredeceksin."

*

"Ömrüm sen içinde kalmış, ölüm kokuyorum... Kimseler yaklaşamıyor yanıma, bir başıma yalnızlığa siniyorum."

*

Kitap baştan aşağı bu gibi aforizma mı desem, tivit mi desem, bir takım laflarla dolu.

Hem de 200 sayfa boyunca.

NEDEN?

Bunları yazmak neden?

Basmak neden?

Alıp okuyana ise neden diye sormayacağım. Olabilir. "Merak" unsuru yüzünden yenmeyen halt yok. 

Hepimiz zaman zaman bir şeyler yazıyor olabiliriz. Ama bu yazdıklarımızı ortaya çıkarmanın iyi bir fikir olmayabileceğine dair bir balans ayarımız var. İşte bazı insanlarda bu yok. 

Bu kitap da bunlara bir örnek.


BUKRE


BUKRE

Kahraman Tazeoğlu

2013

Destek Yayınları 

1. Baskı - Eylül 2013

304 sayfa


Ööeğğhhh 

Bayık.

Kardeşim almış bu kitabı. Olabilir, o yaşlarda hangimiz hata yapmadık? Hatta benim daha utanç verici tercihlerim bile oldu.

*

Üstünkörü okudum bu kitabı. Her sayfadan birkaç cümle okuyarak, anladım.

*

Bukre'yi sevgilisi aldatmış, ayrılmışlar. Bukre'nin yakın arkadaşı var Selim. Birbirlerine "kuzum", "yavru kuşum" diye hitap edip "seni seviyorum", "ben de seni seviyorum" falan diyorlar. Ama arkadaşlar. (Haha arkadaş ayağı g.t ayağı.)

Bukre sonra Cem diye biriyle sevgili oluyor. Cem de Bukre'yi aldatıyor. Hem de Bukre'nin arkadaşı Rüya ile.

Bukre ve Cem ayrılıyorlar.

Bukre çok fena oluyor, sürekli kusuyor. 

Bir zaman sonra Bukre Rüya ile karşılaşıyor. Fakat Rüya çok değişmiş. Başını kapatmış, Allah'lı Rabbim'li konuşmalara başlamış.

Bu arada Selim yine arkadaş ayağına, sevgilisinden ayrılan Bukre'yi teselli ediyor. 

Ama sonra Bukre'ye olan aşkını itiraf ediyor.

Bu itirafın ardından 15 yıl sonraya geçiyor hikaye. Selim ile Bukre evlenmiş, iki çocukları olmuş. Çocuklarının adı Buse ve Emre. Buse'nin adı Bukre'nin bu'su ve Selim'in se'sinden geliyormuş. Ay bayılazaam.

*

Bir de sürekli Rabbim'e şükürler olsun, Rabbim'in yoluna girdim, Rabbim Rabbim Rabbim, ifadeleri var kitapta.

Bukre ve Selim içki de içmiyorlar. Bunun konusu açılınca övünerek içki içmediklerini, bunun yanlış olduğunu söylüyorlar.

*

Kitapta -mideniz kaldırırsa- sayfalar dolusu aforizma var.

"Boktan bir hayat ancak acılara gübre olur."

"Bir zamanlar benim olan ellerin, şimdi neden ellerin?"

*
Keşke böyle kitaplar yazılmasa.


İÇİNE GİRMEDEN ANLAYAMAZSIN



İÇİNE GİRMEDEN ANLAYAMAZSIN


CÜMLENİZE GİDER

Deniz Doğmuş

2013

Oray Basım Yayın

79 sayfa




Ne acayip ucayip kitaplar var. 

Bu kitap bir arkadaşımın eline vapurda tutuşturulmuş. Basiretsiz bir anına denk gelmiş, alıvermiş.


Adı bile, tövbe estağfurullah, bir meymenetsiz olan bu kitap bir şiir kitabı. Mesela bir şiirini paylaşayım:

"Oooofff offf yaaa!
Çok özledim yaaa!
Davet et sen yaa
Ya da
Davet etsen
Gelsem
Davet etsen; gelsem ya!!
Davet et sen,
GELECEĞİM BEN"

Böyle şeyler...

Ben gerçi şiirden pek anlamam. Belki, sanmıyorum ama, bir güzelliği vardır, ben görmüyorumdur. 


TDK'ya göre şiir: Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi 

Bunlar pek şiire benzemiyor gibi sanki?

"İÇİMDE KALDIN"ların giderek küçülmesi küçülmesi küçülmesi...


