28 Ocak 2026 Çarşamba

KIRMIZI PAZARTESİ

 



KIRMIZI PAZARTESİ

İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü

(Cronica de Una Muerte Anunciada)

Gabriel Garcia Marquez

1981

İspanyolca aslından çeviren: İnci Kut

Can Yayınları

18.Basım - Temmuz 2006


İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayet. Ama kimse önleyemiyor. Yani bir şeyin olacağı varsa oluyor.

*

Yeni evlenen genç kadın, bakire olmadığı damat tarafından anlaşılınca iade ediliyor. Ayıplı mal çünkü. Böyle domestik şeyler. Ağabeyleri soruyor kıza kim yaptı diye. Kız, Santiago Nasar diyor. 

Kızın ağabeyleri her yerde fellik fellik Santiago Nasar'ı arıyor. Nerede bu adam, diye soruyorlar. Öldüreceğiz biz onu, diyorlar. Namus meselesi, diyorlar. İnsanlar ciddiye almıyor, sarhoş zırvası diye düşünüyorlar, cinayet işlenecek olsa herhalde böyle bangır bangır söylenmez diye şaka olarak söyleniyor sanıyorlar. Sanıyorlar da sanıyorlar. 

Santiago Nasar'ın bu arada dünyadan haberi yok. Nişanlısının evine gidiyor. Nişanlısı olanları duymuş. Santiago'yu namusunu kirlettiği o kızla evlendireceklerini düşünüyor, üzülüyor. Kızın babası Santiago'ya söylüyor seni öldürmeye gelenlerden haberin var mı diye. Santiago orada öğreniyor, çok şaşırıyor ve yusuf yusuf kaçıyor. 

Ağabeyler bulup bıçakla delik deşik edip öldürüyorlar Santiago Nasar'ı.

Ondan sonra da kasaba ahalisi vah vah da vuh vuh! geçmiş olsun!

(Santiago Nasar'ın gerçekten tecavüz edip etmediği de ortaya çıkmıyor. Buna ilişkin delil bulunamıyor.) 

*

Kitabın bu hikayeyi anlatış tarzı belgesel gibi. 

Tek tek insanlara kamera tutulmuş da Santiago Nasar'ı nasıl bilirdiniz, cinayet günü ne yapıyordunuz... diye sorulmuş gibi. 

Filmi de varmış. İzlerim belki. Ya da muhtemelen izlemem. Belli olmaz benim sağım solum. 


26 Ocak 2026 Pazartesi

SEVİŞEN BEDEN

 


SEVİŞEN BEDEN

Her Yönüyle Kadın ve Erkek Cinselliği

(How Sex Works)

Dr. Sharon Moalem

2009

İngilizce Aslından Çeviren: Begüm Turgut

Alfa Yayınları

1.Basım - Ocak 2012

272 sayfa



Seks nedir, ne değildir?

Tam olarak böyle olmasa da sevişmek, insan bedeni, arzular, cinsel çekicilik gibi konularda bilgiler veriyor kitap. Sevişmenin anatomisi diyebilir miyiz? Diyebiliriz. 

*

Anatomi demişken, insan dişisinde memeler var. Pek benzeştiğimiz primatların dişisinde ise yok. Dişi primatlarda erkekten farklı meme yok. Çünkü diyorlar ki memeler aslında kalçaların taklitçisi. Primatların çoğunda erkek, dişiye arkadan yakınlaşır. İnsanlar iki ayak üzerinde dikilince ve en uygun cinsel pozisyon yüz yüze olunca, dişiler kalçaların taklitçisi olarak iki yuvarlak göğüs geliştirdi. Vay anasını, evrim sürecinde neler dönmüş!

Erkeklerde de eser miktarda meme var. Üstelik erkeklerde de süt bezleri varmış:

"Kadınlara nazaran daha nadir olsa da erkeklerin de meme dokularına sahip olması, onların da meme kanserine yakalanabileceği anlamına gelir. Erkek süt bezleri genel koşullarda etkin değildir ve süt salgılamazlar, fakat bazı özel koşullarda erkeklerin de süt salgıladığı bilinmektedir. Örneğin, bazı prostat kanseri hastaları, kanserlerinin yavaşlaması için tedavinin bir parçası olarak dişi cinsiyet hormonları aldığında bu hormonlar bazen erkeğin süt salgılamasını tetikler. Aşırı derecede açlık çeken erkeklerin de süt salgıladığı bilinmektedir. Açlığın ön hipofız bezinden (beynin tabanında bulunan) prolaktin salgılanımını tetiklediği ve erkek göğüs bezelerine süt salgılattığı düşünülmektedir."