5 Temmuz 2016 Salı

YALNIZ KADINLAR ARASINDA




YALNIZ KADINLAR ARASINDA

(Tra Donne Sole)

Cesare Pavese

1949

İtalyanca aslından çeviren: Rekin Teksoy

Can Sanat Yayınları

8. Basım - Mart 2015

154 sayfa


Clelia Oitana, bir giyim mağazası açmak üzere Roma'dan Toledo'ya gelmiştir.

Burada gerekli çalışmaları yaparken çeşitli kadınlarla tanışır. Hayatları boyunca çalışmamış zengin aile çocuğu olan bu kadınlar arasında tek çalışan Clelia'dır. Çalışmaktan memnundur ve hayata bu şekilde tutunur.

"Çalışmayacak olsam, kim bilir ne kusurlarım olurdu. Yaşamda bağlanacak hiçbir şey bulamadım." sf. 99

Diğer kadınlar da hayata tutunacak bir şeyi, esasen mutluluğu ararlar. Kimisi erkeklerden, kimisi eşcinsel ilişkiden, kimisi ölümden medet umar.

*

Kitapta iki defa intihara kalkışan Rosetta, ilk girişiminde kurtarılır. 

İntihara kalkışır, çünkü;

"Yalnız kalmak istiyordu, kalabalıktan kaçmak istiyordu; oysa o çevrede yalnız kalınamazdı, yalnız kalabilmenin tek yolu varlığını ortadan kaldırmaktı." sf. 101

Arkadaşları neredeyse  "Keşke ölseydin, beceriksiz" e kadar vardırırlar tepkilerini. 

İkinci intihar girişimde bu defa ölür.

Yazar da Rosetta gibi bir otel odasında intihar ederek ölmüş.

*

Altını Çizdiklerim:

"Konuşmanın bir işe yaramadığını anladıkça daha fazla konuşur olmuştum." sf. 10

"Hayat bir banyo sundukça yaşamaya değerdi." sf.10

"İnsan giyinip kuşanmak için para kazanan tek hayvan." sf.18

"Yaşlılardan korkarsanız, yaşamaktan da korkarsınız." sf. 34

"Başka bir kente gitme isteği uyandırmayan tek kentti Roma." sf.36

"Sevişirken insan maskesini çıkarır. Çırılçıplak olur." sf.36

"Yaşamak öyle saçma bir şey ki, insan dünyaya gelişin saçmalığına bile tutunmaya çalışıyor." sf. 48

"Hepimiz çalışmayacak duruma gelmek için çalışıyorduk, ama biri çalışmayacak olursa kızıyorduk ona." sf. 75

"Düzen kurmak, bir başkasının varlığına dayanabilmek ve canın istemese de onunla yatmaktı. Para sahibi olmak ise yalnız kalabilme olanağı demekti." sf. 100



4 Temmuz 2016 Pazartesi

PROVA ODASI



PROVA ODASI

Barbaros Şansal

2016

Destek Yayınları

1. Baskı - Nisan 2016

311 sayfa


Barbaros Şansal'ı twitter'da takip ediyorum. https://twitter.com/barbarosansalfn

Kitabı da orada gördüm, merak ettim.

Bir de kendisinin Ehlisünnet TV'nin sevimsiz muhabirini aptala çevirdiği röportajı izlemiştim.
https://www.izlesene.com/video/barbaros-sansal-iside-elestirisi/8225310
Haha 4 dakikalık bir ayar şöleni.

Kitaba gelince;

Elbette terzilik ana konu.

Pek çok terzilik terimi de var: Mulaj, dresuar, anvelop drape, truvakar kol, dublefave manto... Kim bilir ne güzel şeylerdir. 

Terzi Davut. Yetiştirme yurdundan alınıp bir terzinin yanına veriliyor. Daha sonra kendi işini kurup çok başarılı bir terzi oluyor. Aynı zamanda çok ahlaklı. Pek çok ünlü-ünsüz kadın müşterisi oluyor. Onların özel hayatları hakkında da bilgi sahibi oluyor ama bunlarla ilgilenmiyor, işinde gücünde.

Yan binasında Yusuf adında bir mimar oturuyor.

Yusuf'un hayatında dört kadın vardır: Annesi Meryem, karısı Suzan, kızı Lara, sekreteri (metresi) Dila.

Dördünü de çok seviyor.

Dışarıdan mutlu bir aile resmi çizse de işin aslı iğrenç.

Suzan, Yusuf'un kendisini aldattığını biliyor ama sesini çıkarmıyor.

Yusuf, Suzan'ın bildiğini biliyor, ama sorun etmiyor.

Hepsi aynı apartmanda farlı dairelerde yaşıyorlar.