Memeler ilginizi çektiyse şu kitabı öneririm:

Bkz: Havva/ Cat Bohannon

*

Aşkın gözü kördür'e de değiniyor kitapta. Bunu daha akademik şekilde ifade ediyor:

"İnsanlar halihazırdaki partnerlerine aşık olduklarını düşündükleri anda, karşı cinsin diğer çekici üyelerine karşı görsel dikkatleri dağılıyor."

Aşkın gözü kördür demiyor tabii, okumuş insan.

Bu körlüğe, pardon, görsel dikkat dağınıklığına dair bir deney var. Duymuşsunuzdur belki, ben duymuştum internetlerde, Terli Erkek Tişörtü Deneyi. Kadınlara terli erkek tişörtleri koklatıyorlar. Öğğgh!  Ve kadınlar beğeniyor bu kokuları. "Kokunun Brad Pitt'i yoktur.” diyor yazar. Zaaa!

Kendilerine en değişik gelen kokuyu beğenmiş kadınlar. 

“Gönüllüler her seferinde, kendi bağışıklık sistemlerinden farklı bağışıklık sistemlerine sahip erkeklerin kokularını en çekici kokular olarak belirlediler.”

Bizden daha farklı olanı beğenmemizin sebebi bağışıklık sistemimizi güçlendirme isteğimizmiş. "Nisbi çeşitlilik" diye geçiyor kitapta bu konu. Nisbi çeşitlilik ne kadar zenginse bağışıklık sistemimiz o kadar dirençli oluyormuş.

"Çünkü bu şekilde, daha geniş bir potansiyel mikrop grubunu tanıyarak, onlarla savaşabilecektir. Böylece enfeksiyonel hastalıklara karşı daha dirençli ve iyi silahlanmış olacaksınız. Nisbi çeşitlilik önemlidir."

 *

Kitapta neler neler yok ki! Pornodan da bahsediyor mesela. İlginç bir bilgi: 

"Pornografik görüntüler izleyip mastürbasyonla boşalan erkeklerde, görüntüye bir erkek de katılırsa, spermlerin daha hareketli olduğu gözlenmiştir."

Pornosuna daha fazla eğlence katmak isteyen beyler denesin.

*

Ananas ve meni tadı arasındaki ilişkiyi duymuşsunuzdur. Ben duydum internetlerde. (Ben internette nerelerde takılıyorum?) 

Ne yediğiniz, meni tadını etkiliyormuş gerçekten: 

"Acı yiyeceklerle, kahve ve alkol gibi acı içecekler, meninizin daha acı olmasına yol açar. Ananas, kereviz, karpuz gibi daha zayıf aromalı yiyecekler ise meninizin daha az güçlü tatmasına yol açar. Et bakımından zengin bir diyeti olan kişilerin menileri, kesinlikle daha yoğun ve yapışkan olur. En hafif meni için, şefin tercihi vejetaryenlerdir."

*

Canım kadınlar tahrik olduklarını bazen anlamıyorlarmış:

"Genital organların vazodilatasyonu (damar çaplarının genişlemesi), erkeklerde ereksiyon, kadınlarda vajinanın kayganlaşması ve benzeri işaretleri içeren fiziksel tahrik, bilinçli bir cinsel arzudan veya zihinsel tahrikten, yani cinsel ilgi düşüncesinden önce gelebilir. Diğer bir deyişle, vücudunuz, siz fark etmeden tahrik olabilir. Sonrasında 2007'de McGill Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, sıcaklık göstergesi kullanarak, porno izleyen erkeklerin ve kadınların genital bölgelerindeki sıcaklık artışlarını ölçtüler. Sıcaklıktaki artışın nedeni, genital bölgeye kan akışıdır ki bu normalde vücudu cinselliğe hazırlar. Çalışmada, erkekler de kadınlar da on dakikada tahrikin zirve noktasına ulaştılar. Bu sonuç beraberinde, kadınların tahrik olmasının erkeklerden daha uzun sürdüğü veya pornografiye karşı daha az duyarlı oldukları inancını sarsacak şüpheler getirdi"

*

Homoseksüellikten de bahsediliyor kitapta. Hayvanlardan örnekler veriliyor ve hayvanlarda da homoseksüellik olması o zaman cinselliğin tek amacının üremek olmadığını düşündürüyor.

Aynı cinsler arasında cinsel ilişki olması heteroseksüel ilişki gibi yakınlık ve bağlanma sağlıyor, saldırganlığı ve gerginliği azaltıyormuş. 

Hayvanlar demişken, doğum kontrolü hayvanlarda da varmış. Babunlar, Siyah Afrika eriği ve yaprakları yiyorlarmış ki bu bitki doğurganlığı etkiliyormuş. Ama bilerek yediklerine dair somut bir veri yokmuş.

*

Bunların yanı sıra kitapta kadın boşalması (boşalma sırasında kadının çıkardığı sıvıya idrar diyen erkekler), cinsel yolla bulaşan hastalıklar, menopoz ve benzeri pek çok konu yer alıyor. 

23 Ocak 2026 Cuma

ADAMIN OĞLU

 


ADAMIN OĞLU 

(Le Fils de L'homme)

Jean - Baptiste Del Amo

2021

Fransızca aslından çeviren: Canan Özatalay

Can Yayınları

1.Basım - Kasım 2024

213 sayfa


Uzun ve yorucu betimlemelerin ardından sürükleyici ve kahredici bir hikaye geldi. 

Zavallı bir çocukcağızın kafası gidik babası yüzünden ne travmalara maruz kaldığını okuyoruz. 

*

Anne, baba, çocuk. İsimleri yok. Böyle bilmemiz yeterli demek ki.

Arabayla gidiyorlar. İlk elli sayfa, belki daha fazla, gidiyorlar. Nereye, neden gidiyorlar? Bilmiyoruz. Ama mutlu bir yolculuk olmadığını anlıyoruz. 

Dağ başında bir eve varıyorlar. Pek sağlam görünmeyen, eski bir ev.  Bir süre o evde yaşayacaklarmış. 

Anne bu durumdan memnun değil. Bir gerilim var kitapta. 

İlerleyen sayfalarda annenin bir gün ağzından kaçırmasıyla çocuğun istenmeyen bir çocuk olarak dünyaya gelmiş olduğunu okuyoruz. Çocuk doğmuş, baba gitmiş, altı yıl sonra çocuğun karşısına çıkmış, ben senin babanım diye. 

Dağ başındaki evde baba evin tamiri ile uğraşıyor. 

Bir gün baba oğlana soruyor, ben yokken annene yardım eden bir erkek oldu mu, diye. Tony Amca, diyor çocuk. Hah! Baba kesin kötü bir şey yapacak Tony'e. Bir akşam Tony’i eve çağırıyor baba. Eski arkadaşlarmış zaten bu ikisi. Yemekten sonra baba, Tony’e bir daha karşıma çıkma, beni görürsen yüzünü çevir, seni öldürmekten korkuyorum, diyor. İyi, bir şey yapmıyor, sevindim. 

Anne hamile kalıyor, kardeşin olacak, diyor çocuğa. 

Baba, annenin karnındaki bebeğin babasının kendisi olmadığını söylüyor çocuğa. Çocuğu da tembihliyor, “Sevmekten uzak dur, sana hiçbir fayda getirmez.” diyor.

Babanın manyaklığı kendi babasından gelmiş. Babanın babası bir arazi almış ve oraya ev yapmak istemiş. Görevli memur gelip idarî bazı yasaklardan, cezalardan bahsetmiş. Adam öfkelenmiş. O öfkeyle iş yerinde ihmalkarlık edip kaza geçirmiş, kolunu kaybetmiş. Artık tek amacı bu arazideki evi inşa etmekmiş. O arada karısı da ölmüş. Bu inşaat adamın hınçla bağlandığı ve çocuğuna da aktardığı bir saplantıya dönüşmüş. Çocuk kaçmış oradan. Sonra babasının ölüm haberini almış. Yalnız ve hayvanlar tarafından vücudunun bir kısmı yenmiş şekilde bulunmuş babasının cesedi.

Büyükbabanın bu eve olan takıntısı küçük babaya geçmiş. 

Baba, karısını ve çocuğunu dağ başındaki bu eve getirip inşaat işlerine girişiyor. Fırtınada çatı uçup gidiyor. Adam hâlâ burada kalacağız diyor. Kadın hamile yedi aylık. Yok, diyor adam, buradayız. 

Bir gece baba uyurken kadın oğlunu da alıp evden kaçıyor. Gidiyorlar ama bir müddet sonra hamile kadından kan geliyor. Kadın oğluna, eve dön, babanı bul, diyor. Baba anneyi bulup eve geri getiriyor. Doktora götürmüyor. Kadın doğum sırasında ölüyor. Kız bebek dünyaya geliyor. Baba uzun bir süre anneyi gömmüyor, odada öyle bırakıyor. Yavrum çocuk da annesi orada yatıyor diye bir ihtiyacı var mı diye bakıyor ara sıra. Ölüm mölüm bilmiyor ki yavrucak. 

Ölü annenin kokusuna daha fazla dayanamayarak gömüyor nihayet baba. Yavrucak için nasıl travmalar bunlar!