*

Yusuf ve Davut'un yolları kesişiyor.

Yusuf zaman zaman Davut'u düşünüyor. Davut da Yusuf'u.

Yusuf, hayatındaki kadınların hepsinin kendisini kandırdığını öğrenince sırra kadem basıyor. Davut'la.

*

Bu kişi ve olayların yanı sıra şehrin dokusunun nasıl değiştiğinden ve çirkinleştiğinden de bahsediliyor. 

*

Barbaros Şansal kitabın başında kitaptaki tüm insanların ve olayların kurgu olduğunu, kimsenin üstüne alınmamasını yazmış.

Bence kesin hepsi gerçek birilerinin temsili hali.

Kendisini "terzi yamağı" diye adlandıran Şansal da eminim bir sürü insanın özel yaşamı hakkında bilgi sahibi olmuştur. Elbette anlatmaz bunları ama belki  "temsili" olarak...Hı?

Aman bana neyse.


3 Temmuz 2016 Pazar

17/25 ARALIK REZA'NIN RIZA'SINI KAZANANLAR




17/25 ARALIK

Reza'nın "Rıza"sını Kazananlar

Ali Özgündüz

2016

Kaynak Yayınları

1. Basım - Nisan 2016

181 sayfa


"Hayırsever iş adamı" diye lanse edilen Rıza Sarraf'la rüşvet ilişkisi içine giren bakanlar hakkındaki 17-25 Aralık soruşturmasını yazmış, savcılık da yapmış olan CHP milletvekili Ali Özgündüz.

*

Hatırlayalım, kimdi bu bakanlar? Ve tabi oğulları.

*

İçişleri bakanı MUAMMER GÜLER: 17 Aralık sabahı M.Güler'in oğlunun evi aranıyor. Para kasaları, para sayma makineleri çıkıyor. Oğluyla yaptığı telefon konuşmalarında M.Güler evde kaç para olduğunu soruyor. 3-5 kuruş diyor oğlu. Milyon dolarlara 3-5 kuruş diyor. Sonra bu paralar yok bağışmış, yok villa satışıymış, yok imam hatip okulu yapılacakmış... Makbuzsuz, kayıtsız paralar.

Yine tapelerden hatırlayacaksınız, meşhur "Önüne yatarım" lafı da bu bakanımıza ait. O kadar kefil Rıza Sarraf'a.



*

Ekonomi bakanı ZAFER ÇAĞLAYAN: Hatırlayacaksınız, çırpındıkça daha da rezilleşmişti kendisi. Sarraf'ın "hediyesi" 700 binlik saati basına yansıdı. Saati kendisinin aldığıyla ilgili beyanı bizzat saat firması tarafından yalanlanmıştı. Sonra uyduruk bir kağıda "Saat karşılığında şu kadar para R.Sarraf'a verilmiştir." yazmıştı da milletin alay konusu olmuştu. İnsanlar peçeteye böyle şeyler yazıp dalga geçmişlerdi.

Bir de Rıza Sarraf'la aralarında saat için tuhaf konuşmalar oluyor. Rıza Sarraf saati bir türlü almıyor, Zafer Çağlayan "iyi tamam ben kendim alırım." diyor. Sevgili tripleri gibi gülünç haller.




*

Çevre ve Şehircilik Bakanı ERDOĞAN BAYRAKTAR: Aslında kendisi ayrı bir dosya konusu. İmar rantıyla ilgili yenen haltlar yüzünden "Ben her şeyi Başbakan'ın talimatıyla yaptım." deyip istifa etmişti. Sonra tırıs tırıs özür diledi.

*

Bakara makara bakanı EGEMEN BAĞIŞ: Cezai ehliyeti olduğundan bile şüphe ettiğim bir insan. "ouokl"




*

Milyon dolarların döndüğü bu çarkın içine dönemin başbakanı RECEP TAYYİP ERDOĞAN da "Paraları sıfırladın mı?" ile dahil olmuştu. Bilal oğlanla konuşmaları da kitapta yer alıyor.









*

Milletin a.ına koymaktan bahseden iş adamının önünü açmak mı dersin, binlerce polis, hakim ve savcının görev yerinin değiştirilmesi mi dersin, montaj-dublaj savunmasının (elbette) fos çıkması mı dersin, ve hâlâ yargılanmamaları mı dersin...

Hepsi birbirinden rezil, hepsi birbirinden kepaze herifler.

Daha rezil ve daha kepazesi hâlâ bu insanlara prim veren, bunlara inanan andavallar.

Onlardan daha sefil durumda olansa bu pisliklerden arınmayı başaramayan bizler.