Çocuk, bebek kardeşini de alarak kaçıyor bir gün. Hadi başar çocuk! 

Çocuk ve bebecik ormanda koşuyor, kaçıyor, mağaralar, dereler. Derken baba onları buluyor. Çocuk, kucağında bebekle kaçıyor kaçıyor. Bebecik ağlıyor. Bebeği yere bırakıyor, kaçıp bir kuytuya saklanıyor. Baba bebeğin yanına gelince çocuk çıkıp babasına silah doğrultuyor. Vurdu mu? Bilmiyoruz. Burada bitiyor .

*

Ne gerdi be!

Bu gerilim hikayesi bana şu kitabı hatırlattı:

Bkz: Kya'nın Şarkı Söylediği Yer/ Delia Owens

Orada da erkek şiddetinden kendisini korumaya çalışan bir kız çocuğu vardı. Babası yüzünden annesi ve kardeşleri evden kaçmıştı.

*

Başlardaki kaçma hikayesi de başka bir kitabı anımsattı. Nereye neden kaçtıklarını anlamayan çocuk hikayesi olarak:

Bkz: Biz Kimden Kaçıyorduk Anne/Perihan Mağden



22 Ocak 2026 Perşembe

KASİYER

 


KASİYER

(Konbini Ningen)

Sayaka Murata

Çeviren: H. Can Erkin

İthaki Yayınları

1.Baskı – Kasım 2025

101 sayfa

 

Kendi normalini yaşayan bir kadına, “Hayır, normal bizim dediğimiz!” diye diretenler var. Kadın, onların normal dediğini yaşamaya başlayınca onu da beğenmiyorlar.

*

Furukura toplum için değişik bir kız. Pür mantık. Duygusallık ve duygusal zeka yok. Bence gayet iyi. İnsanlara bir zararı da yok. Kimseye karışmıyor. Sadece hayatı anlamlandıramıyor. İnsanların kızmalarını, söylenmelerini anlayamıyor ve bence gayet haklı.

Öyle böyle okulları bitiyor, bir markette yarı zamanlı çalışmaya başlıyor daha üniversite öğrencisiyken. Yıllarca da çalışmaya devam ediyor. On sekiz yılı deviriyor o markette. İnsanlar tuhaf buluyor, otuz sekiz yaşında bekar kadın, yarı zamanlı çalışıyor. Uvvvv ne büyük tehlike, ne büyük tehdit!

Bir gün markette bir adam çalışmaya başlıyor. Şiraha. Ama çalışmaya gönlü yok. Serseri, işe yaramaz bir tip. Hayattan şikayet edip duruyor, çok ve boş konuşuyor. Zaten kısa zaman sonra işten çıkarıyorlar.

Furukura insanların yadırgayıcı bakışlarından kurtulmak için şunu akıl ediyor. Şiraha ile evlenmek. Ah benim güzel kızım! Korkunç bir fikir ama insanlar da zaten korkunç.

Şiraha başta tereddüt ediyor. Sonra işine geliyor ve kabul ediyor. Arzu ettiği gibi hiç çalışmadan, hiç dışarı çıkmadan, ekmek elden su gölden yaşayabilecek.

Erkek arkadaşı olduğunu söyleyen Furukura’yı herkes tebrik ediyor, herkes onun adına çok mutlu oluyor. Ama erkek arkadaşının işsiz güçsüz olduğunu öğrendiklerinde yine tatlar kaçıyor. Ama tahammül ediyorlar. Çünkü hiç değilse bir erkekle, hiç değilse evlenecekler. Bir de yarı zamanlı işi bırakırsa tamamdır.

Halbuki Furukura markette çalışmayı seviyor. Marketin bir organı gibi. Bütün hayatını markete göre yaşıyor ve bundan memnun, rahat. Ama toplum baskısına daha fazla dayanamayıp işi bırakıyor. Sudan çıkmış balığa dönüyor tabii.

Şiraha kendisi çalışmayıp Furukura’ya iş arıyor. Furukura bir mülakata gidecek yolda bir markete rastlıyor. Raflar, reyonlar, ürünler… Hemen müdahale ediyor, bir şeylerin yerlerini değiştiriyor, kasiyer kıza tavsiyelerde bulunuyor. Ve anlıyor. Yeri burası. Market.

Mülakatı boşveriyor. Şiraha zaten umurunda değil. Markette çalışacak. Kesin kararlı.

Hay yaşa!

Kendi bildiğin yol var, mis gibi. Dünyanın en mükemmel şeyi insanın ne yapmak istediğini bilmesi. Ne derlerse desinler, aman, sanki onlar çok şey.